Güncel İncelemeler;

Mother's Day (2010)

Mother's Day (2010)
"Gerçek güç başkalarını yönetebilmektir."
Yaklaşık bir ay önce icradan kelepir fiyata satın aldıkları evlerine taşınan Sohapi ailesi,arkadaşlarıyla doyasıya eğlenmek için ufak bir parti düzenler.Beth ve Daniel Sohapi bir süre evvel bebeklerini kaybetmiş,sıkıntılı dönemler geçirmiş olsa da mekan değişikliğiyle beraber ilişkilerinin yeniden yoluna girmesini arzu etmektedirler.Yakın dostlarını davet ettikleri bu partiyle sosyalleşmeyi uman kahramanlarımız evin eski sahiplerinin çıka gelmesiyle büyük bir sürprizle karşılaşırlar.Üstelik Koffin'ler hiç de dost canlısı değildir...
Başlarını büyük belaya sokan Addley ve Ike Koffin kardeşler,silahlı soygun sırasında hem ortakları tarafından aldatılmış hem de polislere yem edilmiştir.Çıkan çatışma sonrasında küçük kardeşleri Johnny'nin de vurulması bütün planları alt üst etmiştir.Annelerine inanılmaz bir itaat duygusuyla bağlı olan kardeşler,girdikleri çıkmazdan  kurtuluş kapısı olarak gördükleri annelerine telefonla ulaşamamalarının ardından eve dönmeye karar verirler.Ancak bilmedikleri travmatik gerçek ise evlerinin yaklaşık bir ay önce satılıp el değiştirmiş olduğudur.Baskın basanındır mantığıyla evlerine girdiklerinde kilerde parti yapan Sohapi ailesi ve dostlarıyla karşılaşırlar.Tahmin edeceğiniz üzere eli kanlı soygun çetesi kendi mahremleri olarak bildikleri evde yabancılarla yüz yüze gelince tabiatları gereği şiddete başvururlar.Ev kan gölüne dönüşmeye başlamıştır.Çocukluklarından beri akıl hocalıklarını yapan annelerine nihayet ulaşmayı başaran Koffin kardeşler akşam saat sekize kadar ülkeyi terk etmek zorundadır.Annelerinin gelmesi ile ona yolladıkları paraların eline geçmediğini anlayan Koffin'ler,ev sahiplerinin kendilerine ait bir şeyler sakladıklarından şüphelenmeye başlarlar.Şimdi yapmaları gereken kaçmalarına yetecek kadar nakit bulmak ve polisler peşlerine takılmadan ülkeyi terk etmektir.Öte yandan Johnny'nin yarasından ötürü giderek fenalaşması tutsaklar arasında doktor George'a muhtaç kalmalarına sebep olacaktır...

İyi;Oyunculuk,kurgu ve soundtrackler gerçekten son derece başarılı.Gerilimin giderek tırmandığı,sürükleyici olduğu kadar zaman zaman donup kalmanıza,farklı duygular hissetmenize neden olacak son yılların en iyi suç gerilim yapımlarından biri olduğunu söyleyebilirim.Genelde yeniden çekim (remake) filmler seyirciyi hayal kırıklığına uğratsa da "Mother's Day " için bunu söylemek haksızlık olur.Sanırım bir parantez de filmin yönetmeni Darren Lynn Bousman için açmak gerekecek.Saw serisinin ardından korku-gerilim sinemasına giderek ısınan genç yönetmen türün meraklılarının takip etmesi gereken büyük bir yetenek.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 2 Temmuz 2013 | Etiketler : | | |

Red White & Blue (2010)

Red White & Blue (2010)
Erica önüne gelenle yatan,nerde sabah orda gece mantığıyla yaşayan hayatı umursamayan genç bir kızdır.Birlikte olduğu bir erkekle asla yeniden beraber olmama ve arkadaşlık kurmama gibi tuhaf alışkanlıklara sahiptir.Ailesiyle sorunlar yaşayan kahramanımız işsizliğin yanısıra şimdi de kalacak yer sıkıntısı çekmektedir.Günün birinde Nate isimli kendisine yardımcı olmak isteyen,karşılığında herhangi bir beklentisi olmayan sakin bir adamla tanışır.Nate eskiden Irak'ta görev yapmış,ordudan şerefiyle ayrılmış,işin felsefesine kaçan insanlarla mesafeli biridir.Zamanla Erica ve Nate tezat karakterlerine karşın yakınlaşmaya başlarlar.
Erica'nın dramına ortak olmak isteyen ve hayatın her zaman insanlara çıkış yolları sunduğunu anlatan Nate,kendisinden örnek vererek böyle yaşamak istediği için şu an burada olduğunu anlatır.Başlarda Nate'in de diğerlerinden farklı olmadığını düşünen Erica,daha önce tanımadığı bir duygu olan güven hissini keşfetmeye başlar.
Franki günden güne yıldızı parlayan lokal bir rock grubunun solistidir.Kanser olan annesinin tedavisi yüzünden epey yıpranan kahramanımız,Hiv taşıdığını öğrendiğinde ise mahvolur.Annesine sürekli kan bağışı yaptığını ve bunun imkansız olduğunu düşünse de son altı ay içinde seks yoluyla hastalık kaptığını anlar.Arkadaşlarının desteğini de arkasına alarak intikam için gözünü karartan Franki,annesinin de ölümü sonrasında büyük bir buhranın içinde kaybolmaya başlar.Öte yandan Erica uzun süredir ilk defa kendisini böylesine huzurlu hissetmektedir...


İyi;Oyunculuk üst seviyede,kurgu biraz dağınık ilerle de kesinlikle beklemenize değecek.Diyaloglar ilgi çekici.Genel itibariyle dram ve gerilimin birlikte yoğurulduğu rahatsız edici bir yapım.
Kötü;Bazı sahneler filmin ekseninden uzaklaşmış.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 25 Ekim 2012 | Etiketler : | | | | |

Nine Dead (2010)

Nine Dead (2010)
Dokuz yabancı yaka paça kaçırılarak depo benzeri havasız bir odaya kapatılırlar.Maskeli gizemli bir adamın kendilerini hapsettiğini öğrenen kahramanlarımız,ellerindeki kelepçelere rağmen dışarı çıkabilmek için debelenmeye başlarlar.Çok geçmeden maskeli katilin neden burada olduklarını sorması ve bunun cevabının aralarındaki iletişim sonrasında ortaya çıkacağını söylemesi ile gergin bekleyiş tırmanacaktır.Zira onar dakika arayla odaya geleceğini söyleyen katilimiz,kurbanlarının neler olup bittiğini çözememesi halinde teker teker aralarından birini vuracağı korkusunu salmaktadır.
Hesapta birbirlerini tanımayan dokuz yabancı başlarda olayın ciddiyetinden uzakta yardımlaşmayı reddetmektedirler.Bunun polislerin işi olduğunu varsayarak,işledikleri suçları bu şekilde itiraf etmelerini sağlamaya çalıştıklarını düşünürler.Ancak odada bulunan zaman sayacının çalışması ile on dakikaları olduğu gerçeği ile yüzleşen kahramanlarımız,eteklerindeki taşları dökmeye başlarlar.Çoğunlukla çeşitli suçlara bulaşmış sert mizaçlı karakterlerden oluşan grupta;yaşlı bir peder,savcı yardımcısı bir bayan ve asyalı ingilizce bilmeyen orta yaşlarda bir kadın dikkatleri üzerine çekmektedir.Maskeli katilin aralarındaki bağlantıyı kendilerinin keşfetmesi yönünde baskılarını arttırması ile diyaloğu ilerletmeye başlayan talihsiz kahramanlarımız tebeşir yardımıyla ufak anekdotlar not almaya çalışırlar.Kısa süre sonra geçmişte aralarından bazılarının yollarının kesiştiğini keşfetmeleri ile zaman çizelgesi oluşturarak katilin kim olduğunu kestirmek için çaba harcayan Eddie,kafasında bazı soruların cevabını aramaktadır.Belli ki zamanında bir şekilde katkılarının olduğu polisiye bir olay birilerinin canını sıkmayı başarmıştır.Şimdi de bunun diyetini ödemek zorunda olan dokuz yabancı,buradan sağ çıkmak istiyorlarsa taşları yerlerine oturtmalıdırlar.


İyi;Tipik tek mekan filmlerinden biri.Diyaloglar,kurgu vs sürükleyici.Bu yapımı sevenlerin Panic Button (2011),Exam (2009),The Method (2005) filmlerine de göz atmalarını tavsiye ediyorum.
Kötü;Ufak mantık hataları yok değil.Final hakkında olumlu şeyler söylemek mümkün değil.Başarılı şekilde ilerlerken son bölümde bir çuval inciri mahvetmişler.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 22 Eylül 2012 | Etiketler : | | |

Picco (2010)

Picco (2010)
Almanya menşeli genç mahkumların yaşadığı sıkıntılar ve uyum sürecinin işlendiği yapım,ağır işleyen temposu ile zaman zaman buhranlı bir atmosfere bürünüyor.Geleceğe dair beklentilerin yok olması ve sonrasında güçlülerin dünyası edebiyatı...Esasında hapishanenin nerede olduğunun hiç bir önemi yok.Tipik grup dinamikleri burada da geçerli.(ot dağıtan kuryeler,patronluk taslayan kabadayılar,olan bitenlere göz yuman gardiyanlar vs...)Eğer yolunuz oraya düşmüşse kaybedeceğiniz hiç bir şeyiniz kalmamış demektir.Zamanla dış dünya sizinle ilişkisini keser ve sizin var olduğunuzu dahi belleklerden siler.İşte bu noktadan sonra elinizde pek de bir alternatif kalmaz.Artık hayata tutunmak istiyorsanız sistemin gereklerini yapmanız,güçlülerin yanında yer almanız gerekir.
Kevin ıslahevinin yolunu tutmuş genç bir mahkumdur.Dışarıdaki sorumsuz davranışları sonrasında kendisini bambaşka bir dünyada bulan kahramanımız;Tommy,Andy ve Marc ile beraber aynı hücreyi paylaşmak zorunda kalır.Yeni gelenlere Picco adının takıldığı sürekli aşağılanıp,alay edildiği yeni hayatında ayakta durmaya çalışan Kevin,zamanla hümanist yapısını kaybederek sistemin gereklerini uygulamaya başlamaktan çekinmeyecektir.Gündelik hayatının parçası haline gelen şiddet,baskılar ve zorbalıklar eğer ezenlerin tarafı olmazsa bertaraf olacağını göstermektedir.Yapılan haksızlıklara karşı gardiyanların da kayıtsız kalması ile kendi yolunu çizmek zorunda kalan Kevin'in öncelikli olarak yapması gereken üzerine yapışan Picco unvanından kurtulmaktır.Yaşadığı sıkıntılı dönemde kendisine tavsiyeler veren Tommy'nin fikirlerini başlarda benimseme de diğerlerinin saygısını kazanmak istiyorsa onlar gibi davranmalı,zayıf olanları ezmelidir.İlk adım olarak da böyle bir mekanda asla varlığına yer olmayan "suçluluk" duygusundan kurtulmalıdır.Ancak unutulmaması gereken bir kez kendisini kaybettiği anda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıdır... 


İyi;Pek çok klişenin yer aldığı sıradan bir hapishane filmi görüntüsünde.Ancak giderek tırmanan gerilimin,işin dram boyutuyla münasebeti başarılı şekilde yansıtılıyor.Değişen şartlar ve karşılaşılan güçlükler sonrasında insan doğasının gereklerinin ortaya çıkması ile neler yapabileceğinin gözlemlendiği,izlemenizi tavsiye edebileceğim iyi bir dram-gerilim filmi olduğunu da ekleyeyim.Bu arada finali de enteresan hani...
Kötü;Bazı sahneler üzerinde anı yansıtabilmek için gereğinden fazla durulmuş.Sonuç olarak bu da kurgunun ağır şekilde ilerlemesine neden oluyor.   
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Eylül 2012 | Etiketler : | | |

Buried (2010)

Son dönemlerde yükselme trendine giren tek mekan filmlerinden biri olan "Buried",geniş bir bakış açısı ile gözlemlediğimizde tek kişilik oyuncu kadrosu ile yavan ve sıkıcı bir görüntü içerisinde.Ancak gerek başarılı oyunculuk sayesinde gerekse kurgunun sürükleyiciliği bakımından bu tarzı sevenlerin boş geçmemesi gereken alternatiflerden.Konuya gelecek olursak;Irak'da Amerikan ordusuna lojistik destek sağlayan askeri bir konvoyda kamyon şoförü olan Paul Conroy,direnişçiler tarafından kaçırılmıştır.Saldırı sonrasında ele geçirilen kahramanımız,baygın halde geçen saatlerin ardından diri diri gömüldüğü tabutun içerisinde uyanacaktır.Neden tüm bunların başına geldiği hususunda kafa kurcalamaya başlayan Paul'un tek yardımcısı ise bir cep telefonu olacaktır.
Daracık tabutun içerisinde yerin bilmem kaç metre altında giderek zorlaşan şartlar altında hayatta kalmaya çalışan Paul,telefonun menüsünü bir şekilde ingilizceye çevirdikten sonra derin bir nefes alacaktır.Şimdi en azından derdini anlatabileceği birilerine ulaşabileceğini düşünen kahramanımız,şarjının azalması ve sürekli gidip gelen hatlar nedeniyle epey sıkıntı çekecektir.Bu arada kendisini kaçıran direnişçilerin araması ile başının büyük belada olduğu anlayan Paul,buradan çıkabilmesi için doksan dakikasının olduğunu öğrenecektir.Durum biraz farklı olsa da tipik bir fidye senaryosu üzerinde kurban pozisyonunda çaresiz kalan kahramanımız,verilen süre içerisinde Amerikan hükümetini ikna ederek istenilen parayı bulmalıdır.Zaman ilerledikçe havasızlıktan ötürü sağlıklı düşünemeyen Paul,beklediği haberlerinin uzağında Amerikan rüyasından uyanmak zorunda kalacaktır.

İyi;Sürekleyici tek mekan filmlerinden biri.Ancak imdb puanın malum sebeplerden ötürü fazlasıyla abartıldığı düşünenlerdenim.Bu filmi sevenlerin 127 Hours (2010) ve Phone Booth (2002) yapımlarına da göz atmalarını tavsiye ediyorum.
Kötü;Yer yer sıkıcı sahneler yok değil. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 23 Ağustos 2012 | Etiketler : | | | | |

Los ojos de Julia (aka Julia´s Eyes) (2010)

Yakın zamanda ikiz kardeşinin evinin bodrum katında kendisini asarak intihar etmesi ile büyük bir üzüntü yaşayan Julia,en başından beri kız kardeşinin öldürülmüş olabileceğini düşünmektedir.Orta yaşlarda bir bayan olan kahramanımız,tıpkı kardeşinde olduğu gibi eninde sonunda kendisi görme yetisinden alı koyacak genetik bir hastalığın pençesindedir.Zaman zaman en yakınındaki nesneyi dahi göremeyen,deyim yerindeyse gözlerinin önüne sis perdesi inen Julia,kalan zamanını gizemli intihar olayını araştırmakla geçirmeyi planlamaktadır.
Edindiği ufak ip uçları ile gerçekten de kardeşinin ölümüyle ilgili bilinmeyen bazı şeylerin olduğunu keşfetmeye başlayan kahramanımız,öte yandan hastalığının giderek ilerlemesi sonrasında cerrahi bir operasyon geçirmek zorunda kalır.En az iki hafta boyunca gözlerinde sargıyla yaşamak zorunda kalan Julia,evinin içerisinde bir yabancının gezindiğini hissetmektedir.Kız kardeşinin ölümünde olduğu gibi gizemli bir yabancının çevresinde kendisine zarar vermek için fırsat kolladığı düşünen kahramanımız,Ivan isimli bir bakıcı ile neredeyse tüm zamanını geçirmeye başlamıştır.Ivan'ı gözlerindeki rahatsızlık nedeniyle göremese de yardımsever,şefkatli tavırlarından ötürü ona yakınlık duymaya başlayan Julia,diğer yandan da sürekli birinin nefesini ensesinde hissetmeye devam etmektedir.Yaşadıklarının hayal gücü eseri yanılsamalar mı olduğu yoksa gerçekten de hayatının tehlikede olabileceği şüphesi kafasını kurcalamaya devam etmektedir...


 
İyi;Orijinal bir hikaye barındıran,baştan sona gerilim yüklü başarılı bir yapım.Oyunculuk ve atmosfer ilgi çekici.İspanyol korku-gerilim sinemasının son dönemlerde vizyona girmiş,zirve yapan filmlerinden.
Kötü;Ufak mantık hataları yok değil,ama o kadar da önemli değiller.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 18 Ağustos 2012 | Etiketler : | | |

127 Hours (2010)

2010 yapımı "Buried" filmiyle aynı dönemlerde vizyona giren;kurgu ve konu olarak benzer şekilde seyreden "127 Hours" işin içine biraz da biyografinin girmesi ile ilgi çekici tek mekan filmi alternatifi haline dönüşüyor.Konuya gelirsek;dağcı Aron Ralston'un Utah yakınlarında pek de ziyaretçisi olmayan kanyonda talihsiz bir kaza geçirmesinin ardından,büyük bir kaya parçasının kanyonun derin bir çatlağında elini sıkıştırması ile çaresiz şekilde geçirdiği 127 saati konu ediniyor.Ömrü boyunca kimseye minnet etmeden her daim kendi işini kendisi görerek yaşayan Aron,daracık bir çatlağın içerisinde hayatının en büyük sınavını verecektir.
Rutin olarak kafasını dağıtmak için uğrak yer bellediği kanyonda hedef belirlediği yeni bir noktaya ulaşmak için yola koyulan Aron,ailesine ya da herhangi bir dostuna haber vermeksizin sırt çantasına doldurduğu gereçleri ile maceraya atılır.Beraberinde götürdüğü suluğu,kamerası,fotoğraf makinası,el feneri ve çin malı dandik bir çakısı ile yine kimseleri planına dahil etmeyerek yalnızlığının tadını çıkaran kahramanımız,oldukça talihsiz bir kaza sonrasında kanyonun derin bir çukurunda büyük bir kayanın elinin üzerine düşmesi ile sıkışıp kalır.Sesini duyuramayacağını anlayan Aron,zaten halihazırda pek kimsenin de gezintiye çıkmadığı bu kanyonda kaderi ile baş başa kalmıştır.Sağ elinin sıkışması ile her işini sol eliyle görmek zorunda kalan kahramanımız,başlarda her işte olduğu gibi yine kendi kendisine yetebileceğini ve bu badireyi de atlatabileceğini düşünmektedir.Elindeki envanterleri en iyi şekilde kullanabilmek için başına bela olan büyük kaya parçasının üzerine yerleştirdikten sonra ucu körelmiş çakısı ile elinin sıkıştığı yeri kazıyarak kımıldatabilmesinin mümkün olmadığı kaya parçasından kurtulmaya çalışan Aron,saatler ilerledikçe çabalarının yetersiz olduğunu anlayacaktır.
Gerek kan kaybının etkisinden gerekse suyunun giderek azalması ile çeşitli halüsinasyonlar görmeye başlayan kahramanımız,çaresiz bekleyişini sürdürmektedir.Buranın mezarı olacağını düşünmeye başlayan Aron,günün birinde bulunacağını düşündüğü kamerasının yardımıyla ailesine ve geçmişte terk ettiği sevgilisine karşın pişmanlıklarını,dile getiremediklerini anlatmaya koyulur.Ümidini yitirmeye başladıkça kendisi ve geçmişiyle yüzleşmeye başlayacak olan Aron,hayatta kalabilmek için ne pahasına olursa olsun soğukkanlı davranmalıdır.

İyi;Tek mekan filmlerinden biri olarak sürükleyici kurgusu ile izlemenizi tavsiye ettiğim bir yapım.Bu filmi sevenler Buried (2010) ve Frozen (2010) yapımlarına da göz atabilirler...
Kötü;Sonuçta filmin neredeyse tamamının daracık bir çatlakta geçtiğini düşünürsek,zaman zaman sıkıcı sahneler yer alsa da seyir zevkini aşağılara çekecek cinsten değil.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 5 Ağustos 2012 | Etiketler : | | | |

Mask Maker (2010)

Evan sevgilisinin (Jennifer) doğum günü için özel bir şeyler yapma arayışındadır.Sahip olduğu bir miktar para ile kuş uçmaz kervan geçmez bir çiftlik evini gözüne kestiren kahramanımız,bu evin hem kendisi hem de Jennifer için ideal bir yatırım olacağını düşünmektedir.Jennifer doğum günü sürprizinin bu virane ev olduğunu öğrenince biraz bozulsa da yine de Evan'ın birlikte hoş zaman geçireceklerini vaat etmesi ile kaybolan neşesi yerine gelir.Dahası en iyi arkadaşlarını da davet ederek kusursuz bir doğum günü eğlencesi planlamaktadır...
Evi satın aldıktan hemen sonra  taşınarak orada yaşamaya başlayan kahramanlarımız,daha ilk günden tuhaflıklar sezmeye başlarlar.Oldukça büyük bir alana kurulu olan çiftlik evinin arka bölümünde genişçe bir mezarlık bulunmaktadır.Şimdi neden herkesin evden uzak durduğunu ve bu zamana kadar (1960'lardan beri) sahipsiz kaldığını anlamaya başlayan ikilimiz yine de bu olayın keyiflerini kaçırmasına izin vermezler.Zira Jennifer'ın doğum günüdür ve davet ettikleri çok sevgili arkadaşları da yanlarındadır.Geceyi bahçede geçirerek eğlencenin doruklarına tırmanan gençler,biraz hususi :) vakit geçirmek üzere dağılırlar.Bu sırada Jennifer ise evin sahiplerinden kalma eski bir günlüğe ulaşmıştır.Günlükte yazanlar epey ilgi çekici olup,yüzü deforme olan genç bir çocuk ve cadı olduğu söylenen annesi hakkında birkaç sayfadan sonra Fransızca devam eden anılar yer almaktadır...



İyi;Tipik bir grup genç ve başlarından geçen maceralar konseptine biraz da Amityville havası katılmış orta karar bir yapım.Oyunculuk fena değil.
Kötü;Sonunu rahatlıkla tahmin edebileceğiniz seyirciyi şaşırtmaktan epey uzaklarda olan klişe teen slasher havası.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 21 Temmuz 2012 | Etiketler : | | |