Güncel İncelemeler;

Passengers (2016)

Passengers (2016)
5000 yolcu ve 258 mürettebattan oluşan Avalon uzay gemisi, dünyadan yola çıkmış ve Homestead II gezegenin rotasında ışık hızında ilerlemektedir. Homestead II gezegenine ulaşmalarına değin sürecek zamanı hibernasyon sayesinde uyutularak geçirecek olan kafile, gezegene yaklaşmalarına kısa bir zaman kala bilgisayar otomasyon sistemleri sayesinde uyandırılacaktır.
 Homestead şirketi tarafından uzay koloniler oluşturma fikrinin giderek yaygınlaşmasıyla, Aurora ve Jim' in de içinde bulunduğu yolcular yaklaşık 120 yıl sürecek bir maceraya adım atarlar. Ancak dünyadan ayrılmalarından yaklaşık 30 sene sonra uyku kapsüllerinden birinin arıza vermesi sonrasında uyanmak zorunda kalan Jim, Avalon uzay gemisinden kendisinden başka kimse olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalır. Etrafı kolaçan eden kahramanımız, neden sadece kendi uyku kapsülünün arızalandığını keşfetmeye çalışır. Öte yandan Jim, üstün teknolojiler ve robotlar tarafından yönetilen gemide, Homestead II gezegenine yaklaşık 90 yıl sürecek bir yolculuğun ortasında uyandığını fark eder.
Passengers (2016)
Yeniden uyku kapsülüne dönmek ve hibernasyona geçebilmek için her yolu deneyen kahramanımız, ne yazık ki sonuç alamaz. Bir başına kaldığı gemide mürettebattan birilerini uyandırmayı düşünen Jim, özel giriş izinleriyle korunan odaya da giremez. Sonsuzluğun ortasında, ışık hızında hareket eden uzay gemisinde, 90 yıl önce uyanmak zorunda kalan Jim, fani ömrüyle Homestead II gezegenine ulaşamayacağının bilincindedir. İlk birkaç haftalık şaşkınlığın ardından gemide zaman geçirebilmek için çeşitli uğraşlar bulan ve bir şekilde eğlenmeye başlayan kahramanımız, Arthur isimli android bir barmen sayesinde içini dökebilmekte ve bir nebze olsun konuşarak rahatlayabilmektedir. En nihayetinde aylar sonra uyku kapsüllerden birini kısa devre yaptırarak, yolculardan birini uyandırıp yalnızlığını dindirmeye karar veren Jim, rastlantısal olarak karşısına çıkan Aurora' dan bir hayli etkilenir. Süper bilgisayarlar sayesinde Aurora hakkında tüm detayları toplamaya başlar. Aurora' nın fiziksel olarak çok güzel bir bayan olmasının yanı sıra yazar olmasından, olaylara bakış açısından ve düşünme tarzından hoşlanan Jim, Avalon gemisinde yaklaşık bir yıl süren yalnızlığını sonlandırmaya hazırlanır. Arthur' a da Aurora' dan bahseden kahramanımız, kendisi gibi kazara uyandırılmış izlenimi vererek Aurora' nın uyanmasına sebep olur. Gözlerini açtığı andan itibaren çevreyi sorgulamaya başlayan Aurora ise Jim'in ilk hallerine benzer şekilde neden Homestead II gezegenine 89 yıl mesafe varken uyandığını keşfe koyulur. Çok geçmeden gemide bir araya gelen ikilimiz, tam da Jim' in planladığı gibi arkadaş olurlar. Aurora sadece ikisinin hibernasyondan uyanma talihsizliği yaşamasını garipsese de geminin üstün teknolojisi ve olanaklarıyla zaman geçirip, kaderine razı olur. Öte yandan Avalon gemisinin kontrol ünitesinden birbiri ardına gelmeye başlayan hata mesajları, elektrik kesintileri ve robotların kontrolden çıkmaya başlaması bir şeylerin yolunda gitmediğinin habercisi gibidir...

İyi; Sürükleyici kurgusu ve üst düzey oyuncu seçimleriyle son derece başarılı bir bilim-kurgu filmi. Atmosfer, görsel efektler muazzam. Bilim- kurgunun yanı sıra romantik, duygusal anlar da yaşayabileceğiniz, uzun süredir izlediğim en eğlenceli filmlerden biri.
Kötü; İşin içine biraz daha gizem- gerilim katılabilse çok daha iyi olabilirdi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 7 Şubat 2017 | Etiketler : | | |

Arrival (2016)

Arrival (2016)
Ansızın dünyaya inen 12 uzay gemisi, insanlığın akıbeti konusunda büyük bir tartışma yaratır. Zira dünya üzerinde 12 farklı noktaya inen bu uzay gemileri, uzaylıların asıl niyeti anlaşılana kadar büyük bir istilanın da habercisi olabilir. Montana bölgesine inen ve Amerikan ordusu tarafından bir dizi incelemeye tabii tutulan uzay gemisi, Çin ve Rusya başta olmak üzere diğer lokasyonlardaki araştırmalardan edinilen bilgiler doğrultusunda analiz edilmektedir.
Arrival (2016)
 Kimyasal bileşimi bilinmeyen uzay gemileri, dış kabuk kısmının ise herhangi bir gaz ya da radyasyon yaymaması neticesinde pek çok soru işaretini de beraberinde getirir. Uzaylıların neden bu noktaları seçtikleri ya da ne amaçla yeryüzüne indikleri gibi önermeler ise insanlığı büyük bir paradoksa sürüklemektedir. Ordunun ve sonrasında bilim insanlarının harıl harıl çalışarak uzayların niyetini deşifre etme çabası ise artık bambaşka bir boyuta taşınmıştır. Zira kabuk içerisine gönderilen ekip, doğrudan uzaylılarla görsel temas kurabilmeyi başarmış dahası kayıt altına alınan radyo sinyalleri ve görüntüler sayesinde uzaylıların tanımlanamayan bir dilde insanlarla temas edebildiklerini keşfetmiştir. Bunun üzerine Albay Webber' ın emriyle ülke çapında tanınan dil bilimi uzmanı Louise bölgeye davet edilir. Aynı zamanda teorik fizik konusunda uzman olan Ian' da benzer şekilde davet edilmiştir. Ian ile birlikte ekip olarak çalışması ve en kısa sürede uzaylıların niyetini deşifre etmesi istenen Louise, büyük bir heyecan ve özveriyle işe koyulur. Ian' ın fikirlerinin aksine evrensel iletişim aracı olan matematik yerine dili etkin şekilde kullanmayı öneren kahramanımız, Webber' ı ikna ederek kendi yöntemlerini uygulamaya başlar.  Öte yandan edindikleri son bilgileri komisyonla paylaşmayı reddeden ve uzaylılara karşı agresif bir tavır sergilemeye başlayan Rus ve Çin hükümetleri, projeden sorumlu olan Webber'ı bir hayli zora sokmaktadır. Çin' in bir şekilde uzaylıların amacını öğrendiğini ve bu nedenle politikasını değiştirdiğini düşünen ve Louise' i sıkıştırmaya başlayan CIA, artık daha fazla kaybedecek zamanları olmadığını vurgulamaktadır. Louise ise uzaylılara doğru soruyu sormak ve neticesinde uygun cevabı almak için hala zamana ihtiyacı olduğunu dillendirmektedir. Yaşadığı yoğun stresli dönemden ötürü karmaşık rüyalar ve hayaller görmeye başlayan kahramanımız rasyonel düşünmesi hususunda Ian tarafından da uyarılır. Ordu tarafından tanınan süre hızla tükenmektedir. Louise ise uzaylıların görsel olarak tarif ettiği bazı simge ve imgeleri birleştirerek onların alfabesini çözmeye ve niyetlerini öğrenmeye çok yaklaşmıştır...
İyi; Son dönemlerde adından sıklıkla bahsettiren, favori yönetmenlerimden Denis Villeneuve' u sinemasının son gözdesi 'Arrival' gerek imdb puanı gerekse olumlu eleştirilerden ötürü uzun süredir merakla izlemeyi beklediğim bir bilim- kurgu filmiydi. Senaryo, oyunculuk, atmosfer ve ses efektleriyle beni tatmin etmeyi başardı. Uzun bir yapım olmasına rağmen, sürükleyici kurgu ve alt metinler seyir zevkinin azalmasını engelliyor. H.P. Lovecraft'ın hayal dünyasından aşina olduğumuz Cthulhu benzeri heptapod uzaylı konsepti düşünsel olarak oldukça ilgi çekici. Bu filmi sevenlerin Contact (1997) yapımını da izlemelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Denis Villeneuve' ıın diğer filmleri için Incendies (2010), Prisoners (2013) ve Enemy (2013) sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.
Kötü; Tipik bilim-kurgu ve uzaylılar denince mekanın uzay olması beklenti dahilinde ancak hikaye dünyada geçiyor. Hikaye daha derin bir şekilde işlense ve görsel olarak daha iddialı sahneler yansıtılsa daha iyi olabilirdi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 3 Şubat 2017 | Etiketler : | | | | |

The Girl on the Train (2016)

The Girl on the Train (2016)
Eşinden ayrıldıktan sonra sıkıntılı günler geçirmeye başlayan Rachel, alkol problemi sebebiyle de giderek depresif bir hayata sürüklenmektedir. Her sabah New York' a işine gitmek için bindiği tren, eski evinin önünden geçmekte ve hatıralarını depreştirmektedir. Dahası eski eşi Tom, Anna ile evlenmiş ve yeni doğan bebekleriyle mutlu bir yaşam portresi sergilemektedir. Tom' dan bebek sahibi olamadıkları için ayrılan Rachel, her defasında trenle oradan geçeceğini bildiği halde bu alışkanlığından kurtulamamıştır.
The Girl on the Train (2016)
 Öte yandan eski evinin hemen bitişiğinde bulunan malikanede, Scott- Megan çiftinin göz okşayan, mutlu- mesut ilişkileri ise bir nevi Rachel' ın asla yaşayamayacağı mutluluğun vücut bulmuş hali gibi karşısında belirmektedir. Resim çizmekten ve sanattan hoşlanan Rachel, trenle seyahati sırasında hem Tom yüzünden çektiği acıları hem de Megan' ın inanılmaz mesut görünen hayatını gözlemlemekten kendini alıkoyamamaktadır. Kafasında mükemmel çift olarak kurguladığı Megan- Scott çiftine inanılmaz özenen ve ilişkilerine imrenen kahramanımız, evine döndüğünde ise her zamanki alkol problemiyle uğraşmaktadır. Gündüz vakti bile alkol tüketmekten vazgeçemeyen, gittiği seanslara rağmen üzüntüsünü ve kederini unutmak için en yakın dost olarak gördüğü alkolden uzaklaşamayan Rachel, kimi zaman kendisini farklı mekanlarda yarı baygın olarak bulmakta ve neler olup bittiğini hatırlayamamaktadır. Günün birinde vücudunun çeşitli yerlerinde yaralar ve çiziklerle uyanan ve başına darbe aldığını fark eden kahramanımız saldırıya uğradığını düşünmektedir. Polislere giden ve bu konuda ifade veren Rachel, içten içe kötü bir şeylerin olduğunu hissetmekte ancak izah edememektedir. Bu sırada tv de Megan' ın kaydolduğu haberini görünce büyük bir şok yaşayan kahramanımız, olaydan bir gün öncesinde, yine bir tren yolculuğu sırasında Megan' ı başka bir erkekle balkonda görmesinden yola çıkarak hayallerindeki mükemmel çiftin esasında o kadar da mutlu olmadıklarını keşfeder. Görüklerini anlatmak ve yardımcı olmak için Scott' ın evine gitmeye karar verir. Karısını bulmak için her yolu deneyen ve tüm ip uçlarını toplamaya çalışan Scott ise alkol probleminden ötürü mesafeli davrandığı Rachel' a güvenmekten başka şansı olmadığını anlar. Tüm oklar Megan' ın psikiyatrisi Dr. Abdic'i göstermektedir. Öte yandan evinin yakınlarında sık sık Rachel ile karşılaşmaktan dolayı gerilen ve onun kötü niyetli olabileceğini düşünen Anna ise bu konuda Tom' u uyarır. Megan' ı bulmak için kararlı olan Rachel ise bulmacanın eksik parçalarına giderek yaklaşmaktadır...
İyi; Paula Hawkins imzalı 'The Girl on the Train' , ünlü gerilim yazarı Tess Gerritsen (Cerrah ve Çırak kitaplarıyla tanınan) tarafından övgüye mazhar olmuş başarılı bir kitap. Kitabın uyarlaması olarak beyazperdeye aktarılan yapım ise gerçekten de iddialı.Gerek atmosferi gerekse kurgusuyla oldukça dikkat çeken, oyunculuk olarak da epey beğenimi kazanan etkileyici bir dram-gerilim filmi. Gizem seviyesinin de başarılı olması dahası sürpriz finaliyle mutlaka izlenmesi gereken bir yapım. Bu filmi sevenlerin Antichrist (2009)Gothika (2003) ve Gone Girl (2014) yapımlarına da göz atmalarını tavsiye ediyorum. 

Megan' ın hikayesinin Antichrist filmini çağrıştırdığını, benzer şekilde Rachel'ın başından geçenlerin Gothika ' yı anımsattığını söyleyebilirim.
Kötü; İlk yarısı itibariyle yavaş ilerlediği için biraz sıkıcı ve karmaşık gelebilir.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 18 Ocak 2017 | Etiketler : | | | |

The Conjuring 2 (2016)

The Conjuring 2 (2016)
Ed ve Lorraine Warren'ın, Amityville vakasıyla ilgili araştırması medyada ses getirdi ve
göz önünde olmalarını sağladı. Bu arada sonradan Amityville ile kıyaslanacak bir musallat vakası binlerce kilometre ötede; Enfield, İngiltere'de gelişiyordu. Warren' ları en şeytansı vakalardan birinin içerisine çekecekti.
The Conjuring 2 (2016)
Peggy Hodgson, iki kız iki de erkek çocuk annesi, dul bir bayandır. Eşi evi terk edip gittiğinden beri çocuklarına hem annelik hem de babalık yapan kahramanımız, okul masrafları ve borçlar derken geçim sıkıntısıyla boğuşmaktadır. Ailenin tüm üyeleri gibi evin ufak kızı Janet da gerek babasının onları terk etmesinden gerekse buhranlı yaşantılarından ötürü, stres dolu günler geçirmektedir. Zamanının çoğunu okul dışında evinde geçiren Janet, sürekli olarak halsizlikten ve uykusuzluktan yakınmaktadır. Geceleri kabuslar gören ve uyur-gezerlik gibi sorunları olan kahramanımız, zaman zaman rüyasında konuşmakta ve odayı paylaştığı ablasını da huzursuz etmektedir. Kızının şımarıklıklarından bıkan Peggy ise ilgi çekmek için bir takım şeyler uydurduğunu düşünüp, dahası işin kötü yanı bunları sahiplendiğinden dert yanmaktadır. Öte yandan evde ürpertici tuhaf bir şeyler olduğundan bahseden tek kişi Janet değildir. Bill de annesine sık sık sesler duyduğu ve korkudan uyuyamadığı hususunda sızlanmaktadır. Çok geçmeden çocukların haklı olduğunu ve Janet özelinde evde paranormal olaylar yaşandığına bizzat kendi gözleriyle şahit olan Peggy, polislerden ve komşularından yardım umar. Ancak giderek çığırından çıkan ve korku salan olaylar herkesi tedirgin etmeye yetmiş de artmıştır bile. Polislerin tavsiyesi üzerine son umut olarak kiliseden medet uman Peggy, olayın basına yansıması sonrasında yine kaderiyle baş başa kalır. Olayın manşet olup, Amerika' da yaşayan Ed- Lorraine çiftine de kadar gitmesi sonrasında ise nihayet bir yardım eli uzanır. Uzun bir aradan sonra ilk defa ve sadece gözlemci olmak şartıyla vakayı incelemeyi kabul eden Ed- Lorraine çifti, evi ve özellikle Janet özelinde gelişen olayları incelemeye koyulur. Öte yandan durugörü yeteneğine sahip Lorraine, ev içerisinde şeytani bir varlık olup olmadığı hususunda ikna olamamıştır. Kiliseden yardım alabilmek için son şansları olan misafirlerine elinden geldiğince yardımcı olan Peggy ise kameralar, ses kayıt cihazları vs gibi istenilen tüm düzeneklerin kurulmasına izin verir. Soruşturma ilerledikçe evde paranormal olaylar ve şüpheyle yaklaşılan davranışlar gözlemlenir. Janet ise evin asıl sahibi olduğunu söyleyen yaşlı bir adamdan ve onun kendisini rahatsız ettiğinden söz etmektedir...


İyi:
Serinin ilk filminde ( The Conjuring 2013 ) olduğu gibi yine James Wan imzalı, oldukça sürükleyici bir korku-gerilim filmi. Atmosfer, mekan seçimleri, müzikler ve oyunculuk korku severleri tatmin edecek düzeyde. Şeytan- şeytani güç ve lanetli ev temalı filmlerden hoşlananlar kesinlikle göz atmalı. 
Kötü; Klişe kurgu ve gereğinden fazla uzatılmış izlenimi veren senaryo...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 28 Aralık 2016 | Etiketler : | | | | |

Anthropoid (2016)

Anthropoid (2016)
1938 Eylül' ünde Fransız, İtalyan ve İngiliz liderlerle Hitler arasında Münih' te bir konferans düzenlenir. Komşu ülke Çekoslovakya, Almanya' ya bağımlı olmadıkça, Hitler savaş tehditleri savurmaktadır. Çekoslovakya tek bir müttefikten dahi destek alamadan Almanya' nın korku salan ordularına karşı durmak zorunda kalır ve Almanya tek bir kurşun sıkmadan ülkeyi işgal eder. Bir yıl sonra Hitler, Polonya' yı işgal edince dünya bir kez daha savaşa tutuşur. Alman savaş girişimi için Çekoslovak fabrikaları son derece önemli görünmektedir ancak Alman yönetimine karşı mevcut direniş üretimi aksatmaktadır. Hitler, Nazi rejimine karşı direnişi kırması için üçüncü komutanını gönderir. İsmi Reinhard Heydrich olan komutan, insafsız yöntemleri yüzünden başka bir isimle anılmaktadır:"Prag Kasabı".
Anthropoid (2016)
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Polonya' nın ardından en büyük dramlardan birini yaşayan Çekoslovakya' da, Heydrich yönetimi altındaki gestapo, adeta terör estirmektedir. İngiltere' ya taşınan Çek hükümeti ise müttefiklerden destek alarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Doğrudan hükümet tarafından görevlendirilen bir grup Çek direnişçisi asker, müttefikler tarafından Prag' a indirilir. Grubun içerisinde İngilizlerle iletişimi sağlayan radyo cihazları onarımını sağlayacak lojistik destek görevli askerle olduğu gibi, Jan ve Josef gibi son derece gizli bir amaç için sevk edilen subaylar da yer almaktadır. Jan ve Josef ilk olarak Çek halk direnişinden vatanseverliğiyle rüştünü ispat etmiş bazı ailelerin yanında kalarak, gizli görevleri için hazırlıklar yapmaya başlarlar. Hedefleri Heydrich' i öldürmek olan kahramanlarımızı son derece zorlu bir görev beklemektedir.  Zira Heydrich, Hitler ve Himmler' den sonra protokolde üçüncü isimdir ve doğrudan 3.reich' i temsil etmektedir. Katı ve tavizsiz çalışma metotlarından ve acımasızlığından ötürü 'Prag Kasabı' olarak anılmaktadır. Ayrıca Prag' da zırhlı araçla korunan yegane kişidir. Öncesinde suikast girişimi için Heydrich' i trende avlamayı düşünen kahramanlarımız, bu fikrin pek de uygulanabilir olmadığına ikna olurlar. Çünkü hedefleri gestaponun başıdır ve her an son derece iyi şekilde korunmaktadır. Dahası olası bir başarısızlık durumda bir sözüyle tüm masum halkı infaz edebilecek kadar da zalimdir. Son olarak Heydrick' in arabasını durdurup, çatışmaya girmeyi göze alan Jan ve Josef, son rötuşlar için keşfe koyulurlar. Ancak işler pek de planlandığı gibi gitmez...


İyi;
Atmosfer, mekan seçimleri ve oyunculuk olarak gerçekten dikkat çekici bir gerilim filmi. Savaşın izlerini arka planda taşıyan, tarihi gerçeklerle kurgulanan yapım yer yer sıkıcı sahne geçişleri barındırsa da kalitesinden ödün verdiği söylenemez. Ayrıca görsel efektler ve epik savaş sahneleri olmaksızın, sade ve realistik anlatımıyla oldukça beğenimi kazandığını ekleyeyim.
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 11 Kasım 2016 | Etiketler : | | | | |

Intacto (2001)

Intacto (2001)
Yahudi namıyla tanınan ve büyük bir kumarhanenin sahibi olan Sam, kendisi gibi doğuştan yetenekli olan sağ kolu Federico ile ters düşmesinin ardından, uzun yıllara dayanan hukukları olmasına rağmen ona yol vermekte tereddüt etmez. Bir nevi tüm yeteneğini ve şansını Sam'in kumarhanesinde bırakan ve deyim yerindeyse aforoz edilen Federico, bir yolunu bulup intikam alma hevesindedir.
Intacto (2001)
 Büyük ve kanlı bir uçak kazasının ardından yüzlerce kişi içerisinde tek sağ kalan yolcu olan Thomas'ın peşine düşen kahramanımız, onun gerçekten de şanslı birisi olduğuna inanmaktadır. Öte yandan Thomas ile iş birliği yaparak Sam'den intikam almaya hazırlanan Federico, peşlerine takılan polis memuru Sara' ya izlerini kaybettirmeye çalışır. Thomas ise Federico'nun cazip teklifi ve ona hayatını yeniden vereceğini vaad etmesi sonrasında ikna olur. Ne de olsa anlaşmaya göre sadece iki hafta sürecek bir ortaklık neticesinde kendi yoluna gidebilecektir. Neyin bahis konusu olduğu ve ne gibi sonuçlar doğuracağı hususunda Federico'ya koşulsuz olarak güvenen Thomas, henüz yolun başında olsalar da şansının kendisine yardım edeceğinden emindir. Amansız bir takibe girişen Sara' nın ise pes etmeye niyeti yoktur.
İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kampında yahudi bir esir olan ve Nazilerin elinden kurtulan Sam, sonrasında kendisi süper zengin eden bir kumarhaneye sahip olup şansıyla övünmektedir. Uçak kazasından sağ çıkan tek kişi olan Thomas, depremden kurtulan Federico ve ailesiyle geçirdiği büyük bir trafik kazasından sağ kurtulmayı başaran Sara'nın yolları Sam'in kumarhanesinde kaderin bir cilvesiyle kesişir. 'Good Luck' yazılı kumarhane duvarlarından Sam'in özel odasına uzanan macera kimin en şanslı olduğu önermesiyle sonlanacaktır...
İyi; Sürükleyici kurgusu ve gerilimin giderek tırmandığı tipik İspanyol sineması atmosferiyle göz atılması gereken bir yapım. İlgi çekici özgün konusuyla, başarılı oyunculuğun da birleşimi sayesinde kaliteli bir gerilim filmi. Neden Hollywood remake versiyonu olmadığını merak etmiyor değilim. Öte yandan filmi sevenlerin yine şans temalı 13 Tzameti (2005) yapımını da izlemelerini tavsiye ediyorum.
Kötü; Tempo anlamında zaman zaman durağanlaşan bir yapım. Aksiyon seviyesi bir tık daha olsa sanki daha başarılı olabilirmiş. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 29 Ağustos 2016 | Etiketler : | | |

Tsumetai nettaigyo (aka Cold Fish) (2010)

Tsumetai nettaigyo (aka Cold Fish) (2010)
Kızı Mitsuko' nun başını belaya sokması sonrasında, telefon görüşmesiyle markete davet edilen Syamato, eşi Taeko ile beraber apar topar yola koyulur. Markete ulaştığında görevlilerden Mitsuko' nun hırsızlık yaptığını öğrenen ve utancından yerin dibine giren Syamato, Murata' nın yardımları sayesinde olaya polis dahil olmadan kızını kurtarmayı başarır. 
Tsumetai nettaigyo (aka Cold Fish) (2010)
Murata, kasabanın zengin iş adamlarından biri olup, Amazon' dan getirdiği endemik tür balıkların ticareti yapmaktadır. Symato' nun da ufak bir dükkanı olduğunu bilen ve akvaryum balık ticareti yaptığını öğrenen Murata, az önce talihsiz bir şekilde tanışmış olduğu Syamato ve ailesini kasabanın en büyük büyük süs balık akvaryumuna, yani ofisine davet eder. Kızını kurtarmasında yardımcı olan Murata'ya karşı büyük bir minnet duyan Syamato, öncesinde rahatsızlık vermek istemese de nazik teklifi kabul etmek zorunda kalır. Murata gerçekten de kendi ufak işletmesine kıyasla oldukça büyük ölçekte iş yapmakta olup, Amazon'dan getirdiği endemik türlerle beraber epey ilgi çekici bir tesise sahiptir. Öte yandan Syamato ve ailesini, eşi Taeko ile tanıştıran Murata son derece cömert ve yardımsever bir şekilde misafirlerini ağırlamaya gayret etmektedir. Tesisinde genç kızları satış danışmanı ve balıkların bakımından sorumlu olarak çalıştırdığını anlatan Murata, Syamato'nun izin vermesi halinde büyük bir memnuniyetle Mitsuko'yu da yanına alabileceğini söyler. Taeko ile evlendiğinden beri kızının üvey annesiyle sorunlar yaşamasından, ergenliğinde sebep olduğu sorumsuz davranışlardan ve evde huzurun tamamen kaçmasından epey muzdarip olan kahramanımız, Murata'nın samimiyetine ve iyi niyetine güvenerek razı olur. Murata, Mitsuko'nun yanında çalışmasıyla yetinmeyip, Syamato ile yakın ilişkiler kurmak istemekte ve iş ortağı olmayı planlamaktadır. Henüz birkaç gün öncesinde tanıştığı Murata'nın teklifini değerlendiren kahramanımız, çok para kazanacakları hayaliyle Taeko'nun da baskılarıyla ikna olur. Murata çiftinin mükemmel uyumundan ve iş konusundaki başarılarından etkilenen Symato, Murata'nın diğer ortakları ve iş yaptığı kişilerle tanışmaya başladıkça edindiği ilk izlenimden bağımsız olarak onun farklı yönlerini keşfetmeye başlar. Çok geçmeden işler karışır ve kahramanımız Murata' nın sırlarına ortak olur. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir...


İyi; Durağan ilerlemesine rağmen güçlü kurgusu ve gerilim öğeleriyle ilgi çekici bir uzakdoğu korku-gerilim filmi. Oyunculuk yönünden tatmin edici, atmosfer olarak başarılı bir yapım. Genel görünüm olarak psikolojik gerilim tarzına yakın olsa da rahatsız edici filmler kategorisine de alınabilecek türde kışkırtıcı, bol kanlı ve sinir bozucu sahnelere sahip. 
Kötü; Esasında tipik uzak doğu korku sineması temasında işlese de; herkese hitap etmeyen, sert sahnelere sahip bir yapım.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 28 Ağustos 2016 | Etiketler : | | | |

The Thing (2011)

The Thing (2011)
1982 yapımı, korku-gerilim filmi denince ilk akla gelen kült eserlerden biri olan 'The Thing (1982)' filminin öncesini konu edinen ve uzaylı yaşam formunun nasıl keşfedildiğini anlatan The Thing (2011), yıllar sonra gelen yeni bir 'remake' filmi olmasının ötesinde, seriye dair ip uçları veren ve orijinal yapımı henüz izlemeyenler için olay örgüsü olarak başta konumlandırılması gereken bir film. 
The Thing (2011)
Antarktika'da büyük bir jeoloji araştırma merkezinde şu ana değin eşine benzerine rastlanmamış gizemli bir 'şey' bulunduğu haberini alan  Dr.Sanders, omurgalılar paleontolojisi konusunda uzman olan Kate' i de ekibine dahil ederek zaman kaybetmeden epeyce uzun olan yola koyulur. Acil çağrı tarzı bir sinyal vasıtasıyla yeri tespit edilen ve bu sayede yerin onlarca metre derinliğinde büyük bir keşfin arefesinde olan araştırma ekibi, buldukları şeyin edindikleri bulgular sonucunda yaklaşık olarak yüz bin yıldır orada olduğunu düşünmektedir. Dahası kazazede olarak adlandırdıkları ve istasyonun yakınlarında büyük bir buz kütlesi içerisinde değişik bir canlı formu da ellerindedir. Olay mahalline ulaşan ve gördükleri karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Dr.Sanders, Kate'in yardımıyla numuneyi buz kütlesinin içerisinden nazik bir şekilde çıkarıp, çeşitli bilimsel tetkikler için hazırlamaya çalışmaktadır. Lokal araştırma görevlileriyle beraber keşiflerini kutlamak için ufak bir eğlence düzenlemeye karar veren kahramanlarımız, buz kütlesinin ansızın çatlaması ve içindeki numunenin ortadan kaybolması üzerine büyük bir panik yaşarlar. Dr. Sanders öncülüğünde organize olan ve bir an evvel canlı formunu ele geçirip izole etmekle görevlendirilen araştırma grubu, henüz nasıl bir tehditle karşı karşıya olduklarının bilincinde olmadan etrafa göz atarlar. Öte yandan grubun tek bayan üyesi olan Kate ise Dr. Sanders'ın fikirleriyle ters düşüp, göze batmaya başlar. Gecenin karanlığında süregelen köşe kapmaca, çok geçmeden dehşet dolu bir hale bürünür...

İyi; John Carpenter gibi büyük bir ustanın kült yapımı olan 'The Thing (1982)' nin yeniden ve üstelik ilk filmin öncesinde konumlandırılarak karşımıza çıkması korku-gerilim severler için epey heyecan verici. Kurgu ve atmosfer olarak gayet başarılı bulduğum film, oyunculuk olarak da fazlasıyla tatmin edici. Gizem seviyesi ve giderek tırmanan gerilim de başlıca diğer artılar. Grup dinamikleri ve insan psikolojisinin de etkin şekilde yansıtıldığını ekleyeyim. Tüm bunların yanı sıra aksiyon seviyesi ve görsel efektler de fena değil. Özetle bilim-kurgu ve gerilim türünü sevenlerin mutlaka göz atmaları gereken bir yapım. 
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 9 Ağustos 2016 | Etiketler : | | | | | |

A Simple Plan (1998)

A Simple Plan (1998) 
Hank, deli dolu abisi Jacob ve onun kaba, bir o kadar da serseri olan arkadaşı Lou ile beraber yılbaşı arifesinde kasabaya gitmek üzere yola çıkarlar. Kışın en soğuk günlerinden birinde, zemini halı gibi kaplamış kar örtüsünün içinden ansızın beliren tilki kahramanlarımızın kaza yapmasına sebep olur. 
A Simple Plan (1998)
Kamyonetinin epey hasar almasınında etkisiyle, doğal koruma alınında olmalarını hiçe sayıp tilkinin peşine düşen, avlamadan geri dönmeyeceğini söyleyen Lou, ateş püskürtmektedir. Onu ikna edemeyeceğini anlayan Hank ve Jacob da mecburen arkasına takılmak zorunda kalır. Şans eseri ormanın hemen girişinde yere çakılmış vaziyette bulunan ve yüzeyi tamamen karlarla kaplı ufak bir uçak enkazını keşfeden kahramanlarımız meraklarına engel olamayıp, içeriye göz atmaya karar verirler. Muhtemelen kaza anında ölmüş bir pilotun dışında kimsenin bulunmadığı uçaktan büyük bir çanta çıkaran Hank, fermuarları araladığında hayatının en büyük piyangosuyla karşılaşır. Çanta ağzına kadar parayla doludur ve Lou ile Jacob daha şimdiden kutlamalara başlamıştır bile. Kimselere görünmeden şu an için sahipsiz olduğunu umdukları parayı yanlarına alan ve saymaya başlayan kahramanlarımız, rüyalarında bile göremeyecekleri tamı tamına 4.4 milyon doları ne yapacaklarını düşünmeye başlarlar. Aralarında en aklı selim kişi olan Hank, bu paranın kendilerine ait olmadığını ve polislere teslim etmeleri gerektiğini söylese de hal böyleyken kimse oralı bile olmaz. Bunun üzerine parayı kendisinin saklayacağını ve aramaya kimse gelmediği takdirde eşit olarak paylaşacaklarını söyleyen Hank, eğer şartlarını kabul etmezlerse polis gidip her şeyi anlatacağı restinde bulunur. Hayatlarının fırsatı ayaklarına kadar gelmişken geri tepmek istemeyen ve Hank' in önerisini kabul etmek zorunda kalan Lou ve Jacob, bu konu hakkında eşleriyle dahi en ufak bir şey konuşmayacaklarının sözünü verip evlerine dağılırlar. En nihayetinde son derece basit olan plana sadık kalıp, en kısa süre içerisinde parayı paylaşmayı arzulayan kahramanlarımız, günler geçtikçe güvensizlik duygusuna kapılır ve paranın sevdasına düşerler. Birbirlerinin niyetlerini sorgular hale gelemeriyle de sözde basit plan giderek karmaşık bir hale bürünür...

İyi; Sürükleyici kurgusu ve usta oyuncu kadrosuyla göz atılması gereken oldukça başarılı bir yapım. Diyaloglar keyifli, karakter seçimleri ve olay düğümü ilgi çekici. Giderek tırmanan gerilim seviyesi tatmin edici. Scott B. Smith'in romanındna uyarlanan ve sinemalaştırılan 'A Simple Plan' Sam Raimi'nin de yönetmen koltuğuna oturmasıyla üst düzey bir dram-gerilim filmi olarak göze çarpıyor. Romanın pdf versiyonu için buraya tıklayabilirsiniz.Bu arada Scott B. Smith'ın başka bir romanından beyaz perdeye aktarılan bir başka eseri de 'The Ruins (2008)' yapımıyla karşımıza çıkıyor.
Kötü; Final daha farklı olabilirmiş...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 3 Ağustos 2016 | Etiketler : | | | | | |

10 Cloverfield Lane (2016)

10 Cloverfield Lane (2016)
Karanlık bir gecede geçirdiği trafik kazası sonrasında kilitli bir odada gözlerini açan Michelle, bacağından zincirlenmiş şekilde uyanır. Meraklı gözlerle etrafı keşfe koyulan kahramanımız nasıl buraya geldiğini anımsamak bir kenara dursun kazadan nasıl sağ çıktığını dahi hatırlayamamaktadır. Kilitli demir kapı dışında herhangi bir pencere ya da çıkış bulunmayan odada, çok geçmeden kapının açılmasıyla beliren Howard; kendisini kurtarıcı sıfatıyla tanımlayıp, sığınağın sahibi olduğunu da ekler. 
10 Cloverfield Lane (2016)
Howard, dışarıda henüz tam olarak bilinmeyen nükleer ya da kimyasal saldırı sonrasında havanın kontamine olduğunu ve sığınak sayesinde hayatta kaldıklarını söyler. Dahası sığınağın yapımında kendisine yardımcı olan Emmett'in de olaydan sonra buraya gelip yerleştiğini anlatır. Emmett ile beraber uzun uğraşlar sonrasında sığınağı inşa eden ve hava filtresinden, iki yıl yetecek erzağa ve içme suyuna kadar tüm detayları düşünüp tasarladığını söyleyen Howard, dışarıda olmadıkları için çok sanlı olduklarını yeniler. Michelle ile dost olmaya çalışan Emmett ise olan bitenle ilgili bazı fikir ayrılıkları olsa da Howard'ın hikayesini doğrular. Howard'ı biraz sinirli ve agresif biri olarak tanımlayıp, donanmada çalıştığını ve eskiden beridir komplo teorileriyle dolup taşan beyninin şu an hayatta kalabilmelerinde anahtar role sahip olduğunundan söz eder. Howard'ın hikayesine kuşkuyla yaklaşan ve bir şekilde dışarı çıkıp gerçekten ne olup bittiğini öğrenmek isteyen Michelle ise görsel referans edinebilme çabasındadır. Yerin kaç metre altında dahi olduklarından bi haber olan kahramanımız, dışarı çıkıp kendi gözleriyle neler döndüğünü görme telaşındadır. Öte yandan zaman zaman dışarıdan helikopter gürültüsüne benzer sesler gelmesi şüphelerini daha arttırır. Howard'ın anlattıklarını tutarsız bulan ve Emmett'in desteğini alarak plan yapmaya koyulan Michelle, dışarıda gerçekten ne olduğuyla yüzleşmeye hazırdır...

İyi; Gizem seviyesinin girişten finale kadar yukarılarda olduğu, atmosfer ve oyunculuk olarak da başarılı bir post-apokaliptik film. Kurgunun da oldukça sürükleyici olduğunu ekleyelim. Başarılı aktrist Mary Elizabeth Winstead'i de The Ring Two (2005) ve The Thing (2011) den sonra yeniden başarılı bir korku-gerilim yapımında görmek haliyle hoş oldu. Bu filmi sevenler; mekan seçimi olarak yakın olan The Divide (2011), karakterler arası ilişkiler açısından da benzerlikler taşıyan Z for Zachariah (2015) yapımınlarına da göz atabilirler...
Kötü; Son çeyrek biraz aceleye getirilmiş gibi. Final daha farklı olabilirdi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Haziran 2016 | Etiketler : | | | | |

The Witch: A New-England Folktale (2015)

The Witch: A New-England Folktale (2015)
William ve Katherine kendilerini hristiyanlık öğretilerine adamış orta yaşlı bir çifttir. Beş çocuklarıyla beraber kasabadan ayrılmak zorunda kalıp, ıssız kurak topraklara yerleşen kahramanlarımız yeni bir hayat kurabilme çabasındadır. Hiç kimselere muhtaç olmadan ailesinin yaşamanı sürdürebilmek için var gücüyle çalışan William yeni doğan bebeklerinin gizemli bir şekilde ortadan kaybolması üzerine büyük bir buhrana sürüklenir.
The Witch: A New-England Folktale (2015)
 Dahası mevsimi geçirmek için tek besin kaynakları olan ekinleri de sebepsiz yere tahrip olup, çürümüştür. Büyük kızları Thomasin'in olan bitenle ilgisi olduğunu düşünen ve onun cadı olabileceğini vurgulayan Katherine, William'ın çok sevgili kızını aileye kötülük getirmekle suçlamaktadır. Birtakım gizemli güçlerin ailesinin etrafında kol gezindiğini hisseden ve yardım çağırabileceği kimsesi olmadığı için kaderiyle baş başa kalan William, bir yandan Katherine'in söylemleri diğer yandan da ailesinin açlıkla yüzleşmek zorunda kalması sebebiyle büyük baskı altındadır. Ormanda bir şeylerin yolunda gitmediğini bilen ve oradan çocuklarını her daim uzak tutmaya çalışan kahramanımız, evlatlarını teker teker kaybetmeye başlar. Aile içerisinde şüpheler artıp paranoyak bir ortam oluştuğunda ise Thomasin ailesine ve inançlarına sadık olduğunu asla onlara ihanet etmeyeceğini söyler. Dualarının kendisi ve ailesi için yeterli olacağını düşünen William, çok geçmeden kimin haklı kimin haksız, kimin de şeytani olduğunu keşfeder...


İyi; Atmosfer ve mekan seçimlerinin üst düzey oyunculuk ve yönetmen performansıyla buluştuğu mutlaka göz atılması gereken bir gizem-gerilim filmi. Tipik dönem filmi havasını ve insanların korkuları iliklerimize kadar hissetmenizi sağlayacak cadı, büyü, sihir, şeytan gibi kavramaları yeniden başka bir bakış açısı ile irdelemenize sebep olabilecek bir yapım.
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 5 Mayıs 2016 | Etiketler : | | | | | |

Masks (2011)

Masks (2011)
1970' li yıllarda kendi adını verdiği bir aktörlük metodu geliştiren Matteusz Gdula, bu yöntem sayesinde oyuncu adaylarını geleceğin yıldızları yapabileceği iddiasındadır. Ancak eğitimler sırasında şiddet ve korku içerikli seanslar düzenlediği basına yansıyan ve öğrencilerinden bazılarının gizemli bir şekilde ortadan kaybolması haberleriyle köşeye sıkışmaya başlayan Gdula, olan bitenlere daha fazla dayanamayıp intihar eder. O günlerden geriye kalansa kendi adını verdiği bir sahne sanatları okuludur.
Masks (2011)
Genç bir bayan olan Stella, oyunculuk eğitimine devam edebilmek ve daha iddialı roller alabilmek için seçmelere katılmaktadır. Bir türlü hakkettiğini düşündüğü ilgiyi göremeyen ve kendi yeteneklerini sorgular hale gelen kahramanımız, başarısız sonuçlanan bir başka mülakatın sonrasında Gdula'nın okulu hakkında bilgi alır. Erkek arkadaşının da desteği ile Gdula'nın okuluna kayıt yaptıran ve bu sayede tekniğini geliştirip, yıldızını parlatmayı uman Stella, kendisi gibi ders alan Cecile ile arkadaşlık kurmaya başlar. Cecile' den okul ve Gdula yöntemi hakkında bilgiler almak isteyen Stella bir türlü istediği cevapları bulamaz. Dahası donuk bakışlı bir bayan olan  ve gözlerinde bir şeyler sakladığı her halinden belli olan Cecile, Gdula yöntemini öğrenmeye çalıştığını ve daha fazla soruya muhattap olmak istemediğini söyler. Okulun halihazırda bir bölümünün halen kapalı olduğunu ve Gdula'ya ait kişisel eşyaların da bulunduğu odalara girişin yasak olduğunu öğrenen Stella, herkesin büyük bir gizemle bahsettiği Gdula yöntemini öğrenmeye karar verir. Öte yandan sahne ışıklarının sürekli üzerinde olduğu bir yıldız olabilmek için tüm hırsıyla hareket eden kahramanımız, Gdula' ya yaklaştıkça arkadaş çevresinden ve sevgilisinden giderek uzaklaşmaya başlar. Okulun karanlık geçmişiyle yüzleşme vakti gelmiştir...

İyi; Mekan ve atmosfer olarak oldukça başarılı bulduğum, gizem seviyesi tatminkar olan korku-gerilim severlerin mutlaka göz atmaları gereken bir yapım. Özgün bir hikaye barındırması ve ilgi çekici kurgu diğer artılar. Bu filmi sevenlerin Starry Eyes (2014) yapımına da göz atmalarını tavsiye ediyorum.
Kötü; Daha iyi oyuncu seçimleriyle daha başarılı olması muhtemel olan, ne yazık ki potansiyelin altında kalmış bir film.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 19 Şubat 2016 | Etiketler : | | |

La casa del fin de los tiempos (2013)

La casa del fin de los tiempos (2013)
İki oğlu ve kocasıyla beraber eski bir malikanede yaşayan Dulce, paranormal olayların yaşandığı gizemli bir gece sonrasında oğlu ve kocasını öldürmek suçundan hapsedilir. Aradan geçen uzun yılların akabinde cezasını ev hapsine çeviren ve halen gözünün önünden gitmeyen vahim olayların yaşandığı evine dönen kahramanımız, ömrünü hücrelerde çürütmesine sebep olan esrarengiz geceyi çözmeye karar verir.
La casa del fin de los tiempos (2013)
Eve geri dönüşünün ardından evi kutsamak ve kendisiyle sohbet etmek isteyen bir rahibe, yaşanan her şeyin sorumlusu olarak evi gösteren kahramanımız, olanları değiştiremeyeceğini ve artık hüznünü kalbine gömdüğünü söyler. Günlerinin çoğunu yalnız başına geçirmek zorunda kalan Dulce, ilerleyen yaşını da göz önüne alarak son zamanlarında huzuru bulmak istemektedir. Ancak eve dönmesiyle beraber yeniden anıları depreşmeye başlar. Koridorlarda sesler duymakta evde başkalarının da olduğu hissine kapılmaktadır. Öte yandan eve ziyaretlerini arttırmaya başlayan peder, Dulce ile arkadaş olabilme ve bu sayede ruhunu kurtarma çabasındadır. Dulce ise otuz yıl öncesinde gizemli bir şekilde ortadan kaybolan oğlunun halen evde bir yerlerde olduğunu düşünmekte, kendisini hayata bağlayan tek şeyin yeniden onunla karşılaşabilme umudu olduğunu söylemektedir. Geçmişinden bir türlü kopamayan Dulce, en nihayetinde kendisini anıların içerisinde bulur. Zamanın sonundaki evde gerilim giderek yükselmektedir...
Kıyamet günü geldiğinde, o gün zamanların son günüdür.
İyi; Görüntü ve tema olarak tipik lanetli ev konseptini çağrıştırsa da kesinlikle çok daha fazlasını vaat eden bir yapım. Zaman ve paralel evren kavramları içeren sürükleyici bir gerilim filmi. Mekan seçimi, tekinsiz atmosfer ve oyunculuk gayet başarılı. Özellikle hikayenin asıl kahramanı Dulce'nin zamanla süregelen karakter değişimi ve psikolojisi ilgi çekici şekilde yansıtılmış. Ön yargılarınızı bir kenara bırakarak göz atmanızı tavsiye ediyorum.
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Kasım 2015 | Etiketler : | | | | |

The Final Girls (2015)

The Final Girls (2015)
Max, annesi Amanda'nın (80'li yılların ünlü bir teen-slasher oyuncusu) trafik kazası sonrasında hayata gözlerini yummasıyla büyük bir sarsıntı yaşar. Aradan geçen üç koca yıl sonrasında halen annesinin yokluğuna alışamayan kahramanımız, okuldan arkadaşı Duncan'ın sinemaya daveti üzerine büyük bir tereddüt yaşar. 
The Final Girls (2015)
Tam bir korku filmi tutkunu olan Duncan, Max'in annesi Amanda'nın oyuncularından biri olduğu 'Katliam Kampı' isimli 80'li yıllarda çekilmiş, türü sevenler için tam bir kült olarak adlandırılan teen-slasher filmin gösterimiyle ilgilenmektedir. Yoğun katılımın gerçekleşeceği gecede, annesini beyaz perde de yeniden görünce nasıl bir tepki vereceğinden emin olamayan Max, en nihayetinde Duncan'ın cazip teklifi sonrasında ikna olur. Geceye yakın arkadaşları Chris, Vicki ve Gertie ile katılan kahramanımız, gerçekten de vadedildiği gibi dolu bir salonda keyifli bir öğrenci kitlesiyle beraber filmi izlemeye koyulur. Ancak ansızın büyük bir yangının salonu sarmasıyla panik ortamında kaçacak yer arayan Max ve arkadaşları, sinema perdesinden kaçayım derken fantastik bir şekilde gözlerini ormanlık bir alanda açarlar.
Neler olup bittiğini ve buraya nasıl geldiklerini sorgulamakla uğraşırlarken, yolda tıpkı 'Katliam Kampı' filminde olduğunu gibi sarı bir minibüs belirir. Dahası sahne aynen filme olduğunu gibidir. Aracı kullananın Kurt ve yanındaki kızında Tina olduğunu gören gençler gözlerine inanmazlar. Tina, 'Katliam Kampı'na nasıl gideriz diye sorduğunda ise parçalar yerine oturmaya başlar. Olan bitenle ilgili basit bir teorisi olan Duncan, bir şekilde filmin içine girdiklerine ve buraya sıkıştıklarına inanmaktadır. Zaten hali hazırda evlerine dönebilmek için onlarca kez etrafta tur atmalarına rağmen sürekli filmin açılış sahnesine sürüklenmektedirler. Döngüyü kırmak için minibüse binmeye karar veren kahramanlarımız ancak bu şekilde mesafe kat edebileceklerine ikna olurlar. Öte yandan annesine çok düşkün olan Max için yeniden Amanda'nın gençlik yıllarına dönmek ve annesini kendi akranı gibi karşısında görmek son derece duygusal bir sahneye  dönüşür. Ancak Max ve arkadaşlarının dikkat etmesi gereken asıl husus 'Katliam Kampı' filminin bir teen-slasher olduğu gerçeğidir. Aynen filmde olduğu gibi kampın çevresinde Billy isimli eli kanlı bir ucube dolanmaktadır....
İyi; Baştan sona son derece keyifli, sürükleyici bir korku-komedi filmi. Oyunculuk, mekan seçimleri ve kurgu son derece başarılı. Tipik bir grup genç ve başlarından geçen olayları tiye alan The Cabin in the Woods (2011) tarzı bir havası da yok değil.
Kötü; Komedi yanı ağır basan, korku-gerilimin epeyce geri planda kaldığı bir yapım. Biraz daha gizem ve gerilim tercih edilebilirdi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Kasım 2015 | Etiketler : | | | |

Z for Zachariah (2015)

Z for Zachariah (2015)
Robert C. O’Brien'ın 1974 de yayımladığı 'Z for Zachariah' romanından uyarlama olan film, post apokaliptik bir ortamda geçen distopik bir hikaye. Ancak  gerek karakter ilişkileri gerekse samimi kurgusuyla düşündüren; tebessüm ettiren, zaman zaman rahatsız eden enteresan bir dram-gerilim filmi. 
Z for Zachariah (2015)
Nükleer savaş ve sonrasında radyoaktif sızıntı kaçınılmaz olarak dünyadaki yaşamı sona erdirmiştir. Su ve toprak da havadan gelen sızıntı sonrasında kontamine olmuş sadece insanlığın değil tüm biyolojik yaşamın günleri tükenmiştir. Böylesine post apokaliptik bir ortamda Yeni Zelanda'da kendi mikroklimasına sahip radyasyondan etkilenmemiş bir çiftlikte yaşayan Ann, inançlı bir kadın olmasına rağmen içten içe kendisini tüketmeye başlayan yanlızlığını köpeği Faro sayesinde telafi edebilmiş, kelimenin tam anlamıyla gerçek bir survivordır. Ailesinden kalan çiftlikte yaşamını sürdüren Ann, günün birinde büyük bir mucizeyle karşılaşır. Üzerinde astronot vari radyasyon koruyucu kıyafetleri olan gizemli bir adam (John) çıkagelmiştir. Ancak ne yazık ki John radyasyona maruz kalmış ve ayakta duramayacak kadar hastadır. John'u sorgusuz sualsiz insaniyet namına çiftliğine götüren ve iyileştirmek için elinden geleni yapan kahramanımız, bir bakıma sıkıcı yalnızlığından kurtulmak ve yıllar sonrasında kendisi için gerçekleşen mucizeye tutunup arkadaş edinmek amacındadır. Hızla geçip giden günler sonrasında John iyileşmeye başlar ve gücünü toplayarak yataktan kalkar. Ann'in yardımlarına ve kendisine olan ilgisine teşekkür etmek isteyen kahramanımız yaklaşan dondurucu kış soğuklarını düşünerek ona yardımcı olmayı teklif eder. Ann'in babasından kalan eski bir kiliseyi yıkarak elde edeceği odunlarla hemen çiftliğin yakınlarındaki akarsuya değirmen kurmayı düşünen John bu sayede çiftliğe elektrik getirerek sürdürebilir bir enerji kaynağı elde etmeyi ummaktadır. Başlarda babasından yadigar kiliseyi kesinlikle gözden çıkartmak istemeyen Ann, çok geçmeden başka şansları olmadığını anlar. Öte yandan uzun süredir madenlere yaşayarak hayatta kalmayı başardığını söyleyen Caleb isimli genç bir adam da çiftliğe ulaşmıştır. Caleb'a karşı Ann'in aksine her zaman şüpheyle yaklaşan John, yoğun ısrarlar sonrasında onun da çiftlikte kalmasına izin verir. Ann- Caleb ve John distopyanın ortasında yeni bir hayat kurmak için kollarını sıvazlayıp var güçleriyle kış gelmeden değirmeni inşa etmek için çalışırlar. Ancak Ann ve Caleb'in giderek yakınlaşması bazı dengeleri değiştirecektir...

İyi; Oyunculuk, karakter seçimleri ve kurgu gerçekten son derece başarılı. Drama yönü ağır basan ancak geriliminde sürekli tırmandığı kesinlikle izlemeye değer post apokaliptik bir yapım. Alt metinde ırk ve din üzerinden göndermeler barındıran, hiciv yapmaktan korkmayan özgün bir film.
Kötü; Kendi temposunda ilerleyen, bazı sahnelerde zaman zaman sıkabilecek bir yapım. İzleyicinin kafanızda ulaşabilecek soru işaretlerini cevaplamaktan ziyade kendi mesajlarını veren ve bu nedenle herkese hitap etmeyecek bir dram-gerilim alternatifi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;

Who Am I (aka Kein System ist sicher) (2014)

'Hack yapmak büyü gibidir.Her ikisi de başkalarını aldatma üzerinedir.14 yaşımdan beri tüm zamanımı bilgisayar önünde geçiriyorum.Programlama dillerini öğrendim.İlk sistemimi hackledim.Sonsuz olasılıklı bir evren...İlk kez bir şeyde iyi olduğumu hissettim.Gerçek hayatta ben birler arasında bir sıfırdım.Bir zavallı,bir ezik,bir ucube...Fakat internette bir aidiyet duygusu hissettim.'
Genç bir hacker olan Benjamin,artık yeteneklerini ispatlayabilmek için büyük oynamaya karar vermiştir.Okulda hoşlandığı kız arkadaşı Marie'nin gözüne girebilmek için ilk büyük hack denemesini planlayan kahramanımız,okulun veri tabanına sızarak sınav sorularını ele geçirme niyetindedir.Ancak her şeyi eksiksiz planladığını düşünse de son anda güvenliğe yakalanmaktan paçayı kurtaramaz.Cezasını toplumsal hizmet adı altında 'temizcilik' yaparak çekmek zorunda kalan Benjamin,kendisiyle benzer kaderi paylaşan Max ile tanışma fırsatı bulur.Max,Benjamin'in bilgisayardan anladığını söylemesi üzerine onu test etmeye karar verir.Yeteneklerini ispatlamakta zorlanmayan kahramanımız Max'in gözüne girmeyi başarır.Yazılım ustası Stephan ve donanım manyağı Paul ile birlikte ufak bir hack timi olan Max,Benjamin'i de aralarına katılması hususunda ikna eder.Çok geçmeden kahramanlarımız beraber çalışmaya ve ses getirir eylemler yapmaya başlamıştır.Öte yandan kendilerine bir isim bulmayı  da ihmal etmezler.Sanal dünyada ve yer altında CLAY adıyla anılan Max ve çetesi kendilerine hedef olarak Fr13nds isimli dünyaca ünlü bir hack topluluğunu seçmiştir.Onların dikkatini çekmek ve becerini ispatlamak isteyen kahramanlarımız işledikleri siber suçlar sonrasında polisin takibine takılırlar.Artık işler çok daha karmaşık bir hale gelmiştir.Zira siber suçlar bürosu yetmezmiş gibi bir de  Fr13nds'in  soluğunu enselerinden hissetmeye başlarlar.Artık CLAY'in varlığı tamamen Benjamin'in omuzlarındadır...
İyi;İnternet ve hack üzerine yapılmış son yılların en iyi gerilim filmlerinden biri.Alman menşeli sıradışı bir yapım.Başarılı oyunculuk ve sürükleyici kurgu başlıca artılar.Ayrıca finalin de filmin kalitesini yakışır şekilde olduğunu ekleyeyim.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 21 Haziran 2015 | Etiketler : | | | |

The East (2013)

The East (2013)
Eski bir FBI ajanı olan Sarah Moss,Hiller Brood isimli özel bir VIP koruma şirketi için çalışmaktadır.Sadece premium müşteriler için hizmet veren Hiller Brood,küresel çapta en büyük özel güvenlik şirketi olma gayesiyle çalışmakta olup;ünlü bürokratlar,nufüs sahibi kişiler ve seçkin ailelerden oluşan bir portföye sahiptir.Firmanın patronu Sharon,Sarah'un zekasından ve özgüveninden etkilenerek onu önemli bir plan için görevlendirir.
The East (2013)
Amerika'da son yıllarda ortaya çıkan radikal çevreci örgüt 'The East' (Doğu) doğaya ve insanlığa zarar veren zengin patron ve işverenlere savaş açmış durumdadır.Sansasyonel eylemler yapan ve basında da sık sık yer edinen örgüt,FBI dahil tüm ulusal güvenlik teşkilatları için başlıca sorunsal olmaya başlamıştır.İşte bu noktada sadece seçkin müşteriler için özel güvenlik sağlayan Hiller Brood devreye girmektedir.Sharon,Sarah'nın gizlice örgüte sızarak onlardan biri gibi davranmasını istemektedir.Casusluk yaparak örgütle ilgili bilgi toplaması ve eylemlerden önce Hiller Brood'la çalışan müşterileri uyarmakla görevlendirilen kahramanımız,yaşam standartların çok dışında enteresan bir maceraya yelken açar.Örgüte sızabilmek için kendisinden ve özel hayatından fedakarlıklar yapan Sarah,görevi başarabilmek ve onlardan biri olabilmek için her şeyi yapmaya hazırdır.Çok geçmeden özverisi ve arzusuyla örgüte kabul edilen kahramanımız,grubun lideri Benji'ye ait eski bir barakaya kabul edilir.Zamanla Benji ile yakınlaşan Sarah,ona ve fikirlerine sempati duymaya başlar.The East,kamuoyunda yansıtılanların aksine terör saçan bir örgüt olmaktan ziyade ilkeleri olan insani bir hareket görüntüsü vermektedir.Dahası Sarah'nın da dahil olduğu ilk eylem epey ses getirecektir.Gerçekte sahip olduğu hayat ve Benji sayesinde kapılarını aralayıp keşfe koyulduğu yaşam arasında karar vermeye sürüklenen Sarah,kalbi ve mantığı arasından bir seçim yapmalıdır...

İyi;Sürükleyici kurgu ve oyunculuk gerçekten başarılı.Konu özgün,sıradışı;bir o kadar da ilgi çekici.Bu filmi sevenler benzer tarzdaki The Thaw (2009) yapımına da göz atabilirler.
Kötü;İlk yarısı itibariyle ağır tempoda ilerliyor olması sıkıcı gelebilir.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 23 Nisan 2015 | Etiketler : | | | |

Eliza Graves (2014)

Eliza Graves (2014)
Oxford mezunu idealist doktor Edward Newgate,insan psikoloji üzerine çalışmalar yapmak üzere taşrada bulunan eski bir mental kliniğin yolunu tutar.Teorik bilgi birikimini pratik tecrübeler edinerek geliştirmeyi uman kahramanımız Dr.Salt'a referanslarını yer aldığı bir mektup yollayarak yakın zamanda orada olacağının bilgisini verir.
Eliza Graves (2014)
Şehir merkezinden epey uzaktaki kliniğe en nihayetinde ulaşmayı başaran Dr.Edward silahlı güvenliklerin kapıda kendisini karşılaması ile epey panikler.Dahası kliniğin kampüsüne girdikten sonra şaşkınlığını giderek artar.Sis bulutları içerisinde ormanlık bir arazinin dağlık yamacında yer alan klinik adeta dış dünyadan izole kasveti bir kaleyi andırmaktadır.Hastane sorumlusu Dr.Salt'ın karşılamasını bekleyen kahramanımız Dr.Silas ile tanışır.Silas kliniğin sorumlusudur ve işlerin gidişatı hakkında ufak bir brifing verir.Burası tüm Britanya'daki kliniklerden oldukça farklıdır.Zira burda akıl hastası olarak tutulan kişiler arasında çok zenginlerlerin yakınları olduğu gibi hatta kralın soyundan gelenler dahi bulunmaktadır.Anlaşılacağı üzere esasında tümü iyi eğitimli yetişkinlerden oluşan hastalar Dr.Edward için inanılmaz bir deneyim olacaktır.Öte yandan Silas'ın çalışanlarına ve hastaneye inanılmaz hakim görüntüsü daha şimdiden ilham kaynağı olmaya başlamıştır.Edward'ın gelişini onurlandırmak için özel bir akşam yemeği organize eden Silas'ın çalışma şekli ve hastalarla ilişkisi daha ilk andan itibaren Edward'ın ilgisini çekmeyi başarır.Silas,hastaların şiddetle değil onlara değer verilerek iyileşebileceklerini düşünmektedir.Zira yemekte de hastalar ve çalışanların birlikte aynı masaları paylaşarak oturmaları Edward'ın gözünden kaçmaz.Geceye ait asıl sürprizse sanki buraya ait değilmiş görüntüsü veren ve son derece alımlı bir bayan olan Eliza'nın kahramanımızla tanışması olur.Edward'a soğuk davranan Eliza,derhal gitmesini istemektedir.Edward ise burayı mükemmel bir kariyer basamağı olarak görmektedir.Çok geçmeden Eliza'nın haklı olduğu ortaya çıkar...
İyi;Oyunculuk ve atmosfer olarak başarılı,20.yy'ın başlarında geçen etkileyici bir dönem filmi.Genel olarak 'asylum' (akıl hastanesi) konseptinde yer alan psikolojik-gerilim ağırlıklı yapım iddaalı oyuncu kadrosunu da hesaba katarsak göz atılması gereken bir alternatif. Modern korku-gerilim ve polisiye romanlarının  öncülerinden olan Amerikalı yazar Edgar Allan Poe'nun kısa hikayelerinden birinin uyarlaması olması da başka bir detay...
Kötü;Daha tempolu,daha sürükleyici kurgulanabilirdi...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Kasım 2014 | Etiketler : | | | |

Mong-ta-joo (2013)

Mong-ta-joo (2013)
15 yıl önce bir fidye davasında çocuğu kaçırılan Ha-kyeong,Dedektif Kang'ın uzun süre sonra ziyareti ile yeniden umutlanır.Ancak dedektif sanılanın aksine yeni ip uçları bulmaktan öte yasal olarak davanın bir haftadan kısa bir süre içerisinde zaman aşımına uğrayıp kapanacağını bildirmek için uğramıştır.
Mong-ta-joo (2013)
Acısı ilk günkü gibi taze olan Ha-kyeong ise tam anlamıyla büyük bir hayal kırıklığı yaşar.Davanın kapanmasına saatler kala olay yerini bir kez daha gezmek ve deyim yerindeyse günah çıkartmak isteyen Dedektif Kang,gizemli bir şekilde birisinin tam da oraya çiçek bıraktığını fark eder.Öncesinde çiçeği Ha-kyeong'un kızının anısı için bırakmış olabileceğini düşünse de otoyoldaki kamera kayıtlarından yola çıkarak yıllar önce kusursuz suç işleyen ve zekasıyla polisleri alt eden fidyeciden başkası olmadığını anlar.Kang elinden geldiğince araştırmalara devam etse de davanın düşmesi üzerine işin peşini bırakmak zorunda kalır.Öte yandan şehrin bir başka ucunda benzer bir kaçırılma davası kayıtlara geçer.Kang'ın soruşturmasında olduğu gibi yine kurban olarak küçük bir çocuk seçilmiş ve benzer yöntemlerle ailesiyle temas kurulup yüklü miktarda fidye istenmiştir.Fidyenin götürüleceği yer bile on beş yıl önceki mekan seçilmiştir.Yeniden davaya taraf olan ve yıllar önce elinden kaçırdığı fidyeciyi bulmak için her şeyi göze alan Kang,bu sefer çok daha dikkatli davranmalıdır.Zira başka bir acılı anneyi görmek ve kızını bulup getirememe düşüncesi en büyük kabusuna dönüşmüştür.Takas için beklenen telefonun gelmesi üzerine hemen yola çıkan Kang'ın bir yenilgiye daha asla tahammülü yoktur...
İyi;Güney Kore sinemasından yeni bir baş yapıt.Sürekleyici senaryo,oyunculuk,zekice kurgulanmış final...Kesinlikle izlenmesi gereken bir polisiye gerilim.Bu filmi sevenlerin benzer tarzdaki yine Güney Kore menşei Memories of Murder (2003) yapımına göz atabilirler.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 17 Eylül 2014 | Etiketler : | | |

Non-Stop (2014)

Non-Stop (2014)
Bill Marks bir süredir kendi problemleriyle uğraşan,sivil havacılık güvenliği için çalışan deneyimli bir dedektiftir.New York,Londra seferi yapan bir uçakta görevlendirilen,sürekli formaliteleri uygulamaktan sıkılmış kahramanımız için bu kez rutin bir uçuş olmayacaktır.
Non-Stop (2014)
Özel çağrı cihazıyla üstlerinden emirler alan Bill,internet ağlarına gizemli bir yabancının girmesi ve istekleri sonrasında epey telaşlanır.Zira yabancı kısa bir süre içerisinde hesabına yüzelli milyon dolar yatırılmazsa uçakta bulunan yolculardan birini öldüreceğini söylemektedir.Durumu uçaktaki bir başka gizli güvenlik görevlisiyle konuşmaya karar veren kahramanımız istediği reaksiyonu alamayınca kaptan pilotla konuşup,uçuşun güvenliğini riske atabilecek büyük bir tehditle karşı karşıya olduklarını anlatmaya karar verir.Öte yandan sürenin dolması ile uçakta gerçekten de birinin öldürülmesi gerilimi daha da tetikleyecektir.Yolculardan kendisine yakın hissettiği Jen ve hostes Nancy ile beraber şüpheli görünen herkesi araştırmaya başlayan Bill,yine gizemli yabancıdan gelen mesajlar sonrasında kaptan pilotun -dışarıdan açılması imkansız olan her türlü güvenlik önleminin düşünüldüğü kokpitte- öldüğü haberi ile sarsılır.Birinin kendisiyle oyun oynadığını düşünen ve giderek sinirleri bozulan kahramanımız çalıştığı şirketin de kendisinden bağımsız kararlar almaya başlaması ile daha da yalnızlaşır.Peki ama uçaktaki cinayetlerin sorumlusu kimdir?Daha ilk andan itibaren dikkatini çeken müslüman bir doktor,sürekli telefonuyla uğraşan zenciler,göçmenler ya da takım elbisenin ardında kimliğini gizleyen bir casus olabilir mi?
İyi;Baştan sona sürükleyici,kesinlikle sıkılmadan izleyeceğiniz artık klasikleşen tipik bir Liam Neeson filmi.Katil kim? önermesini işleyen gizem seviyesinin de tatminkar olduğu başarılı bir gerilim örneği.Yönetmen Jaume Collet-Serra'nın diğer yapımları ;Orphan (2009),House of Wax (2005) ve Unknown (2011) yine göz atmanızı tavsiye edebileceğim gerilim alternatifleri.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 5 Haziran 2014 | Etiketler : | | | | | |