Güncel İncelemeler;

The Clinic (2010)


Camiron ve hamile nişanlısı Beth her yıl yaptıkları gibi yine yılbaşını beraber geçirmek için Beth'in annesinin evine doğru yola çıkarlar.Ülkeyi boydan boya kat etmeleri gerektiğinden ötürü Camiron biraz bozuk atsa da hamile nişanlısını kırmak istemez.Yolda ufak bir kaza atlatan genç çiftimiz gece yarısı yeniden yola çıkmayı göze alamaz ve ufak bir motelde geceyi geçirmeyi planlar.İşte her şey bu motele girmeleri ile başlayacaktır.
Resepsiyon görevlisinin tuhaf tavırlarından ve tekin olmayan görüntüsünden pek hoşlanmasalarda,motele yerleşen kahramanlarımız bir an önce sabahı etme derdindedir.Gece yarısı acıkan Camiron odada Beth'i yalnız bırakarak dışarı çıkar.Geri döndüğünde hamile sevgilisinin odada olmadığını görünce panikleyerek,hemen resepsiyonisti suçlayıp Beth'in kaybolmasından onu sorumlu tutar.Lakin polisi devreye soksa da derdini tam olarak anlatamaz.Peki ama ne olmuştur da bir anda Beth arkasında hiç bir iz bırakmadan ortadan kaybolmuştur?
Eski fabrika benzeri büyük bir binada içi buzlarla dolu paslı bir küvette uyanan Beth ise panik içerisindedir.Zira doğum gerçekleşmiştir ve daha bebeğini göremeden ayrı kalmak zorunda kalmıştır.Birileri onu zorla burada tutsak etmektedir.Üzerinde sayılar olan bir üniformayı giyinen kahramanımız binada dolaşmaya başladıkça kendisi ile benzer durumda olan yeni doğum yapmış bayanlarla karşılaşır.

Hepsinin amacı ortaktır ve bebeklerini aramaktadırlar.Bu arada üstlerindeki benzer üniformalar ve sayıların bir şeyler ifade edebileceğini düşünen Beth,binadan çıkmak için keşfe koyulmuştur.En nihayetinde bebeklerin bulduğu bir odaya giren kahramanlarımız ne yazık ki onlara kavuşabilmek için kilitleri açmalıdırlar.Hangi bebeğin kime ait olduğunu bilmeseler de bileklerindeki farklı renklerden yorum yapan talihsiz bayanlar bir de teker teker peşlerine düşerek,kendilerini öldürmek için uğraşan yine üniformalı bir kadınında olduğunu öğrenmeleri ile iyice kapana kısılırlar...


İyi;Atmosfer,kurgu sürükleyici.
Kötü;Son çeyrek filmin genel görüntüsünün epey altında kalmış gibi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 3 Haziran 2012 | Etiketler : | | |

Rogue (2007)

Pete isimli Amerikalı bir gezi yazarı,Avustralya’nın turistik kuzey bölgeleriyle ilgili incelemesini tamamlamak için yola koyulmuştur.Kıyı boyunca eğlenceli geçeceğini umduğu bir tekne gezisine katılmayı planlayan kahramanımız,bölgenin pek lanse edilmeyen kötü şöhretinden bihaberdir.
Oldukça sıcak bir günün bahtsız kahramanı olan Pete,havaalanında bagajlarını kaybetmesinin ardından uğradığı  barda da eğitim düzeyi düşük insanlarının arasında,amanın ben nerelere düştüm diye düşünürken en sonunda güzel tur rehberi Kate ile tanışarak talihsizliğini yener.Buralara geldiğinden beri belki de başına gelen en iyi şey,bölgenin doğal güzellikleri bir yana dursun Kate ile tanışmaktır.Kate nehirde ufak geziler düzenleyen tur şirketinin rehberidir.Bölge hakkında Pete’in dahil olduğu yaklaşık on kişilik bir gruba hem bilgiler vermekte hem de tura ara vermeden devam etmektedir.Sıcak ve sinekler yüzünden her ne kadar tur cazip olmaktan çıksa da,Kate’in tatlı dili ve çevrede gözlenmeye başlayan timsahlar geziye ilginin azalmasını engellemektedir. 
Entel bir çiftin nehir gezisi sırasında video çekerlerken dikkatlerini çeken göz alıcı ışığın,yeniden herkes tarafından gözlenmesi ve bunun işaret fişeği olduğunun anlaşılması ile merkezi arayan Kate,telsizdeki parazitler nedeniyle derdini anlatamaz.Turdaki bazı kişilerin tepkisini çekse de hayati bir durum olabileceğini düşünen kahramanımız,sadece birkaç mil ileride olduğunu düşündüğü yere giderek çağrıya karşılık vermeleri gerektiğini söyler.En sonunda çoğunluk tarafından anlayışla karşılanan Kate,kayığın dümenini ışığın geldiği yere kırar.Yardım etmek için Kate önderliğinde olay yerine ilerleyen gezi grubumuz,nehrin daha önce pek ziyaret edilmemiş antik bir deltasına girerek en nihayetinde ne yazık ki bataklığın ortasında kaybolurlar.Ortamdaki gerginliğin hat safhasına ulaşması ile birbirlerini en iyi anlayan ikili Kate ve Pete mantık çerçevesi içerisinde buradan kurtuluş yolu aramaya başlarlar.Bir an önce geri dönmelidirler yoksa hava kararacaktır ve gelgitler başlayıp nehir suları hareketlenecektir.Tam bu sırada bir de ne görsünler,alabora olmuş bir kayık...

Çaresizliğe kapılan tur ekibimiz,havanın da kararması ile gelgitler başlayana kadar sadece birkaç saatlik zamana sahiptirler.Bulundukları zor durumdan kurtulmak için Neil’in de sorumluluk alması ile yeni fikirler üretecek olan kader ortağı tur kafilemiz,bakalım dehşet dolu geceyi sağ salim atlatabilecek midir?
İyi;Sonlara doğru tırmanan gerilim,mekan,kurgu.
Kötü;Final farklı olabilirdi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 6 Mayıs 2012 | Etiketler : | | | |

Darkness Falls (2003)

“150 yılı aşkın bir süre önce Darkness Falls kasabasında,Matilda Dickson'ın tüm çocuklar tarafından çok sevildiği söylenir.Her çocuk dişi düştüğünde ona getirir...ve bir altın para ile değiştirirmiş.Bu yüzden ona "Diş Perisi" denirmiş.Fakat kader Matilda'nın yüzüne gülmemiş.Bir gece Lighthouse Point'teki evini kül eden yangın, yüzünde korkunç yara izleri bırakmış.Matilda'nın yanan cildi ışığa o denli hassasmış ki, yalnız geceleri ve kimse yüzüne bakmasın diye hep porselen bir maske takarak dışarı çıkabiliyormuş.Günün birinde kasabada iki çocuk eve dönmemiş.Kasaba halkı Matilda'yı suçlamış.Maskesini çıkarıp,korkunç yüzünü ışığa çıkararak asmışlar onu.Ve son nefesinde Matilda, Darkness Falls'u lanetlemiş.Ertesi sabah, iki çocuk sağ salim bulunmuş.Kasaba bu sırrını Matilda'nın cesediyle toprağa gömmüş.O günden beri kimileri Matilda'nın Darkness Falls çocuklarını son dişlerini düşürdükleri gece ziyaret ederek,yüzünü görenlerden intikam aldığına, yani lanetini yerine getirdiğine inanırlar.Daha önce iyilikle aldığımı,sonsuza dek intikamla alacağım.”
Korku gerilim filmleri arasında kendine has senaryolar üreten Avustralya menşeli yapımlarından biri olan “Darkness Falls” yine şehir efsanesi olarak bahsedebileceğimiz,bir tabunun perde arkasını aralıyor.Daha önce incelemesini paylaştığım “Wolf Creek” ve “Dying Breed” gibi diğer Avustralya yapımı filmlere benzer bir şekilde,ilgi çekici bir konu ile harmanlanan bu film,her ne kadar oyunculuk ve efektler bakımından vasatı aşamasa da boş zamanınızda izleyebileceğiniz ortalama bir yapım.
Filmin konusuna gelecek olursak;Kyle isimli ergenliğe girmek üzere olan sıkılgan,asosyal kahramanımız,son süt dişini çıkardığı gün diş perisini gördüğünü iddia eder.Dahası diş perisinin porselen kaplı maskesini ve gözlerinin önünde annesini katletmesine şahit olan Kyle,dokuz yıllık akıl hastanesi serüveninden sonra,halen karanlıktan ve diş perisinden korkarak yaşamaya devam eder.Günün birinde eski bir dosttan,daha doğrusu ilk kız arkadaşından telefon alacak olan Kyle,Caitlin’in minik kardeşinin (Michael) de şu an,geçmişte kendisinin yaşadığına benzer bir sendrom geçirdiğini öğrenir.
Michael geceleri on dakika bile kesintisiz uyuyamamaktadır.Odasında ışıkların sönmesinden ve diş perisinin bu vesile ile karanlıkta kendisini öldürmesinden korkmaktadır.Kyle her ne kadar bu olaya karışmak istemese de Caitlin’i kıramayacaktır.El fenerleriyle(diş perisinin gece kendisini ele geçirmesini engellemek için,geliştirdiği bir savunma yolu.) dolu bir valiz ile yola çıkan,yıllar sonra yeniden doğup büyüdüğü kasabaya dönen kahramanımız,annesini öldüren psikopat yaftası ile bir hayli zor anlar yaşayacaktır.Eskiden beri anlattığı katil diş perisi hikayesi ise Caitlin dışında herkesin dalga geçtiği bir uydurma olarak anılacaktır.
Kyle,Micheal’ın son süt dişini dökmek üzere olmasından yola çıkarak,yeniden karanlığın Darkness Falls kasabasına hakim olacağını ve porselen maskeli diş perisinin kasabalıdan intikam hazırlığında olduğunun bilincindedir.Zamanla ortadan kaybolmaların artması ve gizemli cinayetlerin işlenmesi ile çalkalanacak olan Darkness Falls kasabalıları ise,başlarda alay konusu edindikleri Kyle’ın hikayesine sahip çıkacaklardır.Diş perisini ebediyen kendilerinden uzak tutmanın yollarını arayan;Michael,Caitlin ve Kyle,diş perisini yok etmenin tek yolunun parlak bir ışıkla onu gafil avlamak olduğunu öğreneceklerdir.Kasabaya çöken karanlık sonrasında,bir grup hayatta kalan insanla beraber kasabanın biraz dışındaki deniz fenerine sığınacak olan kahramanlarımız,diş perisinin porselen maskesini çıkartmalı ve o iğrenç yüzünü kuvvetli bir ışıkla aydınlatarak yakmalıdırlar.


İyi;Diş perisi efsanesine değişik bir bakış açısı yansıtılmış.Filmin masalsı giriş bölümü başarılı.
Kötü;Oyunculuk ve efektler oldukça vasat.
Gereksiz;El fenerinin kurtarıcı olarak kullanılmasını biraz garipsedim.Ölüm saçan diş perisi modellemesi de zayıf kalmış sanki.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 16 Nisan 2012 | Etiketler : | | | |

Triangle (2009)

 
Jess,uzun yıllardır otistik oğluyla uğraşmaktan kendisine zaman ayıramayan muzdarip bir kadındır.Günün birinde arkadaşlarının teklifi üzerine oğlunu okula bırakarak yat turuna katılmaya karar veren kahramanımız,aklı sürekli onda kalsa da Greg'in ilgisi ile bir nebze olsun rahatlayabilmiştir.Ancak denize açılan kafilemizi kısa süre sonra bozan hava,ansızın bastıran fırtına ve yağmur epey zor durumlara düşürecektir.
 
Saniyeler içerisinde yatlarının sular altında kalması nedeniyle yardım çağırmaya koyulan kahramanlarımız ne yazık ki telsizle kimselere ulaşamazlar.Neyse ki en azından hava yeniden açmıştır ve devasa bir gemi ufukta belirmiştir.Geminin dikkatini çekebilmek için epey uğraşan kafilemiz en nihayetinde amaçlarına ulaşırlar.Gemi alabora olan yatlarının yakınında davetkar şekilde beklemektedir.Ancak işin tuhaf kısmı koskoca gemide güvertede ansızın belirip kaybolan bir suret dışında kimse yok gibidir.Başka çareleri olmadığını düşünerek en azından limana kadar gitmek için gemiye binen gençler,halen etrafta kimseleri görememiştir.Gemide bir şeylerin yolunda gitmediği açıktır...
Plan basittir,gemide hiç yolcu ya da mürettebat olmasa bile en azından kaptan köşkünde gemiyi yönlendiren birileri olmak zorundadır.Oldukça dar ve dolambaçlı,labirenti anımsatan koridorlar arasında dolaşmaya başlayan kahramanlarımız,Jess'in tuhaflaşmaya başlaması ile epey tedirgin olacaklardır.İşler kötüye giderken sadık kalınması gereken ana kuralı (asla sürüden ayrılma) hiçe sayan gençler,bir de aralarından birinin ölümcül şekilde yaralanması ile iyice panikleyeceklerdir.Neler olup bittiği sorusu ise halen gizemini sürdürmektedir.
Havada bir tane bile bulutun olmadığı güneşli bir yaz gününde,ansızın başlayan ve yatlarını alabora eden fırtınanın sonrasında gizemli bir şekilde karşılarına çıkan gemiye binen kahramanlarımız belki de kaderleri ile yüzleşmek zorundadır.

İyi;Sıra dışı bir yapım olduğu muhakkak.Paralel evren ve boyut kavramı ile yoğurulan senaryo ilgi çekici.Atmosfer başarılı,kurgu sürükleyici.Bu filmi sevenlerin Ghost Ship (2002) ve Timecrimes (2007) yapımlarına da göz atmalarını öneriyorum.
Kötü;Ağır tempo,bazı klişeler (zamanın durması vs).
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 26 Mart 2012 | Etiketler : | | | |

Primal (2010)


Bir grup genç  ve başlarından geçen olaylar dizisi şeklindeki yapımlardan biri olan Primal,olay döngüsüne biraz da antropoloji katarak daha mistik bir kurguya sahip.Öyleki Anja ve arkadaşları Dace'in tezini bitirmek için,aynı zamanda eğlenmek maksatlı olarak geçmişi 12.000 yıl öncesine dayanan duvar çizimlerini görmeye giderler.Sıkı bir orman dağılımına sahip coğrafyada sapak bir geçit aracılığı ile malum çizimin bulunduğu bölgeye ulaşan gençler için,artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Bölgeye kamp kuran gençler kendilerine saldıran mutasyona uğramış garip bir yaban tavşanı sonrasında paniklerler.Belki de bu onlar için son ikazdır ve hazır ipler ellerindeyken geri dönmelidirler.Neyse ki tatsız olayı atlatan gençler hemen kamp kurdukları alanın yakınlarındaki göle giren Mel'in çığlıkları ile irkilirler.Zavallı Mel sülüklerin saldırısına uğramıştır.Vücudunun tamamı parazitlerce çevrelenmiştir.Arkadaşlarını bu zor durumdan kurtaran gençler,ilerleyen saatlerde Mel'in değişimine şahit olacaklardır.Başlarda Mel'in göl suyunun etkisi ile ateşli bir enfeksiyon geçirdiğini düşünen kahramanlarımız çok geçmeden nasıl bir bela bir karşı karşıya olduklarını kavrayacaklardır.
Daha önce yaban tavşanının mutasyona uğramış çene-diş yapısı ile irkilen ekibimiz,sürecin bu seferde arkadaşları Mel için işlediğini fark edeceklerdir.Mel hasta değildir,hatta hiç olmadığı kadar güçlü ve çeviktir.Dahası etçil bir organizmaya dönüşerek,arkadaşları için büyük bir tehdit haline gelmiştir.Dace önderliğinde Mel'den korunabilmek için ateş vasıtasıyla savunma geliştiren kahramanlarımız,bakalım ormandaki kovalamacadan sağ çıkabilecek midir?
Anja'nın relik duvar çizimlerinin aslında ikaz manasında olduğunu keşfetmesi ise işlerin farklı bir boyuta taşınmasına neden olacaktır.Eğlenceli başlayan kamp günleri,tuhaf olayların gerçekleştiği ölümcül tuzaklarla dolu büyük bir hayatta kalma savaşına dönüşecektir.Sonuçta karşılarındaki her neyse ilkel bir garabettir ve ondan kurtulabilmeleri için aklı selim çözümler üretebilmek şarttır.
İyi;Mekan,mistik atmosfer..
Kötü;Oyunculuk,kurgu film ilerledikçe giderek bayalaşıyor.
Gereksiz; Klişe final.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 28 Şubat 2012 | Etiketler : | | | |

The Ruins (2008)


Yer Meksika,ucuz tatil yapmak için yola çıkan dört Amerikalı yakın arkadaş eğlencenin doruklarındadır.Stacy ve Amy samimi arkadaşlardır.Amy’nin erkek arkadaşı Jeff bir tıp öğrencisidir.Stacy’nin erkek arkadaşı olan Eric ise eğlencesine düşkün maceraperest birisidir.Plajın,denizin ve güneşin tadını çıkaran kahramanlarımız,tatillerinin sonuna doğru ormanın derinliklerindeki Mayalardan kalma relik bölgesini ziyaret etmeyi planlarlar.Tatilde Mathias isimli bir Alman turistle tanışmışlardır.Mathias kardeşi ile beraber Meksika’ya gelmiştir,fakat kardeşi kız arkadaşı olan bir arkeolog ile tam da bizim kahramanlarımızın gitmek için yanıp tutuştukları Maya harabesini incelemeye gitmiştir.Ne yazık ki Mathias kardeşinden son birkaç gündür haber alamamıştır.Hem Mathias hem de kahramanlarımızın ortak hedefi bölgeye ulaşmaktır.Böylelikle Mathias da planlarına dahil olur.Kafilemizin Maya harabesi ziyaretleri ile karşılaşacakları bir takım sıra dışı olaylar,asla unutamayacakları saatler yaşamalarına neden olacaktır.
 
Otellerinden ayrılan gençler,Maya harabelerine yol almak üzere,arazi koşullarını da göz önüne alarak bir kamyonet kiralamaya karar verirler.Yanlarına birde Meksikalı rehber alırlar.Ormanın derinliklerine ulaştıklarında kamyonetin şoförü,arandığında tekrar o bölgeye gelip kafilemizi almak üzere,kasabaya geri döner.Daha gezilerine başlar başlamaz kahramanlarımız cep telefonlarının burada çekmediğini anlarlar.Ancak Mathias uluslararası hattı olan özel bir telefona sahiptir ve bu telefonun her yerden sinyal alabildiğini söyleyerek panikleyen kahramanlarımızı sakinleştirir.Yollarına yürüyerek devam eden kafilemiz kısa bir süre sonra tuhaf kılıklı ve yöresel bir lisan kullanan kabile benzeri garip insanlarla karşılaşır.Tam da aradıkları Maya harabesini bulmuşken,ellerinde oklar ve yaralayıcı aletler olan bu insanlar da kimdir?Bu sırada tercüme hatasından ötürü ortamın gerginleşmesi ve çevirmenin vurulması,gençlerin piramit benzeri reliğe tırmanmalarına neden olacaktır.Burada güvendedirler,çünkü  nedenini bilmedikleri bir sebepten ötürü kabile adamları bu relikten uzak durmaktadır.
  
Yaşadıkları kovalamacanın  ardından kahramanlarımız,Mathias’ın telefonunu kullanarak yardım aramayı umarlar.Ancak aşağıdaki arbede sırasında Mathias telefonunu kaybetmiştir.Artık işler daha da zorlaşmıştır.Reliğin çevresi sarmaşık benzeri yoğun bir bitki ağı ile çevrilidir ve ortasında kuyu benzeri bir aşağı iniş tüneli vardır.Etrafı keşfetmeye devam eden kahramanlarımız burada kamp yaparak,aşağıdaki kabile adamları dağılınca bir fırsatını bulup buradan uzaklaşmayı planlarlar.Lakin Mathias’ın reliğin çevresinde kardeşinin cansız bedenini bulması yaşadıkları gerilimi daha da tırmandıracaktır.
 

Uzun,umutsuzluk dolu bekleyişin ardından Jeff,sularının da azaldığını ve burada daha fazla kalamayacaklarını düşünerek,kuyu yoluyla reliğin derinliğine inmeyi düşünür.Mathias kardeşinin de ölümünün ardındaki gerçeklerin belki de karanlık kuyuda saklı olduğunu düşünerek bu işe gönüllü olur.Ancak tamda aşağıya sarkmaya başlamışken, onu taşıyan halat kopar ve yere düşerek ağır yaralanır.Artık bir hata daha yapma lüksleri yoktur.Bu nedenle en hafifleri olan Stacy’i kuyudan aşağıya yollarlar.Stacy tam zemine inecekken bir kaza geçirir ve bacağını yaralar.Başları yeterince derde giren kahramanlarımızdan Jeff ve Amy;ölüm tehlikesini de göze alarak,reliğe tırmandıkları merdivenleri kullanıp aşağı inip yardım aramaya karar verirler.Ancak halen kabile üyeleri oradadır ve Jeff ve Amy’nin ormana ulaşmasına engel olurlar.Bunun üzerine yeniden reliğe tırmanan Jeff ve Amy,umutsuzca ne yapabileceklerini düşünmeye başlarlar.Sedye benzeri bir sistem kurarak yeniden kuyuyu kullanıp,Stacy ve Mathias’ı oradan çıkarırlar.Jeff her ikisinin de yaralarıyla ilgilenir.Uzun bir gecenin ardından uyanan kahramanlarımız,Mathias’ın sedye üzerinde,relikteki sarmaşık benzeri garip bitki ile sarılmış yarı baygın bedenini bulurlar.Dahası bu bitkiler Stacy’de hareket ederek yakınlaşmaya çalışmaktadır.(*tropizma)Kısa sürede Jeff,asıl tehlikenin aşağıdaki barbar kabile üyeleri değil,sarmaşığı andıran garip bitkiler olduğunu anlayacaktır.(**endemik)Bu bitki akan kana hareket ederek,ulaştıkları vucüdu konak olarak kullanıp,bir tür parazitizm gibi yok etmektedir.


İyi;Tarz olarak sıradan bir grup genç ve başlarından geçen olaylar dizisi temalı korku filmlerinden farklılıklar gösteren yapımı beğenenler için Splinter (2008) filmi tavsiye edilir.
Kötü;
Gereksiz;Telefon esprisi.
Editör'ün Puanı

*Uyartının yönüne bağlı olarak meydana gelen yönelme hareketidir.
**Bulunduğu bölgenin ekolojik şartları yüzünden yalnızca orada yetişebilen ve benzer ekolojik niteliklere sahip olsa dahi yer yüzünde sadece o yöreye özgü olan bitki çeşididir.
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 16 Ocak 2012 | Etiketler : | | | | | |

Wolf Creek (2005)

Wolf Creek (2005)
“Avustralya’da her yıl 30.000 kişinin kaybolduğu polis kayıtlarına geçmektedir. Bunların %90’ı bir ay içerisinde bulunmaktadır. Bazılarına ise bir daha asla ulaşılamamaktadır.”
Ben, Liz ve Kristy üniversiteden sıkı arkadaşlardır. Ortak ilgileri olan gezelim görelim anlayışı ile Avustralya'nın Wolf Creek Ulusal Parkı'na günü birlik tur yapmayı planlarlar. Wolf Creek bölgesi sıradışı bir  meteor kraterini barındıran, sosyal yerleşim olmayan tenha bir yerdir. Ben, kiralık bir araba ayarlar ve kızları almak üzere yola çıkar. Kahramanlarımız çıkacakları bu uzun yolculuk için gerekli gördükleri bütün eşyaları alırlar ve her yönüyle gizem kokan, uzun saatlerini alacak yolculuğa başlarlar.
 Wolf Creek (2005)
Yolculuğun ilk bölümünde her şey normaldir ve gençler değişmeli olarak şoför koltuğuna geçerek; bir yandan eğlenir bir yandan da görmek için sabırsızlandıkları Wolf Creek yolunu kat etmeye devam ederler. Ta ki son benzin istasyonunun bulunduğu Emu Creek adlı küçük kasabaya ulaşana dek. Benzinlikten yakıt tatbiki yapan Ben, kızları da alarak hemen yakınlardaki lokantaya girer ve içecek bir şeyler almak ister. Lokantada köşede oturan bir avuç serseri tip ise Liz ve Kristy'yi görür görmez sarkıntılık etmeye ve sözlü tacizlere başlar. Bunun üzerine elemanlarla arasında ufak bir tatsızlık yaşanacak olan Ben, meseleyi uzatmaz ve bu denyoların seyahatleri boyunca başlarına gelecek son aksilik olduğunu söyleyerek, gerilen kızları yatıştırır. Arabalarına atladıkları gibi uzaklaşan kahramanlarımızla Wolf Creek arasında artık sadece bir kaç saatlik mesafe kalmıştır. Gidecekleri yöre ile ilgili kızlara nazaran daha fazla bilgiye sahip olan Ben, Wolf Creek bölgesinin uzaylılar tarafından zamanında uğrak yer olduğuyla ilgili hikayeler anlatır. Hikayeler ne kadar doğrudur bilinmez ama meteor çukurunun da buraya düştüğü göz önüne alınırsa biraz kafa karıştırıcı muallak bir durum söz konusudur. Kızlar her ne kadar Ben'in anlattığı hikayeyi gülünç ve saçma olarak tasvir etseler de, havanın bulanması ve yağmurun başlamasından mıdır bilinmez, hafiften de ürperirler hani...
Wolf Creek (2005) 
En sonunda Wolf Creek Ulusal Parkına ulaşan kahramanlarımız, tabelada yazan uyarıyı dikkate alaraktan, meteor çukuruna üç saatlik yürüyüş ile ulaşmak üzere, arabalarını orada bırakıp yola koyulurlar. Yorucu bir yürüyüşün ardından asıl görmek istedikleri alana ulaşan gençler, gördükleri manzara karşısında büyülenirler. Oldukça büyük ve nedeninin de bir o kadar sır olduğu meteor çukuru, maceraperest kahramanlarımız için tabiatıyla bir hayli ilgi çekicidir. Yağmurun şiddetini arttırması ile en azından yağmur kesilene kadar burada kalmayı göze alan gençler, ufak bir kamp alanı oluştururlar. Aradan geçen birkaç saatin ardından karanlığın bastırması ve en nihayetinde yağmurun dinmesi ile yeniden arabalarına dönmek üzere yola çıkan kahramanlarımızı talihsiz bir sürpriz beklemektedir.
 Düşünsenize arabayla saatler süren uzun bir yoldan gelmişsiniz ve etrafınız tamamen sosyal yaşamdan izole, doğayla baş başa bir yer. Her neyse çok geçmeden yakınlarda kendilerine doğru yaklaşmakta olan bir ışıltı gören gençler, bunu bir araba mı yoksa bir UFO mu olduğu konusunda bir hayli tedirginlerdir. Neyse ki gelen bir arabadır ve içinden de taşralı kendini komik sanan garip bir tip (Mick) iner. İlginç esprileri ve yardımsever tavırlarıyla kahramanlarımızın güvenini kazanan Mick,onları ikna ederek bölgenin güneyindeki, yakınlarda olduğu söylediği evine kadar gençlerin arabasını çekmeyi önerir. Ben başlarda biraz şüpheyle yaklaşsa da Mick'in samimi tavırlarından ve evinde bozuk olan araba parçalarını onarabilecek donanımları olmasından ötürü bu teklifi kabul eder. Yola çıkan kahramanlarımız Mick'in dediğinin aksine sanki saatlerdir yoldadırlar.Acaba Mick'e güvenerek hata mı etmişlerdir?



İyi; Son çeyrek ilgi çekici, gerilim dozu tatminkar. Bu filmi sevenler serinin devam filmi Wolf Creek (2013) incelemesine de göz atabilirler.
Kötü;Klişe sayılabilecek kurgu.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Aralık 2011 | Etiketler : | | |

Dying Breed (2008)

Dying Breed (2008)
Pek çok bakımdan şehir efsaneleriyle bezenmiş, yerel bir mite dayanan, Hollywood gençlik sineması edasıyla çekilmiş izlenimi veren bu Avustralya yapımı filmi, boş zamanlarınızda izleyebileceğiniz alternatif korku-gerilim olarak öneriyorum.
Dying Breed (2008)
Nina zeki, alımlı genç bir bayandır. Biyoloji ile ilgilenmekte olup ve daha çok zooloji (hayvan bilimi) dediğimiz alanda ilgi ve tecrübe sahibidir. Ablasının yaklaşık sekiz yıl önce Tazmanya bölgesine giderek, nesli tükenmiş olduğu bilinen “Tazmanya Kaplanı”na ait bazı bilgiler edinmesi ve halen yaşayan bireylerin olduğunu saptayarak, konferans hazırlığı yaptığı sıralarda gizemli bir şekilde ortadan kaybolması, Nina’nın da ablasının izinden giderek onun yarım bıraktığı işi tamamlamasına vesile olacaktır. Nina hem ablasının nasıl ortadan kaybolduğunu daha iyi anlamak, hem de gerçekten de “Tazmanya Kaplanı”nın halen yaşayan popülasyonları olup olmadığını gözlemlemek üzere, erkek arkadaşı Matt ve onun hırçın, bir o kadar da agresif yakın arkadaşı olan Jack ile Tazmanya’ya gitmeye karar verir. Jack bu gezinin daha çok turistik ve eğlenceli olacağını düşündüğü için kız arkadaşı Rebecca’yı da davet eder.
Dying Breed (2008)
Bir hayli uzun ve yorucu yolculuğun ardından Tazmanya’ya ulaşan kahramanlarımız, bölgenin yerlileri tarafından pek de sıcak karşılanmazlar. Dahası kısa sürede başını belaya sokan Jack, yerlilerin tepkisini ve öfkesini kahramanlarımızın üzerine çeker...
Tazmanya kaplanını bulma amacıyla tekneyle yola çıkan gençler, kaplanın yaşaması muhtemel olan dağlık bölgeye ulaşmışlardır. Yağmurun bastırması ile burada gecelemek zorunda kalan kahramanlarımız, buldukları bir mağarayı mesken tutarlar. Ancak kısa süre sonra zifiri karanlığın içerisinden gelen ürkütücü sesler ile ormanda yalnız olmadıklarını keşfeden gençler,en temel kural olan sürüden ayrılma prensibine sadık kalamayınca, The Pieman efsanesi ile yüzleşmek gafletine düşerler :)
The Pieman lakaplı Alexander Pearce, geçmişte hapishaneden 7 arkadaşı ile firar girişiminde bulunmuş azılı bir suçludur. Lakin bu 7 kişiden ikisinin teslim olmasına rağmen, geriye kalan beş kişinin asla bulunamamış olması ve ayrıyeten uzun uğraşlar sonrasında yeniden ele geçirilen Pearce’ın diğer arkadaşlarını yediğini söylemesi akıllardaki soru işaretlerini arttırmıştır. Bu gülünç iddiayı  mantık dışı gören yetkililer, çok geçmeden yeniden bir arkadaşı ile firar eden ve yakalandığında,arkadaşına ait bazı eşyaları yanında taşıyan Pearce’ın yamyam olduğuna karar verecektir. İşte efsane odur ki, Pearce halen Tazmanya ormanında bir yerlerde hayatını sürdürmektedir ve kanibal olarak beslenmeye devam etmektedir. Her yıl Tazmanya ormanlarında kaybolan turistlerin rapor edilmemesi ve kasabalının bu efsaneye biat etmesi de bu yüzdendir...



İyi; Yapımda; Avustralya tarihinde kendisine yer edinmiş (daha çok efsaneleşmiş desek yeridir) iki figürün (“The Pieman” lakaplı Alexander Pearce ve nesli tükenmiş olan Tazmanya kaplanı) egzotik olarak işlenmesi merak uyandırıcı. Ayrıca maceraperest kurgu, ormandaki hayatta kalma savaşı, finaldeki ufak sürpriz de diğer başlıca artılar...
Kötü;Senaryo filmin ilk çeyreğinin ardından çok sıradanlaşıyor.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;