Güncel İncelemeler;

Silent Hill: Revelation 3D (2012)

Silent Hill: Revelation 3D (2012)
Silent Hill (2006) yapımının sonrasında uzun yıllardır beklediğim serinin devam filmi en nihayetinde vizyona girdi.Büyük beklentilere kapılarak izlediğim "Silent Hill: Revelation 3D" final bölümünde bahsedeceğim bazı dezavantajlarına rağmen,bir Silent Hill fanı olan beni tatmin etmeyi başardı.Tabii bunda yönetmenin,oyuncuların ve kurgunun başarısını vs geri plana atarak sırf o atmosferi yeniden hissedebilme şansını yakalamanın,olumlu izlenime sahip olmamda baskın olduğunu söylemeliyim.İlk filmin bittiği yerden nöbeti devralarak daha fazla görsel efekt vaad eden Silent Hill: Revelation 3D,öncesinde eleştiri yağmuruna tutulan oyunlardan farklı/bağımsız senaryo önermesini de savuşturacağa  benziyor.Zira Silent Hill 3 oyunu ile film hemen hemen aynı kurgu üzerinden ilerliyor.Bir bakıma daha az sürpriz sizleri bekliyor gibi görünse de öte yandan yeniden Silent Hill'e dönüş fikri bile yeterince cezbedici...
3.oyuna karakter tiplemelerinden,senaryoya değin her yönden paralellikler kurulması fanları memnun edeceğe benziyor.Heather'ın saç kesiminden üstündeki yeleğe,Douglas ve Vincent karakterlerine kadar birebir uyum hemen göze çarpıyor.Belki en büyük farklılığın,oyunda Heather'a Silent Hill'e kadar eşlik eden Dedektif Douglas karakterinin yerine o pozisyonu Vincent'ın doldurmasından bahsedebiliriz.Bu ufak detayların ardından uzun süredir merakla beklediğim yapımın incelemesine geçmeden önce ilk filmin kısa bir özetine değinelim.Hatırlayacağınız üzere Silent Hill'de kapana kısılan Rose ve kızı Sharon,Alessa gerçeğini ve kasabalıların sapkın inançları sonrasında Valtiel tarikatının sebep olduğu felaketi bir şekilde aşarak evlerine dönmek istemişlerdi.Ancak bir kez Silent Hill'e girdin mi çıkamazsın realitesi Rose'un farklı bir boyuta sıkışmasına neden olmuştu.Sharon ise annesinin kendisini feda etmesinin sonrasında babasının yanına (Christopher) dönmeyi başarmıştı.Bu aşamadan sonra yıllarca kaçak hayatı yaşayan Christopher ve öz kızı kadar sevdiği Sharon (ki zamanında Toluca yetimhanesinden evlat edinmişlerdi) sürekli yeni vilayetlere taşınarak,kimliklerini değiştirerek peşlerine düşen tarikat üyelerinden saklanmaya,Silent Hill'den uzak durmaya çalışmıştır.Taa ki günün birinde yine Heather/Sharon'ın kabusları alevlenmeye,etrafında baş edemeyeceği çapta gariplikler yaşanmaya başlayana dek...
Valtiel tarikatı üyelerinin Sharon'un kendisinden koparmak ve yeniden Silent Hill'e götürmek için izlerini bulduklarını öğrenen Christopher/Harry kızına elveda diyemeden ortadan kaybolmuştur.Babasının izini sürmek için okulda yeni tanıştığı Vincent ile beraber Silent Hill'e gitmeyi kafasına koyan Sharon,kendisine ait olan metatron simgesinin yarısı ile bilinmeze doğru yola çıkar.Vincent da tarikatın üyelerinden biridir ve asıl amacı kahramanımızın buraya getirilmesini sağlamak olsa da onun içindeki masumiyeti görerek,annesine(Claudia;Valtiel inanışının lideri) karşı gelip Sharon'ın yanında saf tutmaya karar verir.Şimdi yapmaları gereken metatron simgesinin kayıp olan parçasının Leonard'dan alınması ve bu sayede Alessa'nın durdurulmasıdır.Ancak bu şekilde Sharon babasına kavuşabilir ve uzun yıllardır büyük bir lanetin pençesinden yaşayan Silent Hill kasabası da normale dönebilir...
İyi;Atmosfer eksik yansıtılmasına karşın yine de başarılıydı.Sisler içerisinde hayalet bir kasaba,kül yağmuru,kulakları çınlatan siren sesleri,zamanın değişerek Silent Hill boyutuna geçilmesi ve tabii ki birbirlerinden çirkin boss yaratıklar :D 3.oyunu baz alarak sinemalaştırılan yapım,oyunun kurgusuna sadık kalınarak çekilmiş ki bu da en büyük artılarından biri sayılabilir.Bunun yanı sıra final bölümünde karşımıza çıkan Silent Hill: Origins'dan tanıdığımız Travis Grady ve yine son sahnede beliren polis konvoyunun eşlik ettiği hapishane taşıtı da Silent Hill: Downpour oyununa atıfta bulunuyor.Yani özetle yeni bir devam filminin çekilmesi müjdeleniyor...


Kötü;Silent Hill (2006) yapımı ile ilişkiyi kurabilmek için fazlaca çabalamışlar.Ancak oyunu oynamayan birisi için halen pek çok soru işareti akıllarda yer edinebilir.İlk bölümü itibariyle hızlı başlasa da ikinci yarısında beklentilerin altında kalan çok aceleye getirilmiş sahneler göze batıyor.Özellikle Sharon'ın akıl hastanesinde Leonard'ı aradığı sahne,Silent Hill fanlarını kızdırabilir.Zira fanların malumu üzerine Silent Hill'de kapalı bir mekana girdiyseniz asla aradığınız şeyi hemen bulamazsınız.Duvardan haritayı alarak yanınızda gezdirmelisiniz.Bir diğer olumsuz şey de tipik Hollywood filmlerinde karşımıza çıkan slasher vari tuhaf gereksiz kanlı sahnelerin yer almasıydı.Oysa bunlar yerine uçsuz bir deryayı anımsatan Silent Hill den yönetmenin biraz zeka kırıntıları devşirmesini beklerdim.En büyük eksiklerden biri de zaten bu noktada karşımıza çıkıyor,hani nerede çözmesi saatlerimizi alan o bilmeceler ? Heather'ın bir kapıyı açma sahnesi var ki orada kesinlikle biraz yaratıcı şeyler görmemiz gerekiyordu.Son olarak maalesef yeterli bütçe ayrılmadığı için çok daha iyisi yapılabilecekken orta karara talim eden vasat bir yapım ortaya çıkmış.
Bazı yararlı linkler; Silent Hill Wiki,...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Kasım 2012 | Etiketler : | | | | |

Antichrist (2009)

Antichrist (2009)
Lars von Trier imzalı "Antichrist" filmin giriş bölümünde de bahsi geçtiği gibi Tarkovski sinemasına atıflar içeriyor.Tanıdık olmayanlar için Andrey Tarkovski'nin sinemasını kısaca özetlersek;genel izleyici kitlesini tatmin etmek güdüsü içermeyen,çoğunlukla anlamsız bulabileceğiniz diyaloglarla süslü,final bölümünde iyi-kötü,doğru-yanlış önermeleri içermeyen,genelde buhranlı atmosfere sahip tanıdık kurgu kalıplarından farklılaşan yapımlar barındırır.
Genç bir çift minik oğullarını ihmal ederek diğer odada seks yaparlarken,çocuklarının camdan düşerek ölmesi üzerine büyük bir depresyonun içerisine sürüklenirler.Annenin daha büyük bir yıkım yaşaması üzerine aynı zamanda psikiyatrist olan baba hastane dışında gözlerden uzakta baş başa kalabilecekleri bir yerde terapiyi sürdürmeyi planlar.Daha önce birlikte hoş vakit geçirdikleri sık bir orman ağıyla çevrili kulübenin yolunu tutan kahramanlarımız,ilişkilerine yeni bir şans verme arayışındadır.Ancak sanılanın aksine yalnızlığın kendilerine iyi geleceğini düşünseler de annenin saldırgan doğası işlerin daha da çığrından çıkmasına sebep olacaktır.Dört bölümden oluşan (“Keder“, “Acı“, “Umutsuzluk” ve “Üç Dilenci”) yapım sığ çevreler tarafından erotizmin ağır bastığı belirgin bir finalle sonlanmayan,herhangi bir amaç barındırmayan manasız bir yapım olarak lanse edilse de,yönetmen koltuğunda oturan Lars von Trier her zaman olduğu gibi yine hafızalarda yer edinecek üst düzey bir yapımı sinema tarihine kazandırmış.Genel hatları itibariyle kadın doğası ve yaratılışı üzerine tüm çıplaklığıyla yalın önermeler sunan "Antichrist" muazzam görsel anlatımla birleşerek salt korkunun iliklerde hissedilmesini sağlıyor.Buhranlı atmosfere ek olarak hayvanlar aracılığıyla simgeleştirilen metaforlar ve acı-keder kavramlarının en iyi şekilde hissettirilebileceği arketipler başarıyla yansıtılmış.Tarkovski'nin daha çok yağmurlu atmosferden de destek alarak hüzünlendiren seyirciyi bunaltan,tematik olmayan daha kaotik işleyişi Trier tarafından şiddet ve cinselliğin ön planda tutulması ile sağlanmış.

Özetle;ormanda ıssız bir kulübede teorikte birbirlerine en yakın olan ama doğası gereği yıldızları barışmayan çiftimizin yaşadıkları trajediyi oraya gömerek yeniden eski hayatlarına dönme ümitleri...
İyi;Atmosfer,oyunculuk,lirik anlatım...
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 11 Kasım 2012 | Etiketler : | | | |

The Incident (2011)

The Incident (2011)
Yıl 1989.Lokal bir rock grubunun üyeleri olan üç yakın arkadaş (George,Max ve Ricky) yeni albümleri için kaynak araya dursunlar,çaldıkları tüm kapıların yüzlerine kapanması ile para kazanmak için azılı suçluların bulunduğu Sans Akıl Hastanesinde aşçılık yapmaya başlarlar.Gündüzleri ağır şartlarda çalışan kahramanlarımız,geceleri ise tutkunu oldukları müziği yapmaya devam etmektedirler.Haliyle hayatlarından hiç de memnun olmayan George ve kankaları hastanenin güvenlik şefi olan J.B'nin gözetiminde rutin hayatlarını sürdürmektedirler.Taa ki fırtınalı bir günde elektronik bir arıza gerçekleşene dek...
Sans Akıl Hastanesi şehrin ücra bir köşesinde yüksek güvenlik önlemleri ile donatılmış,azılı mahkumların yer aldığı deyim yerindeyse uzaktan büyük bir hapishane izlenimi veren soğuk bir binadır.Hemen girişte bulunan yemek deposu ile mutfağın arasındaki holde işlerini yürüten George ve arkadaşlarının binanın diğer bölümlerini girmesi kesinlikle yasaktır.Mutfakla hastaların yemekhanesi arasında bulunan kırılmaz camdan yapılmış vitrinle servis yapılmaktadır.Yine bir akşam yemeği sırasında dışarıda fırtınanın şiddetlenmesi ile elektrik kontağında gerçekleşen arıza ile tüm binanın güç kaynağı kesilir.Işıkların gitmesiyle beraber jeneratörün devreye girememesi bütün çalışanları tedirgin etmeye yetmiştir.Dahası mahkumların hücrelerindeki elektronik kapıların da devre dışı kalması ile hastanede kaos hakim olmaya başlamıştır.Harry Green önderliğinde uzun süredir ilaçlarını doktor gözetiminden saklı olarak kullanmayı bırakan ve kendi aralarında organize olan mahkumlar, isyan girişimi planlamaktadır.Kırılmaz camın hemen arkasındaki mutfakta mahsur kalan kahramanlarımız ise gerilim dolu dakikalara şahit olacaklardır.Bakalım zorlu gecede kimler hayatta kalmayı başarabilecek?


İyi;Gerilim yönünden fena olmayan orta karar bir yapım.İlk yarısı itibariyle ilgi çekici şekilde ilerlese de ne yazık ki aynı tempoda devam etme hususunda sınıfta kalıyor.
Kötü;Sıradan bir durum filmi.(Bir şekilde kapana kısılan gençler ve alışageldiğimiz tek mekan konseptinde hayatta kalma mücadelesi...)Düzenli bir kurgudan bahsedemeyiz.O nedenle fazla beklentiye kapılmadan değerlendirmek gerekiyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 5 Ekim 2012 | Etiketler : | | | | |

Orphan (2009)

Orphan (2009)
Yakın zaman evvel doğmamış çocuklarının ölümü ile büyük sarsıntı yaşayan Kate-John çifti,ilişkilerini normale döndürebilmek için yoğun çaba harcamaktadır.Öz evlatlarının kaybı sonrasında evlat edinme fikrini iyiden iyiye düşünmeye başlayan kahramanlarımız en azından bu şekilde duydukları çocuk özlemini gidermeyi planlamaktadırlar.
Lokal bir yetimhaneyi ziyaret ederek daha çok bir-iki yaşlarında ufak bir bebek evlat edinmeyi tasarlayan çiftimiz,Esther isimli küçük kızı gördükleri anda büyülenirler.Belki düşündükleri yaş aralığında değildir ancak gerek akranlarına göre olgunluğu gerekse zekası ile geleceği parlak bir çocuk izlenimi vermektedir.Görevliden düşünmek için zaman isteyen kahramanlarımız,küçük bir bebek evlat edinip onu büyütmek için pek çok sıkıntı yaşamaktansa Esther gibi okul yaşına gelmiş sevimli bir kız çocuğunu yanlarına almaya karar verirler.
Esther'in aralarına katılması ile lüks malikanelerinin yolunu tutan Coleman ailesi yeni bir başlangıç yapma arifesindedir.Halihazırda her şey yolundadır.Ancak çok geçmeden Esther'in giyim tarzından ve göründüğünden daha farklı meziyetlere sahip olduğundan şüphelenip,bir şeylerin yolunda gitmediğinden endişelenmeye başlayan Kate,yetimhane geçmişini araştırmaya karar verir.Sonuç itibariyle kısa süre önce evlat edindikleri bir kız çocuğunun en azından nerede doğduğu nasıl bir ailenin mensubu olduğu gibi bilgileri öğrenmeleri,sonrası için yardımcı olacaktır.Öte yandan John,onun normal bir çocuk olduğu hususunda ısrarcı olup,eşinin kuşkularının yersiz olduğunu düşünmektedir.Bir bakıma ev içerisinde yalnız kalan Kate ise ne pahasına olursa olsun Esther'in gerçek yüzünü ortaya çıkarmakta kararlıdır.


İyi;Ters köşeye yatıran senaryosu ile mutlaka izlemenizi tavsiye edebileceğim yapımlardan biri.Esasında son yıllarda çok sayıda çocuk kahraman eksenli kötü ruh-şeytani güç temalı filmler mevcut.Case 39 (2009),Whisper (2007) ...Ancak bahsettiğim gibi kurgu olarak benzerliklere rastlansa da seyirciyi şaşırtmayı başaran etkileyici bir gerilim filmi olduğunu düşünüyorum.
Kötü;Bazı mantık hataları yok değil,ancak mevzuyu anlayana dek pek de dikkat çektikleri söylenemez.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 13 Eylül 2012 | Etiketler : | | | | | |

The Tall Man (2012)


The Tall Man (2012)
"Kasabamız altı yıldır ölü.Başlangıçta madenin kapatılmasını suçladık.İşsizlik,parasızlık...Ve diğer her şeyden çok yoksunluk.Ama sonra Cold Rock'a suçlayacak daha kötü bir şey geldi.Kasabamızı daha da yok eden kötü bir şey."
Eski saygın günlerinden epey uzaklarda olan Cold Rock,uzun yıllardır bel bağladığı madenin kapatılması ile çaresizliğin hakim olduğu deyim yerindeyse hayalet kasabaya dönüşmüştür.Ekonomik olarak yıkım yaşayan kasabada dahası bunlar da yetmezmiş gibi etrafta gizemli güçler dolaşmaktadır.Herkesin bildiği ancak sesli olarak dile getirmekten çekindiği uzun boylu,karalar içeresinde bir adam kimi zaman tünellerde ve ormanın derinlerinde ortaya çıkarak kasabalının çocuklarını kaçırmaktadır.Uzun süredir aynı olayın tekrarlanması ile geleceğe dair daha da ümitsizleşen Cold Rock ahalisi,çocuklarının arkalarında iz bırakmadan ortadan kaybolması gerçeğiyle yüzleşmek zorundadır.
Kasabalıların aksine daha refah seviyesi yüksek bir yaşantıya sahip olan Julia,sağlık merkezinde hemşirelik yapmaktadır.Geçmişte doktor olan eşinin kasabadaki saygınlığından ötürü halen değer verilen,insanlar arasında parmakla gösterilen birisidir.Ancak günün birinde öncesinde hayal ürünü olduğunu düşündüğü "tall man" efsanesi ile karşı karşıya kalacaktır.Zira çanlar minik oğlu David için çalmaktadır.Gece yarısı oğlunun kaçırılmasına şahit olan kahramanımız bütün çabalarına rağmen onu kurtaramamıştır.Ormanın derinlerine kadar süren takip sonrasında bir şekilde çok sevdiği oğlu David,uzun adam ile birlikte sırra kadem basmıştır.Kendine gelir gelmez soluğu şerifin yanında alan Julia,beklentilerinin ötesinde suçlamalarla karşılaşacaktır.Olaylar sanılanın aksine bam başka bir seyre kaymaya başlamıştır...


İyi;Gizem seviyesi,oyunculuk,mekan betimlemeleri,atmosfer.Özellikle filmin başları Silent Hill (2006) ve The Dark (2005) yapımlarını andırıyor.
Kötü;Esasında kurgunun sürükleyiciliği konusunda şüphelerim var.Sonuç itibariyle senaryo farklı şekilde ilerlese de ana tema oldukça aşina olduğumuz konseptte.Bence hikaye son çeyrekte olduğu gibi Jodelle Ferland ağırlıklı işlense çok daha başarılı olabilirdi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 30 Ağustos 2012 | Etiketler : | | | | |

Buried (2010)

Son dönemlerde yükselme trendine giren tek mekan filmlerinden biri olan "Buried",geniş bir bakış açısı ile gözlemlediğimizde tek kişilik oyuncu kadrosu ile yavan ve sıkıcı bir görüntü içerisinde.Ancak gerek başarılı oyunculuk sayesinde gerekse kurgunun sürükleyiciliği bakımından bu tarzı sevenlerin boş geçmemesi gereken alternatiflerden.Konuya gelecek olursak;Irak'da Amerikan ordusuna lojistik destek sağlayan askeri bir konvoyda kamyon şoförü olan Paul Conroy,direnişçiler tarafından kaçırılmıştır.Saldırı sonrasında ele geçirilen kahramanımız,baygın halde geçen saatlerin ardından diri diri gömüldüğü tabutun içerisinde uyanacaktır.Neden tüm bunların başına geldiği hususunda kafa kurcalamaya başlayan Paul'un tek yardımcısı ise bir cep telefonu olacaktır.
Daracık tabutun içerisinde yerin bilmem kaç metre altında giderek zorlaşan şartlar altında hayatta kalmaya çalışan Paul,telefonun menüsünü bir şekilde ingilizceye çevirdikten sonra derin bir nefes alacaktır.Şimdi en azından derdini anlatabileceği birilerine ulaşabileceğini düşünen kahramanımız,şarjının azalması ve sürekli gidip gelen hatlar nedeniyle epey sıkıntı çekecektir.Bu arada kendisini kaçıran direnişçilerin araması ile başının büyük belada olduğu anlayan Paul,buradan çıkabilmesi için doksan dakikasının olduğunu öğrenecektir.Durum biraz farklı olsa da tipik bir fidye senaryosu üzerinde kurban pozisyonunda çaresiz kalan kahramanımız,verilen süre içerisinde Amerikan hükümetini ikna ederek istenilen parayı bulmalıdır.Zaman ilerledikçe havasızlıktan ötürü sağlıklı düşünemeyen Paul,beklediği haberlerinin uzağında Amerikan rüyasından uyanmak zorunda kalacaktır.

İyi;Sürekleyici tek mekan filmlerinden biri.Ancak imdb puanın malum sebeplerden ötürü fazlasıyla abartıldığı düşünenlerdenim.Bu filmi sevenlerin 127 Hours (2010) ve Phone Booth (2002) yapımlarına da göz atmalarını tavsiye ediyorum.
Kötü;Yer yer sıkıcı sahneler yok değil. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 23 Ağustos 2012 | Etiketler : | | | | |

Les rivières pourpres II - Les anges de l'apocalypse (2004)

Kızıl Nehirler (2000) yapımının ardından uzunca bir süre sonra vizyona giren serinin devam filmi,gelişen teknolojinin de etkisi ile görsel olarak daha doyurucu sahnelere sahip.Aksiyon düzeyindeki artış ve kovalamacalı sahnelerin çokluğu seyirciyi cezbedebilecek yanları.Konuya gelecek olursak;kilisede cereyan eden gizemli bir cinayet sonrasında tecrübeli dedektif Niemans görevlendirilir.Montanist akımı benimseyen,bu yönden oldukça farklı bir maziye sahip olan kilisede ansızın ortaya çıkan ölüm,gerçekleşme şekliyle de epey ilgi çekicidir.
Zamanında akademide Niemans'dan ders alan bıçkın polis Reda,sokakta şans eseri karşısına çıkan;görünüş olarak Hz.İsa'yı andıran,tuhaf tavırlar sergileyen adamı gözetim altına alır.Dediklerinden pek bir şeyler anlaşılmayan bu adam,kiliseyle ilgili bazı anahtar kelimeleri sayıklamaktadır.Reda'nın eski hocası Niemans ile yollarının kesişmesi sonrasında soruşturmanın seyri değişir.Birbirlerinin eksiklerini ve hikayenin karanlık kısımlarını tamamlamaya başlayan kahramanlarımız,kilisede bir şeylerin yolunda gitmediğinden emindir.Bu arada Hz.İsa'ya benzeyen adamın asıl kimliğinin ortaya çıkması ve yalnız olmadığın anlaşılması ile,aynen gerçekte olduğu gibi havarileriyle beraber gizli bir tarikat üyesi oldukları belirlenir.Bunun üzerine kasabada cinayetlerin artması,birilerinin tarikatın üyelerini hedef aldığını ortaya çıkaracaktır.Şimdi açıklığa kavuşturulması gereken tek nokta,bahsi geçen kutsal kitabın nerede olduğudur ?
İlk yapıma pek çok yönden benzeyen bu devam filminde özellikle birkaç nokta epey ilgi çekici.
-Her iki filmde de Niemans'ın kendisinden daha genç,bıçkın bir ortağı var.Aslında ortak değiller ama her ikisi de hikayenin farklı yerlerinden iz sürerek aynı noktaya ulaşıyorlar.Bıçkın karakterin kısa süreli dövüş sahneleri  mevcut.
-İlk yapımda üniversite ekseninde gerçekleşen gizemli olaylar bu sefer kilisede cereyan ediyor.Yine garip cinayetler ve göründüğünden daha karmaşık olan ilişkiler söz konusu.
-Özetle serinin devam filmi ilk yapımın senaryoya farklı ilavelerle yeniden kurgulanıp,bir benzerinin çekimi gibi.Bu yönden ilk filmi sevenlerin ikinci yapıma da göz atmalarını tavsiye ediyorum.Zira her şeyiyle paralel ilerliyor,hayal kırıklığı yaşama şansınız neredeyse sıfır...


İyi;İlk yapıma göre daha fazla aksiyon yüklü,çekim efektleri vs daha başarılı.Gizem seviyesi tatmin edici.
Kötü;Farklı bir kurgu daha ilgi çekici olabilirdi.Hemen hemen ilk filmin yeniden uyarlaması gibi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Ağustos 2012 | Etiketler : | | | |

Les rivières pourpres (2000)

Les rivières pourpres (2000)
İş gereği Paris'den taşraya gönderilen deneyimli dedektif Niemans;korkunç işkenceler sonrası öldürülen,Remy isimli üniversitede görevli gencin cinayeti davası ile ilgilenmektedir.Dağın yaklaşık elli metre yüksekliğindeki sarp bir yamaçta bulunan ceset,gerek cinayetin işleniş biçimiyle gerekse kurbanın seçimi ile beraber epey dikkat çekicidir.Olayları soruşturmak için bölgede bulunan,mazisi oldukça eskilere dayanan aynı zamanda Remy'nin de çalıştığı üniversiteden başlayan Niemans,olayı aydınlatabilecek ufak bir ipucu bulmanın peşindedir.
Guernon'da bulunan üniversite Avrupa'nın en eski ilim irfan yuvalarından biri olup,elektrik ve su ihtiyaçlarını kendi imkanları ile karşılayabilen,bünyesinde bir hastaneye de sahip olan tuhaf bir yerleşke içerisinde bulunmaktadır.Bölge içerisinde yıllardır önemli bir yere sahip olan üniversite de seçkin kişilerden oluşan öğretim görevlileri,kendi aralarında evlenerek eski bir geleneği de günümüze değin yaşatmayı başarmıştır.Okulun idari amiri olan rektör aynı zamanda o çevrenin efendisi gibidir.Tamamen kendi kurallarına bağlı olarak var olan üniversitede,geleceği parlak zeki öğrenciler eğitim görmektedir. 
Üniversiteyle ilgili bilgileri edinen Niemans,bir şekilde beraber çalışmak zorunda kaldığı ortağı Max ile beraber cinayetlerin arkasındaki sır perdesini aralamaya çalışır.Öte yandan bölgede yeni ve benzer özellikler taşıyan cinayetlerin de cereyan etmesi yaklaşık yirmi yıl önce ölen Judith isminin ön plana çıkmasına neden olacaktır.Judith'in annesi ile görüşerek bilgi edinmeye çalışan kahramanlarımız,iblislerin kızını aldığı söylemleri ile karşılaşırlar.Peki ama aradan geçen onca zaman sonra ne olmuştur da yıllar öncesine dayanan bir ölüm şimdi yeniden farklı cinayetlerin fitilini ateşlemiştir?Yakın zamanda gerçekleşen kanlı ölümlerin kurbanlarının hepsinin de üniversite ile bağlantısının olması araştırmaların o yöne kaymasına neden olacaktır.Bu arada Fanny isimli genç bir dağcı,Niemans'ın soruşturmasına katkı sağlamaktadır.


İyi;Bir dönemlerin popüler polisiye-gerilim yapımlarından biri.Oyunculuk,mekan betimleri vs başarılı.Kurgu merak uyandıracak şekilde ilerliyor.Jean-Christophe Grangé'ın romanında uyarlama bu filmi beğenenlerin kitabı okumadılarsa mutlaka göz atmalarını öneriyorum.Keza son derece sürükleyici ve detaylı bir anlatım sizi bekliyor olacak.
Kötü;Final beklentilerin altında.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Ağustos 2012 | Etiketler : | | |

Maléfique (2002)

Maléfique (2002)
Büyük bir şirkette iyi bir işi olan Carrère,eşinin de kendisini sırtından vurması sonrasında hapishaneye gönderilir.Dört kişilik dar bir hücreye sevk edilen kahramanımız burada birbirlerinden tuhaf üç mahkum ile tanışır.(Lassalle,Pâquerette ve Marcus)En başından beri kefaletle kısa sürede serbest kalacağını düşünen Carrère,işlerin kontrolden çıkması ile alternatif yollar arayarak bir an önce oğlunun yanına dönmek istemektedir.
Marcus orta yaşlarda transseksüel bir adamdır.Bıçkın görünmeye çalışsa da özellikle uzun süredir aynı hücrede kaldığı  Pâquerette'e son derece şefkatle yaklaşıp,bir gün onunla beraber hapisten kaçacağına inanır.Pâquerette ise tuhaf alışkanlıkları olan;geceleri sayıklayan,eline ne geçse ağzına götüren yarım akıllı birisidir. Lassalle'e gelirsek,o da zamanında kitaplarla arasından su sızmayan entelektüel kişiliğe sahip yaşlıca bir adamdır.Her ne kadar sicili parlak gibi görünse de günün birinde sabah kahvaltısında eşini doğrayarak buraya tıkılmıştır.Bahsettiğim gibi son derece çarpık kişiliklerin yer aldığı bu dört kişilik daracık hücrede kısa sürede birbirlerini yakından tanımaya başlayan kahramanlarımız,her ne kadar pek de gerçekçi görünmese de bir gün buradan çıkabileceklerinin hayali ile yaşamaktadırlar.
Bir sabah uyandığında yatağının hemen başında gizli bir bölme olduğunu keşfeden  Carrère,Marcus'un da yardımı ile gizemli bir kitaba ulaşır.Kitapta farklı dillerde yazılmış,20.yy'ın başlarına uzanan Danvers isimli eski bir mahkumun günlüğü yer almaktadır.Kitapla yakından ilgilenen  Carrère,okumayı sürdürdükçe sıra dışı bilgilere ulaşmaktadır.Öyle ki Danvers yaşadığı dönemin ünlü seri katillerinden biri olup,hapisten kaçmak için kara büyü üzerinde çalışmaktadır.Bu sayede duvarları geçerek özgürlüğüne kavuşmayı planlamıştır.Carrère ve Lassalle bu gizemli hikayenin nasıl sonuçlandığını bilmeseler de hapisten kaçabilmek için ellerindeki kitabın yardımı ile formülize edilmiş kara büyüyü uygulamaya karar verirler.Kitabı her okuduklarında tuhaf olayların cereyan etmesi ile daha fazla zarar görmemek için onu yok etmeyi planlayan dörtlümüz,ne yazık ki amaçlarına ulaşamazlar.

Kitabın tekrardan enteresan bir şekilde ortaya çıkması ile bunun bir işaret olduğunu ve ancak bu sayede hapisten kurtulup özgürlüklerini kazanabileceklerini düşünen kahramanlarımız,gecenin geç saatlerinde kimseleri rahatsız etmeden,dikkat çekmeden yeni denemeler yapmaya başlarlar.Kitapta onlarca tılsım yer almaktadır ve yapacakları her hata başlarına büyük belalar açmaya gebedir.
İyi;Mekan ve oyunculuk başarılı.Bu tarz filmlerin olmazsa olmazı olan grup dinamikleri ilgi çekici şekilde kurulmuş.Gizem seviyesi üst düzeyde,finale kadar seyirciyi sıkmıyor.Farklı bir fantastik-gerilim filmi izlemek isteyenler için ideal alternatif olabilir.
Kötü;Bazı vasat efektler olmasa yapım bir üst seviyeye ulaşabilirdi. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 30 Temmuz 2012 | Etiketler : | | |

13 Tzameti (2005)

Sébastien Fransa'ya göç eden Gürcü asıllı genç bir delikanlıdır.Düzenli bir işi olmayan kahramanımız ara sıra edindiği ufak tefek işlerle geçimini sağlamaktadır.Günün birinde yaşlı bir adamın virane evinin çatı inşaatını üstlenen Sébastien,ev sahibinin konuşmalarına kulak misafiri olur.Gizemli bir postadan bahsedilmektedir...
Ertesi gün ev sahibi yaşlı adamın ansızın ölmesi ile yaptığı işin parasını alamayan kahramanımız kızgınlığını çıkaracak yer aramaktadır.Bu sırada eve ulaşan postanın içerisinde değerli bir şeyler olabileceğini düşünerek en azından masraflarının ve emeklerinin karşılığı olarak zarfa el koyar.Yoksul bir ailenin çocuğu olan Sébastien büyük umutlarla zarfı açar.İçinde bir pusula olduğunu öğrendikten sonra umarsızca hayatının serüvenine atılmaya karar verir.Pusuladaki direktifleri uygulayarak tuhaf bir yolculuğa çıkan kahramanımız kendisini nelerin beklediğinden bihaber yeni ufuklara yelken açmıştır.
Ardı arkası kesilmeyen yolculuklar sonrasında tanınmasını sağlayacak 13 işareti ile mafya vari bir adamın arabasına binen Sébastien,işlerin giderek çığrından çıkmaya başladığının farkındadır.Zira başlarda heyecan olarak gördüğü macera giderek bilinmeyenlerle dolu can sıkıcı bir hal almaya başlamıştır.Şehrin epey dışında bahçesinde lüks arabaların olduğu büyük bir çiftlik evine getirilen kahramanımız halen kendisinden ne beklenildiğini bilmemektedir.Dahası bir anda hayatı boyunca hayal bile edemeyeceği tuhaf  bir organizasyonun merkezinde yer edinmiştir.Dizginleyemediği merakının sonrasında başından büyük işlere bulaşan Sébastien bakalım nasıl bir mükafatla ödüllendirilecek.Ah o zarf yok mu :D

İyi;İzleyici daha ilk dakikalardan yakalamayı başaran enteresan kurgusu ile izlemenizi tavsiye ettiğim son derece başarı bir yapım olduğunu söyleyebilirim.(Özellikle bazı sahneleri hafızalara kazınabilecek cinsten)Umarsızca başlayan maceranın pek çok kişinin hayal bile edemeyeceği tuhaf bir hale dönüşmesi en büyük artısı.Özgün tarzı ve gizemli atmosferi de kayda değer.Bu arada filmin siyah beyaz olması,cinsellikle uzak havası,erkek muhabbeti ilerleyişi oldukça ilgi çekici.Son olarak verdiği mesaj muazzam.
Kötü; -
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 29 Haziran 2012 | Etiketler : | | |

Funny Games (2007)

Funny Games (2007)
1997 yapımı Funny Games filminin yeniden uyarlaması olan bu yapımı;oldukça sinir bozucu sahnelerle dolu,son derece bunaltıcı bir gerilim denemesi olarak tanımlayabiliriz.Öyle ki yönetmenin bazı sahnelere gösterdiği tahammül ve farklı kamera açılarıyla adeta seyircinin o an oradaymış gibi hissetmesini sağlayacak şekilde yansıtması,benzer psikolojik gerilim filmleri arasından sıyrılmasına sebep oluyor.
Filme gelecek olursak;her şey bir aile tatili ile başlar.Genç bir anne baba(Ann-George) ve küçük oğulları,arkadaşlarının da o yörede tatil yaptığı,şehrin gürültü ve stresinden uzak,kafa dinlenecek göl manzaralı hoş bir yazlığa birkaç haftalığına kalmaya giderler.Her şey yolundayken kahramanlarımız bir iş ortağının oğlu diye tanıtılan Paul isimli bir gençle tanışmaları ile dehşet dolu saatler yaşanmaya başlayacaklardır.Paul oldukça soğukkanlı,ağzında kelime oyunları geveleyen nazik fakat sıkıcı birisidir.Dahası bir o kadar da tehlikeli cani olarak tanımlayabileceğimiz bir ruh hastasıdır.Bütün bunlardan haberi olmayan Thompson ailesi ise onun hal ve hareketlerinden bir şeyler sezse de başlarına gelecekleri engelleyemeyeceklerdir.
Aynı günün devamında George, oğlu ile beraber kayıklarını göle indirmek üzere evden ayrılır.Kısa bir süre sonra Ann evde yiyecek bir şeyler hazırlarken,kapıda aynı Paul gibi giyinmiş ve tip olaraktan onu andıran bir gencin belirdiğini görür.Ann güleç yüzüyle kapıyı açar ve genç adama(Peter) nasıl yardımcı olabileceğini sorar.Bayan Thompson’ın arkadaşının,kendisini gönderdiğini söyleyen genç,4 yumurta ister.Ann yumurtaları genç adama verir ancak tam da evden çıkacakken yumurtaları düşüren Peter,yeniden 4 yumurta ister.Bunu anlayışla karşılayan Ann ona yumurtaları verirken,bu seferde kendi cep telefonunu eviyenin içerisine düşüren genç adama hafiften sinirlenmeye başlar.Bu sırada Paul da ikilimize katılır.Kafa karıştıran saçma sapan cümleler kuran bu iki garip genç,belli ki evden ayrılmak istememektedir.Niyetlerinin ne olduğunu anlamakta zorlanan Ann’in yardımına,öğle yemeği için evine dönmüş olan eşi yetişir.George başlarda nazik davranarak gençlere yardımcı olmak istese de,eşine rahatsızlık veren bu iki genç adamı evini terk etmesi yönünde uyarır.İşte her şey bu olayla başlar.Dış dünya ve arkadaşlarıyla irtibat kuramayan Thompson ailesi bakalım kabus gibi geceden kendilerini kurtarabilecek midir?
Ev halkını tutsak eden gençler zamanla sinir bozucu isteklerde bulunarak şiddet bağımlısı eylemlerine devam edeceklerdir.Paul ve Peter ,Thompson ailesi ile kedinin fareyle oynadığını gibi oynayacaklardır.Eşi,oğlu ve kendisinin mağdur edildiği sinir harbinde,ailesini kurtarmak adına psikopat iki gençle mücadeleye girişecek olan Ann,bakalım başarılı olabilecek midir?

İyi;Gerilim yüklü başarılı bir uyarlama.Orijinal 1997 yapımı filmi sevenler göz atabilirler.
Kötü;Bazı sahneler çok kopuk ve sıkıcı şekilde ilerliyor.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 10 Haziran 2012 | Etiketler : | | | | |

House of 9 (2005)

House of 9 (2005)
Rastgele seçilen dokuz yabancı (rahip,moda tasarımcısı,dansçı,yakın tarihte işlediği suçtan enselenmiş problemli bir genç kız,eskiden ünlü olan bir tenisçi,rapçi,polis,bir besteci ve eşi)dışarı adım atmanın imkansız olduğu,kaleyi andıran korunaklı bir ev içerisinde tutsak edilir.Her yerde kameralar ve gizli mikrofonlar ile 7/24 izlenmektedirler.Buradan kurtulabilmenin tek yolu ise sona kalan  kişi olabilmek.Dahası bir de ödül var hani,beş milyon dolar...
Kahramanlarımız arasında hemen hepsinin tüm eşyaları ellerinden alınarak ev içerisine hapsedilmişken,sadece polis Jay'in silahı bırakılmıştır.Bu durum herkesi tedirgin etse de yine de Jay'e güvenen ekibimiz,evden çıkabilmek için her yeri talan etmeye başlamıştır.Lakin kısa süre sonra çabalarının yersiz olduğunu ve buradan çıkabilmenin imkansızlığını gören kahramanlarımız psikolojik olarak yıkım yaşamaktadır.İnsanları daha fazla kontrol edemeyeceğini anlayan Jay ise işleri akışına bırakma yolunu seçmiştir.
Zamanla otorite boşluğu sonrasında her kafadan ayrı sesler çıkmaya başlaması ve insan doğası gereği yaşananlar,kahramanlarımızın birbirlerine sırtlarını dönmesine neden olacaktır.Tabii bir de sona kalan kişi olup,paraları alarak geri dönme hayali de yok değil hani.Her ne kadar daha karakterleri görür görmez sona kimin kalacağını  kestirebilsenizde yine de psikolojik gerilim ve tek mekan filmlerini severlerin izleyebileceği hoş bir alternatif.


İyi;Ortalama sayılabilecek tek mekan filmlerinden biri olduğunu söyleyebilirim.Her zaman olduğu gibi farklı tiplerden,tuhaf bir grup dinamiği yaratılmaya çalışılmış.Bu tarz yapımları sevenler için Panic Button (2011) de tavsiye edilir...
Kötü;Oyuncular vasat,kurgu klişe,final de tahmin edilebilecek şekilde.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 17 Mayıs 2012 | Etiketler : | | | | |

Livide (2011)

Livide (2011)
Stajyer hemşire olarak Wilson isimli tecrübeli bir meslektaşının yanında yatalak hastaları ziyaret eden Lucie,daha ilk gününde hayatının akışını değiştirebilecek bir deneyime hazırdır.Çocukluk yıllarında bataklık çevresindeki buram buram mazi kokan köhne evi halen unutulmayan kahramanımız,şimdi ise iş gereği o eve gitmek zorundadır.Ev sahibi olan Jessel uzun yıllardır komada olan yaşlı bir bayandır.Geçmişte kötü şöhrete sahip disiplinli bir dans eğitmenidir.Kızı Anna ise doğuştan sağır olup uzun yıllar önce sırra kadem basmıştır.Hikayenin asıl ilgi çekici yanı ise Jessel'ın evinde sakladığı büyük bir hazinenin varlığıdır.
Aynı günün devamında barda erkek arkadaşı William ve yine arkadaşı olan Ben ile buluşan Lucie,ilk iş gününü heyacanlı bir şekilde anlatmaktadır.Başlarda olan biteni sıkıcı bulan kahramanlarımız ise işin içine hazine masalının girmesi ile dikkat kesilirler.Daha önce aç gözlülüğü yüzünden hapsi boylayan William'ın rahat durmaya niyeti yoktur.Refah koşullarda yaşamak ve geleceklerini garanti altına alabilmek için o hazineye ulaşmayı kafasına koyan William ve Ben,Lucie'i de güç bela ikna ederek çantada keklik gördükleri iş için yola koyulurlar.Ne de olsa ev sahibi yatalak yaşlı bir  bayandır ve yaşadığı ev de bataklığın kıyısında tenha bir yerdedir.
Gece yarısı bir araya gelerek işe koyulan kahramanlarımız,geri dönmelerine ilişkin bazı işaretlerle karşılaşsalar da amaçlarına ulaşmadan geri adım atmaya niyetleri yoktur.En nihayetinde eve giren gençler baştan sona mistik atmosfere sahip odaları gezinmeye başlarlar.Bakmadıkları tek oda kalmıştır ancak orası da kilitlidir.Yine Lucie'nin gözlemlerinden yararlanarak Jessel'in boynunda asılı olan anahtarın kapıyı açabileceğini düşünen kahramanlarımız,daha fazla risk almayı göze almışlardır...

İyi;Silent Hill havasını andıran mistik bir atmosfere sahip.Mekan betimlemesi gayet başarılı.Filmin ikinci yarısı itibariyle nasıl bir finale gidebileceği hususunda tahminler üretebilirsiniz.Ancak son derece ucu açık bir finalin sizi beklediğini söyleyebilirim.
Kötü;Biraz daha açıklayıcı olabilirdi,pek çok sorunun cevabı hayal gücünüze kalıyor.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

My Little Eye (2002)

My Little Eye (2002)
“Beş yarışmacı bir milyon dolar için aynı evde 6 ay geçirecekler.Eğer bu süre sonunda bütün yarışmacılar evde kalmayı başarırsa,büyük ödül yarışmacılar arasında paylaştırılacak.Mükemmel ev arkadaşı sen misin?” sloganları ile başlayan bu filmde,birbirini tanımayan üç erkek ve iki bayan yarışmacının ödülü kazanma yolundaki uğraşları konu ediniyor.Sosyal hayattan tamamen izole,odalarda ve koridorlarda kameraların sürekli kayıt halinde bulunduğu bu “reality show” da,bir bakıma hem internet üzerinden yayınlanacak olan görüntülerle ünlü olmayı uman kahramanlarımız hem de altı ay nedir ki diyerek parayı kapmaya çalışacaklar...
Kahramanlarımızı tanımaya başlayalım;Rex bilgisayarlarla arası iyi olan,sadece parayı kazanmak için yarışmaya katılmış asosyal biridir.Danny ise sakin,etliye sütlüye karışmayan bir takım oyuncusudur.Matt grubun soğukkanlı lideridir.Emma bayan yarışmacılar arasında işin zeki kısmını oluşturmaktadır.Charlie ise tahmin ettiğiniz üzere yarışmanın aptal ama seksi kızıdır :D Birbirlerine çabuk kaynaşan kahramanlarımız,parayı alana kadar aralarında nazik ve saygılı bir ilişki kurmaya çalışmaktadırlar.Başlarda her şey normaldir,taa ki evin bahçesine bir paket gönderilene dek.Paketin içinde yiyecek içecek vs olmasını bekleyen yarışmacılarımız,birilerinin kendilerine fena halde kafayı taktığını anlayacaktır.Zamanla sürekli olarak yeni paketler alacak olan yarışmacılarımız;tuğla,silah,kurşun vs gibi anlamsız ikramlar ile gerilmeye başlayacaklardır.Olan bitenle ilgili bir teorisi olan Emma ise geçmişte yaşadığı sevimsiz  olayın,başlarına bela olduğunu düşünmektedir.Emma’nın fikirlerinden rahatsız olmaya başlayan Matt ise onu olayları kişiselleştirmemesi konusunda uyarır.Dışarıda bir şeyler olup bitmektedir ve her nasılsa birileri evden yarışmacıların ayrılmasını istemektedir.Grubun zeki ama bir o kadar da egoist elemanı Rex ise,şirketin kendilerine parayı vermemek için basit yıpratma oyunları planladığını düşünmektedir.Haksız da değildir hani. 
Huzuru kaçan kahramanlarımız gece yarısı kapılarını çalan Travis isimli gençle şaşkına dönerler.Kayak yapmak için buraya geldiğini ve fırtınadan kurtulmak için bu eve sığındığını anlatan Travis,aynı zamanda işinin bilgisayar programcısı olduğunu söyleyerek,sürekli internet başında çalıştığını anlatır.Peki ama nasıl olabilir de sürekli internetle haşır neşir olan bir adam,internet üzerinden yapılan en büyük ödüllü reality showun en ufak bir reklamına dahi rastlamaz?

İyi;Gerilim dozu yüksek başarılı bir yapım.Senaryo olarak özgün olduğunu söyleyebilirim.Bu yapımı sevenler Panic Button (2011) filmini de izleyebilirler.
Kötü;Bazı mantık hataları,final vasat.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

And Soon the Darkness (2010)


Bisiklet turu için Arjantin'de bulunan iki samimi kız arkadaş (Ellie,Stephanie),biraz başlarına buyruk takılmak üzere kafileden ayrılarak Paraguay yakınlarında bir sınır kasabasına ulaşırlar.Ufak bir motelde yer ayıran kızlar,akşam saatlerinde eğlenmek için lokal bir bara yola çıkarlar.Barda latin gençlerin arasında dikkatleri çekmeyi başaran,kendileri gibi Amerikalı olan Michael'ın birileriyle atışması üzerine artan gerilimle motele dönen kahramanlarımız,sabahın erken saatlerinde çevreyi gezinmek üzere dışarı çıkarlar.
Motelden epey uzakta ormanlık bir arazide tartışarak yollarını ayıran ikilimizden Stephanie geri dönmek üzere yola çıkarken,Ellie ise ormanda güneşlenmeye devam etmektedir.Yolu yarılamışken küslüğü bırakarak Ellie'yi almak üzere ormana dönen Stephanie maalesef  arkadaşını bulamayacaktır.Cep telefonundan da Ellie'ye ulaşamayan kahramanımız,geçen gece tanıştığı Michael ile onu aramaya başlayacaktır.Michael'a güvenme konusunda epey tereddütler yaşayan Stephanie,kanunlardan yani şeriften yardım isteyecektir.Şerifin de araştırmaya dahil olması ile ansızın ortadan kaybolan kız arkadaşını bulmak için yeniden yollara düşen kahramanımız,Michael'ın trajedik hikayesine de ortak olacaktır.

Michael bu coğrafyada garip bir şeyler döndüğünden emindir.Zira burada bulunmasının sebebi de kaybolan kız arkadaşının yetkililer tarafından halen bulunamamasıdır.Şimdi de Ellie'nin ortadan kaybolması ile Stephanie'ye destekçi olmaya çalışan kahramanımız şerifin olayları geçiştiren tavırları sonrasında kendi işini kendi görmek üzere Stephanie ile beraber yola koyulur.İz sürerek kasabanın hemen dışındaki terk edilmiş bir binaya kadar ulaşan ikilimizi şaşırtıcı bir sürpriz beklemektedir.


İyi;Eh işte dedirten yapımlardan.Maceraperest giriş kısmı fena değil.Bu filmi sevenler A perfect Getaway (2009) ve Turistas (2006) yapımlarını izleyebilirler.
Kötü;Kurgu vasat,final seyirciyi şaşırtmaktan çok uzak.
Gereksiz;
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 24 Mart 2012 | Etiketler : | | | | |

Shaun of the Dead (2004)

 
Shaun,David ve Ed aynı evde yaşamaktadırlar.Daha doğrusu evin her türlü giderini David ve Shaun karşılamakta,Ed ise onlara ayak bağı olmaktadır.Ed;biraz eksik akıl,gününün tamamını barlarda ya da evde playstation oynayarak geçiren eğlenceli bir o kadar da boş birisidir.Her ne kadar Shaun,Ed'den vazgeçemese de David onunla aynı evde kalmaktan bıkmıştır.Liz,Shaun'ın gel-gitler yaşayan sevgilisidir.İlişkilerini bir türlü ilerki adıma taşıyamayan Liz,en sonunda Shaun'ı arkadaşlarından ve Winchester denilen,sürekli takıldıkları bardan uzak tutamayacağını anlar.Arka fonda Ghost Town melodisi çalarken,o meşhur Winchester da cesaretini toplayarak Shaun'a ayrılmak istediğini söyler...
Shaun'ın hayatındaki tek sorun Liz ile aralarındaki soğukluk değildir.Aynı zamanda kahramanımız annesi ile de problemler yaşamaktadır.Shaun Liz'in bu beklenmedik çıkışı üzerine hayatına çeki düzen vermeye ve onun kalbini yeniden kazanmaya karar verir.Liz'i hoş,nezih bir mekanda yemeğe götürmeyi ve böylece aradaki buzları eritmeyi planlar.Ancak son anda annesinin planları bozması ile randevusuna güç bela yetişebilen Shaun,kaliteli bir mekana yaptırmayı planladığı rezervasyon için de artık çok geç kalmıştır.Anlaşılan kahramanlarımıza yine Winchester yolu görünecektir.
Shaun Liz'i arayarak rezervasyonda bir aksilik yaşadığını ve onunla Winchester gelmek isteyip istemediğini sorduğu anda telefon yüzüne kapanır.Kahramanımız ellerinde çiçekler Liz'in kapısına dayanır ancak ne fayda.Yaşadığı bu üzücü olayın yasını tutmak için Winchester'a gelen Shaun,teselliyi Ed'in omuzlarında bulacaktır.Her ne kadar başlarda hayatındaki temel problemin Ed olduğunu söyleyip ona yüklense de,ev arkadaşı onun gönlünü almayı bilecektir.Biralarını içen kahramanlarımız evlerine doğru yola çıkarlar.Yolda garip davranışlar sergileyen,muhtemelen sarhoş olabileceğini düşündükleri tuhaf giyimli bir adamla karşılaşırlar.Eve ulaştıklarında ise kendilerini elektro müziğin ritmine kaptıran iklimiz,sabah işi gitmek için erken kalkması gereken David'in sert tepkisiyle karşılaşır.Arlarındaki problemi halleden ve akabinde sızan gençler sabah uyandıklarında hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını göreceklerdir.
Shaun dünkü sarhoşluğun ardından halen tam olarak ayılamamıştır.Markete atıştıracak bir şeyler almaya giderken,etrafta aynen dün gece gördükleri gibi pek çok tuhaf hareketler sergileyen insanların farkına varmaz.Bu insanlara ne olmuştur?(zombi?)Eve dönüş yolunda ise başlarda hasta sandığı bir zombi kızın saldırısına uğrar.Ed'in de yardımıyla bu zombiyi haklayan Shaun,çok geçmeden kasabalıların tamamının zombilere dönüştüğünü fark eder.Hemen bir plan yapar ve annesi ile Liz'i;tabii onlar da bu lanet zombilere dönüşmemişlerse,kurtarmak için yakın dostu Ed ile beraber yola koyulur.
Annesi ve Liz'i zombilerin saldırısına uğramadan kurtaran Shaun,bu uğurda çıktıkları yolda bir grup yine kendileri gibi zombilerden kaçan elemana rastlar.Artık azımsanmayacak bir güç haline gelmişlerdir.Zombi avı bütün eğlencesiyle başlasa da sonraları dışarıda daha fazla dayanamayacaklarını anlayan kahramanlarımız,Ed'in dahiyane önerisi üzerine Winchester'a sığınmayı planlarlar.Ancak büyük bir sorunları vardır;Winchester barının bulunduğu yol zombilerce çevrelenmiştir.Neyse ki kahramanlarımız zekice bu zorluğu da atlatmayı başaracaktır...



İyi;Mizahselin ağır bastığı en iyi zombi filmlerinden biri.Oyunculuk ve yaratılan atmosfer çok başarılı.

Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 25 Şubat 2012 | Etiketler : | | | | | |

Dawn of the Dead (2004)

Düşünsenize bir sabah uyanmışsınız ve artık hiç bir şey eskisi gibi değil.Nasıl yani? Şöyle ki gündelik rutin hayatınıza dair her şeyi unutun.Hani derler ya dünyayı değiştirmek için insanları değiştirmek gerekir diye;durun! Siz hiç bir şey yapmadan birisi zaten insanları değiştirmiş bile.Etraf garabet zombilerle dolmuş taşmış,hadi o zaman hayatta kalmayı başaran birkaç kahramanımız pirincin taşını ayıtlasın bakalım.

Ortamı şöyle özetleyeyim;Left For Dead oyununu oynayanlar bilir ondan aşağı kalır bir yanı yok.Her yer saldırgan zombilerle dolup taşmış.Bu arada farzedelim ki zombiliğin sadece genlerle aktarılabildiği.Baya baya bilimsel olarak zombilerin bir tür olduğunu varsayalım.Hal böyle olunca yeni bir zombinin oluşabilmesi için iki zombinin çiftleşmesi gerekirdi.Belli bir doğum süresini de göz önüne alınca,hiç bir zaman bu tarz filmlerde olduğu gibi,bir gecede milyonlarca zombi oluşamazdı.(Filmin ilerleyen dakikalarında bu fikre bir atıf var.)
Belki de bu tarz yapımlar arasında en eğlencelilerden biri olan "Dawn of the Dead" zombilerin arasında hayatta kalmayı başarmış bir avuç insanın hikayesini konu ediniyor.Birbirlerini buldukları için bir hayli şanslı olan kahramanlarımız,insan olarak nefes almaya devam etmek istiyorlarsa,takım ruhuna sahip olup birbirlerine kenetlenmelidirler.Aralarında her ne kadar farklı mesleklerden ve statülerden kişiler olsa da amaç bir olunca,tabiatıyla eylem de bir olacaktır.Neyse ki aralarında bir de polisin olması (Kenneth) biraz olsun kendilerine güvenlerini arttıracaktır
Kahramanlarımız bir gecelik süreçte neler yaşandığını anlayamadan,peşlerindeki zombilerden kurtulmak adına sığınacak bir yer ararlar.O da nesi karşılarında devasa bir alışveriş merkezi.Tabii önce içerde zombiler var mı yok mu onu anlamaları gerekiyor.Şansları dönen kahramanlarımız zombilerce istila edilmemiş sınırsız araç gereceğe ulaşabildikleri binada,kendilerini hiç olmadıkları kadar özgür hissedeceklerdir.Yemek,kıyafet,takılar...aklınıza ne gelirse sanki her şeyin size ait olduğu,içinde kaybolacağınız kocaman bir vitrini hayal edin.Hal böyle olunca yaşadıkları dehşet dolu anları çabucak unutan kahramanlarımız,aylarca burada kalmalarını sağlayacak stoklar sayesinde,çocukça eğlenmeye başlarlar.Ancak dışarıda durumlar hiçte iyi değildir.Binlerce zombi mağazanın etrafında açıkmış ve taze et aramaktadır.Kendilerini kurtarmaya gelecek hiç bir yardım kuvvetinin olmadığını anlayan kahramanlarımız,kendi kurtuluş yollarını bulmak zorundadır.
Virüsün alışveriş merkezine de sıçraması ile,kahramanlarımız buraya terk etmek zorunda kalacaklardır.Plan ise şudur;buradan çıkıp Steve'in sahibi olduğu körfezdeki bir yata atlayıp okyanusu aşacaklardır.Bu şekilde lanet zombilerden kurtulmayı umarlar.Ancak asıl iş yata nasıl ulaşacaklarıdır.Bu aşamada yeniden takım oyunu meyvelerini vermeye başlar ve herkesin çalışarak katkıda bulunduğu S.W.A.T taşıtlarını andıran,dışarısını zırhlarla güçlendirdikleri iki tane van benzeri araçla yüzlerce zombinin arasından yardırıp uzaklaşmayı tasarlarlar.



İyi;Bir hayli eğlenceli bulduğum ve pek çok sahnesiyle de tam bir zombi filmi izlenimi veren,türün meraklılarının mutlaka izlemesi gereken bir yapım.

Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 24 Şubat 2012 | Etiketler : | | | | | |