Güncel İncelemeler;

Re-Animator (1985)

Re-Animator (1985)
Lovecraft'ın kaleminden sinemaya uyarlanan "Re-animator" yine her Lovecraft hikayesinde olduğu gibi fantezi ve korku öğelerinin kararında birleştiği etkileyici bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.Stuart Gordon'un yönettiği film aynı zamanda Gordon'un Lovecraft uyarlamalarının da ilk örneği.Sonrasında malumunuz üzere From Beyond (1986),Dagon (2001) ve Dreams in the Witch-House (2005) yapımları takipçilerin epey ilgisini çekmişti.

Çalışkan bir tıp öğrencisi olan Dan,büyük bir hastanede asistan olarak çalışmaktadır.Okulunda epey popüler olan kahramanımız dekanın kızı Megan ile birlikte takılmaktadır.Kendisini ispat ederek dekanın da güvenini kazanmak isteyen Dan,diplomayı alacağı gün sevgilisi Megan'a evlilik teklif etmeyi düşünmektedir.Günün birinde kirayı paylaşmak için evine bir oda arkadaşı aramaya başlayan Dan,ilan sayesinde odayı tutmak isteyen West ile tanışır.West İsviçre'de Gruber isimli ünlü bir profesörün gözetiminde çalışmalarını sürdüren zeki bir gençtir.İnsanlarla pek de yakın ilişkiler kuramayan West,soğuk tavırları ve kibirli yaratılışına rağmen peşin ödeme yaparak odayı kiralamayı başaracaktır.Evin bodrum katında kendine has bir laboratuvar oluşturacağını ve kimsenin çalışırken rahatsız etmemesini isteyen West,zamanla aynı hastanede çalışacağı Dan ile iyi ilişkiler kurmaya başlar.
West bodrum katında Dan'in ölen kedisi üzerinde çalışmalar yapmaktadır.Göz alıcı renkte bir serum sayesinde yakın zaman önce ölen herhangi bir hayvanın beyinden enjeksiyon yaparak hayata döneceğini iddia etmektedir.Bu hususta Gruber'ın fikirlerini çalarak kendisine patronluk taslayan Dr.Carl ile epey arası açılan kahramanımız,neler yapabileceğini ispat ederek Dan'i kendi tarafına çekme uğraşındadır.Dan'in de kendisi gibi zeki biri olduğunu söyleyen West,birlikte tıp literatürüne girebileceklerine inancı tamdır.Ölen kedi üzerinde deneyin başarılı olması sonrasında hastanede hemen yer yere giriş izni olan Dan sayesinde morga ulaşarak yakın zaman önce ölen bir insan üzerinde serumu deneyerek gözlemler yapmak isteyen West,sonunda Dan'in aklına girmeyi başaracaktır.Ancak insan üzerinde ilk denemelerini yapacak olan West bazı konularda Dan'i yeterince bilgilendirmemiştir.


İyi;En iyi Lovecraft uyarlamalarından biri olduğu muhakkak.Yer yer korku,fantezi zaman zaman da mizah öğelerinin öne çıktığı izleminizi tavsiye edebileceğim başarılı bir yapım.
Kötü;Bazı efektler,makyajlar vs aşırı gelebilir.Ancak filmin yaşını da göz önüne aldığınızda bunların seyirciyi pek de rahatsız edebileceğini sanmıyorum. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Ekim 2012 | Etiketler : | | | |

Henjel gwa Geuretel (aka Hansel & Gretel) (2007)

Hansel & Gretel hikayesini eminim çocukluğunuzda çoğunuz okumuştur ya da bir büyüğünden dinlemiştir.Gerçekten de "Alis Harikalar Diyarında" ile beraber bir çocuk için en ideal fantastik kitap alternatiflerden biri olduğu konusunda şüphem yok.Şimdiye dek defalarca sinemaya uyarlanan kült hikaye için Güney Kore yapımı "Henjel gwa Geuretel" filmini,kurguda alışılagelmişin dışında bazı ufak eklemelerle beraber atmosferin başarıyla yansıtılmasından ötürü kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum.
Eun-Soo hamile sevgilisi ile son zamanlarda işi gereği yaptığı uzun ziyaretler sebebiyle sürekli tartışır olmuştur.Bebeğin doğumunu kısa süre kala yine bir iş gezisi sebebiyle arabasıyla yolculuğa çıkan kahramanımız,yolda ansızın önüne çıkan bir cisim sonrasında kaza atlatır.Arabasının şarampole devrilmesi ile yaralanarak ormanda baygınlık geçiren Eun-Soo,saatler sonra havanın da kararması ile ormanın ürkütücü sessizliğinde gözlerini açar.Küçük bir kız çocuğu elindeki fenerle,evinin yakınlarda olduğunu söyleyerek Eun-Soo'nun kendisi ile gelmesini ister.Uzun bir yürüyüşün ardından ormanın derinlerinde masalsı bir eve ulaşan ikilimiz soluklanma fırsatı bulurlar.Eun-Soo ilk bakışta evin kendisine yardımcı olan bu küçük kıza ait olduğuna pek inanmasa da anne-babası ve kardeşleri ile tanışınca rahatlar.Ev ahalisinin yardımsever tavırları dolayısıyla fazlasıyla memnun olan kahramanımız sabah erken kalkıp yola düşebilmek için dinlenmeye çekilir.Evin tamamına hakim olan oyuncaklar ve bir çocuğun ihtiyacı olabilecek her türlü ışıltılı-pırıl pırıl eşyanın arasında sabahı eden Eun-Soo,etrafını daha rahat gözlemlemeye başlar.Gerçekten de her şey masallardaki gibidir,masaların üstünde çeşit çeşit şekerlemeler,pastalar göz alıcı renklerde oyuncaklar,takılar bulunmaktadır.
Ev halkı ile beraber keyifli bir kahvaltının ardından evine dönmek için izin isteyen kahramanımız bir türlü yolu bulamaz.Ormanın derinliklerinde saatlerce gezinmesine rağmen sürekli aynı yerde daireler çizdiğini düşünmeye başlayan Eun-Soo,yorucu günün ardından yine aynı eve sığınmak zorunda kalır.Çocuklar da bu işe epey sevinmiştir hani.Ertesi gün yeniden bu sefer yanında ev ahalisinden birinin de yardımı ile otoyola ulaşmaya planlayan kahramanımız,kaldığı odada bir takım tuhaflıklar olduğunu hisseder.Cep telefonu ile sinyal alamayan Eun-Soo,saatinin de sebepsiz yere bozulması akabinde bir de gelen sesler sonrasında tanışmadığı başka birilerinin de olabileceğini düşünmeye başlar.Günün ilk ışıklarıyla beraber hazırlığını yapıp yola koyulmak için çocuklarla vedalaşmaya gelen Eun-Soo şaşırtıcı bir sürprizle karşılaşacaktır.Zira anne-babaları çocukları kendisine emanet ederek birkaç gün sonra döneceklerini not bırakmışlardır...


İyi;Hikayeyi zaten pek çoğumuz ezbere biliyoruz.Ancak kurgunun genişletilmesi ve zekice yapılan eklemeler ile baştan sona sürükleyici,mistik atmosfere sahip bir yapım ortaya çıkmış.
Kötü;Gerilim ve fantastik öğeler bakımından başarı olsa da biraz daha korku ağırlı sahneler yer alsa daha iyi olabilirdi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 6 Ekim 2012 | Etiketler : | | |

Maléfique (2002)

Maléfique (2002)
Büyük bir şirkette iyi bir işi olan Carrère,eşinin de kendisini sırtından vurması sonrasında hapishaneye gönderilir.Dört kişilik dar bir hücreye sevk edilen kahramanımız burada birbirlerinden tuhaf üç mahkum ile tanışır.(Lassalle,Pâquerette ve Marcus)En başından beri kefaletle kısa sürede serbest kalacağını düşünen Carrère,işlerin kontrolden çıkması ile alternatif yollar arayarak bir an önce oğlunun yanına dönmek istemektedir.
Marcus orta yaşlarda transseksüel bir adamdır.Bıçkın görünmeye çalışsa da özellikle uzun süredir aynı hücrede kaldığı  Pâquerette'e son derece şefkatle yaklaşıp,bir gün onunla beraber hapisten kaçacağına inanır.Pâquerette ise tuhaf alışkanlıkları olan;geceleri sayıklayan,eline ne geçse ağzına götüren yarım akıllı birisidir. Lassalle'e gelirsek,o da zamanında kitaplarla arasından su sızmayan entelektüel kişiliğe sahip yaşlıca bir adamdır.Her ne kadar sicili parlak gibi görünse de günün birinde sabah kahvaltısında eşini doğrayarak buraya tıkılmıştır.Bahsettiğim gibi son derece çarpık kişiliklerin yer aldığı bu dört kişilik daracık hücrede kısa sürede birbirlerini yakından tanımaya başlayan kahramanlarımız,her ne kadar pek de gerçekçi görünmese de bir gün buradan çıkabileceklerinin hayali ile yaşamaktadırlar.
Bir sabah uyandığında yatağının hemen başında gizli bir bölme olduğunu keşfeden  Carrère,Marcus'un da yardımı ile gizemli bir kitaba ulaşır.Kitapta farklı dillerde yazılmış,20.yy'ın başlarına uzanan Danvers isimli eski bir mahkumun günlüğü yer almaktadır.Kitapla yakından ilgilenen  Carrère,okumayı sürdürdükçe sıra dışı bilgilere ulaşmaktadır.Öyle ki Danvers yaşadığı dönemin ünlü seri katillerinden biri olup,hapisten kaçmak için kara büyü üzerinde çalışmaktadır.Bu sayede duvarları geçerek özgürlüğüne kavuşmayı planlamıştır.Carrère ve Lassalle bu gizemli hikayenin nasıl sonuçlandığını bilmeseler de hapisten kaçabilmek için ellerindeki kitabın yardımı ile formülize edilmiş kara büyüyü uygulamaya karar verirler.Kitabı her okuduklarında tuhaf olayların cereyan etmesi ile daha fazla zarar görmemek için onu yok etmeyi planlayan dörtlümüz,ne yazık ki amaçlarına ulaşamazlar.

Kitabın tekrardan enteresan bir şekilde ortaya çıkması ile bunun bir işaret olduğunu ve ancak bu sayede hapisten kurtulup özgürlüklerini kazanabileceklerini düşünen kahramanlarımız,gecenin geç saatlerinde kimseleri rahatsız etmeden,dikkat çekmeden yeni denemeler yapmaya başlarlar.Kitapta onlarca tılsım yer almaktadır ve yapacakları her hata başlarına büyük belalar açmaya gebedir.
İyi;Mekan ve oyunculuk başarılı.Bu tarz filmlerin olmazsa olmazı olan grup dinamikleri ilgi çekici şekilde kurulmuş.Gizem seviyesi üst düzeyde,finale kadar seyirciyi sıkmıyor.Farklı bir fantastik-gerilim filmi izlemek isteyenler için ideal alternatif olabilir.
Kötü;Bazı vasat efektler olmasa yapım bir üst seviyeye ulaşabilirdi. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 30 Temmuz 2012 | Etiketler : | | |

Dagon (2001)

Dagon (2001)
Fantastik korku denince ilk akla gelen isimlerden olan H.P. Lovecraft'ın kısa hikayelerinden birinin uyarlaması olan Dagon;borsada şansı yaver giden genç broker Paul ve sevgilisi Barbara'nın,milyarder iş ortakları olan Howard'ın teknesi ile İspanya açıklarında ufak bir kaçamak yapmaları ile başlıyor.Imboca yakınlarında havanın aniden bozması ile kayalıklara çarpan teknede,Howard'ın eşinin yaralanması sonrasında yardım çağırmak için bota atlayıp kasabaya giden Paul-Barbara çifti daha ilk dakikadan tuhaflıklar sezmeye başlar.Zira çevrede kimse yoktur,sanki yıllar öncesinden terkedilmiş izlenimi veren kasaba,buram buram mazi kokan mistik bir atmosfere sahiptir...
En nihayetinde kiliseye kadar ilerleyen kahramanlarımız,pederin karşılarına çıkması ile derin bir nefes alırlar.Acil yardıma ihtiyaçları olduğunu söyleyerek,kayalıklara çarpan tekneleri için destek isteyen ikilimiz,ne yazık ki işleri hızlandırmak için ayrılmak zorundadır.Paul,esrarengiz kılıklı iki adamın teknesine binerek yardıma gidecekken,Barbara ise pederin yanında kalıp polislerle iletişim kuracaktır.Howard ve eşinin gizemli bir şekilde ortadan kaybolması sonrasında yeniden Impoca'ya dönen Paul,pederin Barbara'nın otelde kendisini beklediği söylemesi ile oranın yolunu tutar.
Otelde biraz zaman geçirdikten sonra halen Barbara'nın ortaya çıkmaması ile telaşa kapılan Paul,buraya adım attığı andan itibaren çok ıssız ve sakin bulduğu kasabada yoğun bir gürültüye şahit olur.Odasının camından olan bitene baktığında ise her şey alt üst olmuştur.Kasabalılar sonunda ortaya çıkmıştır,ancak suratlarında ve hareketlerinde anormallikler vardır.Üstelik dost canlısı da değildirler hani.Kahramanımız bir an önce Barabara'yı bularak bu garabet mekandan uzaklaşmalıdır.
Filmin ikinci yarısı itibariyle Lovecraft'ın hayal dünyasına yolculuğa çıkıyoruz.Unutmayın bu fantastik serüvende neden ve niçinleri sorgulamaktan ziyade kendinizi olayın akışına bırakın ve Paul'un yerinde olduğunuzu düşünerek keşfe çıkın.Bu arada yapımın en iyi Lovecraft uyarlamalarından biri olduğunu da ekleyeyim.Yönetmen koltuğunda ise hayata geçirdiği hemen her projesinde Lovecraft hikayelerini kullanmaktan çekinmeyen Stuart Gordon var.

İyi;Gayet sürükleyici,korkunun yanında fantastik öğelerle dolu eğlenceli bir macera.Mistik atmosfer ve mekan başarılı,hikaye ilgi çekici.Bu filmi sevenler yine Lovecraft uyarlaması olan Dreams in the Witch-House (2005)'a da göz atabilirler.
Kötü;Bazı efektler yapımın kalitesini düşürüyor.Daha yüksek bir bütçe ile çok daha iyi şeyler ortaya çıkabilirmiş.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 18 Mayıs 2012 | Etiketler : | | |

The Cabin in the Woods (2011)

The Cabin in the Woods (2011)
Uzun süredir beklediğim filmlerden biri olan The Cabin in the Woods'u en nihayetinde izleme fırsatı buldum.Gerek Imdb puanının yüksek olması  (ki genelde korku-gerilim eksenli yapımlar için yüksek puan almak çok zordur.)gerekse son dönemlerin en popüler korku-gerilim-fantezi filmi olması sebebiyle epey merak edenlerden biri de bendim.Öncelikle filmi tek kategori altında sınıflandıramayacağımı ve her ne kadar pek çok kişinin olumlu yorumlarına rağmen özgün olduğu söylenen senaryonun,çok başarılı olsa da bazı ufak devşirmeler sayesinde yardım aldığını ekleyeyim.
Filmin konusuna gelirsek;Beş üniversiteli genç(Dana,Curt,Jules,Marty ve Holden)hafta sonunu daha eğlenceli geçirmek için gözlerden uzak bir dağ evine gitmeyi planlarlar.Curt,kuzenin yakın zamanda aldığı kulübe hakkında hiç bir bilgiye sahip olmasa da arkadaşlarıyla beraber hoş vakit geçireceğinden şüphesi yoktur.Karavanla yola çıkan gençler sarp kayalıklar ve sık ormanlarla çevrili taşra yollarından geçtikten sonra karanlık tünele girerler.İşte bu andan itibaren hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Tüneli geçtikten kısa süre sonra meşhur kulübeye ulaşan kahramanlarımız daha ilk dakikadan bazı tuhaflıklar hissetmeye başlarlar.Zira odalar arasında bazı saklı geçitler ve duvarlarda hileli aynalar yer almaktadır.Eski ev sahiplerinin tuhaf insanlar olduğunu düşünmeye başlayan kahramanlarımız çok geçmeden rüzgar nedeniyle açıldığını düşündükleri bodrumun kapısı ile irkilirler.Meraklarına yenik düşerek alt kata inen gençler birbirinden ilgi çekici eşyaların bulunduğu esrarengiz bir depo içerisinde bulurlar kendilerini.Dahası her şey o kadar mistik ve cezb edicidir ki ellerine geçirdikleri eşyalarla meşgul olmaya başlayan kahramanlarımız,gün boyu yanında getirdiği esrarlı sigaralarla demlenen Marty'nin yeniden üst kata çıkma fikrini göz ardı ederler.Bu sırada eline geçirdiği mazisi olan eski bir günlüğü okumaya başlayan Dana,karanlık bir hikayenin içerisine dalmış gibidir.
Sonunda bodrumdan çıkmayı başaran gençler sanki bir şekilde yönlendirilmekte ve beyinlerine bazı tercihler empoze edilmektedir.Giderek farklı karakterlere bürünmeye başlayan kahramanlarımız çok geçmeden takım oyunundan uzaklaşıp bireyselleşmeye başlamıştır.Gecenin bir yarısı karanlık ormana giren Curt-Jules çifti ise aradan epey zaman geçmesine rağmen halen geri dönmemiştir.

Filmi izleyenler için;

-The Cabin in the Woods klişe bir grup genç ve başlarından geçen bir takım tuhaf olaylar ekseninden epey farklılaşan,filmin ikinci yarısından itibaren fantezinin ağır bastığı gerilim yüklü bir yapım haline dönüşüyor.Öyle ki Cube (1997) filmine benzer şekilde birilerinin hayatımızı kontrol ettiği ve yaşamak istiyorsak bazı erdemlere sahip olmalıyız fikri,arka planda yükselerek kendisini hissettiren temayı oluşturuyor.
-Kahramanlarımız dev tünele girdikleri andan itibaren dış dünyadan izole dev simülasyon alanına giriş yapıyorlar.Zira elektromanyetik olarak çevrelenen bölgeye dış dünyadan giriş yapmak ya da tam tersi olarak tünelden geri dönebilmek mümkün değildir.Burada az da olsa boyut kavramı akla geliyor.Silent Hill (2006) da olduğu gibi bir kez içeri girerseniz asla çıkamazsınız...
-Gençlerin kurban edildiği,yüzlerce insanın çalıştığı  simülasyon programı içerisinde aynen Cube (1997) yapımında olduğu gibi son teknolojiyi kullanan ve insanları bazı tercihlere zorlayarak ekran başından keyif alan hasta beyinli insanlar var.Satranç oyunundaki piyonlar misali hayatları yönlendirilen kahramanlarımız asla kazanamayacakları bir kumara zorla dahil ediliyor.
-En hoşuma giden noktalardan biri olan mistik eşyalarla dolu bodrum katında giren gençlerin yaptığı tercihlerin sonrasında başlarına bela almaları...O küçük bodrum katında neler yok ki.Her bir eşya farklı bir senaryo ile bağlantılı.Dahası masum eşyaların her biri korkunç kabuslardan çıkma dehşet verici yaratıklarla sembolize ediliyor. Boss canavarlardan tutunda,zombiler,dev yılanlar,garabet ucubeler vs.

İyi;Son çeyrek gerçekten çok başarılı.(güvenlik noktasındaki dar koridorda olanlar...)Nefessiz izleyeceğiniz sürekleyici kurgu benden tam not aldı diyebilirim.
Kötü;Son bölüm aynen Cube Zero (2004) de olduğu gibi dini bir havaya bürünüyor.Kadim yaratıklar,öbür dünya kavramı vs yerine daha farklı alternatif son daha iyi olabilirdi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

eXistenZ (1999)

En sevdiğim bilim kurgu gerilim filmlerinden biri olan Existenz,kendi yarattıkları fantezi dünyasının içerisinde dolaşan bir grup insanın hikayesini konu ediniyor.Şöyle ki aslında nereye ait olduğunuzu anlamanız dahi bir hayli güç.Bildiğiniz her şeyi unutun...Kendinizi sınırları olmayan,gerçekle hayalin ayırt edilemediği bir kargaşanın kollarına bırakın.Emin olabilirsiniz ki hiç bir zaman gerçek ve fantezi birbirine bu kadar yaklaşmamıştı.
Allegra oyun sektöründe çalışan başarılı bir bayandır.Pek çok oyunun dizayn edilmesinde ve fikir öncülüğü rollerinde;Antenna Research adı verilen,daha öncede bu tarz oyunlar konusunda ehlini ispat etmiş,popüler bir firmayı temsilen çalışmaktadır.Büyük ses getirmesi beklenilen son oyunun hazırlıklarına  devam eden Allegra,bir süredir gözlerden uzakta,kendisini tamamen işine adamış şekilde araştırmalarına yön vermektedir.Sonunda büyük gün gelmiştir ve Allegra yeni oyunu ile beraber basit bir demo turu atmak üzere, sadece belirli sayıda katılımcının yer alabileceği gizli bir toplantı da oyunuyla beraber yeniden huzurlara çıkmıştır.
Tabii burada bahsettiğim oyun bildiğimiz ps ya da bilgisayar oyunlarından bir hayli farklı...Belki de tek benzer şey olarak joistik kavramından bahsedebiliriz.Port adı verilen;enerji sağlayıcı canlıların içerisinde yer aldığı bu joistikler,plasental yola benzer bir şekilde insan vucüduna bağlanarak,kahramanlarımızın bir nevi sınırları olmayan fantezi dünyasına giriş yolunun kapısıdır.Bir aparat ile belden omuriliğe bağlanan joistikler,insan sinir sistemi ile doğrudan temas kurarak;kişinin duygularını,acıları vs akla getirebileceğiniz her şeyi,hayal dünyasında yeni bir boyuta taşımaktadır.
Allegra gözetiminde joistiklerden bağlanarak oyuna başlayan bir grup gönüllü,kısa bir süre sonra,bir bozguncunun şeytana ölüm sesleri arasında saldırıya uğrayacaktır.Kemiklerden yapılma garip bir silahı,toplantıya katılırken gizlemeyi başaran saldırganın hedefindeki isim olan Allegra vurulmuştur.Oyunun ana kaynağı olan ve diğer portları da besleyen Allegra’nın vurulması belki de şu ana kadar yapılmış en iyi oyunun bir daha tamiri mümkün olmamak üzere tahribine yol açacaktır.Çıkan hengamenin arasında Allegra'yı güvenli bir yere götürme işini üstlenen Ted,bir taşıt bularak Allegra’yı da yanına alarak mekandan uzaklaşır.Yaşananları anlamaya çalışan Ted,Allegra’nın çelişkili ve kafa karıştıran cümlelerinin akabinde yardım çağırmaları gerektiğini söyler.Ancak hayatının ve belki daha da önemlisi oyunun tehlike altında olduğunu vurgulayan Allegra ise güvenebileceği hiç kimse olmadığını söyler.Bunun üzerine ikilimiz sonu bilinmeyenlerle dolu gizemli bir yolculuğa  çıkar.
Bir motele gelen kahramanlarımız,Allegra’nın ısrarı üzerine yeniden joistiklerle oyuna bağlanmalıdırlar.Ancak bu şekilde portun ne kadar zarar görmüş olduğunu ve telafisinin olup olamayacağını anlayabileceklerdir.Ancak Ted’in ufak bir problemi vardır.Gizli toplantıların yapıldığı ve türlü oyunlarının denendiği mekanlarda çalışmasına rağmen,bahsettiğim belden port açma olayına girişmemiştir.Neyse ki Ted,Allegra’nın yoğun ısrarları ve güvenebileceği tek kişi olarak kendisini görmesi üzerine port açtırma olayına kabul edecektir.Bu uğurda garip bir adamın kendisine port açmasına izin verecek olan kahramanımız,her türlü enfeksiyon riskine tamamen açıktır.Prosedürlerin tamamlanmasının ardından;joistiklerle anlata anlata bitiremediğim oyuna bağlanan ikilimiz,Ted’in fantezi dünyasını keşfetmeye başlaması ile otantik bir yolculuğa çıkacaklardır.Başlarda her şey eğlenceli cereyan etse de;Allegra'nın yol rehberliğinde Ted,zamanla realizm karşıtları ve oyun taraftarlarının arasındaki savaşının ortasında kalacaktır.
Bittiği yerde başlayan filmlerden biri olan Existenz;Ted,Allegra ve diğer pek çok oyunu oynamak için porta bağlanan katılımcının,aslında  gerçek yaşantılarından tamamen farklı karakterler üstlenerek yola çıktıkları,basit bir oyun olarak kalacaktır.Ancak fantezi ve realizmin bu kadar iç içe yer aldığı bu riskli oyunda her şeyin kontrol altında tutulması mümkün müdür?Hele ki oyunun başında yapımcıyı öldürmek üzere gerçekleştirilen suikast girişimi bunun en somut örneği değil midir?Realizme en büyük ve kalıcı zararın verildiği bu oyunun ve tasarımcısının akibeti ne olacaktır?Bölüm bölüm sıkıcı devam etse de,bence bilim kurgu filmlerinden hoşlananlara hitap edebilecek Existenz,sıra dışı kurgusu ile ilgi çekebilir.


İyi;Sinir sistemden port edilme olayı ve düşüncel olarak aynı rüyayı paylaşmaya benzer şekilde;aynı boyutta aynı oyunun içerisinde yer alma fikri,bilim kurgu klişelerinin bir hayli üzerinde bir senaryo.
Kötü; Film uzun aralıklarla sıkıcı tempoda devam ediyor.Zaten ne gerçekti ne oyundu derken,aslında oyun içinde oyun gibi bir önerme ile karşılaşıyoruz.
Gereksiz;Bardaki özel yemek olayı baya tuhaftı.Pek çok şeyin sembolize edildiği yemekten,suikast silahının oluşması ise olsa da olur olmasa da olur gibi bir havada sunulmuş.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;