Güncel İncelemeler;

11:14 (2003)

11:14 (2003)
Ne yazık ki hak ettiği ilgiyi göremeyen,daha doğrusu pek bilinen bir yapım olmayan “11:14” daha çok maceraperest kurgusu ile gerilimin beraber harmanlandığı,hoş zaman geçirmenizi sağlayabilecek sürükleyici bir film .Konuya gelecek olursak;tür olarak birbirinden bağımsız olaylar ve kahramanların,aslında gayet akılcı bir şekilde bağlantısının kurulduğu,beş farklı hikayenin neden-sonuç ilişkisine şahit olacağız.Faili meçhul bir cinayetin akabinde gerçekleşecek olaylar ve uzaktan bakıldığında ilişkileri kestirilemeyen karakterlerimizin yer aldığı hengamede,saatler 11:14’ü gösterirken yaşanan bir kaza ile soluksuz serüven başlıyor…
Kız arkadaşı ile telefonda muhabbet ederek bir yandan da arabasıyla ilerleyen Mark,alkolünde etkisiyle anlık dalgınlığı sonrasında kaza atlatır.Kahramanımız bir şeye çarpmıştır ama neye?Bir anda gözüne ilişen,kaza yaptığı yerin yakındaki tabelada geyik çıkabilir ikazını gören Mark,derin bir nefes alarak arabasından iner.Ancak olanlar umduğundan biraz daha karmaşıktır.Kafatası ezilmiş bir ceset hemen arabasının yanıbaşında bulunmaktadır.Tam bu sırada şerif de olay yerine gelmez mi?Şerif bu gece oldukça meşguldür;keza sayılı dakikalar önce yakaladığı iki suçlunun taşıtta ileri kayarak Mark’a yer vermesini ister.Bu sırada anlık bir kargaşadan yararlanan Mark,ellerinde kelepçelerle koşarak kaçmaya başlar…
Bir grup genç,içlerinden birinin ailesine ait minibüsünde gezinerek çılgınca eğlenmektedir.Yavaş yavaş sapıtmaya başlayan gençlerden biri minibüsün camını aralayarak işemeye başlar.Her şey ne kadar da güzeldir değil mi etik kuralların hiçe sayılmaya başlandığı ekibimizde,önlerine çıkan birini fark edemeyerek paspasa çevirmeleri ile eğlence yerini korku ve telaşa bırakır.Dahası başlarından gelen tek talihsizlik de bu değildir hani :)
Frank sorumsuz kızı Cheri’nin ardı arkası kesilmeyen belalarından canı sıkılan bedbaht bir babadır.Çapkın kızı Cheri ise erkekleri avucunda oynatan alımlı bir bayandır.Cheri’nin yine bir gece alel acele evden çıkması ile bir şeyler karıştırdığını hisseden Frank,kızının sorunlu erkek arkadaşı ile buluşmaya gittiğini düşünmeye başlamıştır...


İyi;Kurgu son derece akıcı ve bağımsız olduğu düşünülen olaylar zekice birleştiriliyor.Zaman zaman geren,bazen de tebessüm etmenize neden olabilecek bir yapım.
Kötü;Türünün öncüsü değil o nedenle bazı sahneler tanıdık gelebilir.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Mayıs 2012 | Etiketler : | | | |

The Human Centipede II (Full Sequence) (2011)

Sıradışı ilk filmin ardından yapımcıların kolları sıvayarak kaldıkları yerden devam ettikleri 'İnsan kırkayak' projesi;ilk filmin gerilim yüklü,hafifte olsa bilimsel havasından epey uzak.Hızlıca hatırlayalım.İlk yapımda Dr.Heither siyam ikizleri üzerinde uzmanlaşarak,artık yapışık ikizleri ayırmayı değil kendi projesi olarak sindirim kanalları birleştirilmiş insan kırkayak modelini sunmaya çalışmıştı.Bu yapımda ise ilk filme seyirci olan ve onu takıntı haline getirmiş tuhaf kılıklı bir adamın hikayesine şahit oluyoruz.
Martin otopark görevlisi olup,insanlarla iletişim hususunda epey sorunlar yaşayan,problemli bir çocukluk dönemi geçirmiş depresif birisidir.Halen annesi ile yaşayan kahramanımız,Dr.Heither'ın insan kırkayak deneyimini tekrarlamak istemektedir.Sapıkça arzularla donatılmış hasta bir beyne sahip olan Martin,annesi tarafından dahi dışlanmıştır.Tek bahsettiği şey oniki insandan oluşan bir kırkayak oluşturma fikridir.Gece mesaisi boyunca not defterine operasyonu nasıl yapacağını planlayan Martin,artık faaliyete geçecektir.
Geç vakitlerde otoparkta gafil avladığı insanları toplayarak büyük bir depoya kilitleyen kahramanımız,onikinci kurbanını da eline geçirince,günlerdir fantezisini kurduğu deneyimi yaşamaya hazırdır.İlk yapıma göre iğrençlikte çığır açan The Human Centipede II,başrol oyuncusunun kendisini oynuyormuşçasına ciddiye aldığı enteresan,sakıncalı bir yapıma dönüşmüş.


Serinin ilk filmi The Human Centipede (First Sequence) (2009) için tıklayınız !
İyi;Tek iyi olan şeyin filmin siyah-beyaz olarak seyirciyle buluşması olduğunu söyleyebilirim.
Kötü;İlk yapımın ardından fazlasıyla aşırıya kaçılmış.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 17 Nisan 2012 | Etiketler : | | | | |

The Human Centipede (First Sequence) (2009)

Avrupa turuna çıkan iki Amerikalı genç kız (Lindsay ve Jenny) gezinin Almanya bölümünde, henüz yeni tanıştıkları bir genç tarafından eğlence vaat eden bir partiye çağırılırlar. Lindsay ve Jenny partiye davet edilmeleri üzerine; takıp takıştırıp akşamın geç saatlerinde yola çıkarlar. Arabalarıyla yola koyulan kahramanlarımız,giderek sosyal yaşamdan kopuk bir alana doğru ilerlerler. Bir şeylerin ters gittiğini hissetseler de eğlenceye giden her yol mübahtır diyerek bir çıkış yolu bulmayı umarlar. Ellerinde adres olmasına rağmen kaybolmayı başaran ikilimiz, çok geçmeden arabanın tekerinin patlaması ile iyice paniklerler. Zifiri karanlığın arasında, ormanlık bir alanın kenarında durmak zorunda kalan Lindsay ve Jenny, arabanın içinde tıkışıp saatlerce yardım beklemektense etrafta yürüyüşe çıkarak yardımcı olabilecek birilerini bulmayı yeğlerler.(Tabii cep telefonları sinyal alamaz, her zaman olduğu gibi) 
Bir saati aşkın süredir ormanın derinliklerinde ilerleyen kahramanlarımız, en sonunda gecenin karanlığını aydınlatan parlak bir ışık görerek, villa tarzı bir eve ulaşırlar. Kapıyı çalan kızlar, tuhaf görünümlü sıra dışı bir ev sahibi (Dr. Heiter) ile karşılaşacaklardır. Dr. Heiter oldukça soğukkanlı, donanımlı biri olarak görünmesine rağmen insanlarla iletişim konusunda sorunlar yaşayan garip bir tiptir. Ayrıca siyam ikizleri ayırma konusunda dünyada sayılı uzmanlardan biridir, ancak son yıllarda kendi tabiri ile köşesine çekilmiştir ve araştırmalarını evinin bodrumundaki bir laboratuvarda yürütmektedir. Kızları içeriye alan Dr. Heiter,onlara istekleri üzerine su ikram eder. Bu sırada da yardım çağıracağı sözüyle bir telefon görüşmesi yapar :D 
Lindsay ve Jenny’nin uyandıklarında hatırladıkları son şey Dr. Heiter’ın ikramı olan suyu içtikleridir. Şimdi ise elleri kolları bağlı ameliyathane yatakları üzerinde, laboratuvar benzeri bir odadadırlar. Etrafı gözleyen kahramanlarımız kendileri ile benzer durumda olan başka bir elemanın da tutsak edilmiş olduğunu fark eder. Bu sırada deneklerinin uyandığını anlayan Dr. Heiter laboratuvara gelerek, kariyeri ve şu anki üzerinde çalıştığı konusu hakkında kısa bir sunum yapar. Evet! Dr. Heiter artık siyam ikizlerini ayırmakla uğraşmamaktadır, artık birleştirecektir ve başarılı olursa insan kırkayak modelini ortaya çıkaracaktır. Bir nevi tanrıya kafa tutmaktadır ve yeni bir şey yaratacağı konusunda kendisine güveni tamdır. Yapılmak istenilen ise 3 deneğin, birbirlerinin sindirim boruları yoluyla bağlanmasıdır. (İşin bilimsel açıklamasını anlatmak isterdim ama Dr. Heiter’in sunumu bir hayli hoşuma gitti :D İzlemenizi tavsiye ederim.)
Lindsay çetin ceviz çıkıp kaçmaya çalışsa da onu etkisiz hale getirmeyi başaran yenilikçi doktorumuz, bir de ceza olarak Lindsay’i B deneği yapmaya karar vermiştir. (Ne demek istediğimi filmi izlediğinizde anlarsınız.)
Dr. Heiter’ın operasyonundan günler sonra uyanmayı başaran kurbanlarımız, artık birbirine sımsıkı bağlı üçlü bir organizmadır :D Bir ayna yardımı ile başlarına gelen felaketi anlayacak olan kader ortağı üçlümüz, bakalım bu yeni yaşamlarına adapte olabilecek mi? Son zamanlarda izlediğim en garip filmlerden biri olan bu yapımda, Dr. Heiter’ın suratı bile seyirciyi germeyi başarabilecek seviyede.
Serinin devam filmi The Human Centipede II (Full Sequence) (2011) için tıklayınız !



İyi; Değişik bir konu, daha doğrusu ilginç bir deney ve sonrası yaşananlar gayet ilgi çekici.
Kötü; Şu ana kadar izlediğim filmler içerisinde gördüğüm en garip iki dedektife rastladım diyebilirim. Sanki oyunculukla yakından uzaktan alakaları yok gibiydi...
Gereksiz; Yine Nazi düşünceleri arka fonda göze çarpıyor. Olayların Almanya’da geçmesi ironik değil mi?
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Nisan 2012 | Etiketler : | | |

The Woman (2011)

Geride bıraktığımız yılın en ilgi çekici yapımlarından biri olan The Woman,tuhaf bir ailenin başından geçen absürt olayları konu ediniyor.Öyle ki işinde son derece başarılı lokal bir avukat olan Chris,eşi ve biri bebek olmak üzere dört çocuğu ile esasında dışarıdan bakıldığında sıradan bir hayat sürmektedir.Günün birinde hobisi olan avlanmak için akarsu yatağına inen kahramanımız,rutin hayatının çok ilerisinde bir şeyle karşılaşacaktır.Tamamen vahşi doğaya adapte olmuş,eski bir kabilenin son temsilcisi olan  kadını gören Chris,onu yakaladığı gibi evine götürecektir...
Eşi ve çocuklarına karşı mutlak otoriter,dediğim dedik bir tavır sergileyen kahramanımız,evlerinin bahçesindeki mahzen benzeri odada vahşi doğadan tutup sürüklediği kadını alıkoymak istemektedir.Ailesine karşı amacının onu medenileştirmek olduğunu söyleyen Chris,çok geçmeden niyetini bozmaya başlayacaktır.Çocukları ve eşi ile beraber iş bölümü yaparak vahşi kadını beslemeye başlayan kahramanımız,temel ihtiyaçlarını karşıladıkları kadını zincire vurarak olası firar girişimini engellemeye çalışmaktadır.
Filmin ikinci yarısından itibaren son derece sorunlu bir ailenin evine konuk olduğumuzu anlıyoruz.Öyle ki asosyal bir oğul,problemli ergenlik dönemi geçiren melankolik bir kız...Evin en aklı başında olan isimlerinden biri olan anne ise son derece baskılanmış ve tam anlamıyla ezik rolünde.Kendi içerisinde bu kadar karmaşık bir ailenin boyundan büyük işleri kalkışmasının belki de bu olay ilk örneği olmasa gerek...


İyi;Esrarengiz hikayesi ve arka planda insanın yüzüne tokat gibi vuran sosyal mesajlarla The Woman 2011 yılının en iddialı yapımlarından biri.Atmosfer,soundtrackler vs oldukça başarılı.Eminim çoğunluk filmde istediklerini göremedikleri için eleştirecektir.Zira bu olay zamanında Cannibal Holocaust (1980)'un da başına gelmiştir.Çoğunluk daha yapımın temasının ne olduğunu,nasıl bir mesaj verdiğini sorgulamadan iğrenç olarak yaftalamıştı.Şunu unutmayalım ki gerçek hayatta çirkin insanlar ana kahraman olabilirler,düşündüğümüzde bile midemizi bulandıran olaylar da her daim cereyan edebilirler.Bunun sinemaya yansıması da aynı şekilde olmalıdır.Hollywood filmlerinde gördüğümüz gibi her zaman ana kahraman yakışıklı ya da cezb edici güzellikte olmayabilir...
Kötü;Mantık dışı fantezi ürünü sahneler olduğunu ekleyeyim.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 29 Mart 2012 | Etiketler : | | |

La piel que habito (aka The Skin I Live In) (2011)


Son dönemlerde izlediğim en ilgi çekici yapımlardan biri olan The Skin I Live In (2011) gerek sıra dışı kurgusu gerekse tuhaf intikam hikayesi ile izlemenizi kesinlikle tavsiye edebileceğim filmlerden biri.Öncelikle kurgunun tersten ilerlediğini ve bu nedenle başlarda konuyu anlamakta zorlanabileceğinizi ekleyeyim.Ancak emin olabilirsiniz ki yapımın ikinci yarısından itibaren taşlar yerine oturmaya başlayacak.

Dr.Robert yıllar önce bir trafik kazasında karısının ağır şekilde yanması sonrasında onu eski güzelliğine kavuşturmak için bir dizi araştırma yapmaktadır.Denek hayvanlar üzerinde uyguladığı bazı yöntemlerle,insan derisine çok yakın ancak pek çok hususta daha gelişmiş ve dayanıklı yapay deri olarak adlandırabileceğimiz dokuyu geliştirmiştir.Robert 'Gal' adını verdiği bu proje ile böcek ısırmalarına ve yanıklara karşı son derece dayanıklı,bilimde çığır açabilecek önemli bir keşifte bulunmuştur.Lakin tüm bu çalışmalar kahramanımız için eşinin aynada yüzünü görmesinin ardından intihar etmesi ile tam bir yıkıma dönüşecektir. 
Eşinin beklenmeyen intiharı ile kızının depresyona girmesi sonrasında epey buhranlı zamanlar yaşayan Dr.Robert,yeniden kızıyla beraber mutlu olabileceği günlerin hayaliyle yaşamaktadır.Çok sevdiği eşinin vefatı ile iyiden iyiye kızının üzerine titremeye başlayan kahramanımız,kızını gözünden bile sakınmaktadır.Günün birinde kızıyla beraber bir akşam yemeğine icabet eden başarılı bilim adamı,kızının gençlerden biriyle gözlerden uzaklaşması sonrasında epey panikleyecektir.Telaşlanmakta haklıdır hani keza bahçede bir ağacın altında kızı üstü başı dağılmış halde,baygın olarak yatmaktadır.
Kızının birlikte dışarı çıktığı gencin izini süren Dr.Robert çok geçmeden onun(Vicente) lokal bir dikiş atölyesinde çalıştığını saptayacaktır.Vicente'nin kızına yaptıklarının intikamı almak için enteresan bir yol seçen kahramanımız,şeytanın dahi aklına gelemeyecek uzun vadeli bir plan yapmıştır.Başarılarla dolu kariyerini riske atarak inzivaya çekilen Dr.Robert;dış dünyadan izole,görüntü olarak kaleyi andıran laboratuvarı olan evinde intikam planlarını hayata geçirmektedir.


İyi;Son yılların en sıra dışı yapımlarından biri olduğu muhakkak.Oyunculuk,gizemli atmosfer vs oldukça başarılı.Oldboy filmiyle tavan yapan intikam konulu filmler arasında kendisine üstlerde yer bulabilecek potansiyelde olduğunu söyleyebilirim.
Kötü;Kurgu zaman zaman sıkıcı ve ağır tempoda ilerliyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 25 Mart 2012 | Etiketler : | | |

A Serbian Film (2010)

Geçmişte sırpların en ünlü porno yıldızlarından biri olarak tanınan Milos,artık evlenmiş ve bir erkek çocuk sahibidir.Karısı Marija ile mutlu bir birlikteliği olan kahramanımız,ne yazık ki giderek suyunu çeken parası ile ailesine hak ettikleri  şartlarda yaşatamamaktadır. Oğlunun giderek artan masraflarını karşılamakta zorluk çekmeye başlayan bir dönemlerin porno ilahı,kendisini erken emekli olmuş bir centilmen olarak tanımlamaktadır.
Günün birinde Lejla isimli eski bir iş arkadaşından,geleceğini garanti altına alacak cezp edeci bir teklif alan Milos,karısının da onayını alarak bu işe girmeye niyetlidir.Lejla,Vukmir adı verilen geçmişi bir hayaleti andıran sanat yönetmeninin son filminde muhakkak Milos’u görmek istediğini en uygun şekilde ifade etmiştir.Aldığı teklif sonrasında yapacağını işin ne olduğunu tam olarak bilemese de yaşamının geri kalanını garanti altına almak için bu yola girmek zorunda olan kahramanımız,Marija’nın da onayı ile projeye dahil olur.Vukmir ile tanışan Milos,onun deli dolu görüntü çizen tuhaf bir sanat yönetmeni olduğunu düşünür.Yapacağı filmde başkalarının sorularına yer olmadığını söyleyen Vukmir,tek eksiklerinin Milos olduğunu yenilemektedir.Milos ise yıllar sonra gelen bu teklife her ne kadar anlam veremese de kendisini sürekli olarak pohpohlayan Lejla sayesinde olaya dahil olmayı kabul eder.

Film çekimlerinin başlamasının ardından,Vukmir’in sanat anlayışının barındırdığı pek çok metaforun;kendisi ve kurmaya çalıştığı aile yaşantısı  ile büyük tezatlar içerdiğini anlayan Milos,giderek bozulmaya başlayan psikolojisinin esiri olmaya başlamıştır.Polis kardeşi Marko’dan geçmişte iş arkadaşlarında uzak durmasını isteyen Milos,bu sefer ise ondan Vukmir hakkında bilgi edinmesi konusunda yardım istemiştir.Marko,Vukmir’in geçmişte çocuk psikoloji üzerine çalışmış,son yıllarda ise ulusal güvenlik tarafından gizli araştırmaların yürütülmesinden görevlendirilmiş seçkin biri olduğunu söyler.Nasıl olur da Milos,Vukmir’e aldanmıştır?Sanat bu mudur?Dahası Vukmir bir yana dursun Marko ne kadar güvenilebilirdir?
Filmin çekimlerin devam etmesi ile iyice bilincini kaybetmeye başlayan kahramanımız,giderek çevresinden ve ailesinde uzaklaşmaya başlamıştır.Bedeninde olan bazı değişiklikleri fark edebilmektedir,ancak bunların nasıl oluştuğu konusunda hiçbir fikri yoktur.Geceleri kabuslar görmeye başlayan Milos,zaman kavramını yitirmeye başlamıştır.Üstelik bir de mental sağlığını zorlayacak sadizm ve sapıklığın fantastik dünyası içerisinde kaybolmaya başlayan kahramanımız,Vukmir’in sanat anlayışının içerisinde piyon olmanın zorluğunu yaşamaktadır.
Bir gün yine yarı baygın şekilde uyanan Milos,en son hatırladığı zaman diliminden üç gün sonra uyandığının farkına varacaktır.Peki ama bu üç bilinçsiz gün içerisinde neler yaşanmıştır?Hele ki kendisini Vukmir gibi birinin ellerine emanet ettikten sonra.Kamera çekimlerinin kayıtlı olduğu kasetleri ele geçirmeyi başaran Milos,kasetleri izledikçe kendisi ve ailesinin alet olduğu pek çok fütursuz olayın içerisinde hapsolduğunu algılayacaktır.Vukmir’i yok etmek için yola çıkan kahramanımız,Vukmir’in  sanat filminde Milos’a yakışan bir final sahnesinin içerisinde,yine rolünü oynamak zorunda kalacaktır.
Son zamanların en sansasyonel yapımlarından biri olan “A Serbian Fim” kanın,şiddetin,cinselliğin ve sadizmin sanat anlayışının temelini oluşturduğu Vukmir’in  fantastik senaryosu olduğunu söyleyebilirim.Uzun yıllar sansürlerle boğuşan Sırplardan gelen bu filmde,adeta sansürlü yılların acısı çıkarılmış.



İyi;Değişik bir şeyler izlemek isteyenler için önerilebilir.Yapımda Lars von Trier'ın Antichrist filminin şiddetli travmatik yapısını hissedebilirsiniz.
Kötü;Bahsettiğim gibi her kesime hitap eden bir film değil,o nedenle izlemeden önce özeti okuyarak seçici olmanız önemli.
Gereksiz;Bazı bölümler çok aşırılı olmuş.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Ocak 2012 | Etiketler : | | | |