Güncel İncelemeler;

The Haunting (1999)

The Haunting (1999)
130 yıl önce Manchester ve Concorde Amerikan sanayinin merkezleriydi. Tepedeki malikanenin sahibi olan Hugh Craine de bu dönemde tekstil fabrikalarındaki işçilerin sırtından büyük bir servet edinmiş. İstediği her şeye sahip olabiliyormuş. Ama en çok istediği şey çocuk kahkahalarıyla dolu bir evden başkası değilmiş...
The Haunting (1999)
Uyku probleminden muzdarip olan Eleanor, Theo ve Luke, Dr. Marrow' un denetiminde gerçekleşecek bir deney için gazete ilanına başvurup, iyi bir para karşılığı gönüllü olmayı kabul ederler. Deney 'Tepedeki Ev' olarak adlandırılan oldukça gösterişli bir malikanede yapılacaktır. Hugh Crain' in 130 yıl kadar önce yaptırdığı ve onun ölümünün akabinde eve gelen ilk ziyaretçiler olan kahramanlarımız, malikanenin de şatafatına yenik düşerek denek olmayı kabul ederler. Oturumları yönetecek olan Dr. Marrow, akşam yemeği sırasında malikanenin tarihçesinden bahsettikten sonra, herkese iyi geceler dileyerek odasına çekilir. Birbirleriyle vakit geçirme fırsatı bulan kahramanlarımız Crain ve tuhaf hikayesinden söz etmeye başlarlar. En başından beri Dr. Marrow' a karşı mesafeli davranan Luke, uykuyla ilgili bir deney için neden bu tarz bir ortam seçildiği konusunda düşünmeden edememekte, bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetmektedir. Yakın zamanda annesini kaybeden ve onun yokluğuna alışma hususunda sıkıntılar yaşayan Eleanor ise malikanenin gösterişine kapılmış, çocuk suretlerinden oluşan heykellerle süslü koridorları gezmekte, büyülenmiş bir edayla etrafı kolaçan etmektedir. Öte yandan asi ve bencil tavırlarıyla keyfine göre davranan Theo ise uyku probleminin ötesinde, ürkütücü bir evde olmanın sıra dışılığını keşfetmektedir. Daha geçirdikleri ilk gece itibariyle bir takım gizemli olaylar yaşamaya başlayan kahramanlarımız, çeşitli halüsinasyonlar ve yanılsamalarla dolu bir sabaha uyanırlar. Neler olup bittiğini anlamak için Theo' nun da desteğini alarak Dr. Marrow' dan bir açıklama bekleyen Eleanor, uyku problemi için bir araya geldikleri evin insanı huzursuz eden aurası sebebiyle deneyin yönteminin sorgulamasında ısrarcıdır. Zira geceleri kabuslarla geçmekte, hayaletler gördüğü hususunda diretmektedir...

İyi; Robert Wise imzalı 1963 yapımı olan 'The Haunting' kadar başarılı olmasa da remake olarak değerlendirilmesi gereken bir film. Oyuncu kadrosu, görseller ve atmosfer kayda değer.
Kötü; Zaman zaman sıkıcı bir hale bürünen senaryo, tamamen atmosfer odaklı gerilime dayandırılmış.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 2 Mart 2019 | Etiketler : | | | |

The Thirteenth Floor (1999)

The Thirteenth Floor (1999)
''Düşünüyorum; o halde varım...''
R.Descartes
Yarı iletkenler ve mikroçipler üzerine yaptığı çalışmalar sonrasında büyük ün kazanan ve kendi teknoloji şirketini kuran Hannon Fuller, pek çokları tarafından çağının Einstein' ı olarak adlandırılan bir dahidir. Ömrünün tamamını gelmiş geçmiş en iyi sanal gerçeklik simülatörünü yapmaya adayan Fuller, son altı yıldır birlikte çalıştığı asistanları Hall ve Whitney' ile beraber şirketinin 13. katında araştırmalarını sürdürmektedir. Tamamen gözlerden uzakta yapılan çalışmalar, basından da sır gibi saklanmaktadır...
The Thirteenth Floor (1999)
Genç bir bilgisayar yazılım uzmanı olan Douglas Hall, bir sabah uyandığında işvereni Fuller' in öldürüldüğü haberiyle büyük bir şok yaşar. Dahası polisler tarafından baş şüpheli olarak görülmektedir. Geçen gece neler olup bittiğinden bir haber Fuller' in başına gelenleri sorgulamaya başlar. Hemen şirkete gidip Whitney ile görüşen kahramanımız, simülatör henüz tamamlanmadığı halde Fuller' in risk alarak simülasyona dahil olduğunu öğrenir. Bilinç nakli gibi son derece tehlikeli bir işlemi barındırsa da kendi gençlik dönemini yeniden yarattığı 1937 yılı Los Angeles' ına sık sık ziyaretler yapan ve zamanının çoğunu sanal dünyada geçiren Fuller, görünen o ki bir şekilde Hall' a hissettirmeden bir takım denemeler de yapmıştır. Öte yandan Fuller' in herkesten sakladığı Paris' de yaşayan kızı Jane' in miras davası için ortaya çıkması, Hall cephesinde işleri daha da karmaşık hale getirir. Zira Jane babasının kendisine ulaşıp, simülatörü kapatmak için yardım istediğini söylemektedir. Telefon kayıtlarına göre ölümünden saniyeler önce Fuller' in Hall' u aradığının ortaya çıkması ise polisin elini epeyce güçlendirir. Olay gecesi neler olup bittiğini bir türlü hatırlayamayan ve geceye dair hafızasında derin boşluklar bulunan kahramanımız, bir yandan da deyim yerindeyse dejavular yaşayarak, oldukça hoş ve alımlı bir bayan olan Jane' e ilgi duymaya başlar. Masumiyetini ispat edebilmek için Whitney' nin yardımıyla simülatöre dahil olan ve Fuller' in izini süren Hall, bir şekilde kendi adına bırakılmış bir not ya da mesajın peşine düşer. Bu sayede gerçeği ortaya çıkarabileceğini düşünen kahramanımız, çok geçmeden Fuller' in bilinçaltında yaşattığı saklı dünyasında gezinmeye başlar. Uzun yıllardır üstünde çalıştıkları simülatörün en az kendisi kadar gerçek olduğu fark eden Hall, Fuller' in dehasını karşısında bir kez daha mahcup olur. Fuller' in son zamanlarında yaptığı gibi sık sık simülatöre giriş yapan ve patronunun başına gelenlerle ilgili ipuçları arayan kahramanımız, zamanının giderek daraldığının farkındadır...

İyi: Baştan sona ilgi çekici felsefik konusu ve sürükleyici atmosferiyle, türünde öncü bilim-kurgu, gerilim filmlerinden biri. Oyunculuk ve gizem seviyesi de oldukça başarılı. Yapım yılı itibariyle eXistenZ (1999) ve The Matrix (1999)' in gölgesinde kalsa da bilim- kurgu sevenleri fazlasıyla tatmin edeceği ortada. Öte yandan C. Nolan imzalı gişe rekortmeni Inception (2010) daki 'rüya içinde rüya' konseptinin de fikir babası olduğu söylenebilir. Filmi anlamakta zorlananlar şu çizime göz atabilirler...

Kötü; Ufak mantık hataları yok değil, ancak görmezden gelinebilir seviyede :)
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 17 Temmuz 2017 | Etiketler : | | | | |

A Simple Plan (1998)

A Simple Plan (1998) 
Hank, deli dolu abisi Jacob ve onun kaba, bir o kadar da serseri olan arkadaşı Lou ile beraber yılbaşı arifesinde kasabaya gitmek üzere yola çıkarlar. Kışın en soğuk günlerinden birinde, zemini halı gibi kaplamış kar örtüsünün içinden ansızın beliren tilki kahramanlarımızın kaza yapmasına sebep olur. 
A Simple Plan (1998)
Kamyonetinin epey hasar almasınında etkisiyle, doğal koruma alınında olmalarını hiçe sayıp tilkinin peşine düşen, avlamadan geri dönmeyeceğini söyleyen Lou, ateş püskürtmektedir. Onu ikna edemeyeceğini anlayan Hank ve Jacob da mecburen arkasına takılmak zorunda kalır. Şans eseri ormanın hemen girişinde yere çakılmış vaziyette bulunan ve yüzeyi tamamen karlarla kaplı ufak bir uçak enkazını keşfeden kahramanlarımız meraklarına engel olamayıp, içeriye göz atmaya karar verirler. Muhtemelen kaza anında ölmüş bir pilotun dışında kimsenin bulunmadığı uçaktan büyük bir çanta çıkaran Hank, fermuarları araladığında hayatının en büyük piyangosuyla karşılaşır. Çanta ağzına kadar parayla doludur ve Lou ile Jacob daha şimdiden kutlamalara başlamıştır bile. Kimselere görünmeden şu an için sahipsiz olduğunu umdukları parayı yanlarına alan ve saymaya başlayan kahramanlarımız, rüyalarında bile göremeyecekleri tamı tamına 4.4 milyon doları ne yapacaklarını düşünmeye başlarlar. Aralarında en aklı selim kişi olan Hank, bu paranın kendilerine ait olmadığını ve polislere teslim etmeleri gerektiğini söylese de hal böyleyken kimse oralı bile olmaz. Bunun üzerine parayı kendisinin saklayacağını ve aramaya kimse gelmediği takdirde eşit olarak paylaşacaklarını söyleyen Hank, eğer şartlarını kabul etmezlerse polis gidip her şeyi anlatacağı restinde bulunur. Hayatlarının fırsatı ayaklarına kadar gelmişken geri tepmek istemeyen ve Hank' in önerisini kabul etmek zorunda kalan Lou ve Jacob, bu konu hakkında eşleriyle dahi en ufak bir şey konuşmayacaklarının sözünü verip evlerine dağılırlar. En nihayetinde son derece basit olan plana sadık kalıp, en kısa süre içerisinde parayı paylaşmayı arzulayan kahramanlarımız, günler geçtikçe güvensizlik duygusuna kapılır ve paranın sevdasına düşerler. Birbirlerinin niyetlerini sorgular hale gelemeriyle de sözde basit plan giderek karmaşık bir hale bürünür...

İyi; Sürükleyici kurgusu ve usta oyuncu kadrosuyla göz atılması gereken oldukça başarılı bir yapım. Diyaloglar keyifli, karakter seçimleri ve olay düğümü ilgi çekici. Giderek tırmanan gerilim seviyesi tatmin edici. Scott B. Smith'in romanındna uyarlanan ve sinemalaştırılan 'A Simple Plan' Sam Raimi'nin de yönetmen koltuğuna oturmasıyla üst düzey bir dram-gerilim filmi olarak göze çarpıyor. Romanın pdf versiyonu için buraya tıklayabilirsiniz.Bu arada Scott B. Smith'ın başka bir romanından beyaz perdeye aktarılan bir başka eseri de 'The Ruins (2008)' yapımıyla karşımıza çıkıyor.
Kötü; Final daha farklı olabilirmiş...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 3 Ağustos 2016 | Etiketler : | | | | | |

The Game (1997)

The Game (1997)
'Eskiden kördüm, artık görüyorum.'
Nicholas Van Orton, San Francisco'nun en varlıklı bankerlerinden biri olup, istediği hemen her şeye sahip olsa da büyük bir yalnızlığın pençesindedir. Yıllar evvel babasının gözlerinin önünde intihar etmesiyle büyük bir sarsıntı yaşayan ve o günden beri kardeşi Conrad'la dahi oldukça seyrek görüşen kahramanımız, uzun yıllar boyunca hayatını tek başına idame ettirmeye alışmıştır.
The Game (1997)
Kırk sekizinci doğum gününün yaklaşması ile babasının öldüğü yaşa girmeye hazırlanan ve buruk günler günler geçiren Nicholas, Conrad'ın sürprizi sonrasında bir akşam yemeği daveti alır. Abisine yani kendi deyimiyle her şeye sahip olan Nicholas'a farklı bir doğum günü hediyesi hazırlayan Conrad, 'CRS' isimli Tüketici Eğlence Hizmetleri olarak bilinen bir şirketin davetiye kartını takdim eder. Kendisinin de daha önce bu hizmeti satın aldığı söyler ve mutlaka denemesini tembihler. Dahası bunun hayatı boyunca unutamayacağı bir tecrübe olacağı hususunda da iddialıdır. Kardeşinin ısrarcı tavrı ve karşı koyamadığı gizem yüzünden bunu bir meydan okuma olarak algılayan ve dahil olmaya karar veren Nicholas, davetiye kartını aldığı gibi CRS in binasına gider. Yoğun bir iş adamı olduğunu ve kaybedecek en ufak zamanı olmadığını dile getiren Nicholas, bir an önce programın kendisine ne vaad ettiğini öğrenmeye odaklanır. Zira ajandası tamamen doludur ve Conrad'ı dediği gibi sadece buna değecekse zaman ayırabileceğini düşünür. Şirket temsilcilerinden biri ile görüşen kahramanımız, en basit haliyle bunun unutamayacağı bir tatil olacağını ancak tek farkının onun gitmeyip, tatilin kendisine geleceği gizemli bir oyun olarak bilgilendirilir. Bunu bir oyun olarak kabul etmesi istenen Nicholas; merakına yenik düşüp, kaotik ve gizemli atmosferin de etkisiyle katılacağını bildirir. Gün boyu sürecek uzun sağlık testleri ve psikolojik muayenelere tabii tutulur, en nihayetinde yorucu günün ardından evine ulaşır. Kahramanımız dinlenme planları yaparken, çok geçmeden tuhaf olaylar başlar ve kendisini büyük bir puzzle ın içinde bulur...

İyi; Usta oyuncuların yer aldığı (Michael Douglas, Sean Penn, Deborah Kara Unger, Armin Mueller-Stahl...) David Fincher'ın yönetmen koltuğunda oturduğu, bir sinemasever için baştan sona ziyafet olarak adlandırabileceğimiz kusursuz bir yapım. Gizem seviyesinin hat safhada olduğu gerilimin sürekli tırmandığı mutlaka izlenilmesi gereken bir film. Benzer filmler izlemek isteyenler Dark City (1998) ve Jacob's Ladder (1990) alternatiflerine de göz atabilirler.
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 29 Temmuz 2016 | Etiketler : | | | |

The Young Poisoner's Handbook (1995)

The Young Poisoner's Handbook (1995)
Kimyaya karşı özel bir yeteneğim olduğunu farkettiğimde henüz çok gençtim.İlk zamanlarım evdeki sükûnet içinde yeni bilimsel keşiflere göz gezdirerek geçen sessiz öğleden sonralarıydı.Gençlik yıllarımda,hayatı gerçekte olduğu gibi görmeye başlıyordum.Sadece bilim adamlarının sıyrılabileceği seri ilizyonlar...Bu gizli dünyayı görmek istiyordum.Sır perdesini kaldırıp,hayatın sırrını avucum içinde tutmak için...
The Young Poisoner's Handbook (1995)
Graham Young henüz küçük yaşlardan itibaren kimya bilimine gönül vermiş akranlarına nazaran her daim zekasıyla eğitmelerinin dikkatini çekmiş başarılı bir gençtir.Bilime ve deneylere her şeyden daha fazla değer veren Young,bir gün rüyalarını kurduğu büyük fırsatın kapısına geleceğine ve saygı duyulan ünlü bir biliminsanı olarak anılacağına inanmaktadır.Çeşitli ölümcül zehirler ve kimyalarına ilgi duyan kahramanımız çok geçmeden teorik bilgi birikimini pratiğe dökmeye karar verir.Öncelikle odasında rahat deneyler yapabilmek için sürekli kendisine maydanoz olan ailesini hedef alan Young,zamanla yakın arkadaşları ve iş çevresindekileri de zehirleyerek gözlemler yapmaya başlar.Öte yandan gecesini gündüze katarak literatürü tarayan kahramanımız talyum elementi ile karşılaşınca yıllardır hayallerini kurduğu fırsatın artık avucunun içerisine kadar geldiğini düşünür.Renksiz,tatsız,kokusuz ve tanımlanamaz olan bu element sayesinde büyük projesine yön vermeye başlayan Young çevresindeki herkesten akıllı olduğunu düşünse de enselenmekten kurtulamaz.Rehabilitasyon için hapishaneye gönderilir.Orada çalışan ünlü bir psikiyatrisin kendisiyle ilgilenmesi ile çevresindekilere zarar veren katil doğasının tedavi edilebileceğine ikna olur.Ancak talyumla yapabilecekleri hala aklına çelmektedir...


İyi;Biyografi tadında eğlenceli bir yapım.İngiliz kara mizahı örneği...Kurgu sürükleyici.Soundtrackler başarılı.Özellikle kimyaya ilgisi olanlar boş geçmemeli.
Kötü;Biraz daha bulmaca ve zeka parıltısı filme daha fazla tat katabilirdi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 21 Mart 2014 | Etiketler : | | | |

Fargo (1996)


Jerry Lundegaard borçlarını kapatmak için yeni bir iş kurmayı planlayan daha önce giriştiği her işi batırmış kaypak bir adamdır.Gerekli sermayeyi kısa sürede bulması gereken kahramanımız eşinin zengin babasından yardım almayı umar.Ancak daha önce aralarında geçen bazı diyaloglar ve girdiği her işte başarısız olması bunun pek de mümkün olmadığını gösterir.Kendi başına kalan Jerry gerekli meblağı bulabilmek için şeytanın aklına gelmeyecek bir planı uygulamaya başlar.
Fargo (1996)
Para karşılığı tuttuğu iki seri katilden karısını kaçırmasını ve fidye talep etmesini isteyen kahramanımız her şeyin yolunda gideceğini düşünerek tereyağından kıl çeker gibi ihyacı olan paranın kendisi zahmet etmeden avucuna geleceğini ummaktadır.Bir aracı vasıtasıyla işi biri ufak tefek komik görünümlü diğeriyse buz gibi olan iri kıyım bir adama veren Jerry artık sadece zamanın işlemesini beklemektedir.Karısının kaçırılmasının ardındansa planlar alt üst olmaya başlar.Brainerd kasabasında biri polis üç kişinin cesedinin bulunması şerifin de devreye girmesi ile amansız bir kovalamacayı başlatır.Öte yandan fidyeci katillerin kendilerine vaad edilenle yetinmemesi işleri çok daha komplike bir hale getirir.Paraya zamanında ulaşabilmek için her şeyi göze alan Jerry ise hiç beklemediği bir takım gelişmeler sonrasında planında yeni rötuşlar yapmakla meşguldür.Lakin hiç bir şeyin plana bağlı gitmemesi kaotik ortamın habercisi olacaktır...

İyi;Coen kardeşlerin büyük ün kazandığı son derece başarılı bir karamizah örneği,gerilim filmi.Gerçek bir olaydan hikayeleştirilen özgül senaryo ve karakter seçimlerindeki ustalık muazzam.Tipik Coen kardeşler kurgusuna sahip (kimseye yar olmayan yüklü miktar para,absurd karakterler vs) kesinlikle izlemeniz gereken baştacı filmlerden.Sonuçta yedi kategoride Oscar'a aday gösterilip iki ödül kazanmış bir yapımdan söz ediyoruz.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Şubat 2014 | Etiketler : | | | | |

End of Days (1999)

28 Aralık 1999,milenyuma sayılı günler kala Vatikan şeytanın gününün yaklaşması sebebiyle büyük bir panik içerisindedir.Bin yılın sona ermesi ile incilde bahsedilen şeytanın dönüşüne ve evreni esir almasına ramak kalmıştır.Şeytan son görevini yerine getirmek ve hükmedebilmek için New York'da canlı bir bedene bürünür.Yeni çağın başlamasına saatler kala artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır...
End of Days (1999)
Jericho Cane eski bir dedektif olup,görevden ayrılmasının ardından ortağıyla beraber özel bir güvenlik şirketi için çalışmaktadır.Eşi ve kızının gözlerinin önünde öldürülmesine şahit olan kahramanımız yaşadığı zor günlerin ardından inancını kaybetmiştir.Hayattan tat alamayan ve intihar eğilimi gösteren Cane,son işinde tetikçinin bir kilise mensubu çıkması üzerine soruşturmayı genişletmeye karar verir.Ne de olsa konuşmamak için kendi dilini kesen ve Cane'in müşterisini öldürebilmek için tetiği çeken kişinin bir peder olması epey sıradışı görünmektedir.Dahası kahramanımıza karanlığın yaklaştığını dünyanın birkaç gün içerisinde sona ereceğini söylemesi yıllar önce inancını yitirmiş dahi olsa ilgisini çekmeye yetecektir.Ortağıyla konuyu araştırmaya devam eden Cane çok geçmeden Christin isimli genç bir kızın olayla bağlantısı olduğunu keşfeder.Christin'e ulaşmak için evine gittiğinde,kızı bir grup Vatikan görevlisi canice öldürmek üzereyken ellerinden kurtarır.Kiliseye gidip bazı sorulara cevaplar arayan kahramanımız kızın dünyanın kaderini belirleyecek seçilmiş kişi olduğunu öğrendiğinde ise koruyucusu olmaya karar verir.Öte yandan karanlık yaklaşmakta şeytan Christin'in izini sürmektedir...
"Her bin yılda Karanlık Melek dünyaya gelir ve bir vücuda girerek yürür.Kendi çocuğunu doğuracak olan kadını arar.Onunla yeni yıl akşamının gece yarısındaki kutsal saati bekler.İşini tamamladığında senin etin vücudundan ayrılır ve o cehennemin kapılarını açar.Bildiğin her şey tersine dönmeye başlar..."

İyi;Yayınlandığı dönem göz önüne alınırsa son derece başarılı bir şeytan temalı yapım olduğundan söz edebiliriz.Kurgu son derece sürükleyici,gizem seviyesi ve oyunculuk tatminkar.
Kötü;Başrolde Arnold Schwarzenegger olduğu için aksiyon sahnelerin fazlalığı doğal görünse de filmin bütünlüğü açısından mistik havayı zaman zaman kaçırıyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;

Dark City (1998)

Dark City (1998)
1994 yapımı The Crow filmiyle ünlenen sıra dışı yönetmen Alex Proyas'ın yine akluofobi ağırlıklı gizem,bilim-kurgu karışımı eseri "Dark City" övgüyü hak eden son derece başarılı bir yapım.Güçlü oyuncu kadrosunun yanı sıra eşsiz atmosferi ve çağın ilerisindeki vizyonu ile bilim kurguda çığır açan The Matrix'in de akıl hocalığını yapan Dark City,her sinemaseverin mutlaka izlemesi gereken yapımların başında geliyor.
John Murdock karanlık bir banyoda,kirli bir küvetin içerisinde uyanır.Sandalyenin üstüne bırakılan kıyafetlerini giydikten sonra nerede olduğunu keşfe çıkan kahramanımız vahşice işlenen cinayetlerin zanlısı olarak arandığını fark eder.Dedektif Burmstead ensesindedir.Üstelik peşindekiler sadece polisler de değildir...Aniden çalan telefon sonrasında kendisini doktor olarak tanıtan esrarengiz bir adamın bir deney sonrasında işlerin yolunda gitmediğini ve hafızasının silindiğini söylemesi üzerine,tüm bu kargaşanın içerisinde esas sorununa yoğunlaşmak zorunda kalan kahramanımız bir an önce o evi terk etmesi yönünde telkin edilir.Gerçekte nasıl biri olduğunu ya da cinayeti işlemiş olabileceği ihtimalini düşünmek için zamanı dahi kalmayan Murdock peşindeki gizemli yabancıları atlatabilmek için şehrin karanlığında dehşet verici bir yolculuğa zorlanır.Şehirde oradan oraya savruldukça,her gece yarısı saat 12 de zamanın durduğunu,siyahlar içerisinde etrafta dolaşan gizemli yaratıklar olduğunu fark eder.Kendisini büyük bir bulmacanın içerisinde kaybolmuş vaziyette hisseden Murdock,yeraltında yaşayan zamanı durdurabilen,insan beynine hakim olabilen tuhaf yaratıklarla tanışır.Dahası insanların geçmişlerini ve anılarını istedikleri şekilde manipüle edebilmektedirler.Öte yandan zaman durdurulmasından diğer insanlara kıyasla etkilenmediğini keşfeden Murdock,en başından beri tekin görünmeyen Dr. Schreber'ın yardımlarıyla karısıyla ilgili (Emma) bazı anılarını hatırlamaya başlar.Kahramanımız kendisini büyük bir savaşın içerisinde bulacaktır.Şimdi yapması gereken bir an önce neler olduğunu hatırlamak ve geleceğinin belirleyicisi olabilmektir...


İyi;Atmosfer,soundtrackler,oyunculuk,kurgu her şeyiyle mükemmel bir bilim-kurgu,gerilim örneği.Sinemaseverlerin hafızalarına kazınan sahneleri ve insanı derinden etkileyen karanlık,gotik atmosferi ile tam bir baş yapıt.Zekice hazırlanmış diyaloglar ve nokta atışı verilen özenle hazırlanmış mesajlar da unutulmamalı...
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Nisan 2013 | Etiketler : | | | | |

The Silence of the Lambs (1991)

The Silence of the Lambs (1991)
Thomas Harris'in kaleminden ustalık eseri olarak dökülen "Kuzuların Sessizliği" Jonathan Demme tarafından 1991 yılında beyazperdeye aktarılmıştır.Yayınlandığı dönemde epey sükse yapan başarılı psikolojik gerilim filmi,kazandığı oscar ödülleriyle de korku-gerilim dalında zirvedeki yerini taçlandıran,sinemaseverlerin mutlaka izlemesi gereken zamana meydan okuyan yapımlar arasında gösterilmektedir.Dahası usta oyuncu kadrosu,anlatılmaz yaşanır senaryosu ve hafızalara kazınan sahneleri ile gerçek bir başyapıt... 
Yeni mezun olmuş FBI Ajanı Clarice Starling, (Jodie Foster) Buffalo Bill adında orta batıdaki genç kadınları
kaçırıp öldüren bir psikopatın katilin davranışları ardında yatan psikolojik nedenlere ait ipucu bulması için 
görevlendirilir. Bunun için aklını yitirmiş bir mahkumla görüşmesi gerekmektedir. 
Mahkum psikiyatr Dr. Hannibal Lecter'dan (Anthony Hopkins) başkası değildir.Çevresindekiler ona akıl hastası gözüyle baksa da aslında gerçek bir dahi olan Lecter,yardımcı olması karşılığında Starling'in kendi karışık yaşamından detayları öğrenmek ister. Bu çarpık ilişki Starling'i yalnızca kötü etkilemekle kalmaz, aynı zamanda deli bir katille yüz yüze gelmesine sebep olur.
Starling, Lecter'ın katili tanıdığından şüphelenmektedir ancak Lecter katilin kim olduğu sorularına kelime oyunları ile karşılık vermektedir. Buffalo Bill'in son ele geçirdiği kurbanı Tennessee Senatörü'nün kızı olunca olay büyür.Senatör Lecter'a bildiklerini anlatması karşılığında aracı vasıtasıyla anlaşma sunar.Lecter bu anlaşmaya uyacağını ancak Senatör'e cevabı kendisinin vermesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine görüşme ayarlanır. Lecter ayrıntılı bir tarih ve adres verir ancak katilin adında gene bir kelime oyunu yaparak yalan söylediğini düşünmelerini sağlar. Bununla yetinmeyip tutulduğu hücreden zekice bir planla kaçmayı başarır.Öte yandan Starling, Lecter'ı çözdüğünü düşünmektedir ve sonunda katilin bulunduğu yeri öğrenir ancak ekip arkadaşları kendisinden 400 mil uzaktadır, kahramanımız tek başına kalmıştır...


İyi:Anthony Hopkins'in 16 dakika gibi kısa bir sürede sergilediği muhteşem performansı. Filmin 1991'de çekilmiş olmasına rağmen zaman kavramını aşarak hala izleyicilerin aklına aynı düşünceleri, aynı soruları getirmesi.Serinin ilk filmi olma özelliğini de taşıyor.Devam filmleri;The Silence of The Lambs(1991), Hannibal(2001), Red Dragon(2002), Hannibal Rising(2007)
Kötü;-
Editör'ün Puanı

(Bu inceleme Can Sarpkaya tarafından After Dark Horror Movies için hazırlanmıştır.)
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 10 Ocak 2013 | Etiketler : | | |

In the Mouth of Madness (1994)

In the Mouth of Madness (1994)
90'lı yılların sükse yapan korku-gerilim filmlerinden biri olan "In the Mouth of Madness" kurgunun gizem seviyesinin de üst düzey olması ile epey ilgi çekici yapımlardan biri.Yönetmen koltuğunda John Carpenter ismini görüyoruz,ki bence korku ustasının en karanlık en muazzam eserlerinden biri olduğunu söyleyebilirim.
Ünlü korku roman yazarı Sutter Cane,son eserinin ardından ortadan kaybolmuştur.Yüzlerce fanı olan ve kitapları basıldığı gün tükenen Cane,esasında diğer korku romanlarında olduğu gibi okuyucusu karanlık ve garip hikayelerle etkilemektedir.Onu farklı kılan başarısının sırrı,kitaplarının okuyucuyu içine çeken gizemli bir atmosfere sahip olmasıdır.Dahası kitaplarının kapaklarının çizimleri de bizzat kendisi yapmakta olup,mekan olarak gerçek yerleri kullansa da bahsi geçen kasaba isimleri  haritalarda bulunmamaktadır."Mutlak Korku" adlı eserinin sonrasında gizemli bir şekilde kayıplara karışan Cane'i araştırma görevi basit bir sigorta müfettişi olan John'a düşmüştür.Cane'in kitaplarını okuyanların gerçeklik kavramını yitirdikleri ve saldırganlaşarak deyim yerindeyse delirdikleri bulgularına rağmen bunun bir aldatmaca olduğunu düşünen kahramanımız,ipuçlarını takip ederek Cane'in kitaplarına konu olmuş meşhur Hobb'un Sonu adlı kasabaya ulaşır.Ona giderek yaklaştığını düşünse de bir şeylerin yolunda gitmediğini anlaması uzun sürmeyecektir.
"Korkunun anatomisinin nasıl ortaya çıkarılacağı hiç bilinmedi.Din disiplini korkuda arar,ama yaratılışın gerçek doğasını anlamaz.Kimse gerçek olmasını sağlayacak kadar inanmadı...Kitaplarımın milyarlarca kopyası satıldı.18 farklı dile çevrildi,benim yazdıklarıma inananlar İncil'e inanlardan daha çok..."

İyi;Oyunculuk ve atmosfer son derece başarılı.Yapım yılını göz önüne alırsak;makyaj ve görsel efektler bakımından da geçer not aldığını söyleyebiliriz.Carpenter kült olma mertebesine ulaşmış bu filminde kan ve şiddeti geri plana atarak cevabını aradığı önermelerle düşünsel yolla karanlık bir korku batağına saplanmamıza sebep oluyor.H.P. Lovecraft kitaplarında olduğu gibi fantastik bir aleme konuk oluyoruz...Bu filmi sevenlerin Nightmares & Dreamscapes: From the Stories of Stephen King Crouch End bölümüne göz atmalarını öneriyorum...
Kötü;Genel izleyici kitlesine hitap etmiyor.Aslında bu bir eksi değil ancak yine de uyarmış olayım.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Aralık 2012 | Etiketler : | | | |

Ravenous (1999)

Ravenous (1999)
Vizyona girdiği dönem epey ilgi çeken "Ravenous" sıra dışı hikayesi ve izleyicide bıraktığı farklı haz ile ayrı bir yere koymamız gereken filmlerden biri.
1800'lü yıllarda Amerika-Meksika iç savaşında düşman mevzisini tek başına ele geçirmeyi başaran Capt. John Boyd rütbesi yükseltilerek ödüllendirilmiştir.Aslında yaptıkları büyük bir kahramanlık hikayesi gibi gösterilse de hayatta kalmayı cesaretine değil korkaklığına borçlu olan Boyd,savaştan uzaklarda California'da bulunan Spencer kalesinde görevlendirilmiştir.Gözlerden uzaklardaki yeni birimine üçüncü adam olarak katılan kahramanımız,altı kişinin yer aldığı zamanında İspanyollardan kalma kaleye ulaşmıştır.Emir komuta zincirinden sıyrılarak çevresindekilerle daha çok arkadaşlık ilişkileri kuran Boyd,bir gece yarısı gizemli bir yabancının kaleye sığınması ile akıllara durgunluk veren bir hikayenin parçası olacaktır.Açlıktan neredeyse ölmek üzere olan ve adının Colqhoun olduğunu,buraya kadar hayatta kalarak gelebilmiş olmasının tanrının bir lütfu olduğunu düşünen bu adam,derin bir uykuyla geçirdiği gecenin ardından yaşadıklarını anlatmaya hazırdır.

Colqhoun Albay Ives komutasında bir grupla beraber kestirmeden dağları geçebilmek için yola çıkmıştır.Aralarında kızıldereli bir rehberin de bulunduğu kafile,kışın zor şartlarına daha fazla dayanamayıp dere kenarında bulunan bir mağaraya sığınmıştır.Dinmek bilmeyen şiddetli fırtına dışarı çıkmalarına izin vermemektedir.Günlerce besinsiz kalan Ives ve komutasındakiler içlerinden birinin ölmesi üzerine,öncesinde barbarca insanlık dışı olarak gördükleri doğuştan gelen yeme dürtülerini daha faza dizginleyemezler.Özellikle Albay Ives bir türlü doymak bilmemektedir.Sonunda mağarada sadece yaşlı bir kadın,Ives ve  Colqhoun kalmıştır.Olan bitene daha fazla dayanamayan ve bir sonraki kurbanın kendisi olacağından çekinen Colqhoun,bir kadını ölüme terk edip övünebileceği bir davranışta bulunmasa da kendini kurtarmayı başarmıştır.
Colqhoun'un anlattıklarını ibretle dinleyen Albay Hart ve Boyd kadının halen yaşıyor olabileceğini düşünerek bulundukları kaleye yaklaşık 3 günlük uzaklıkta bulunan mağaraya yola koyulurlar.Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından bahsi geçen kovuğa ulaşan kahramanlarımız beklentilerinin ötesinde bir şeyle karşılaşırlar...
"Kuzeylilerin eski bir yerel mitolojisi olan Weendigo,dağlarda dolaşan kötü bir ruhtur.Efsaneye göre kendisine  zayıf bir beden aramaktadır.Sonrasında ise doyumsuz asla kontrol altına alınamayan insan etiyle beslenen bir avcıya dönüşecektir."


İyi;Değerli oyuncuların yer aldığı etkileyici bir yapım.Farklı kurgusu ve sinir bozucu soundtracklerin yer aldığı 
gizemli atmosferi ile son derece başarılı.Bu arada Weendigo temalı başka bir alternatife göz atmak isteyenler 
Fear Itself: Skin and Bones (2008) yapımını izleyebilirler.
Kötü;Büyük bir kısmı durağan şekilde ilerliyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Kasım 2012 | Etiketler : | | | | |

Les rivières pourpres (2000)

Les rivières pourpres (2000)
İş gereği Paris'den taşraya gönderilen deneyimli dedektif Niemans;korkunç işkenceler sonrası öldürülen,Remy isimli üniversitede görevli gencin cinayeti davası ile ilgilenmektedir.Dağın yaklaşık elli metre yüksekliğindeki sarp bir yamaçta bulunan ceset,gerek cinayetin işleniş biçimiyle gerekse kurbanın seçimi ile beraber epey dikkat çekicidir.Olayları soruşturmak için bölgede bulunan,mazisi oldukça eskilere dayanan aynı zamanda Remy'nin de çalıştığı üniversiteden başlayan Niemans,olayı aydınlatabilecek ufak bir ipucu bulmanın peşindedir.
Guernon'da bulunan üniversite Avrupa'nın en eski ilim irfan yuvalarından biri olup,elektrik ve su ihtiyaçlarını kendi imkanları ile karşılayabilen,bünyesinde bir hastaneye de sahip olan tuhaf bir yerleşke içerisinde bulunmaktadır.Bölge içerisinde yıllardır önemli bir yere sahip olan üniversite de seçkin kişilerden oluşan öğretim görevlileri,kendi aralarında evlenerek eski bir geleneği de günümüze değin yaşatmayı başarmıştır.Okulun idari amiri olan rektör aynı zamanda o çevrenin efendisi gibidir.Tamamen kendi kurallarına bağlı olarak var olan üniversitede,geleceği parlak zeki öğrenciler eğitim görmektedir. 
Üniversiteyle ilgili bilgileri edinen Niemans,bir şekilde beraber çalışmak zorunda kaldığı ortağı Max ile beraber cinayetlerin arkasındaki sır perdesini aralamaya çalışır.Öte yandan bölgede yeni ve benzer özellikler taşıyan cinayetlerin de cereyan etmesi yaklaşık yirmi yıl önce ölen Judith isminin ön plana çıkmasına neden olacaktır.Judith'in annesi ile görüşerek bilgi edinmeye çalışan kahramanlarımız,iblislerin kızını aldığı söylemleri ile karşılaşırlar.Peki ama aradan geçen onca zaman sonra ne olmuştur da yıllar öncesine dayanan bir ölüm şimdi yeniden farklı cinayetlerin fitilini ateşlemiştir?Yakın zamanda gerçekleşen kanlı ölümlerin kurbanlarının hepsinin de üniversite ile bağlantısının olması araştırmaların o yöne kaymasına neden olacaktır.Bu arada Fanny isimli genç bir dağcı,Niemans'ın soruşturmasına katkı sağlamaktadır.


İyi;Bir dönemlerin popüler polisiye-gerilim yapımlarından biri.Oyunculuk,mekan betimleri vs başarılı.Kurgu merak uyandıracak şekilde ilerliyor.Jean-Christophe Grangé'ın romanında uyarlama bu filmi beğenenlerin kitabı okumadılarsa mutlaka göz atmalarını öneriyorum.Keza son derece sürükleyici ve detaylı bir anlatım sizi bekliyor olacak.
Kötü;Final beklentilerin altında.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Ağustos 2012 | Etiketler : | | |

Jacob's Ladder (1990)

Jacob's Ladder (1990)
"Eğer ölmekten korkuyorsan ve hayata sarılıyorsan,hayatını almaya çalışan şeytanları görürsün.Ama kendinle barışırsan,o zaman şeytanlar gerçek bir melek olup seni bu dünyadan kurtarırlar.Her şey bakış açına bağlı."
Süper güç Abd'nin onyedi milyonluk küçük bir ülke olan Vietnam'da saplandığı bataklık sonrasında Pentagon ordunun direncini artırmak için yeni metotlar uygulamaya başlamıştır.Pilot uygulama olarak seçilen bir taburda ise Jacob ve arkadaşları büyük bir imtihan vermektedir.Büyük çatışmanın gerçekleştiği olaylı geceden sonra ise artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Vietnam cehenneminden dönen Jacob ruhsal bunalımlar yaşamaktadır.Derin uykulara dalan kahramanımız her defasında farklı düşler ve yanılsamalar ile uyanmaktadır.Gerçek ve hayal arasındaki ince çizgide dolaşan kahramanımız bilinçaltında kabuslarla dolu serüvenler yaşamaktadır.Bu noktada Vietnam savaşı sırasında dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenen Amerikan askerlerinin alt üst olan psikolojisini işleyen yönetmen,ince dokunuşlarla Jacob'un bilinçaltına yolculuğa çıkmamızı sağlıyor.
Gerçekte ait olduğu dünya ve bilinçaltının uyarladığı yanılsımalar ile farklı hikayelerin baş aktörü olan Jacob, ruhsal olarak büyük buhran içerisindedir.Zira bazen hayatının merkezinde çok sevdiği eşi ve çocukları yer alırken kimi zamanda postanede çalışan Jezzie ile sanki başka bir boyutta yaşamını sürdürmektedir.Vietnam'da yaşadıklarını tam olarak hatırlayamasa da ailesini ve çocuklarını onlardan istemeden nasıl uzaklarda olduğunu bu olayla ilişkilendiren Jacob,giderek içe kapanmaktadır.

İyi;Hani bazı filmler vardır anlatılmaz yaşanır cinsten,işte tam da o eksene koyabileceğimiz en iyi psikolojik gerilim yapımlarından biri olduğunu söyleyebilirim.Özellikle ilk çeyrekteki tramvay sahnelerinin Silent Hill 3 oyununa ilham verdiği göze çarpıyor.Bunun yanısıra bilinçaltının gizem dolu derinliklerine uzanan yer yer gerçek ve hayal arasında ayırt edilmesi son derece güç olan bulanık bir atmosfer sizleri bekliyor.Tamamen özgün bir konu ve kurguya sahip bu yapımı beğenenler için Mulholland Dr. (2001) ideal alternatiflerden biri olabilir.
Kötü;Esasında fantastik korku öğelerinin yer aldığı ilk bölümün biraz daha üzerinde durulması daha iyi olabilirdi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Temmuz 2012 | Etiketler : | | |

Sphere (1998)

Pasifik okyanusunun derinliklerinde etrafı mercanlarla kaplı büyük bir uzay gemisi olduğu keşfedilmiştir.Uzaylılara ait olduğu tahmin edilen ve sonar cihazlar ile halen içerisinden bazı sinyallerin alındığı bu devasa gemide,dünyevi olmayan varlıklarla ilk kez temas kurulacağını düşünülmektedir.Uzaylılarla ilk temas hususunda birkaç yıl önce hükümet için derleme bilgilerden oluşan bir rapor hazırlayan psikolog Dr.Norman gizli görev gereği bölgeye çağrılmıştır...
Olay hakkında herhangi bir bilgisi olmayan Norman kendisine söylenen uçak kazası hikayesine inanmamıştır.Bölgeye kendisi dışında alanlarında en iyiler olan astrofizikçi,biyolog ve matematikçinin de geldiğini öğrendiğinde ise büyük bir işin parçası olduğunu fark edecektir.Lakin ekipteki kişiler tanıdık isimler olup yakın zamanda hükümete verdiği savsak rapor doğrultusunda çağrılmışlardır.Yani bir nevi buraya davet edilmelerine Norman sebep olmuştur.Biyolog Beth,astrofizikçi Ted ve matematikçi Harry ile beraber okyanusun derinliklerinde yer alan uzay gemisi hakkında bilgi edinen kahramanlarımız,geminin üzerinde bulunan mercan tabakasından  yaklaşık 300 yıl önce buraya düşmüş olduğu sonucunu çıkarırlar.Ancak atmosferden düşen bu büyüklükteki bir uzay gemisinin okyanusun derinliklerine çakıldığından parçalanmaması ve okyanus tabanındaki basınç ve soğukluğa karşısında tek parça kalabilmesi hususunda henüz açıklayıcı bir teoriye sahip değillerdir.
Denizaltı ile uzay gemisini keşfetmek için kurulan okyanusun derinliklerindeki mini istasyona indirilen kahramanlarımız artık kaderleri ile başbaşadır.Zira Norman liderliğindeki ekip bu aşamadan sonra içerisinde ne olduğunu bilmedikleri uzay gemisine girmek ve sonrasında üslerine rapor vermek durumundadır.Hepsi de alanlarında son derece başarılı kişilerden oluşan ekibimiz bilim litaratürünü baştan aşağı değiştirebilecek olası bir uzaylı ile temas kurma konusunda epey heyecanlıdır.Bir an önce harekete geçen kahramanlarımız gemi ile ilgili beklemedikleri bazı bilgilere ulaşacaktır.Dahası gemide buldukları devasa bir küre son derece ilgi çekicidir...

İyi;Bilim kurgu yanında korku-gerilim öğeleri içeren en başarılı yapımlardan biri olduğunu düşünüyorum.Oyunculuk ve atmosfer son derece başarılı.Event Horizon filmine yakın bir kurguda ilerlese de özellikle ikici yarısı itibariyle farklılaştığını ekleyeyim.
Kötü;Event Horizon'da ki küre objesine benzer misyon yüklemek yapımın özgünlüğüne gölge düşürmüş.Son çeyrek daha değişik kurgulanabilirdi.Bu arada Altitude (2010) filminin hikayesinin bir kısmının da bu yapımdan alıntılanmış olduğunu dikkatlerden kaçmıyor.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 19 Haziran 2012 | Etiketler : | | |

Event Horizon (1997)

 
'Yıl 2047,yedi yıl önce güneş sisteminin dışına araştırma-geliştirme amacıyla yollanan ve kaybolan "Event Horizon" adlı uzay gemisini bulmak için bir kurtarma gemisi uzayın derinliklerine gönderilir. Ancak araştırma ekibi kazazedeleri ararken korkunç sırlarla yüzleşmek zorunda kalacaktır.'
 Kayıp uzay gemisini bulmak üzere profesyonel bir kurtarma ekibi uzayın derinliklerine yollanır.Peki bu kayıp gemide kurtarmaya değer ne vardır?Bu sorunun cevabını arayan kurtarma ekibinin yanı sıra onlara bir bilim adamı da eşlik etmektedir.Öyle ki Dr.W. Weir oldukça soğukkanlı bir kişiliğe sahip olmakla birlikte adeta gemiye tapmaktadır ve ne pahasına olursa olsun bir an önce gemiye ulaşmak gayesindedir.Event Horizon'un gizemini açıklayabilecek tek kişi de hali hazırda ondan başkası değildir,zira bizzat kendisi geliştirilmesine yardımcı olmuştur. Uzay,zaman,ışık hızı gibi günlük hayatta pekte sorgulamadıkları kavramlara uzak olan gemi mürettebatı, doktorun kendilerinden bir şeyler sakladığından  şüphelenmektedir.Öte yandan Dr.W. Weir daha çok kendi işine bakan gemideki diğer elemanları sadece Event Horizon’a ulaşmak için,araç olarak gören birisidir.
Şöyle ki Dr.W. Weir uzay-zaman bağlantısını gemidekilere şu şekilde açıklar;
Eline bir kağıt parçası alır ve üzerinde 2 delik açar;bu delikleri A ve B noktaları olarak tanımlar.Ardından mürettebata bu 2 nokta arasındaki en yakın mesafenin nasıl hesaplanacağını sorar.
-Bunun üzerine mürettebattan bir mühendis A ve B noktaları arasındaki en yakın mesafenin dik bir düz çizgi ile hesaplanacağını söyler.Ancak Dr.W. Weir onu şu şekilde ikna eder;
 -2 nokta arasındaki en kısa mesafenin sıfır olduğunu söyler ve kağıdı katlayarak A ve B noktalarını üst üste getirir.İşte Event Horizondaki gizem de bunun ta kendisidir. Event Horizon uzayı katlayarak mesafe almaktadır ve böylece her 2 noktada aynı zamanda olabilmektedir.Peki  o zaman Event Horizon uzayda ne amaçla bulunmaktadır ve işin daha garibi nasıl olupta kaybolmuştur?Bu arada sinir bozucu,latince bir ses kaydı ortaya çıkar.Ses kaydının önemi ise Event Horizon ile bağlantı kopmadan hemen öncesinde yaşananlara ışık tutmasıdır.^Libarate me^ (Beni kurtarın) ne demektedir?
Kurtarma gemisinde herkesin farklı bulunma gayeleri ve kendilerine özel tutkuları vardır.Ancak kurtarma gemisi Event Horizon’a yaklaştıkça herkes geçmişinde unutamadığı ve esiri olduğu olayları anlık olarak korkunç suretlerle yaşamaya başlar.Herkes tedirgindir.Acaba zaman ve akılları bir olup onlara oyunlar mı oynamaktadır?Kurtarma gemisi Event Horizon’u bulmayı başarır ancak işin kötüsü kendi gemileri ağır hasar almıştır ve onarılması gerekmektedir.Tabii bu fırsatı Dr.W. Weir’in kaçırması söz konusu değildir.Diğer mürettebat gönülsüz olsa da onları başka çareleri olmadığına inandırarak ve onarım için gerekli malzemelere bakmak amacıyla Event  Horizon’a girmeye ikna eder.Çok geçmeden esrarengiz olaylar yaşanmaya başlar.Gemidekiler doktorun bir şeyler sakladığından emindir.Çok geçmeden devasa bir küre mürettebat tarafından keşfedilir,peki bütün bu olanların sorumlusu bu küre olabilir mi?
Bu sırada Event Horizon’daki  bir bilgisayardan erişilen korkunç görüntüler,paniği ve hayatta kalma iç güdüsünü iyiden iyiye tetikler.Artık herkes hem kendi kişilik korkularıyla hem geçmişleriyle hem de olacakların endişesi ile hayatta kalmak için var güçleriyle savaşmalıdır.Görüntüler ise Event Horizon’un boyut değiştirip,uzayı katlayarak  ulaştığı son yerin neresi olduğu hakkında ip uçları vermektedir.


İyi;Event Horizon eski bir film olmasına rağmen halen onun tadında ya da yakın kalitede başka bir bilimkurgu-korku eksenli alternatif bulabilmek ne yazık ki mümkün değil.Bence herkesin izlemesi  hatta arşivlemesi gereken mükemmel bir yapım.Bilim-kurgu ve gerilim ancak bu kadar iyi harmanlanabilirdi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

The Cell (2000)

 Catherine Deane iş hayatında pek popüler olmasa da sıra dışı teknikler deneyen  farklı bir çocuk terapistidir.Onu ayrı kılan en önemli özelliği ise hastasının;yani çocukların zihnine girerek bilinçaltında dolaşmayı becerebilmesini sağlayan,henüz deney aşamasında olan bir uygulamadır.Yakın zamanda sadece Edward  isimli hastası üzerinde yoğunlaşan Catherine ne yazık ki çabalarının karşılığını alamamaktadır...Fbi’nın peşine düştüğü ezber bozan katil,halen yakalanamamıştır.Tipik bir seri katil gibi davranan;kurbanlarını sadece bayanlar arasından seçen,Carl isimli pek de konuşmayı sevmeyen canavarımız kendi dünyasında karışık bir kişiliktir.Neyse ki Fbi’ın izini bulması ile yakalanan Carl,artık insanlara daha fazla zarar veremeyecektir.Ancak diğer taraftan son olarak kaçırdığı bayanın halen ortalarda olmaması ve baskın sırasında da ip ucuna rastlanamaması soru işaretlerini artırmaktadır...
Sorunlu bir çocukluk dönemi geçiren Carl,iç dünyasında yaşattığı tipik bir boss karakterin kontrolü altında baskılanmaktadır.Şizofrenin belirgin olmayan türlerinden biri nedeniyle karakter olarak gel gitler yaşayan kahramanımız,tıbbi teşhis açısından tam olarak bir çıkmazdadır.Fbi her ne kadar uzman doktorlardan vs görüş alsa da Carl’ı konuşturarak kayıp kızın yerini bulabilmesi imkansız gibidir.İşte bu noktada olaylara dahil edilen Catherine ve ekibi,daha öncede vurgulamadığım henüz deney aşamasında olan tedavi yöntemi ile Fbi'a yardım ederek,olayın sorumlusunun en ağır şekilde ceza almasını istedikleri Carl’ı konuşturmak amacındadır.Ancak bu işlem tahmin edeceğiniz üzere hiç de kolay değildir.Her şeyden önce geçmişte sadece çocuk denekler üzerinde çalışma yapan terapistimiz Catherine,yetişkin bir hasta üzerinde deneme yapabilmek için hazır mıdır?
Polis yaptığı çalışmalar sonrasında daha önceki kurbanlarını çeşitli prosedürlerin akabinde katleden Carl’ın,halen ortalarda olmayan bayan üzerinde de aynı şeyleri denediğinin korkusunu yaşamaktadır.Carl’ın meşhur yöntemi ise şudur:Güzel bir bayan seçilir ve kaçırılır.Sonrasında özel olarak hazırlanmış cam bir hücre içerisine alınan kurban,otomatik bir sistem sayesinde belirli bir sürede hücrenin su ile dolmasının ardından ölüme mahkum bırakılır.Bu aşamadan sonra cesedi çamaşır suyu ile yıkayan Carl,porselen barbi bebek edasında hazırladığı cesede tecavüz edecektir.Tabii işi bitince de yeni kurbanlar aramaya yönelecektir.Fbi’ın bütün bu bilgileri Catherine ile paylaşması ve kızın muhtemelen tutulduğu hücrenin kısa bir süre içerisinde sular altında kalacağını bilgisi ile çalışmalarını hızlandıran Catherine,ekibinin de yardımı ile manyak katilimizin bilinçaltına yolculuğa çıkacaktır…
Gerçekten görsel olarak ilgi çekici sahneler ve güzel müzik seçimleri ile bam başka bir dünyaya gezintiye çıkmamızı sağlayacak olan Catherine,ne yazık ki daha önce denemediği son derece riskli bir yolu izlemek zorunda kalacaktır.İşlerin giderek çığırından çıkması ile Carl'ın korku dolu bilinçaltına yolculuk için bir de Fbi ajanının devreye girmesi her şeyi daha da zor hale getirecektir.


İyi;Bilinçaltının gizemli ve bir o kadar da uçsuz bucaksız sınırları içerisindeki fantastik macera soluksuz seyir zevkini de yanında getiriyor.Konu olarak oldukça farklı,sürükleyicilik olarak ise geçer not alabilecek bir yapım.Ayrıca soundtrackler ve görsel öğeler de gayet başarılı.
Gereksiz;-
Kötü;Final biraz daha yaratıcı olabilirmiş.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 10 Ocak 2012 | Etiketler : | | | | |

eXistenZ (1999)

En sevdiğim bilim kurgu gerilim filmlerinden biri olan Existenz,kendi yarattıkları fantezi dünyasının içerisinde dolaşan bir grup insanın hikayesini konu ediniyor.Şöyle ki aslında nereye ait olduğunuzu anlamanız dahi bir hayli güç.Bildiğiniz her şeyi unutun...Kendinizi sınırları olmayan,gerçekle hayalin ayırt edilemediği bir kargaşanın kollarına bırakın.Emin olabilirsiniz ki hiç bir zaman gerçek ve fantezi birbirine bu kadar yaklaşmamıştı.
Allegra oyun sektöründe çalışan başarılı bir bayandır.Pek çok oyunun dizayn edilmesinde ve fikir öncülüğü rollerinde;Antenna Research adı verilen,daha öncede bu tarz oyunlar konusunda ehlini ispat etmiş,popüler bir firmayı temsilen çalışmaktadır.Büyük ses getirmesi beklenilen son oyunun hazırlıklarına  devam eden Allegra,bir süredir gözlerden uzakta,kendisini tamamen işine adamış şekilde araştırmalarına yön vermektedir.Sonunda büyük gün gelmiştir ve Allegra yeni oyunu ile beraber basit bir demo turu atmak üzere, sadece belirli sayıda katılımcının yer alabileceği gizli bir toplantı da oyunuyla beraber yeniden huzurlara çıkmıştır.
Tabii burada bahsettiğim oyun bildiğimiz ps ya da bilgisayar oyunlarından bir hayli farklı...Belki de tek benzer şey olarak joistik kavramından bahsedebiliriz.Port adı verilen;enerji sağlayıcı canlıların içerisinde yer aldığı bu joistikler,plasental yola benzer bir şekilde insan vucüduna bağlanarak,kahramanlarımızın bir nevi sınırları olmayan fantezi dünyasına giriş yolunun kapısıdır.Bir aparat ile belden omuriliğe bağlanan joistikler,insan sinir sistemi ile doğrudan temas kurarak;kişinin duygularını,acıları vs akla getirebileceğiniz her şeyi,hayal dünyasında yeni bir boyuta taşımaktadır.
Allegra gözetiminde joistiklerden bağlanarak oyuna başlayan bir grup gönüllü,kısa bir süre sonra,bir bozguncunun şeytana ölüm sesleri arasında saldırıya uğrayacaktır.Kemiklerden yapılma garip bir silahı,toplantıya katılırken gizlemeyi başaran saldırganın hedefindeki isim olan Allegra vurulmuştur.Oyunun ana kaynağı olan ve diğer portları da besleyen Allegra’nın vurulması belki de şu ana kadar yapılmış en iyi oyunun bir daha tamiri mümkün olmamak üzere tahribine yol açacaktır.Çıkan hengamenin arasında Allegra'yı güvenli bir yere götürme işini üstlenen Ted,bir taşıt bularak Allegra’yı da yanına alarak mekandan uzaklaşır.Yaşananları anlamaya çalışan Ted,Allegra’nın çelişkili ve kafa karıştıran cümlelerinin akabinde yardım çağırmaları gerektiğini söyler.Ancak hayatının ve belki daha da önemlisi oyunun tehlike altında olduğunu vurgulayan Allegra ise güvenebileceği hiç kimse olmadığını söyler.Bunun üzerine ikilimiz sonu bilinmeyenlerle dolu gizemli bir yolculuğa  çıkar.
Bir motele gelen kahramanlarımız,Allegra’nın ısrarı üzerine yeniden joistiklerle oyuna bağlanmalıdırlar.Ancak bu şekilde portun ne kadar zarar görmüş olduğunu ve telafisinin olup olamayacağını anlayabileceklerdir.Ancak Ted’in ufak bir problemi vardır.Gizli toplantıların yapıldığı ve türlü oyunlarının denendiği mekanlarda çalışmasına rağmen,bahsettiğim belden port açma olayına girişmemiştir.Neyse ki Ted,Allegra’nın yoğun ısrarları ve güvenebileceği tek kişi olarak kendisini görmesi üzerine port açtırma olayına kabul edecektir.Bu uğurda garip bir adamın kendisine port açmasına izin verecek olan kahramanımız,her türlü enfeksiyon riskine tamamen açıktır.Prosedürlerin tamamlanmasının ardından;joistiklerle anlata anlata bitiremediğim oyuna bağlanan ikilimiz,Ted’in fantezi dünyasını keşfetmeye başlaması ile otantik bir yolculuğa çıkacaklardır.Başlarda her şey eğlenceli cereyan etse de;Allegra'nın yol rehberliğinde Ted,zamanla realizm karşıtları ve oyun taraftarlarının arasındaki savaşının ortasında kalacaktır.
Bittiği yerde başlayan filmlerden biri olan Existenz;Ted,Allegra ve diğer pek çok oyunu oynamak için porta bağlanan katılımcının,aslında  gerçek yaşantılarından tamamen farklı karakterler üstlenerek yola çıktıkları,basit bir oyun olarak kalacaktır.Ancak fantezi ve realizmin bu kadar iç içe yer aldığı bu riskli oyunda her şeyin kontrol altında tutulması mümkün müdür?Hele ki oyunun başında yapımcıyı öldürmek üzere gerçekleştirilen suikast girişimi bunun en somut örneği değil midir?Realizme en büyük ve kalıcı zararın verildiği bu oyunun ve tasarımcısının akibeti ne olacaktır?Bölüm bölüm sıkıcı devam etse de,bence bilim kurgu filmlerinden hoşlananlara hitap edebilecek Existenz,sıra dışı kurgusu ile ilgi çekebilir.


İyi;Sinir sistemden port edilme olayı ve düşüncel olarak aynı rüyayı paylaşmaya benzer şekilde;aynı boyutta aynı oyunun içerisinde yer alma fikri,bilim kurgu klişelerinin bir hayli üzerinde bir senaryo.
Kötü; Film uzun aralıklarla sıkıcı tempoda devam ediyor.Zaten ne gerçekti ne oyundu derken,aslında oyun içinde oyun gibi bir önerme ile karşılaşıyoruz.
Gereksiz;Bardaki özel yemek olayı baya tuhaftı.Pek çok şeyin sembolize edildiği yemekten,suikast silahının oluşması ise olsa da olur olmasa da olur gibi bir havada sunulmuş.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

Wishmaster (1997)

Wishmaster (1997)
“Zamanın zaman ötesinde Tanrı evrende hayatı yarattı… Ve ışık meleklere hayat verdi…Ve toprak insanı yarattı… Ve ateş cini yarattı. Yaratıklar dünyalar arasında bir boşlukta yaşamaya zorlandı. Cini her kim uyandırırsa üç dilek dilemeli; üçüncü dileğin yerine getirilmesi ile cinin lanetli orduları yer yüzüne serbest bırakılacaktır. Bütün bunlar içerisinde sadece bir şeyden! Cinden korkun…”
Yüzyıllar öncesinde Pers uygarlığının kalesinde; cin ve hükümdar arasındaki üç dilek pazarlığı; hükümdarın kurnazca davranan kahini tarafından, cin amacına ulaşamadan engellenir. Kahin cini kırmızı bir taşın içerisine tutsak eder ve taşı da yine uygarlığa ait, kötü ruhları temsil eden bir heykelin içerisine gömer. Böylelikle Pers uygarlığa musallat olan cin, kahinin akıllıca hamlesi ile taşın içerisine tutsak edilmiş olur.
Wishmaster (1997)
Yıl 1997, güneşli bir havada Amerika’da bir yük limanındayız. Limanda, kargo ile gelecek olan antik İran heykeline dair yoğun bir koşuşturmaca var. Ancak tam da bu sırada limandaki birkaç işgüzar işçi tarafından heykel devrilip kırılmaz mı? İşte hikayemiz direkt olarak buradan başlıyor. Kırılan heykelin parçaları arasında giriş bölümünde bahsettiğim cinin hapis olduğu kırmızı taşı gören bir liman işçisi; başına aldığı beladan habersiz, nefsine uyarak kıymetli sandığı taşı çalar. Taşı satmaya çalışan işçi, ne alsam kardır diyerek hızlıca mücevheri okutur. Dönüp dolaşan kıymetli bir o kadar da şeytani tılsıma sahip olan taş, en sonunda kahramanımız Alexandra’ya ulaşır. Taşı incelemeye başlayan Alexandra, bu konuda bilgili bir arkadaşından yardım almayı umar. Taşı araştırmaya başlayan yardımsever elemanımız, bir dizi kimyasal analiz yaparken; birden oluşan yüksek enerji ile büyük ölçekli bir patlama gerçekleşir. Laboratuvar tamamen alt üst olmuştur ve dahası dünyanın başına bela olacak cin kazara serbest kalır. Kısa süre içerisinde insan suretine girerek pek çok kişinin üç dileğini yerine getirerek, onları öldürüp ruhlarına sahip olmaya başlayan cinin, yeterli ruhu topladıktan sonra yapması gereken en önemli iş; kendisini serbest bırakan kişinin (Alexandra) üç dileğini yerine getirerek, lanetli ordularına yer yüzüne indirmektir.
Wishmaster (1997)
Çok geçmeden cinin çevresine terör salmaya başlaması, esrarengiz ölümler ve tuhaf ortadan kaybolmalar ile iyiden iyiye karışan şehirde; her şeyi başlatan ve sonlandırabilecek olan tek kişi Alexandra’nın ta kendisidir. Lakin son derece zeki olmalı ve cinin ona yapacağı her türlü cazip teklifi her ne kadar en fazla arzu ettiği şeyler olsa dahi, elinin tersi ile reddetmelidir. Öyle ki cinin yaptığı olay aslında lades bahsinden farksızdır. Mesela cinin yağmurlu bir havada Alexandra’nın yanına farklı bir insan sureti ile gelip, keşke şimdi bir şemsiyemiz olsaydı gibi bir önermeye verilecek olumlu bir cevap dahi, dilek haklarından birinin tükenmesine neden olacaktır...


İyi; Kurgu ve konu çok iyi. Daha yüksek bir bütçe ve iyi bir oyuncu kadrosuyla yeniden çekilmesi gereken bir yapım.
Kötü; Her ne kadar 1997 yapımı olsa da görüntü kalitesi ve görsel efektler o zamanın bile gerisinde kalmış. Filmi kalitesini aşağı çeken bazı sahneler mevcut.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Aralık 2011 | Etiketler : | | | |