Güncel İncelemeler;

The Haunting (1999)

The Haunting (1999)
130 yıl önce Manchester ve Concorde Amerikan sanayinin merkezleriydi. Tepedeki malikanenin sahibi olan Hugh Craine de bu dönemde tekstil fabrikalarındaki işçilerin sırtından büyük bir servet edinmiş. İstediği her şeye sahip olabiliyormuş. Ama en çok istediği şey çocuk kahkahalarıyla dolu bir evden başkası değilmiş...
The Haunting (1999)
Uyku probleminden muzdarip olan Eleanor, Theo ve Luke, Dr. Marrow' un denetiminde gerçekleşecek bir deney için gazete ilanına başvurup, iyi bir para karşılığı gönüllü olmayı kabul ederler. Deney 'Tepedeki Ev' olarak adlandırılan oldukça gösterişli bir malikanede yapılacaktır. Hugh Crain' in 130 yıl kadar önce yaptırdığı ve onun ölümünün akabinde eve gelen ilk ziyaretçiler olan kahramanlarımız, malikanenin de şatafatına yenik düşerek denek olmayı kabul ederler. Oturumları yönetecek olan Dr. Marrow, akşam yemeği sırasında malikanenin tarihçesinden bahsettikten sonra, herkese iyi geceler dileyerek odasına çekilir. Birbirleriyle vakit geçirme fırsatı bulan kahramanlarımız Crain ve tuhaf hikayesinden söz etmeye başlarlar. En başından beri Dr. Marrow' a karşı mesafeli davranan Luke, uykuyla ilgili bir deney için neden bu tarz bir ortam seçildiği konusunda düşünmeden edememekte, bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetmektedir. Yakın zamanda annesini kaybeden ve onun yokluğuna alışma hususunda sıkıntılar yaşayan Eleanor ise malikanenin gösterişine kapılmış, çocuk suretlerinden oluşan heykellerle süslü koridorları gezmekte, büyülenmiş bir edayla etrafı kolaçan etmektedir. Öte yandan asi ve bencil tavırlarıyla keyfine göre davranan Theo ise uyku probleminin ötesinde, ürkütücü bir evde olmanın sıra dışılığını keşfetmektedir. Daha geçirdikleri ilk gece itibariyle bir takım gizemli olaylar yaşamaya başlayan kahramanlarımız, çeşitli halüsinasyonlar ve yanılsamalarla dolu bir sabaha uyanırlar. Neler olup bittiğini anlamak için Theo' nun da desteğini alarak Dr. Marrow' dan bir açıklama bekleyen Eleanor, uyku problemi için bir araya geldikleri evin insanı huzursuz eden aurası sebebiyle deneyin yönteminin sorgulamasında ısrarcıdır. Zira geceleri kabuslarla geçmekte, hayaletler gördüğü hususunda diretmektedir...

İyi; Robert Wise imzalı 1963 yapımı olan 'The Haunting' kadar başarılı olmasa da remake olarak değerlendirilmesi gereken bir film. Oyuncu kadrosu, görseller ve atmosfer kayda değer.
Kötü; Zaman zaman sıkıcı bir hale bürünen senaryo, tamamen atmosfer odaklı gerilime dayandırılmış.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 2 Mart 2019 | Etiketler : | | | |

Los Parecidos (aka The Similars) (2015)

Los Parecidos (aka  The Similars) (2015)
Yıl 1968. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, şehir merkezine ulaşabilmek umuduyla otobüslerini bekleyen bir grup yolcu için tam manasıyla bir kabusa dönüşür. Seferler art arda iptal edildiğinden ötürü, izbe bir istasyonda mahsur kalırlar. Her birinin ayrı problemleri ve yetişecek yerleri olan altı yabancı, iki istasyon görevlisiyle beraber tuhaf olayların yaşandığı bir geceye tanık olacaktır...
Los Parecidos (aka  The Similars) (2015)
 Otuz yıldır istasyon şefi görevini yapan Martin, kendisine yöneltilen eleştirilere karşı bu şiddette yağan bir yağmurun sorumlusu olamayacağını biraz da bezgin bir ifadeyle tekrarlamaktadır. Madende çalışan ve işi gereği sık sık şehir merkezine yolculuklar yapan Ulises, eşinin doğum yapmak üzere olduğunu söyleyerek veryansın eder. İstasyonda doğru düzgün çalışan bir telefon hattı bile bulunmamaktadır. Eşinin durumundan ötürü sürekli Martin ile ağız dalaşına giren Ulises, onun pasif tavırlarından sıkılmış, neredeyse boğazını sıkacak hale gelmiştir. Öte yandan bekleme salonunda dinlenen ve sekiz aylık hamile olduğunu söyleyen Irene, Martin' in en azından bir taksi çağırması ve kıymetli olan zamanlarını çarçur etmemesi hususunda ısrarcıdır. Salonun köşesinde ağız dalaşlarına kulak misafiri olan yaşlı bir şaman kadın ise kimsenin anlamadığı bir dilde kendi kendine konuşmakta, dışarıdaki şiddetli yağmurun da etkisiyle ritüel benzeri büyüyü çağrıştıran hareketler yapmaktadır. Ortamdaki negatif elektrikten bunalan, şehirde tıp eğitimi alan ve kendisini hükümet karşıtı devrimci bir genç olarak tanıtan Alvaro ise olan bitenden, özellikle de Ulises' in despot tavırlarından son derece rahatsızdır. Son otobüse yetişebilmek için taksiyle gelen Gertrudis ve onun hastalıklı oğlu Ignacio da gerilimli bekleyişe katılır. Ignacio' nun zaman zaman öfke nöbetleri geçirebileceği ve ilacına bağımlı olarak yaşadığını söyleyen Gertrudis, giderek daha da hararetlenen kafileyi uyarır. Çok geçmeden tuvaletten gelen çığlık sesleriyle dehşete kapılan kahramanlarımız, neler olup bittiğini anlamak için koşar adamlarla gürültüye yönelirler. İstasyonda temizlik görevlisi olarak çalışan Rosa; sinir krizi geçirmekte, saldırgan davranışlar sergilemektedir. Rosa' yı yıllardır tanıyan Martin ise olan bitenin sorumlusu olarak Ulises' i gösterir. Hatta elinde bir tüfekle, onu öldürmekle tehdit eder...


İyi: Tekinsiz atmosferi ve gizem seviyesiyle oldukça ilgi çekici, sürükleyici bir yapım. Tipik bir Alacakaranlık Kuşağı bölümü izlenimi veren 'The Similars', özgün hikayesiyle de göz atılması gereken bir alternatif. 1968' ler gençlik hareketleri ve soğuk savaş paranoyaları da alt metin olarak başarıyla işlenmiş.
Kötü: Daha büyük bütçe ile daha kaliteli bir yapıma dönüşebilirmiş.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 21 Şubat 2019 | Etiketler : | | | |

Thelma (2017)

Thelma (2017)
Koyu katolik bir ailenin kızı olarak yetiştirilen Thelma, üniversiteyi kazanmasının ardından ilk kez ailesinden ayrılıp, bir başına yaşamayı tecrübe edecektir. Küçük bir yurt odası kiralayan kahramanımız, derslerine odaklanarak bir şekilde süreci atlatabileceğini düşünür. Zira ailesinden ilk kez bu kadar uzun süre ayrı kalacak olmasının yanı sıra pek de sosyal olmayan, tutucu bir çevrede büyümesinin de etkisiyle arkadaş edinmekte zorluk çekebileceği düşüncesi zihnini meşgul etmektedir. 
Thelma (2017)
Sıkıntılı geçen birkaç haftanın sonrasında çok geçmeden aynı dersliği paylaştığı Anja' nın ilgisi ve yakınlığıyla karşılaşan Thelma, tam da yalnızlığını çektiği arkadaşlığı bulduğunu hisseder. Anja' nın sosyal çevresi sayesinde başka öğrencilerle de tanışan ve sohbet etme şansı bulan kahramanımız, daha önce hiç bir zaman bir parçası olmayı başaramadığı sosyal bir çevrenin odağına girer. Ailesinin radikal öğretilerinden dolayı alkole ve cinselliğe mesafeli duran Thelma, farklı kültürler ve çevreler keşfettikçe yaşantısını sorgulamaya başlar. Anja' nın da teşvik etmesiyle yeni şeyler denemeye meyil eden kahramanımız, daha öncesinde bihaber olduğu farklı duyguları tecrübe etmektedir. Anja ile duygusal olarak yakınlaşmasıyla, çocukluğunda da zaman zaman anımsadığı şiddetli nöbetler geçirmeye başlayan Thelma, neler olup bittiğini araştırmaya karar verir. Doktorların teşhisi sonrasında psikolojik kaynaklı nöbetler geçirdiğini öğrenir. İşin garibi büyük annesinin de benzer bir hasta geçmişi olduğunu bilgisini edinir. Öte yandan bir süredir Anja' dan haber alamaması üzerine telaşlanan Thelma, birlikte takıldıkları her yere bakmasına rağmen herhangi bir iz bulamaz. Sanki yer yarılmıştır da Anja içine girmiş gibidir. Daha kötüsü ise Anja' nın kaybolmasından kendisini sorumlu tutan kahramanımız, giderek kontrolü kaybetmeye başladığını hisseder. Babaevine, küçük kasabasına dönen Thelma, hayal meyal anımsadığı çocukluğunu ve yaşadığı nöbetlerle ilgili gerçekleri öğrenmeye kararlıdır...

İyi; Sıra dışı konusu ve özgün sayılabilecek hikayesiyle göz atılması gereken, atmosfer ve oyunculuk olarak da gayet başarılı bulduğum bir yapım. Kullanılan metaforlar ve duygusal geçişlerin de tatmin edici bir şekilde sahnelendiğini ekleyeyim.
Kötü; Ağır tempoda ilerleyen film, uzun süresi de göz önüne alındığında yer yer sıkıcı gelebilir.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 9 Eylül 2018 | Etiketler : | | | | |

Annihilation (2018)

 Annihilation (2018)
Asker olan eşi Kane' in gizli bir görev sonrasında ortadan kaybolması ve bir daha haber alınamaması üzerine, yaklaşık bir yıldır üstesinden gelmeye çalıştığı büyük bir hezeyanın içeresinde boğulan Lena, geçmişi bir türlü silip atamamaktadır. Günün birinde Kane' in çat katı gelmesi sonrasında büyük bir şok yaşayan kahramanımız, neler olup bittiğini sorgulasa da tatmin edici cevaplar almayı bir türlü başaramaz. Dahası Kane' in eski halinden de eser yoktur hani. Bir hayli solgun görünmekte, hiçbir şey anımsamadığı dillendirmektedir. 
 Annihilation (2018)
Gözlerini hastane benzeri bir odada açan Lena, hemen yanı başında kendisini psikolog olarak tanıtan Dr. Ventress isimli bir bayanın, ardı arkası kesilmeyen sorularına maruz kalır. Çok geçmeden bulundukları yerin gizli bir askeri üs olduğunu anlayan kahramanımız, olayların bir şekilde Kane ile ilgisi olduğunu düşünmeye başlar. Neyse ki  kocasının hayatta olduğunu öğrenen ve derin bir nefes alan Lena, neden burada tutuldukları sorusunu yöneltir. Durum sanılandan da ciddidir. İnsan aklının ötesinde, sadece teoriler üretebildikleri kadar doğa üstü bir fenomen gün yüzüne çıkmıştır. Ventress, yaklaşık üç yıl önce başlayan bu olayın, Blackwater Ulusal Parkı' da ansızın ortaya çıkan bir fenerin, parıltı adını verdikleri bir tür radyasyon yaydığını anlatır. Öncesinde insansız hava araçları, hayvanlar ve en nihayetinde özel görevliler gönderdiklerini ve Kane dışında hiç bir istisnanın geri dönmediğini de ekler. İşin kötü yanı parıltının giderek genişlediğini ve hızla yayıldığını endişeyle vurgular. Kane' nin son halini göz önüne alan ve parıltıyı kendi gözleriyle görmek, hissetmek isteyen Lane, aynı zamanda biyoloji profesörü olduğunu da ekleyerek, yeni keşif ekibinin bir parçası olma hususunda diretir. Mevcut iki senaryoyu da anlatan Ventress, ya giden grupları bir şeyin yok ettiğini ya da bir çılgınlık haliyle birbirlerini yok ettikleri uyarısında bulunur. Kaldı ki parıltının içerisinde, gönderilen ekiplerle hiç bir şekilde radyo ya da telsiz teması kurulamadığını, başlarına gerçekte neler geldiği konusunda emin olamayacaklarını da söyler. Lena, bunun bir intihar görevi olduğunu bile bile kabul eder. Sonuç itibariyle dahil olmayı başaran kahramanımız; bir biyolog, bir antropolog, bir psikolog ve bir araştırmacıdan oluşan keşif ekibiyle parıltının gizemini çözebilmek için, merkezindeki fenere doğru yola çıkar. Kahramanlarımızı bir dizi doğa üstü olay ve anlam vermekte zorlanacakları fenomenler beklemektedir...


İyi; Ex Machina (2014) 'dan hatırlayacağınız, başarılı yönetmen Alex Garland' ın güncel yapımı olan Annihilation (2018), pek çok yönden bilim-kurgu, fantastik korku karışımı filmlerden hoşlananları tatmin edebilecek düzeyde. Baştan sona sürükleyici kurgusu ve merak uyandıran gizemli atmosferiyle göz atılması gereken, izlerken maceraya dahil olacağınız, başarılı bir fantastik alternatif. Soundtrackler ve görsellerin de kayda değer olduğunu ekleyeyim.
Kötü; Daha yüksek bir bütçeyle, çok daha ilgi çekici olabilecek bir senaryoya dönüşebilirdi. Mantık hataları da göze çarpmıyor değil.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 26 Nisan 2018 | Etiketler : | | | | |

Wildling (2018)

Wildling (2018)
Tüm çocukluk yıllarını baba olarak tanıdığı gizemli bir adamın çatısı altında geçiren Anna, kilitli bir odada, her şeyden izole bir şekilde yaşamaktadır. Babasının okuma- yazma öğretmesi ve tüm ihtiyaçlarını karşılaması sayesinde, neler olup bittiğini sorgulamayıp yaşantısına devam eden kahramanımız, dış dünyayı sadece odasının dar pencerelerinden görebildiği kadarıyla tanımaktadır. 
Wildling (2018)
Dışarı çıkması yasaklanan ve tüm zamanını ufak bir odada geçiren Anna, babasının anlattığı ürkütücü masallar ve hikayelerin bilinçaltına etki etmesiyle, bu şekilde güvende olduğuna ikna olur. Wildling adı verilen; tüylü, sivri dişleri olan, çocukları bulup yiyen yırtıcı yaratıkların ormanda yaşadığına inanan kahramanımız, aradan geçen uzun yılların ardından artık ergenlik çağına girmiş, genç bir bayana dönüşmüştür. 16. yaş gününde bir şekilde odasından kurtulan ve ilk kez dış dünyayla temas kuran Anna, Ellen isimli kasabanın şerifi tarafından korunup, himaye edilir. DNA sonuçları ortaya çıkıp, herhangi bir yakını olup olmadığı tespit edilene kadar Ellen' in velayetinde kalmayı tercih eden Anna, Ellen' in yoğun ilgisi ve desteğiyle normal bir genç kız gibi yeni hayatına adapte olmaya çalışır. Baba olarak tanıdığı adamın aslında öz babası olmadığını öğrendiğinde ise Ellen' in varlığı ve şefkati sayesinde teselli bulur. Tam her şey normalleşmeye başlamış ve çevresindeki sosyal hayata uyum sağlayıp, bir parçası haline gelmişken, vücudunda bir takım anomalilerin farkına varan kahramanımız, neler olup bittiğini anlamaya çalışır. Öte yandan Anna' nın diş ve tırnaklarının dökülmesi ve ruh halinin giderek hırçınlaşması Ellen' ın da dikkatini çeker. Geçmişindeki bir takım karanlık sırların peşine düşen ve kim olduğunu öğrenmeye çalışan Anna, çocukluğundan beri korkusuyla yaşadığı ormanın derinlerine doğru keşfe çıkar...

İyi; Özellikle ilk yarısı itibariyle gizem seviyesi yüksek, gerilim giderek tırmandığı, sürükleyici bir yapım. Oyunculuk ve atmosfer de başarılı.
Kötü; Klişe, tahmin edilebilir bir senaryo da ilerleyen, sürpriz faktörünün yetersiz olduğu sıradan bir alternatif.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Nisan 2018 | Etiketler : | | |

The One I Love (2014)

The One I Love (2014)
Problemli ilişkilerinin üstesinden gelebilmek için psikologdan yardım uman Ethan - Sophie çifti, düzenli terapilere başlayarak bir an evvel sorunları aşmayı arzu ederler. İlişkilerinde eski heyecanı bulamadıklarını dillendiren çiftimiz, birbirlerine karşı giderek daha da tahammülsüz bir hale geldiklerinden yakınmaktadır. 
The One I Love (2014)

Bir dizi senkronizasyon terapisi deneyen kahramanlarımız, beden dillerine yansıdığı gibi duygusal olarak da aynı hisleri paylaşamadıklarını keşfederler. Çok geç olmadan, ilişkilerini kurtarabilmek için  her yolu denemeye hazır olan çiftimiz, yeni fikirlere açık olduklarını izah ederler. Bunun üzerine psikoloğun önerisiyle şehrin dışında, onları kimsenin rahatsız edemeyeceği bir malikanede baş başa bir haftasonu geçirmeye ikna olan kahramanlarımız, eşyalarını topladıkları gibi yola koyulurlar. Malikaneye ulaştıklarında ise çevreyi dolaşıp, hemen yakınlarda bir de konukevi olduğunu fark ederler. Eşyalarını yerleştiren ve hoş sohbet vakit geçirmek için muhabbet açan kahramanlarımız, geceyi konukevinde geçirmeye karar verirler. Alkol ve yanlarında getirdikleri uyarıcı otların etkisiyle, kafayı bulan ve deyim yerindeyse ayakları yerdeyken uçan çiftimiz, zamanının nasıl geçtiğinden de bihaberdir. Romantik ve eğlenceli devam eden gece, sabah uyandıklarında bir takım gariplikler fark etmelerine sebep olur. Gerçek olmayacak kadar güzel vakit geçirdiklerini bir türlü birbirlerine itiraf edemeyen kahramanlarımız, gecenin muhasebesini yapmaya başlarlar. Boşanmanın eşiğindeki ilişkilerinde eski tutkuyu yeniden yeşerttiklerini ısrarla savunan Sophie, gece olup bitenle ilgili Ethan' dan tamamen farklı bir hikayeyi anlatmaktadır. Giderek kafaları karışan ikilimiz, geceye dair ortak anımsayabildikleri tek şey olan konukevinde bir şeylerin yolunda gitmediğini keşfederler...

İyi; Konsept olarak 'Black Mirror' ya da 'Alacakaranlık Kuşağı' havasında; merak uyandıran, ilgiyle izlenebilecek bir film. Sürükleyici kurgusu, oyuncu performansları ve  diyaloglarıyla da göz atılması gereken başarılı bir alternatif. Romantik bir yapım gibi başlasa da bilim- kurgu ve psikolojik gerilimin de harmanlandığı, bu türleri sevenlerin de beğeneceğini umduğum bir seçenek.
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 7 Nisan 2018 | Etiketler : | | | |

A Monster Calls (2016)

A Monster Calls (2016)
12 yaşındaki Conor, hasta annesiyle birlikte yaşayan, hayal gücü oldukça yüksek bir çocuktur. Annesinin terminal evresinde kanser olmasından ötürü, gün geçtikçe gözlerinin önünde eriyip gitmesine mani olmayan kahramanımız, hüznünü kendi içerisinde yaşamakta ve giderek yalnızlaşmaktadır. 
A Monster Calls (2016)
Birkaç ay da bir gördüğü ilgisiz babası ve despot babaannesiyle geçinemeyen Conor, okulda da zorbalar tarafından sürekli aşağılanmaktadır. Zamanının çoğunu odasında geçiren ve hayal gücünü kara kalem resimlere aktaran kahramanımız, bir gece yarısı penceresinde beliren devasa bir ağaç canavarın şaşkınlığını yaşar. Canavar, Conor' a üç hikaye anlatacağını ve bu hikayeler bitince onun da dürüst bir şekilde kendi hikayesini anlatması gerektiğini söyler. Hayal gücünün kendisine oyunlar oynadığını varsayan ve sabah uyanınca yaşadıklarını basit bir rüya olarak yorumlayacağını zanneden Conor, yarın yeniden geleceğini söyleyen canavarın gözlerden kaybolmasına izin verir. Uyandığında sakin kafayla düşünen ve penceresine gelen canavar ağacın, hemen evlerinin yakınındaki bir mezarlıkta bulunan porsuk ağacı olduğunu fark eden Conor, kimseye neler olup bittiğini bahsetmeden, bir an evvel yeniden gece olmasını bekler. Saatler gece yarısını gösterirken yeniden Conor' ı ziyarete gelen canavar, bu sefer öykülerini anlatmakta kararlıdır. Annesinin çok hasta olduğunu ve aptalca hikayeler dinlemeye vakti olmadığını söyleyen Conor, en nihayetinde ikna olur. Hikayeleri kafasında canlandırması gerektiğini söyleyen canavar, vakit kaybetmeden öykülerini anlatmaya başlar. Hikayeleri yorumlamaya gelindiğinde ise gerçekte neyin iyi neyin kötü ya da neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda akıl yormaya başlayan Conor, her defasında farklı sürprizlerle karşılaşır. Canavar, deyim yerindeyse ona rehberlik etmekte ve hayatına mana katmaktadır. Öte yandan gündelik hayatında ise işler daha da zorlaşmaya başlamıştır. Zira annesinin hastaneye kaldırılması üzerine, babaannesiyle kalmak zorunda kalan Conor, kendi odasını ve eşyalarını terk etmek istememektedir. Hayatta en sevdiği varlığın, annesinin hayata tutunabilmesi için canavardan yardım istemeyi uman kahramanımız, ilk olarak gerçeklerle yüzleşmesi gerektiğini keşfeder. Anlatılan her hikayeden ise dersler çıkarmalıdır. Hayat sandığından çok daha acımasızdır.

İyi;  'A Monster Calls' isimli Patrick Ness imzalı kitabın uyarlaması olan yapım, oldukça sürükleyici, arka planda dram barındıran, başarılı bir fantastik gerilim filmi. Görseller, atmosfer ve oyunculuk oldukça iyi. Tarz olarak El laberinto del fauno (2006) yapımın andıran film, göz atılması gereken bir alternatif.
Kötü; Gizem seviyesi biraz daha yüksek olabilirdi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;

A Cure for Wellness (2016)

A Cure for Wellness (2016)
Borsadaki sert düşüşün ardından, hisselerin giderek değer kaybetmesi ve küresel finans şirketinin büyük bir dar boğaza sürüklenmesi üzerine şirketi kurtarabilmek için icra kurulu toplanır. Son birkaç yıldır başarılarıyla merdivenleri hızlı tırmanan Lockhart' da davetliler arasındadır. Yönetim kurulu, şirket CEO' su Pembroke' un bir an evvel ortaya çıkmasını istemektedir. Zira Pembroke' un sağlığı üzerinden piyasa da manipülasyonlar yapılmakta, şirket zaman ilerledikçe daha da iflasa yaklaşmaktadır. 
A Cure for Wellness (2016)
Pembroke ise hali hazırda her şeyden vazgeçmiş, İsviçre Alpleri' nde tarihi bir tesiste tedavi olmaktadır. Şirket çalışanlarını gerçekleri görememe ve çıkarcılıkla suçlamakta, bir daha ofise geri dönmeyeceğini dillendirmektedir. Şirket yönetim kurulu ise Pembroke' u ikna etmesi için şantaj vari bir yöntemle Lockhart' ı görevlendirir. Teklife başlarda sıcak bakmasa da bir şekilde patronu New York ' a geri getirebileceğini düşünen kahramanımız, vakit kaybetmeden yola koyulur. Uzun bir yolculuğun ardından, sarp ormanlık bir arazinin tepesinde bulunan tedavi merkezine ulaşmak için taksi kiralayan Lockhart, daha kasabayı bile kolaçan edemeden Pembroke' un peşine düşer. Heybetli bir kaleyi andıran ve buram buram tarih kokan mimarisiyle tedavi merkezi, oldukça ihtişamlı bir yapı olarak karşısında belirir. Zaman kaybetmeden Pembroke' un tedavisinden sorumlu olan doktor Volmer ile tanışır. Volmer son derece kendinden emin, işinde oldukça başarılı, meslektaşları tarafından saygıyla anılan bir hekimdir. Uzun yoldan gelen kahramanımıza bol bol su içmesi ve kaplıcaların keyfini çıkarması tavsiyesinde bulunan Volmer, bir yandan da Pembroke' un şu an görüş için uygun olmadığını hatırlatmaktadır. Yönetim kurulunun yoğun ısrarlarından ötürü hızla Pembroke' u görmesi gereken Lockhart, zaman baskısından ve yorgunluktan ötürü bitap düşmeye başlar. Bu sırada yaşadığı bir talihsizlik sonrasında ufak bir kaza atlatan kahramanımız, gözlerini açtığında bacağının alçıya alındığını fark eder.  Acele ettikçe bir şekilde işlerinin ters gittiğine şahit olur. Artık mecburen tedavisi tamamlanıncaya kadar buralarda oyalanmak zorundadır. Daha hızlı iyileşebilmek için Volmer' ın ısrarı üzerine meşhur su tedavisini denemeye karar verir. Öte yandan Hannah isimli gizemli bir kızla tanışan Lockhart, çok geçmeden onun Volmer' ın özel hastası olduğunu keşfeder. Diğer tüm hastaların aksine Hannah' ın sudan içmesi ya da suya girmesi yasaktır. Hannah sayesinde tedavi merkezinin geçmişini araştırmaya koyulan Lockhart, Volmer' in kirli sırları olduğunu düşünmeye başlar...


İyi; Baştan sona gizemli kurgusu ve sürükleyici senaryosuyla başarılı bir gizem-gerilim filmi. Mekan seçimleri, oyunculuk ve soundtrackler oldukça başarılı. Riget (1994) dizisine benzer, kendine has bir atmosfer barındırdığını söyleyebilirim.
Kötü; Filmin süresi daha kısa olabilirdi. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 31 Mayıs 2017 | Etiketler : | | | | |

The Evil Within (2017)

The Evil Within (2017)
Çocukluk yıllarından beri geceleri düzenli uyuyamayan ve korku dolu kabuslar gören Dennis, zamanının çoğunu evde geçirmek zorunda kalan zihinsel engelli bir gençtir. Henüz dört yaşındayken, annesiyle beraber gittiği bir lunaparkta, korku tüneline girmesiyle kabuslarının başladığını anımsayan kahramanımız, ailesinden arda kalan tek kişi abisi John ile yaşamını sürdürmeye devam etmektedir. 
The Evil Within (2017)
Dennis, her ne kadar insanlara nazik davranıp, elinden geldiğince sosyal olmaya çalışsa da, görünüşünden ötürü insanların kulaktan kulağa fısıldaşıp, alay ettiklerini hissetmektedir. John ise kardeşinin kendi sorumluluğunda olduğunda ısrar edip, kız arkadaşı Lydia' nın aksine velayetini sosyal hizmetlere vermeyeceği hususunda kararlıdır. Evde beslediği hamsterlarından başka arkadaşlık edebileceği kimsesi bulunmayan Dennis, John' un hediye ettiği kocaman antik bir aynayı odasına yerleştirir. Çok geçmeden aynada bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eden Dennis, bir türlü yakasını bırakmayan kabuslarının daha da dehşet verici bir hale büründüğüne şahit olur. Aynada şeytani bir varlığın yaşadığını keşfeden kahramanımız, kabuslarına son vermek pahasına denilenleri yapmaya başlar. John ve Lydia' nın kendisinden kurtulmak istediğini düşünen ve yalnız kalmaktan çekinen Dennis, yeni hobi ve uğraşlar edinmeye başlar. Kardeşinin adli tıp, tahnit gibi konulara merak sardığını fark eden John ise bodrum katından gelen kokulardan bir şeylerin yolunda gitmediğini sezinlese de, Lydia ile daha fazla vakit geçirebileceği için bu durumu pek de önemsemez. Öte yandan evde kendisine ufak bir atölye kuran ve abisinin içeri girmesini istemeyen Dennis, gözlerden uzakta insanlara aptal olmadığını kanıtlama uğraşındadır. 
İyi; Resident Evil ve Silent Hill benzeri, oyundan uyarlama bir film olan yapım, beklentilerimi karşıladı diyebilirim. Senaryo olarak hayal, fantazi ve gerçeklerin sık sık birbirine girdiği, karmaşık bir kurgu izlenimi verse de türü sevenler için aşina olunan bir durum. Alt metni olan, gizem seviyesi tatmin edici, başarılı bir korku-gerilim filmi. Atmosfer olarak H. P. Lovecraft kitaplarındakine benzer bir tat aldığımı ekleyeyim.
Kötü; Görsel efektler bir tık daha iyi olabilirdi. Silent Hill vari fantastik canavarlar daha karanlık ve başarılı modellenebilirdi...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 24 Mayıs 2017 | Etiketler : | | |

The Void (2016)

The Void (2016)
Deneyimli polis memuru Daniel, gece nöbeti devriyesi sırasında karşısına çıkan yaralı genci bir an evvel hastaneye yetiştirmek için aceleyle yola koyulur. Gencin şiddetli kanaması olduğunu fark eden kahramanımız, yakın olmasından ötürü -bir süredir taşınma hazırlıklarından dolayı tam kapasite hizmet veremeseler de- Marsh Country acil bakım ünitesini tercih eder. 
The Void (2016)
Acil bakım servisinde sadece tek doktor ve biri stajyer olmak üzere iki hemşireyle karşılaşan Daniel, hastayı kurtarabilmek için ellerinden geleni yapmaları ister. Hastanenin tecrübeli hekimi Dr. Powell, hastanın hikayesini öğrenip ona göre tedavi uygulamak istese de ansızın gerçekleştiği için anlatacak pek bir şeyi bulunmayan Daniel yardımcı olamaz. Öte yandan revirde yalnız olmayan kahramanlarımıza, doğum için bekleyen bir bayan ve büyük babası da eşlik etmektedir. Çok geçmeden hastanın üzerindeki kanların ona ait olmadığının tespit edilmesi ve hastanede bir takım tuhaf olayların ortaya çıkması bir anda ortamın buz kesmesine sebep olur. Dahası telefonlar ve telsizler de çalışmaz olmuştur. Etrafı kolaçan etmek için dışarı çıkan Daniel, garip kostümlü radikal bir grubun saldırısına uğrar ve arabasına ulaşıp yardım çağıramadan hastaneye dönmek zorunda kalır. Bu sırada oldukça agresif görünümlü, silahlı iki kişi de başlarının belada olduğunu söyleyerek hastaneye sığınır. Hastalardan bazılarının saldırgan tavırlar sergilemesiyle giderek kontrolü kaybeden Daniel, bodrum katından gelen bir çağrı sonrasında neler olup bittiğini anlamak için Dr. Powell' ı aramaya karar verir. Son mermileri ve ellerine geçirdikleri silahlarla bodrum katındaki morga ilerleyen Daniel ve kader ortakları, kendilerini dehşet dolu başka bir boyutun kapısında bulurlar. En derin korkularla yüzleşmek zorunda kalan ve çok geçmeden cephanesiz kalıp, kapana kısılan kahramanlarımız çaresizliği iliklerinde hissetmeye başlarlar. Sır perdesini aralamak ve düğümü çözmek için kararlı olan Daniel, nasıl bir belayla karşı karşıya olduklarının bilincinde değildir. İşin kötüsü gece henüz yeni başlamıştır...

İyi; Sürükleyici kurgusu ve tekinsiz atmosferiyle başarılı bir korku-gerilim filmi. Daha çok 80'li yıllar korku furyasının hakim olduğu senaryo, John Carpenter, Clive Barker ve Stuart Gordon gibi usta isimlerin yapımlarını anımsatıyor. H.P. Lovecraft kitaplarındaki fantastik yaratıklar, Silent Hill vari canavarlar ve bol kanlı cesur sahneleriyle izlemeye değer retro bir alternatif. Tabii olayların hastanede geçmesi de korku-severler için bir başka artı. Kült filmlerden hoşlananlar için nostalji kokan, gizem seviyesi yüksek bir seçenek.
Kötü; Konsept olarak çoğu korku- gerilim öğesinden azar azar olsa da ne yazık ki hiç biri tam değil...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;

Constantine (2005)

Constantine (2005)
John Constantine; günahlarından arınmak ve bağışlanıp cennetin yolunu tutmak için iblisler ve şeytanlarla savaşan, tanrı vergisi yetenekleri olan orta yaşlarda bir adamdır. On beş yaşından beri günde otuz sigara içtiği için akciğer kanserine yakalanan ve günleri sayılı olan kahramanımız, doğuştan gelen yetenekleri sayesinde normal insanların göremediği metafizik canlıları görebilmekte ve dahası kendi cennetini kazanabilmek için onlarla savaşmaktadır.
Constantine (2005)
 Son zamanlarda çevresinde daha öncesinde hiç olmadığı kadar büyük bir ruh geçişi olduğunu gören ve durumdan kaygılanan Constantine, şeytanın yeni bir oyun kurguladığını düşünmektedir. Öte yandan yakın arkadaşı ve aynı zamanda şoförü olan Chas ise Constantine her ne kadar onu bu işlerden uzak tutmaya çalışsa da en büyük yardımcısı olmayı sürdürmektedir. Günün birinde ikiz kardeşi Isabel' in intihar etmesi üzerine detaylı bir araştırma yapmaya koyulan Dedektif Dodson ise güçlükle bulduğu ip uçlarının peşinden gitmektedir. Isabel intihar ettiğinden ötürü Katolik kilisesinin defin işlemleri için onu kabul etmemesine sinirlenen ve durumu onur meselesi haline getiren Dodson, ikizinin intihar etmediğini bir şekilde metafizik güçler tarafından ele geçirilip ölüme sürüklendiğini savunmaktadır. İkizinin intihar ettiği hastanenin görüntü kayıtlarını inceleyen kahramanımız, araştırma yapmak için gittiği kilisede Constantine ile yolları kesişir. Isabel' e ne olduğunu öğrenmek için Constantine' den yardım uman Dodson, karşısında kendisine dahi faydası olmayan bir adamla karşılaşır. Çok geçmeden aralarındaki buzları eriten ikilimiz, Constantine' in hikayesinden kendi hayatından parçalar gören Dodson' ın da ona dürüst davranmasıyla birlikte en nihayetinde beraber hareket etmeye başlarlar. Çocukluğundan beri Dodson' da metafizik şeyleri görebilmekte ve aynı ikizi Isabel' de olduğu gibi tanrı vergisi bu yeteneği yüzünden zaman zaman korkunç, ürpertici anlara şahit olmaktadır. İblislerin hiç olmadığı kadar yer yüzünde rahatça hareket ettiklerini gözlemleyen ikilimiz, şeytanın planları olduğunu düşünürler. Öte yandan karanlık ve kötülük dünyayı esir almaya başlamıştır bile...

İyi; Tipik şeytan- şeytani güç temalı, güçlü oyuncu kadrosu ve sürükleyici kurgusuyla göz atılması gereken bir yapım. Atmosfer ve mekan seçimleri de başarılı. Son olarak müzikler ve dönemine göre fantastik animasyonlar da diğer artılar...
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 22 Kasım 2016 | Etiketler : | | | |

Before I Wake (2016)

Before I Wake (2016)
Jessie ve Mark çifti, minik oğullarını ihmalden kaynaklanan bir kaza sonrasında kaybetmeleriyle hezeyan dolu depresyona sürüklenirler. İlişkilerini kurtarabilmek ve yeni bir başlangıç yapabilmek için sosyal hizmetler kurumuna başvurup evlat edinmeyi düşünen kahramanlarımız, geri kalan hayatlarını derinden etkileyecek önemli bir karanın alınma aşamasındadır.
Before I Wake (2016)
 Kurum tarafından Cody isimli küçük bir erkek çocukla tanıştırılan çiftimiz, daha ilk andan itibaren sevimli görüntüsü ile kalplerini kazanan Cody'i evlat edinmeyi planlarlar. Çok geçmeden evrak işlerinin bitmesiyle Cody'i evlerine getiren genç çiftimiz, kaybettikleri oğulları Sean'ı ancak bu şekilde unutabilecekleri ve yeni bir sayfa açabileceklerini konusunda hem fikir olurlar. Minik bir kutu dışında başka eşyası olmayan Cody, aynen Jessie gibi uyku sorunları yaşamakta ve geceleri uykusunu kaçıran uyarıcı kafein içerikli ilaçlar kullanmaktadır. Aynı zamanda kelebeklerin yaşam döngülerine karşı ilgisi olan kahramanımız, kendince ufak bir koleksiyon oluşturma çabasındadır. Öte yandan Sean'ın ölümünün ardından gecelerini gözüne uyku girmeyen Jessie, kendisi gibi uykusuzluktan (Insomnia) muzdarip olan Cody'nin gelişiminin kötü etkilenmemesi için ona yardımcı olmaya çalışır. Cody'nin evdeki henüz ilk gecesinde, saatlerin ilerlemesiyle fantastik bir deneyim yaşayan ve günler sonrasında öz oğlu Sean'ı yeniden görme fırsatı yakalayan Jessie, mutluluktan havalara uçmaktadır. Olan bitenlere karşı daha çekimser yaklaşan Mark ise yaşananların rüya olduğu konusunda ısrarcıdır. Ertesi gün karanlık çökmesi ve Cody'nin odasına çekilmesiyle; benzer, fantastik bir deneyim yaşayan Mark ve Jessie, Cody'nin inanılmaz bir yeteneği olduğunu ve bu sayede uykuya daldığında hayal gücü yansımalarını gerçeğe dönüştürebildiğini düşünür. Yeniden Sean'ın kokusunu alıp, ona sıkıca sarılabilmenin mutluluğunu yaşayan genç çiftimiz, çok geçmeden her şeyin bir bedeli olduğu gibi Cody'nin ürkütücü kabuslarıyla da yüzleşmek zorunda kalırlar. Tek kurtuluş yolu ise Cody'nin kabuslarının arkasındaki gizemi çözebilmeleridir...


İyi; Klişe temaya sahip olsa da kurgusal olarak sürükleyici atmosferi ve başarılı oyunculuk performansları sayesinde göz atmanızı tavsiye edebileceğim iyi bir fantastik gerilim alternatifi. Gizem seviyesi tatminkar. Bu filmi sevenler, benzer temaya sahip Case 39 (2009) ve Orphan (2009) yapımlarını da listelerine ekleyebilirler.
Kötü; Görsel olarak daha doyurucu sahneler, daha öyküleyici bir anlatım ve efektler yapımın başarısını arttırabilirdi. Sanırım İspanyol sineması ve Hollywood arasındaki keskin farklardan biri de bu olsa gerek. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 16 Haziran 2016 | Etiketler : | | | |

Jeruzalem (2015)

Jeruzalem (2015)
Cehenneme açılan üç kapı vardır; biri çölde, biri okyanusta ve bir diğeri de Kudüs'te bulunmaktadır...
Babasının hediye ettiği ve zevkle kullandığı akıllı gözlüklerini de yanına alıp, en yakın arkadaşı Rachel ile beraber tatil için İsrail'e gitmeye karar veren Sarah tüm hazırlıkları tamamlar. Tel Aviv' de takılıp kız kıza eğlenmek isteyen kahramanlarımız, yolculuk sırasında tanıştıkları Kevin' ın tavsiyeleri üzerine eski Kudüs kentini ziyaret edip, oradan asıl durakları Tel Aviv'e geçmeyi planlarlar. 
Jeruzalem (2015)
Kevin turist olarak geldiği İsrail'e, lisans eğitiminin antropoloji olmasından ötürü Kudüs'ü farklı kültürler ve insanlar tanımak için büyük bir şans olarak görmektedir. İşin daha çok eğlence kısmıyla ilgilenen Sarah ve Rachel ise merkeze yakın müslüman bölgesinde bulunan Araplara ait bir motelde oda kiralar. Kevin da onlarla birlikte motele yerleşir. Motel sorumlusunun oğlu Omar sayesinde mekana ve şehre adapte olmaya başlayan gençler, antik kentin keyfini sürmeye başlarlar. Gündüzleri bol bol yürüyüşler yapıp, hava karardığında ise gece kulüplerinin yolunu tutan kahramanlarımız kentte geçirdiklerini ilk günün ardından Kevin'in farkı sesler duyduğunu söylemesi ve psikolojik olarak sorunlar yaşaması üzerine eğlenceyi yarıda bırakıp motelin yolunu tutarlar. Öncesinde Kevin'in sadece kırgın ve hasta olduğunu düşünen Sarah, sonrasında Omar'ın da düşüncelerine hak verip, Kudüs sendromu* belirtileri gösterdiğine ikna olur. Omar; ne de olsa semavi dinlerin merkezi olan ve antik geçmişiyle herkesin ilgisini çeken Kudüs şehrinin, buraya sadece eğlenmek için gelen turistler üzerinde çoğu zaman bu tarz etkilere sebep olduğunu anlatır. Öte yandan Kevin ise bir an evvel buradan gitmeleri gerektiğini söylemekte ve internet sayesinde araştırıp elde ettiği bilgilerle nefilimlerden** söz edip, kötü şeyler olmadan şehirden ayrılmaları gerektiğini ısrarla dillendirmektedir. Kefaret günü öncesinde son gecelerini geçirip Tel Aviv'in yolunu tutmaya karar veren Sarah ve Rachel, asla unutamayacakları bir geceye sürüklenirler. Her yerden alevler yükselmekte, çatışma ve patlama sesleri yankılanmaktadır. Görünüşe göre karanlık güçler ve kötülük  Kudüs'te yeniden ortaya çıkmaktadır...


İyi; Sürükleyici kurguya sahip, el kamerası teknikleriyle çekilmiş; bir grup genç ve başlarından geçen olaylar temalı bir başka alternatif yapım. Mekan olarak Kudüs sokaklarının seçilmesi kurgunun mistik bir hava kazanmasında en büyük etken. Bu filmi sevenlerin As Above, So Below (2014) yapımına da göz atmalarını tavsiye ediyorum.
Kötü; Oyunculuk vasat, kurgu da kopukluklar mevcut. Gerilim yönünden tatmin edici değil. Fantaziye kaçan son çeyrek ise filmin ne yazık ki bir üst seviyeye çıkamamasının başlıca sebeplerinden.
* Kudüs sendromu ile ilgili detaylı bir yazı için buraya tıklayınız.
** Nefilimler hakkında bilgi edinmek için eklediğim bağlantıları kullanabilirsiniz. [1] [2]
Editör'ün Puanı

Paylaş ;

Deep Dark (2015)

Deep Dark (2015)
Hermann, gecelerini gündüze katıp sürekli çalışsa da bir türlü istediği eserleri ortaya koyamayan genç bir sanatçıdır. Yaptığı iş görüşmelerinden eli boş dönen ve eserleri satmakta zorluk çeken kahramanımız bir ilan sonucunda ulaştığı Devora'nın galerisini son çare olarak görmektedir. Zira parası iyiden iyiye suyunu çekmiş, birlikte yaşadığını annesinin dırdırları daha da strese girmesine sebep olmuştur.
Deep Dark (2015)
Devora'nın galerisinde yine umduğunu bulamayan ve yeniden hüzünlü bir hayal kırıklığı yaşayan Hermann, en nihayetinde annesini dinleyerek tavsiyeler alabilmek için dayısını (Felix) arar. Felix, Hermann'ın kafasını dağıtması gerektiğini söyler ve ona kariyerinin başlarında kullandığı stüdyo daireyi kiralayabileceğini sözlerine ekler. Devora'dan son bir şans isteyen ve iki hafta sonra ona ilgisini çekecek muhteşem bir eserle dönmeyi vaat eden Hermann, zaten halihazırda kalan son parasıyla daireyi kiralar. Dayısından adresi alarak dairesinin yolunu tutan kahramanımız, Layla isimli bina yöneticisinin de yardımıyla yeni ilham kaynağı olmasını beklediği daireye yerleşir. Her ne kadar dayısının anlattıkları sonrasında gözünde farklı bir ortam hayal etse de görüntü olarak beklentilerinin dışında izbe ve son derece bakımsız küçük bir odayla karşılaşır. Hemen işe koyulan ve Devora'yı mest edebilmek için tüm yeteneklerini sergileyen Hermann ne yazık ki bir türlü umduğu ilhamı bulamaz. Teslimatın son gününde artık iyiden iyiye tükenmişlik sendromu yaşar hatta intihar etmeyi bile düşünür. Tam gemileri yaktığı sırada ise geri kalan hayatını derinden etkileyecek büyük bir sürprizle karşılaşır. Duvarda bulunan karanlık bir delikten sesler duymaya başlayan Hermann, öncesinde hayal gördüğünü düşünse de yaşadıklarının gerçek olduğuna ikna olur. Dahası oyuktan bir bayan sesi gelmekte ve Hermann'a yardım edebileceğini söylemektedir. Duvardaki gizemli güç sayesinde hayallerindeki fantastik eserleri bir bir ortaya koymaya başlayan Hermann, çok geçmeden Devora'nın da dikkatini çekmeyi başarır. İyi anlaşmalar yapıp eserlerini ciddi paralara satan kahramanımız, ilham perisi olan duvardaki varlık sayesinde büyülü bir rüyadaymış hissine kapılır. Hayatı hiç olmadığı kadar iyi gitmeye başlamıştır. Ne var ki rüyası kabusa dönüşene dek...
İyi; Oldukça sürükleyici kurguya sahip, vasatın üzerinde bir fantastik gerilim filmi. Oyunculuk ve mekan seçimleri fena değil. Fikir olarak başarılı.
Kötü; Düşünsel olarak beğendiğim ancak fikrin tam olarak yansıtılamadığı, bu sebepten ötürü de ne yazık ki kalite olarak bir üst sekmeye çıkamayan bir alternatif. Hani H. P. Lovecraft'ın kitaplarından uyarlanmaya çalışılan kısa filmler vardır ya, aynen onlar gibi sinemalaştırıldığında aynı hissi vermekten uzak ve  beklentilerin altında kalıyor,
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 19 Kasım 2015 | Etiketler : | | |

Digging Up the Marrow (2014)

Digging Up the Marrow (2014)
Genç yaşına rağmen korku-gerilim sektöründe başarılı filmleriyle büyük bir hayran kitlesine ulaşan Adam Green,'Digging Up the Marrow' yapımıyla bu kez kameranın arkasında kısıtlı kalmayıp oyunculuk yeteneklerini de sergilemekten çekinmiyor.Daha çok Frozen ve Hatchet serisinden hatırlayacağınız Green,bu kez hayatı boyunca takıntı haline getirdiği canavarların varlığını sorguluyor.
Digging Up the Marrow (2014)
Çocukluk yıllarından bu yana canavarlar hakkında hep daha fazlasını merak eden ve son belgeselinde bunu konu edinmeye hazırlanan Green,içerik bulamamaktan yakınmaktadır.Neyse ki çok geçmeden talihi döner ve William Dekker isimli eski bir polis dedektifinin hikayesiyle ilgilenmeye başlar.Dekker uzun süredir 'ilik' adını verdiği canavarların dünyasına uzanan gizli yer altı geçitleri olduğundan söz etmektedir.Dahası canavarların yer altında kurdukları kendi dünyalarında yaşamayı sürdürdüklerini iddia etmektedir.Dekker'a göre genetik bozukluklar ya da mutasyonlar sonucu doğan çocuklar,sanılanın aksine ansızın toplumdan uzaklaşarak kaybolmamakta,ilik diye bahsettiği geçitler yardımıyla kendileriyle aynı kaderi paylaşanların yanına gitmektedir.Dekker'in yaşamı boyunca kırka yakın canavar gördüğünü ve onları isimlendirdiğini söylemesi umut vericidir.Ona göre çoğu barışçıl canlılar olup saldırganlık göstermemektedir.Elinde somut bir kamera görüntüsü ya da fotoğraf olmamasına rağmen söylemleriyle Green'in dikkatini çekmeyi başaran kahramanımız,onu ikna edebilmek için onu son keşfettiği yer altı kapısına -iliğe- götürmeye karar verir.Öte yandan arkadaşlarıyla Dekker'in samimiyetini sorgulayan Green,somut bir şeyler bulamamaları durumunda zamanını boşa harcamaktan çekinmektedir.En nihayetinde teçhizatlarla beraber iliğin yolunu tutan kahramanlarımız gizli kameralarla görüntü elde etmeyi planlarlar.Kayıtları incelediklerinde ise Dekker'ın gizli sırları olduğu ortaya çıkacaktır...
İyi;Düşünsel olarak kayda değer,el kamerası tekniklerinin kullanıldığı ortalama bir fantastik-gerilim filmi olarak kategorilendirebiliriz.
Kötü;Bu tarz filmlere çok yakışan Ray Wise'ın oyunculuğu belli bir seviyeye kadar kurguyu tek başına sürüklemeyi başarıyor.Ancak gizem ve gerilim seviyesi olarak sınıfta kalmaktan kurtaramıyor..
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 26 Şubat 2015 | Etiketler : | | | |

John Dies at the End (2012)


John Dies at the End (2012)
Dave gece yarısı katıldığı bir partide daha önce tanışıklığı olmayan Jamaika'lı bir satıcı vesilesiyle sokakta adı 'soyasosu' olarak anılan,alışılmışın dışında etkilere sahip yeni bir uyuşturucu ile haşır neşir olur.Soyasosunu kullanmasını takiben bulunduğu boyuttan sıyrılan ve olan biteni fantastik bir şekilde yaşamaya başlayan Dave,gözlerini açtığında polislerin peşinde olduğunu öğrenir.
John Dies at the End (2012)
Çok geçmeden geçen geceki partiden ayrıldık sonra iki ahbabı hariç herkesin feci biçimde öldürüldüğünü öğrenen kahramanımız,polisin kendisini baş şüpheli ilan ettiğini anlar.Şiddetli baş ağrısı ve neyin gerçek neyin göz yanılması olduğunu anlamakla geçen saatler sonrasında en yakın arkadaşı John'un temas kurması ile şoke olan Dave,gerçeklik kavramını iyiden iyiye yitirmeye başlar.Zira peşindeki dedektif John'un öldüğünü söyleyip Dave'i yakalayabilmek için ellerinden geleni yapmaktadır.O gece partide yaşananlar gizemi koruya dursun Dave bir barda gazeteci Arnie ile hoş bir sohbete girişir.Arnie kahramanımızın soyasosu ile ilgili söyledikleri safsata olarak nitelendirip dalga geçse de hikayeyi dinledikçe ilgisini çeker.Dave en nihayetinde Arnie'nin gözlerindeki perdeyi aralamayı başarır.Ortalıkta dünyevi olmayan yaratıklar gezinmekte,öteki dünyanın kapıları sonuna kadar açılıp büyük bir istila yaklaşmaktadır.Dave,önce arkadaşı John'u bulmalı sonrasında ise insanlığı yok oluştan kurtarıp,kaderini çizmelidir.
İyi;Uzun süredir izlediğim en eğlenceli yapımlardan biri.Özetle kurgusu geyik muhabbetine :) dayanan fantastik-absurd komedi karışımı sürükleyici bir yapım olarak sınıflandırabiliriz.Usta yönetmen Don Coscarelli yine iyi iş çıkarmış.Daha önce  paylaştığım İngiliz yapımı korku-komedi [The Cottage (2008),Severance (2006)] yapımlarıyla benzer mizahi kalitede.
Kötü;Genel izleyici kitlesine hitap etmeyebilir.Özellikle korku-gerilim arayanları hayal kırıklığına uğratacağı kesin.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 29 Temmuz 2014 | Etiketler : | | | |

Black Forest (2012)

Black Forest (2012)
2012 yapımı fantezi-korku eksenli Black Forest,düşük bütçeli orta karar bir yapım.Esasında daha iyi işlenebilecek bir fikrin ziyanı da denilebilir.
Konuya gelecek olursak;Almanya'da "Black Forest" olarak bilinen ,insanların perilere ve büyüye inandıkları çağlardan kalma antik bir ormanda bir grup turist,yol rehberlerinin (Cazmar) gizemli daveti sonrasında bir araya gelir.Grupta bebekleriyle geziye katılan evli bir çift ve yardımcıları,Pagan kültürü üzerine eğitim almış iki genç ve son olarak da geçmişi başarılarla dolu onkoloji uzmanı bir doktor da yer almaktadır.Yaz ortası denilen özel günde Cazmar'ın hayatlarının en macera dolu gününü geçirecekleri vaadiyle bir araya getirdiği kahramanlarımız,antik taşların yer aldığı ormanın izbe bir köşesinde perilerle temasa geçebilmek için Cazmar'ın direktifleri ile tılsımı aşmayı denerler.Öte yandan bunun saçma bir fikir olduğunu düşünen doktor Saxon en başından beri işin eğlencesinde olsa da ansızın Cazmar ve evli çiftin minik bebeğinin ortadan kaybolması ile işin ciddiyetini anlar.Artık ormanın ortasında,bambaşka fantastik bir dünyanın içerisindedirler.Öyle ki her şey masallardaki gibi olup etraflarında dev mantarlar,rengarenk bitkiler,devasa ağaçlar,süslü evler yer almaktadır.En tuhafı ise az önce kullandıkları,geri dönüş biletleri olan patika görünmez olmuştur.

Çocukluklarından aşina oldukları Grimm Masallarının hüküm sürdüğü otantik ormanda kaybolan kahramanlarımız, Karin isimli bir yabancının yardımlarıyla büyük bir eve sığınırlar.Karin eğer hayatta kalmak istiyorlarsa masallardaki kurallara uymaları gerektiğini ve ancak bu şekilde buradan kurtulabileceklerini tekrarlar.Öncesinde sevimsiz bir rüyanın içinde uyanmak için debelendiğini düşünen rasyonel doktor Saxon ise kendi doğrularıyla hareket edecektir.Bakalım giderek sayıları azalan kahramanlarımız ormandan sağ salim çıkabilecek mi?


İyi;Fikir ve kurgu olarak başarılı.Soundtrackler ve mekan betimlemeleri de tatminkar.
Kötü;Oyunculuk,atmosfer...Düşük bütçeli bir tv yapımı daha fazlasını beklemek akıllıca olmaz.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 12 Mayıs 2013 | Etiketler : | | |

El laberinto del fauno (2006)

El laberinto del fauno (2006)
2.Dünya Savaşının patlak verdiği yıllarda,faşist İspanya'da iç savaş ve kaos hüküm sürmektedir.Statüko gereği ordu ormanda gizlenen komünist gerillaların peşindedir.Komutan Vidal taviz vermeyen sert mizacı ile ormandaki tüm gerillalar öldürülene kadar pes etmemeye kararlıdır.Küçük bir kız olan Ofelia ise terzi olan babasının ölümünün ardından annesinin Vidal ile evlenmesi ile komutanın şatafatlı evine taşınmak zorunda kalır.Üvey babasının güç düşkünü erkek çocuk sevdalısı olması ve annesinin de Vidal'in çocuğunu doğurmaya hazırlanması sebebiyle giderek yalnızlaşmaya başlayan Ofelia,tam da bağımlısı olduğu peri masallarının saçmalık olduğunu düşünmeye başlamışken kendisini fantastik bir dünyanın içerisinde bulur.
Evlerinin orman tarafına bakan arka bölümünde gizli bir labirent keşfeden kahramanımız,Pan isimli tuhaf bir yaratıkla tanışır.Pan,Ofelia'nın yeraltı kralının kızı olduğuna inanmaktadır ancak gerçek bir prenses olabilmesi için üç farklı görevi yerine getirmesi ve bu sayede yeraltı kralının kızı olduğunu ispatlamasını istemektedir.Gece yarısı uyku sersemi fantastik bir serüvene yelken açan,henüz 10 yaşında küçük bir kız olan Ofelia Pan'ın kendisine verdiği tılsımlı defteri alarak görevleri yapmayı kabul eder.Zira yanı başında gerçekleşen kanlı savaştan kendisini ancak bu şekilde soyutlayabilmiştir.Geleceğe dair tüm beklentileri Pan ve onun hizmetine sunduğu üç minik periye bağlayan kahramanımız,iyi yürekliliğini ve sadakatini sınayacak görevleri yerine getirmeye soyunur.Ancak Ofelia'yı son göreve geldiğinde zorlu bir seçim beklemektedir...


İyi;Guillermo del Toro sinemasının tavan yapan eserlerinden biri.Belli bir zaman dilimini yansıtan tipik bir dönem filmi olmasının yanısıra,fantastik gerilimin de son derece başarılı işlendiği sürükleyici bir yapım.İspanyol sinemasından aşina olduğumuz mistik atmosfer ve tatminkar gizem seviyesiyle şiddetli izlemenizi önerdiğim filmlerin başında geliyor.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 2 Nisan 2013 | Etiketler : | | | |

The Call of Cthulhu (2005)

The Call of Cthulhu (2005)
HP Lovecraft'ın en gözde yapıtlarından biri olan "The Call of Cthulhu" Lovercraft'ın diğer kitaplarında da sık sık adı geçen Cthulhu yani "eskiler" olarak adlandırılan dünyada hayat var olmadan önce yıldızlardan yeryüzüne inerek yaşam süren yaratıklara inanan bir mezhebin (bir çeşit yaratılış hikayesi) derinlemesine işlendiği,korku-gerilim severlerin boş geçmemesi gereken bir başucu eseri.2005 yılında sinemalaştırılarak,1920'li hatta öncesi yılları işleyen yapım kesinlikle göz atmanız gereken bir alternatif.Bu arada filmin tamamının siyah-beyaz ve sessiz olarak çekildiğini de ekleyelim.
Profesör olan amcasının ölümünün ardından son nefesinde kendisine emanet ettiği bir anahtar sayesinde eski bir kutuyu açan kahramanımız,amcasına ait daha önce gün yüzüne çıkmamış bir takım çalışmalar olduğunu keşfeder.Kutunun üstünde "Cthulhu kültürü" etiketi bulunmaktadır.Bu aşamadan sonra sevgili amcasından geri kalan çalışmaları kişiselleştirerek büyük bir merakla incelemeye koyulan yeğen,1870 yılına kadar uzanan farklı bilgileri derlemeye koyulur.İlk olarak amcasının sık sık seans yaptığı bir ressamın anlam veremediği ancak her defasında dehşete kapılarak uyandığı korkunç rüyaları sonrasında aklında kalanları not ettiği günlüğü okuyan kahramanımız,ardından1908 yılında arkeologlar toplantısında bir polis dedektifinin bulduğu gizemli bir nesnenin orijini bulma çabalarına şahit olur.Zamanla arta kalan çalışmalara yoğunlaşmaya ve bütün benliğiyle odaklanmaya çalışan kahramanımız olayın sır perdesini aralayabilmek için var gücüyle uğraşır.Öte yandan asıl ipuçlarının yer aldığı bir grup denizcinin macerasına tanıklık ettikten sonra o serüvenden hayatta kalmayı başarmış tek kişi olan Johansen'in izini sürmeye koyulur.Amcasının notları içinden çıkan 1925 yılına ait bir takvim üstünde işaretlemeler yaparak,olaylar arasındaki bağlantıları bulmaya iyiden iyiye yaklaşan kahramanımız,kaçınılmaz sona bir adım mesafededir...

İyi;Kurgu son derece başarılı.Üç kısa hikayenin bileşimi şeklinde ilerleyen yapım pek çok yönden In the Mouth of Madness (1994) yapımını anımsatıyor.
"Dünyadaki en bağışlayıcı şey, sanırım, insan zihninin dünya üzerindeki şeyler arasında 
ilişki kurabilmekteki noksanlığıdır.Günün birinde, bu parçalanmış bilgi biraraya getirildiği zaman, gerçekliğin öyle ürkütücü görüntüleri açığa çıkacak ki, bu gerçeklikteki korkutucu derecede önemsiz konumumuzu fark ettiğimizde, ya bu algılamadan deliye döneceğiz, ya da bu öldürücü ışıktan kaçıp yeni bir karanlık çağın barış ve güvenliğine sığınacağız."
Kötü;Tabii günümüz teknolojisi düşünüldüğünde siyah-beyaz,sessiz bir film izlemek abes gibi görünebilir.Ancak hikayenin merkezine gidebilmemiz ve o şartları algılayabilmemiz açısından oldukça önemli.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 12 Aralık 2012 | Etiketler : | | |

In the Mouth of Madness (1994)

In the Mouth of Madness (1994)
90'lı yılların sükse yapan korku-gerilim filmlerinden biri olan "In the Mouth of Madness" kurgunun gizem seviyesinin de üst düzey olması ile epey ilgi çekici yapımlardan biri.Yönetmen koltuğunda John Carpenter ismini görüyoruz,ki bence korku ustasının en karanlık en muazzam eserlerinden biri olduğunu söyleyebilirim.
Ünlü korku roman yazarı Sutter Cane,son eserinin ardından ortadan kaybolmuştur.Yüzlerce fanı olan ve kitapları basıldığı gün tükenen Cane,esasında diğer korku romanlarında olduğu gibi okuyucusu karanlık ve garip hikayelerle etkilemektedir.Onu farklı kılan başarısının sırrı,kitaplarının okuyucuyu içine çeken gizemli bir atmosfere sahip olmasıdır.Dahası kitaplarının kapaklarının çizimleri de bizzat kendisi yapmakta olup,mekan olarak gerçek yerleri kullansa da bahsi geçen kasaba isimleri  haritalarda bulunmamaktadır."Mutlak Korku" adlı eserinin sonrasında gizemli bir şekilde kayıplara karışan Cane'i araştırma görevi basit bir sigorta müfettişi olan John'a düşmüştür.Cane'in kitaplarını okuyanların gerçeklik kavramını yitirdikleri ve saldırganlaşarak deyim yerindeyse delirdikleri bulgularına rağmen bunun bir aldatmaca olduğunu düşünen kahramanımız,ipuçlarını takip ederek Cane'in kitaplarına konu olmuş meşhur Hobb'un Sonu adlı kasabaya ulaşır.Ona giderek yaklaştığını düşünse de bir şeylerin yolunda gitmediğini anlaması uzun sürmeyecektir.
"Korkunun anatomisinin nasıl ortaya çıkarılacağı hiç bilinmedi.Din disiplini korkuda arar,ama yaratılışın gerçek doğasını anlamaz.Kimse gerçek olmasını sağlayacak kadar inanmadı...Kitaplarımın milyarlarca kopyası satıldı.18 farklı dile çevrildi,benim yazdıklarıma inananlar İncil'e inanlardan daha çok..."

İyi;Oyunculuk ve atmosfer son derece başarılı.Yapım yılını göz önüne alırsak;makyaj ve görsel efektler bakımından da geçer not aldığını söyleyebiliriz.Carpenter kült olma mertebesine ulaşmış bu filminde kan ve şiddeti geri plana atarak cevabını aradığı önermelerle düşünsel yolla karanlık bir korku batağına saplanmamıza sebep oluyor.H.P. Lovecraft kitaplarında olduğu gibi fantastik bir aleme konuk oluyoruz...Bu filmi sevenlerin Nightmares & Dreamscapes: From the Stories of Stephen King Crouch End bölümüne göz atmalarını öneriyorum...
Kötü;Genel izleyici kitlesine hitap etmiyor.Aslında bu bir eksi değil ancak yine de uyarmış olayım.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Aralık 2012 | Etiketler : | | | |