Güncel İncelemeler;

Maléfique (2002)

Maléfique (2002)
Büyük bir şirkette iyi bir işi olan Carrère,eşinin de kendisini sırtından vurması sonrasında hapishaneye gönderilir.Dört kişilik dar bir hücreye sevk edilen kahramanımız burada birbirlerinden tuhaf üç mahkum ile tanışır.(Lassalle,Pâquerette ve Marcus)En başından beri kefaletle kısa sürede serbest kalacağını düşünen Carrère,işlerin kontrolden çıkması ile alternatif yollar arayarak bir an önce oğlunun yanına dönmek istemektedir.
Marcus orta yaşlarda transseksüel bir adamdır.Bıçkın görünmeye çalışsa da özellikle uzun süredir aynı hücrede kaldığı  Pâquerette'e son derece şefkatle yaklaşıp,bir gün onunla beraber hapisten kaçacağına inanır.Pâquerette ise tuhaf alışkanlıkları olan;geceleri sayıklayan,eline ne geçse ağzına götüren yarım akıllı birisidir. Lassalle'e gelirsek,o da zamanında kitaplarla arasından su sızmayan entelektüel kişiliğe sahip yaşlıca bir adamdır.Her ne kadar sicili parlak gibi görünse de günün birinde sabah kahvaltısında eşini doğrayarak buraya tıkılmıştır.Bahsettiğim gibi son derece çarpık kişiliklerin yer aldığı bu dört kişilik daracık hücrede kısa sürede birbirlerini yakından tanımaya başlayan kahramanlarımız,her ne kadar pek de gerçekçi görünmese de bir gün buradan çıkabileceklerinin hayali ile yaşamaktadırlar.
Bir sabah uyandığında yatağının hemen başında gizli bir bölme olduğunu keşfeden  Carrère,Marcus'un da yardımı ile gizemli bir kitaba ulaşır.Kitapta farklı dillerde yazılmış,20.yy'ın başlarına uzanan Danvers isimli eski bir mahkumun günlüğü yer almaktadır.Kitapla yakından ilgilenen  Carrère,okumayı sürdürdükçe sıra dışı bilgilere ulaşmaktadır.Öyle ki Danvers yaşadığı dönemin ünlü seri katillerinden biri olup,hapisten kaçmak için kara büyü üzerinde çalışmaktadır.Bu sayede duvarları geçerek özgürlüğüne kavuşmayı planlamıştır.Carrère ve Lassalle bu gizemli hikayenin nasıl sonuçlandığını bilmeseler de hapisten kaçabilmek için ellerindeki kitabın yardımı ile formülize edilmiş kara büyüyü uygulamaya karar verirler.Kitabı her okuduklarında tuhaf olayların cereyan etmesi ile daha fazla zarar görmemek için onu yok etmeyi planlayan dörtlümüz,ne yazık ki amaçlarına ulaşamazlar.

Kitabın tekrardan enteresan bir şekilde ortaya çıkması ile bunun bir işaret olduğunu ve ancak bu sayede hapisten kurtulup özgürlüklerini kazanabileceklerini düşünen kahramanlarımız,gecenin geç saatlerinde kimseleri rahatsız etmeden,dikkat çekmeden yeni denemeler yapmaya başlarlar.Kitapta onlarca tılsım yer almaktadır ve yapacakları her hata başlarına büyük belalar açmaya gebedir.
İyi;Mekan ve oyunculuk başarılı.Bu tarz filmlerin olmazsa olmazı olan grup dinamikleri ilgi çekici şekilde kurulmuş.Gizem seviyesi üst düzeyde,finale kadar seyirciyi sıkmıyor.Farklı bir fantastik-gerilim filmi izlemek isteyenler için ideal alternatif olabilir.
Kötü;Bazı vasat efektler olmasa yapım bir üst seviyeye ulaşabilirdi. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 30 Temmuz 2012 | Etiketler : | | |

Murder by Numbers (2002)

Murder by Numbers (2002)
Her nasılsa gözden kaçırmış olduğum yapımlardan biri olan "Murder by Numbers" üst düzey oyuncuların yer aldığı,daha çok polisiye yönü baskın olsa da  etkileyici bir gerilim filmi.Yaşıtlarına göre oldukça zeki olan Richard ve Justin isimli iki lise öğrencisi,zekaları karşısında hafif kalan derslerden sıkılmış halde geleceklerini umursamazca planlar yapmaktadır.Kusursuz bir suç işleyerek tatmin olmayı planlayan kahramanlarımız,işleyecekleri cinayetin ardından kimsenin olayı çözemeyeceğinden emindir.İşte bu noktada cinayet masası tarafından davaya atanan  başına buyruk dedektif Cassie ise yetenekleri ile sezgilerini harmanlayarak gerçek suçluları bulmanın peşindedir.
Lisenin en popüler öğrencisi olan Richard görünürde Justin ile pek geçinemese de onun düşüncelerine saygı duymaktadır.Justin ise felsefeyle ilgilenen suç ve ceza konularında kendine has teorilere sahip çalışkan bir isimdir.Anlaşılacağı üzere karakter olarak pek yıldızları barışmasa da beraber planlar yapmaktan hoşlanan ikilimiz,uçurumun kenarında bulunan virane bir dağ evinde rastlantısal görünümlü suç işleyerek polis teşkilatı ile dalga geçme arzusundadırlar.Aylar öncesinden her şeyi planlayan kahramanlarımız en ufak detayı dahi düşünerek kusursuz olduğuna inandıkları kanlı eyleme girişirler.Her şey plana uygun ilerlemektedir,ancak teoriden pratiğe geçerken ufak bir hata dedektif Cassie'nin dikkatinden kaçmayacaktır...
Lise yıllarında büyük hezeyanlar yaşayan Cassie halen psikolojik destek almaktadır.Richard-Justin ikilisini görür görmez onlar hakkında negatif düşüncelere sahip olan kahramanımız,ortağı ile beraber olayın üzerine gitmektedir.Ancak çok geçmeden delillerin lehine olduğu bir şüphelinin göz altına alınması ile davanın peşini bırakan polisler,Cassie her ne kadar aksini iddia etse de onu hiçe saymaktadırlar.Bu noktada yalnız kalan kahramanımız olayın seyrini değiştirebilecek bulgulara ulaşır..


İyi;Kurgu ve oyunculuk gerçekten son derece başarılı.Polisiye yönü ağır basan izlemenizi tavsiye ettiğim etkileyici bir yapım.
Kötü;Biraz daha gerilim yüklü olabilirdi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : | Etiketler : | | |

Ghost Ship (2002)

İtalyan yapımı devasa transatlantik gemisi Antonia Graza 1962 yılında Amerika açıklarında hiçbir acil durum sinyali vermeksizin ansızın ortadan kaybolmuştur.O günden günümüze halen batmama olasılığına karşın pek çok gemici,zamanının çok ötesinde olan lüks gemiyi bulma hayali kurmaktadır.Zira uluslar arası sularda sürüklenerek bir yerlerde olma şansı olan Antonia Graza,deniz yasalarına göre buluna ait olacaktır...
Murphy kaptanlığında Epps,Dodge,Greer,Santos ve Munder;Arctic Warrio isimli römorkör kurtarma gemileri ile profesyonel olarak açık denizlerde hizmet vermektedir.Oldukça başarılı bir ekibin parçası olan kahramanlarımız günün birinde Ferriman isimli bir gencin teklifi ile bu sefer çok daha fazla para kazanacaklarını düşündükleri büyük bir işin parçası olurlar.Ferriman pilot olduğunu söyleyerek Bering boğazı çevresinde devasa bir geminin bulunduğu ve Murphy ile ekibinin kendisine yardım etmesi takdirinde zengin olacaklarını vaadeder.Karlı teklif sonrasında hemen işe koyulan kahramanlarımız Ferriman'ı da yanlarına alarak Arctic Warrio isimli kurtarma gemileri ile yola koyulurlar.Buldukları şey tahmin ettiklerinden de daha değerlidir.Zira yaklaşık kırk yıl önce ansızın ortadan kaybolan dönemin en lüks gemilerinden Antonia Graza karşılarında durmaktadır.
Sahil güvenliğe haber vermeksizin uluslar arası sularda buldukları bu muhteşem gemiyi römorkörleri ile çekerek parayı eşit olarak paylaşmayı düşünen kahramanlarımızın önünde aşmaları gereken ufak bir engel bulunmaktadır.Yaptıkları incelemeler sonrasında geminin alt bölümünden su alarak yavaş yavaş battığını fark eden Murphy ve ekibi önce onarıp sonrasında tonajını düşürecekleri Antonia Graza'yı çekmeyi planlarlar.Lakin gemiye adım attıkları andan itibaren tuhaf olaylar yaşamaya başlayan kafilemiz,bir şeylerin yolunda gitmediği hususunda emindir.Sanki gemi de onlar gibi soluk almakta,anı yaşamaktadır.Halihazırda son derece mistik olduğunu düşündükleri gemiden ürkmeye başlayan kahramanlarımız,bir an önce işlerini bitirip geri dönme amacı gütmektedir.Ancak kamaraların birinde buldukları külçe altınlar sonrasında fikirlerini değiştirirler.Artık gemi umurlarında değildir sadece altınları alarak eve dönmek istemektedirler.Tabii her şey yolunda giderse...


İyi;Kurgu gayet başarılı.Nispeten eski bir yapım olduğu düşünülse de hafızalarda yer edinecek bazı sahnelere sahip.90'larda çocukluğunu yaşayan kesimin Lanetli Tepe ile beraber favori korku-gerilim yapımlarından biri.
Kötü;Daha ilk sahnesinden izleyicinin ilgisini çekmeyi başaran bir yapım olsa da ufak mantık hataları yok değil.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 23 Haziran 2012 | Etiketler : | | | | |

They (2002)

Karanlık temalı filmlerden biri olan “They” çocukluklarında karabasan gören bir grup elemanın,aradan yıllar geçtikten sonra yeniden hayatlarını kabusa dönüştüren karabasan gerçeği ile yüzleşmelerini konu ediniyor.Özete başlamadan önce akluofobik bir film olduğu ipucunu vereyim.
Çocukluğunda babasını kaybeden Julia,bu olayın akabinde gecelerini dar eden karabasanlı kabuslar yaşamaktadır.Çocuklarda çok sık rastlanılan bu durum sonrasında mental olarak bir doktordan destek alan ve gece yaşadığı kabusların üstesinden gelmeyi başaran kahramanımız,geçen on beş yıl sonrasında artık olgun bir bayandır.
Psikoloji öğrencisi olan Julia,master tezini savunmak üzere çalışmalarına devam etmektedir.Julia’nın erkek arkadaşı Paul ise sağlık görevlisidir ve sürekli gece nöbetlerinde çalışmaktadır.Paul ile düzeyli bir birlikteliği olan Julia,gecenin birinde çocukluğundan beri görmediği sorunlu bir arkadaşın(Billy) kendisinden acil yardım istemesine üzerine yola çıkar.Bir kafeteryada buluşan ikilimiz kısa bir sohbete başlarlar.Billy çocukluklarında yaşadıkları karabasan kabuslarıyla ilgili halen paranoyalar yaşamaktadır.Karanlıkta kalmamak için geceleri çalışmayı tercih etmektedir.Ayrıca yılların getirdiği bir tecrübe ile karabasanların kendisini almaya gelecekleri söylemektedir.Psikoloji öğrencisi Julia ise Billy’nin tavırlarından sağlıklı düşünemediğini ve yoğun stres altında saçmaladığını düşünmektedir.İddialarına devam eden Billy ise sadece kendisinin değil karabasanların çocukluklarında seçtikleri Julia’nın da dahil olduğu bir grubun hayatının tehlikede olduğunu düşünmektedir.Son olarak kafeteryadaki elektriklerin hafiften gidip gelmesi ile iyice bunalan kahramanımız kafasına sıkarak intihar eder.Gözleri önünde çocukluk arkadaşı Billy’nin intiharına şahit olan Julia ise yaşadıklarına anlam verememektedir.
Billy’nin cenazesine katılan kahramanımız,Sam ve Terry isimli kendi yaşlarında iki gençle tanışır.Terry ve Sam,Billy’nin üniversiteden arkadaşlarıdır ve ikisi de aynı konudan muzdariptir.Geceleri karanlıktan korkmakta olan ikilimiz,Julia’nın da kendileri ile aynı durumu paylaştığının farkındadır.Julia ise karabasanların çocukluklarında kaldığını söyleyerek bu durumu pek de önemsemez.Zaten ironik olan da budur;bir psikoloji öğrencisi nasıl olur da geçmişte kafasında canlanan bir hayal ürünün halen varsayabilir ki?Aynı günün gecesinde karabasanlarla ilgili dehşet verici bir kabus görecek olan Julia’nın psikolojisi giderek alt üst olmaktadır.Son dönemde yaşadığı ağır stres ve tezini yetişme çalışmalarının kendisinin mahvettiğini düşünmeye başlayan kahramanımız halen bardağı dolu tarafından görmektedir.Peki ama gerçekten de karabasanlar mıdır ve halen Billy’nin dediği gibi onların peşinde olabilirler mi?


İyi;Bu tarz karanlık temalı filmler içerisinde Darkness (2002) ile beraber başı çeken yapım,bunaltıcı gerilim dolu atmosferi ile başarılı alternatiflerden birisi.Bu filmi sevenler Darkness Falls (2003) ve Vanishing on 7th Street (2010) yapımlarını da izleyebilirler.
Kötü;Bazı bölümler kopuk kopuk ilerliyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 7 Haziran 2012 | Etiketler : | | |

Dog Soldiers (2002)

Dog Soldiers (2002)
Rutin bir tatbikat gereği olarak iskoçya'nın kuzeyindeki sosyal yaşamdan izole bir alana helikopter ile bırakılan ufak bir tim çevreyi keşfe koyulmuştur.Zira karşı tarafta özel kuvvetler vardır ve onlara karşı kendilerini ispatlama çabasındadırlar.Havanın kararması ile kamp kuran askerler hunharca katledilmiş bazı hayvan cesetleri ile karşılaşırlar.Artık çekinmeleri gereken tek şey özel kuvvetler değildir.Başları beladadır,etrafta ölüm saçan insanlık dışı tuhaf yaratıklar boy göstermektedir.
Çavuşun emirleri doğrultusunda organize olarak olan biteni anlamaya çalışan kahramanlarımız yakınlardan atılan bir işaret fişeği sonrasında soluğu orada alırlar.Orman kan gölüne dönmüştür,her yerde katledilen insanların uzuvları ve etrafa saçılan organları yer almaktadır.Olayın şaşkınlığı yaşayan timimiz bir anda ortaya çıkan özel kuvvetlerin  komutanı olan yüzbaşı Ryan'ın söyledikleri sonrasında dehşete kapılırlar.Yüzbaşı Ryan koca ekipten tek sağ kalandır ve ağır şekilde yaralanmıştır.Dahası bunu yapan insan-köpek karışımı tuhaf yaratıklardır.İnsansı şekilde düşünebilen aynı zamanda hayvani olarak özel güçlere sahip olan bu canlılar ormanın gerçek efendileridir ve yabancılara karşı hiç de hoşgörülü değildirler.
Köpek askerlerin saldırıya geçmesinin akabinde güç bela Megan isimli bir zoologun yardımlarına yetişmesi ile ormandan kurtulan kahramanlarımız,ufak bir kasabaya sığınırlar.Lakin yolunda gitmeyen bir şeyler vardır.Zira etrafta hiç kimse olmadığı gibi kasabaya ölüm sessizliği hakimdir.Gözlerine kestirdikleri bir eve korunak olarak yerleşen askerler,kapı ve pencereleri sıkı sıkıya kilitlemekle uğraşırlar.Hayatta kalmak için yeni bir plana ihtiyacı olan kahramanlarımız güneş doğana kadar burayı savunmalıdır.Bu arada köpek askerler halen peşlerindedir ve ilk fırsatta saldırıya geçeceklerdir.

İyi;Eğlenceli absürt bir yapım.Bu filmi sevenler benzer tarzda olan,yine İngiliz yapımı Dog House (2009) ve Wilderness (2006) de izleyebilirler. Kötü;Filmin kalitesine göre süresinin uzun olduğunu söylenebilir.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 22 Mayıs 2012 | Etiketler : | | | | |

My Little Eye (2002)

My Little Eye (2002)
“Beş yarışmacı bir milyon dolar için aynı evde 6 ay geçirecekler.Eğer bu süre sonunda bütün yarışmacılar evde kalmayı başarırsa,büyük ödül yarışmacılar arasında paylaştırılacak.Mükemmel ev arkadaşı sen misin?” sloganları ile başlayan bu filmde,birbirini tanımayan üç erkek ve iki bayan yarışmacının ödülü kazanma yolundaki uğraşları konu ediniyor.Sosyal hayattan tamamen izole,odalarda ve koridorlarda kameraların sürekli kayıt halinde bulunduğu bu “reality show” da,bir bakıma hem internet üzerinden yayınlanacak olan görüntülerle ünlü olmayı uman kahramanlarımız hem de altı ay nedir ki diyerek parayı kapmaya çalışacaklar...
Kahramanlarımızı tanımaya başlayalım;Rex bilgisayarlarla arası iyi olan,sadece parayı kazanmak için yarışmaya katılmış asosyal biridir.Danny ise sakin,etliye sütlüye karışmayan bir takım oyuncusudur.Matt grubun soğukkanlı lideridir.Emma bayan yarışmacılar arasında işin zeki kısmını oluşturmaktadır.Charlie ise tahmin ettiğiniz üzere yarışmanın aptal ama seksi kızıdır :D Birbirlerine çabuk kaynaşan kahramanlarımız,parayı alana kadar aralarında nazik ve saygılı bir ilişki kurmaya çalışmaktadırlar.Başlarda her şey normaldir,taa ki evin bahçesine bir paket gönderilene dek.Paketin içinde yiyecek içecek vs olmasını bekleyen yarışmacılarımız,birilerinin kendilerine fena halde kafayı taktığını anlayacaktır.Zamanla sürekli olarak yeni paketler alacak olan yarışmacılarımız;tuğla,silah,kurşun vs gibi anlamsız ikramlar ile gerilmeye başlayacaklardır.Olan bitenle ilgili bir teorisi olan Emma ise geçmişte yaşadığı sevimsiz  olayın,başlarına bela olduğunu düşünmektedir.Emma’nın fikirlerinden rahatsız olmaya başlayan Matt ise onu olayları kişiselleştirmemesi konusunda uyarır.Dışarıda bir şeyler olup bitmektedir ve her nasılsa birileri evden yarışmacıların ayrılmasını istemektedir.Grubun zeki ama bir o kadar da egoist elemanı Rex ise,şirketin kendilerine parayı vermemek için basit yıpratma oyunları planladığını düşünmektedir.Haksız da değildir hani. 
Huzuru kaçan kahramanlarımız gece yarısı kapılarını çalan Travis isimli gençle şaşkına dönerler.Kayak yapmak için buraya geldiğini ve fırtınadan kurtulmak için bu eve sığındığını anlatan Travis,aynı zamanda işinin bilgisayar programcısı olduğunu söyleyerek,sürekli internet başında çalıştığını anlatır.Peki ama nasıl olabilir de sürekli internetle haşır neşir olan bir adam,internet üzerinden yapılan en büyük ödüllü reality showun en ufak bir reklamına dahi rastlamaz?

İyi;Gerilim dozu yüksek başarılı bir yapım.Senaryo olarak özgün olduğunu söyleyebilirim.Bu yapımı sevenler Panic Button (2011) filmini de izleyebilirler.
Kötü;Bazı mantık hataları,final vasat.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

Darkness (2002)

Klasikleşen lanetli ev temalı filmlerin arasında;kurgu ve konu olarak bir adım daha ilerde bulduğum “Darkness” Amerika’dan ayrılıp İspanya’da büyük babalarına ait bir eve yerleşen Mark ve ailesinin başından geçen gizemli olayları konu ediniyor.Yeni bir başlangıç için İspanya’yı seçen,bir nevi Mark’ın vatanına dönen ailemiz,her ne kadar çocukları Regina ve Paul bu ülkeden hoşlanmasa da Mark’ın sağlık sorunlarından ötürü onu kıramazlar.Maria ise eşinin burada kendisini daha iyi hissedeceğini düşünmektir.Keza Albert onun sağlık sorunları ile yakından ilgilenebilecek deneyimli bir doktordur.
Yeni evlerine yerleşen kahramanlarımız başlarda her şey normal gitse de Mark'ın ansızın kalp krizi geçirmesi ile sarsılırlar.Büyük baba Albert son krizin 10 yıl önce yaşandığını söyleyerek,bir sonraki seferde bu kadar şanslı olamayabilecekleri hususunda Maria’yı uyarır.Mark ise yeni evlerine taşındıkları günden beri ürpertici kabuslar görmekte,giderek asabileşmektedir.Derdini ailesi ile paylaşamayan kahramanımız,hayali sesler duymakta ve evin kendisinden bir şeyler istediğini hissetmektedir.Maria gün boyu çalıştığı için eşinin durumu ile yakından ilgilenememektedir.Regina ise babasının tuhaflaşmaya başladığının farkındadır ve bu evde bir şeyler ters gittiğini düşünmektedir.Minik Paul ise odasında tek başına karanlıkta kalmaktan korkar hale gelmiştir,yatağının altında bir şeyler olduğunu ve boya kalemlerini çaldığını dillendirmektedir.Eve taşınalı henüz birkaç hafta olmasına rağmen oldukça huzursuz olan Mark ve diğer aile bireyleri,bir yolunu bularak buhranlı dönemden çıkmanın peşindedir.
Regina başlarda sürekli olarak arkadaşı Carlos ile Amerika’ya kaçmayı düşünse de babasının sağlık sorunlarından ve son dönemlerdeki rahatsızlığından ötürü,ailesini yok sayarak gitme kararı alamaz.Geç saatlerde dışarıdan döndüğü günlerin birinde,yoğun yağış altında evlerini seyreden yaşlı bir adamı gören kahramanımız,giderek tedirgin olmaya başlamıştır.Paul’un boynunda meydana gelen çürükler ise,Maria’nın deyimiyle,kendi kendine yapmış olduğu dikkat çekme oyunlarından biridir.Regina ise bu konuda oldukça temkinlidir.Minik Paul’un bahsettiği karanlıkla gelen bazı garabetler buna neden olmuş olabilir mi?
Oturdukları evin içinde merdiven boşluğunda eski bir oda keşfeden Mark ise tamamen ailesinden ve sosyal hayattan kopmaya başlamıştır.Odanın içinde bulduğu bir takım siyah beyaz antika denilebilecek eşyalarla evini süslemeye başlayan kahramanımız,giderek kontrolden çıkmaya başlamıştır.Regina ise evin geçmişte kime ait olduğunu bulmaya ve evdeki negatif enerjinin kaynağını keşfetmeye niyetlidir.Bu uğurda Carlos’dan yardım alan Regina,gece yarısı evlerinin önünde gördüğü gizemli yaşlı adamın şu an oturdukları evin mimarı olduğu öğrenecektir.Villalobos isimli bu eski mimar evlerinin geçmişi ile ilgili pek çok sır bilmektedir.Ancak bunları ifşa etme konusunda bir takım tereddütler yaşayan yaşlı mimar,belli ki bir şeylerden korkmaktadır. 
"Karanlığı dünyaya hakim kılmanın tek yolu güneş tutulmasının olduğu gün,gündüz gece olduğunda yedi çoçuğu keserek kanını akıtmaktır."

İyi;Akluofobi(karanlık korkusu) tetikleyici bir film olduğunu söyleyebilirim.Final sahnesinde Regina'nın arabada tünele giriyor olması ise bir hayli ironik.Güneş tutulması filme ayrı bir anlam yüklemiş.
Kötü; Filmin ilk yarısı oldukça durağan ilerliyor.
Gereksiz;Evin altındaki tapınak masalı biraz askıda kalmış.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 13 Nisan 2012 | Etiketler : | | | |

Panic Room (2002)

Meg Altman,eşinden kısa süre evvel boşanmıştır.Eşinden aldığı nafaka sayesinde, kızıyla(Sarah) beraber yaşamak üzere Manhattan’da devasa ,lüks bir ev satın alır.(artık ne miktar bir nafakadır varın siz düşünün :D)Ev biraz bakımsızdır ancak oldukça ilgi çekici özelliklere sahiptir.Bu üç katlı ev;dahili bir asansör ve bir düzine oda içermektedir.Geniş bir güvenlik sistemini de bulunduran malikane, şehrin ortasında müthiş bir mimariye sahiptir. İşin ilginci ise evin eski sahipleri tarafından yaptırılmış bir de panik odası bulunmaktadır.Bu odanın özelliği ise adeta evin içinde kilitli bir kasa havasında olmasıdır.Harici bir telefon hattı,evin dört bir yanını gözetleyen monitörler ve dışarıdan açılması imkansız kilit sistemine sahiptir.Kahrolası zenginler :D İnsan zengin olunca canının da ayrı bir kıymeti oluyor tabii.
Kısa zamanda eve yerleşen Meg ve Sarah evin ufak tefek eksiklerini gidermekle uğraşmaktadırlar.Taşındıkları günün gecesinde ise onları bir sürpriz beklemektedir.Evlerine sempatik görünümlü,acemi üç  hırsız girmiştir ancak hırsızların eve birilerinin taşındığından haberleri yoktur.Emlakçının eve en erken iki hafta içerisinde,bir ev sahibi bulacağı bilgisine sahiptirler.Hırsızların lideri ve onları yönlendiren kişi Junior, evin eski sahibinin mirasçılarındandır.Ancak mirasçı sayısı çok olduğundan ve servet ne kadar fazla olsa da paylaşmayı düşünmemesinden ötürü bu  soygun planını yapmıştır.İşin çetrefilli olan kısmı ise ulaşmaya çalıştıkları kasanın panik odasında olmasıdır.
 
Kısa sürede Meg alt kattan gelen seslerden ve monitördeki görüntülerden evde yabancılar olduğunu anlar.Amacı Sarah’ı da yanına alıp hızlıca panik odasına kaçmaktır.Bu sırada hırsızlarda ev sahiplerinin uyandığını fark eder ve silahlarını çekip onları yakalamak isterler.Kısa süreli bir asansör kovalamacasının ardından Meg ve Sarah panik odasına ulaşıp kendilerini içeri kilitlerler.Junior ve soygun planına sonradan dahil ettiği arkadaşı şaşkındır.Kapıyı ne kadar zorlasalar da sonuç alamazlar,kapı neredeyse kale gibidir.Şişko hırsızımız ise karşılaştıkları tehlikenin farkındadır.Kariyeri boyunca bu tarz güvenlik firmaları için çalışmıştır ve panik odasının dışarıdan açılmasının imkansız olduğunu herkesten daha iyi bilmektedir.
Odanın içerisinde ise,biraz odanın ismiyle ironik olacak ama tam bir panik hakimdir.Bu adamlar da neyin nesidir?Onlardan ne istemektedirler?Monitörler sayesinde kahramanlarımız evlerinde olan biteni izlemeye devam ederler.Bu sırada Meg ve hırsızlar arasında karşılıklı olarak iki tarafın istekleri konuşulur.Meg hırsızların bir an önce evini terk etmesini böylece onları polise şikayet etmeyeceği söyler. Junior ise odadan çıkmalarını,onlara zarar vermeden ufak bir şey alıp evi terk edeceklerini söyler.Ancak Meg kapıyı açacak kadar tedbirsiz değildir.Sonuçta hiç tanımadığı ve içeri izinsiz giren bu adamlara güvenemez.Pazarlıklarının sonuçsuz kalmasının ardından Junior ve ekibi çeşitli yöntemler deneyerek Meg ve kızını panik odasından dışarı çıkarmaya çalışırlar.(Odaya tüp gaz pompalamak,alt kattan tavanı kırıp odaya ulaşmak istemek  vs bayağı eğlenceli sahneler var :D)
Öte yandan Sarah şeker hastasıdır ve durumu saatler ilerledikçe kötüye gitmektedir.Artık roller değişmeye başlar.Meg dışarı çıkmalıdır ve kızı için insulin iğnesini bir an önce getirmek zorundadır.

İyi;Kovalamaca ve gerilim dolu filmi gayet başarılı buldum.Özellikle Jodie Foster döktürmüş.Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.Ufak bir detay:Sinemaseverlerin hatırlayacağı üzere Jodie Foster henüz çocuk denecek yaşlardayken efsane film "Taxi Driver" ile çıkışını yapmıştı.Benzer şekilde bu yapım da Kristen Stewart'ın parlak kariyerinin başlangıcını oluşturuyor.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 25 Ocak 2012 | Etiketler : | | |

Cabin Fever (2002)

Pek çok aynı tarz yapımda da olduğu gibi ilk çeyrekte,olayın ne yöne gideceğiyle ilgili ipuçları içeren kısa 'başa geleceklerin ufak özeti şeklindeki' giriş kısmı beni pek tatmin etmese de yine de baştan sona izlemeyi başardım.Filmin konusu artık klasikleşen bir grup genç ve başlarından geçen olaylar dizisi şeklinde.Her zaman olduğu gibi karakterlerimiz başlarına neler geleceğinden habersiz,arabalarına atlayıp ücra bir köşede tatil yapmak üzere ilginç bir barakaya yerleşmeyi planlarlar.Ha bu arada olmazsa olmazlardan barakaya giderken yol üzerinde alış-veriş için markete uğrarlar ve oradaki market görevlisi saçma sapan demeçler verir belli ki tekin biri değildir:D

Ayrıca tam bu sırada marketçinin sarışın kız çocuğu da karakterlerimizden kendisiyle iletişim kurmaya çalışan birinin elini kapar:D (=ısırır)Niye diye sormayın mantık hatalarıyla dolu bir film ... Gençler başımıza gelecek en kötü şey bu herif ve kızıydı diyerekten barakalarına doğru yola çıkarlar.
Geldik gördük yerleştik...Elemanlar  yerleşince her amerikan filminde olan şeyler tekrarlanır.(Seks,içki,eğlence vs)Ta ki olaylar sıra dışı bir hale gelinceye değin.Bir akşam üzeri ateş yakılır,kızlarla ortam kurulur vs bu sırada şehir efsaneleri anlatılarak seyirciye dur bekle kapatma bişiler olacak işte,film hareketlenecek, izlenimi verilmeye çalışılır.Artık karşılaşma anı gelmiştir (ama neyle cüzzamlı bir eleman ?) filmin havasına girmemizi sağlayacak olaylar gelişmeye başlar.Derisi dökülen,kan kusan garabet adam bizimkilerin inini bulur ve derdini anlatmak belki de sadece konuşmak ister:D Lakin gençler aksiyon ister ve bu ilginç bir o kadar da fantastik (Litrelerce kan mı kusulur be,hemde sürekli .)belki de sadece hasta olan kahramanımızı, kısa bir panik ve kovalamaca vs sonrası öldürürler.Bu arada ne yazık ki arada arabaları da bozulur.Artık ne yardım isteyebilecek birine ulaşabilirler ne de oradan yürüyerek ayrılacak cesareti kendilerinde bulabilirler.Ama orada da oturup bekleyemezler tabii;birbirlerini şerefsizlikle suçlarlar ve dağılarak yardım aramaya başlarlar.Yardım arama bir tarafta dursun uzun süredir hele ki bu tarz filmlerde pek sık karşılaşmayı ummadığımız kadar sempatik bir polis ortaya çıkar.

(O da nesi bu bir polis mi?)Polis cana yakın tavırlarıyla ilgi odağı olur güven veren bir görüntüsü vardır.Acaba bu güveni gerçekten de hak eden biri midir?Bu arada bizimkilerden evde kalmayı yeğleyenlerde garip rahatsızlıklar boy gösterir;deri dökülmesi,kan kusma vs.Bu da nereden çıktı acaba?Garabet adama mı dokundu yoksa birisi,ya da onun kanına mı bulaştı bir yerlerden (kovalamaca- silah -öldürmece üçgeninde.)Egoist bi eleman evi terk etti bile bana bulaşmasın bu hastalık,artık tek başıma takılacağım beni hesaba katmayın diyerekten.(Tabii bunda aşağıdaki sahneye benzer şeyler görmüş olması ana etken olabilir.)Adam haklı mı bilinmez ama ortamdaki herkes de acaba cinsellikle bulaşıyor mudur?(o zaman yandınız:D) Yemeği de bu yaptıydı Allah kahretsin keşke yemeseydim gibilerinden sorular kafa kurcalamaya başlar. 
Filmin sonunu merak edenler ise şimdiden bir bardak soğuk su içmeli :)



İyi;Neyse ki sıkıcı değildi,filmin tek olumlu tarafı kesinlikle bu olsa gerek...
Kötü;Kan kusma olayı deri döküntüsü vs efektleri saçma ve abartıdan ibaret.Yetişkin bir insanda ortalama  5-6 lt kan bulunduğu bilgisinden yola çıkarsak,defalarca kusularak litrelerce akan kan komediden başka bir şey değildi.
Gereksiz;pankek muhabbeti :D

-Marketteki sarışın kız neden sağa sola saldırır,onu bunu ıstırır buna cevap bulamadım.Hatta bir yerde elemanın birine pankek deyip saldırıyordu,ilginç...
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Ocak 2012 | Etiketler : | | |

Phone Booth (2002)

Stu iş hayatında dalaverelerle geçinen yaptığı işi çok önemsemeyen ve kendisi olmazsa her şeyin eksik  olacağını düşünen,sözüm ona bir organizatördür.Aslında tam anlamıyla işgüzar,müşterileri ile ikili oynayan,üç kağıtçı bir adamdır.Günün birinde yeni asistanı ile beraber işlerini yoluna koymaya çalışan Stu,ardı arkası kesilmeyen cep telefonu görüşmelerinin ardından,en nihayetinde tavlamaya çalıştığı yeni iş arkadaşlarından biri olan Pam’ı aramaya fırsat bulur.Bu olayı karısından gizlemek içinde,kendi cep telefonu yerine bir telefon kulübesini kullanmaya karar verir.Tam Pam ile konuşacakken telefon kulübesine gelen pizzacı ona ait bir sipariş getirdiğini söyler.Olayın mantıksızlığından ve boş zamanının bu tarz bir saçmalıkla harcanmasından çekinen kahramanımız,biraz da pizzacıyı kırarak başından def olup gitmesini ister.Bu pizzacı da neyin nesidir?Kamuya açık bir telefon kulübesine kim sipariş verir ki?
Pam ile yaptığı kısa görüşmesinin ardından telefonu kapatan Stu,hemen akabinde telefonun çalması ile açma gafletinde bulunur.Telefonun diğer ucunda Stu ile ilgili hemen her şeyi bilen gizemli bir adam vardır.Stu başlarda birisinin kendisi ile dalga geçiyor olabileceğini düşünse de gerek karısı gerekse Pam hakkında pek çok şey bilen bu adam da kimdir?Dahası belli ki Stu’yu günlerdir takip etmektedir ve ona dair her şeyi çok net bir şekilde bilmektedir.En işlek caddelerin birinin ortasında telefon kulübesinde şaşkına dönen kahramanımız,hareketlerini adım adım takip eden bu adamın çevresindeki yüksek binalardan birinden kendisini izlediğini düşünmektedir.Giderek sevimsizleşen olayın dahası olarak bir de telefondaki ses isteklerde bulunmaya başlamaz mı?

Uzunca bir zaman telefondaki sesin direktiflerini yerine getiren Stu,telefonu kullanmak isteyen bir grup fahişenin saldırısına uğrayacaktır.Hem bir yandan onlarla uğraşan bir yandan da telefondaki yabancımıza laf yetiştiren kahramanımız,telefonu kapattığı anda öldürüleceğini de bilmektedir.Bir süre sonra olaylara el atacak olan kızların patronu ise telefondaki sesin sahibi tarafından vurulacaktır.Ancak tabii herkes bu vakanın sorumlusu olarak Stu’yu görecektir.Kısa bir süre sonra olaya el atmak için mekana gelen polisler ise Stu’nun bunalım geçirdiğini düşünmektedir.Polis dedektifi Ed,Stu’nun telefonda kiminle görüştüğünü bulmaya niyetlidir.Medyanın da işe karışarak Stu’nun canlı yayına çıkmasının ardından,olaya dahil olacak olan eşi Kelly ve Palm ise,kahramanımızı daha da zor durumlara sokacaktır.Telefondaki sesin isteklerini birer birer yerine getirmeye devam eden bahtsız kahramanımız,pek çok yalanının ortaya çıkması ile kaybedecek hiç bir şeyi kalmayan zavallı bir adam konumuna düşecektir.Finalde Kelly ve Palm arasında bir tercih yapma durumunda kalacak olan kahramanımız,polisin de uzun çabaları sonrasında bakalım bu kabustan uyanabilecek midir?



İyi;Fim baştan sona kadar ilgiyle izleyebileceğiniz bir kurguyla seyrediyor.Ayrıca tek bir mekanda geçmesine rağmen hakkını veriyor.
Kötü;Filmin süresi biraz kısa geldi.
Gereksiz;Kahramanımızın itiraflarından sonra;her şeyi göze almasının akabinde,hayatta kalacağı hissine kapılmamız...Her zaman iyiler kazanır gibi olmuş :D
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 3 Ocak 2012 | Etiketler : | | | |