Pandorum (2009)

Pandorum (2009)
Event Horizon (1997) ve Sunshine (2007) yapımlarının ardından bilim-kurgu beraberinde gerilim filmi yapma hususunda epey açlık çeken sinema sektörü,”Pandorum” filmiyle biraz olsun kendine geldi diyebilirim. Filme gelecek olursak biraz Resident Evil tadı aldım desem yanlış olmaz (ki zaten yapımcıları Resident Evil serisinin kadrosuyla aynı).
Uzay gemisinde uyanan iki uzay istasyonu görevlisi, geçmişlerini anımsamakta güçlük çekmektedir. Daha doğrusu bazı şeyler akıllarına gelse de, çok basit soruları çözümleyecek kadar dahi bellek olguları yeterli değildir. Sanki bir şey olmuştur ve yaşanılanlar unutulmaya mahkumdur. Birbirlerini hatırlamakta zorlanan bu iki adam, en sonunda üniformalarının üzerindeki isimlerden ve hiyerarşi simgelerinden yola çıkarak birbirlerine hitap etmeye başlarlar. (Kaptan Payten ve Bower) Çevreyi gezinip başlarına ne geldiği ile ilgili ip uçları aramaya  çalışan ikilimiz, her ne kadar birbirlerine pek güvenemeseler de, kader ortağı oldukları ironisi gerçektir. Çevreyi keşfetme mevzusunda işleri hiç de kolay değildir, keza uzay gemisinin enerji kaynağında bir problem olduğu aşikardır ve bu nedenle elektronik cihazları kullanmak ve gemi içerisinde rotalarını bulmak bir nevi ne kadar zeki olduklarına bağlıdır.
 Pandorum (2009)
Bir oda da kapana kısılan Payten ve Bower buradan çıkış amacıyla planlar yapmaya başlarlar. Neler olup bittiğini öğrenmeleri de buna bağlıdır. Payten’ın emirleri sonrasında bulduğu küçük bir boşluktan uzay gemisini keşif için yola çıkan Bower, Payton ile iletişimini ise telsiz ile sağlayacaktır. Ancak sürekli gidip gelen elektrikler, başlarına epeyce problem olur. Bower’ın amacı enerji kaynağını sıfırlamak ve böylece yeniden sağlıklı bir şekilde çalıştırıp, kaptan köşküne ulaşarak nasıl bir felaket ile karşı karşıya olduklarını anlamaktır. Uzun koridorları sürünerek geçen Bower, çok geçmeden Payton ile olan bağlantısını yitirir. Artık bu karanlık uzay gemisinin içerisinde yapayalnızdır ve etraftan gelen ürpertici sesler yeterince rahatsız edicidir. Sürekli olarak tünellerde karartılar görmeye başlayan kahramanımız, her şeye rağmen ilerlerken; karşısına çıkan insanın kanını donduracak cesetler,iyiden iyiye paniklemesine neden olur. Bower giderek gemiye neler olduğunu anlamaya yaklaştığını hissetse de, kısa bir süre süre içerisinde kendisini survivor da bulur. Payton ve Bower gemide yalnız değildir...
Pandorum (2009) 
Çok geçmeden gemiyi istila etmiş olan garip yaratıklardan biriyle karşılaşacak olan Bower, uzun bir kovalamacanın ardından canını zor kurtarır. Bu sırada iki de arkadaş da edinir. Nadia isimli hırçın bir kız ve Manh adında saldırgan bir genç adam imdadına yetişmiştir.Artık üç kişilerdir ve neler olup bittiğiyle ilgili bazı teorilere sahiplerdir. Kısa bir konuşmanın ardından kaynaşan kahramanlarımız, Nadia’nın daha erken uyandığını ve gemide süregelen istiladan haberi olduğu keşfederler.
Bower ve arkadaşları ilerleye dursun, öte yandan yine uzay gemisinin görevli tayfasından tuhaf bir adam (Shepard) uyanır ve Payton ile yolları kesişir. Üstelik Shepard’ın olup bitenlerden az çok haberi vardır ve hiç kimsenin buradan canlı çıkmayacağına dair sözler sarf eder. Kaptan Payton’un üzerinde otorite kuramadığı bu adam başlarına pek çok bela açmaya meyillidir...



İyi; Atmosfer, mekan seçimleri ve giderek tırmanan gerilim faktörleriyle, uzun süredir hasret kaldığımız bilimkurgu-gerilim eksenin de sürükleyici bir yapım.
Kötü;Yaratık modellemeleri çok aşina.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

Yorum Gönder