Güncel İncelemeler;

The House That Jack Built (2018)

The House That Jack Built (2018)
Jack; yalnız yaşayan, çocukluğundan beri mimar olma hayalleri kurmuş yetenekli bir mühendistir. Aynı zamanda oldukça zeki ve sıra dışı bir seri katil olan kahramanımız, polislere yakalanmadan, övgüyle bahsettiği düzinelerce cinayet işlemiştir. Eylemlerinin bir estetik barındırdığını düşünen ve kurbanlarının fotoğraflarını çekmeyi de ihmal etmeyen Jack, her kurbanı çıtayı daha da üstte taşıdığı üstün bir sanat eseri olarak görmektedir.
The House That Jack Built (2018)
Kimsenin adını bile umursamadığı bir ara sokakta, eskiden bir pizzacıya ait olan soğuk hava deposunu kiralayan Jack, ilham verici eserler olarak tanımladığı hunharca cinayetlerinden arta kalan bedenleri burada saklamaktadır. Sıradan görüntüsüyle dışarıdan bakanların şüphe duymayacağı, kendi halinde içine kapanık bir mizaç sergilemesi işlerini kolaylaştırmaktadır. Öte yandan tek başına yaşayan, vahşi doğasından kaynaklı dürtülerini zaman zaman kontrol edebilmekte sorunlar yaşayan kahramanımız, obsesif kompulsif bozukluğu olan takıntılı bir karaktere sahiptir. Tarihe ve teknik bilimlere ilgi duyan entelektüel kişiliğinin ötesinde empati yoksunu tipik bir psikopat olmasına rağmen kalabalık içerisinde saklanmanın kendince yollarını da geliştirmiştir. Anılarının neredeyse tamamında sapık ruhlu, sosyopat bir profil sergileyen Jack, yegane amaç olarak uygun malzemeyi bulup, kendi çizip tasarladığı bir ev yapma arzusundadır. Çoğu zaman spontane cinayetler işleyen ve aldığı risklerin hazzı arttırdığını düşünen Jack, günün birinde Verge ile tanışır. İyi bir dinleyici olan Verge, Jack' in anılarını ve birbirinden tuhaf cinayetlerini kendi değer yargısı ile sorgulamaya başlar. Umulmadık bir anda karşısına çıkan Verge, kahramanımız için yeni bir yolculuktur...


İyi; Lars Von Trier imzalı yönetmenin özgün tarzını yansıtan; deneysel, düşündürücü, kışkırtıcı ve bir o kadar da rahatsız edici bir yapım. Oyunculuk, diyaloglar ve çarpıcı sahnelerle kesinlikle göz atılması gereken bir Lars Von Trier klasiği daha. Baştan sona ilgi çekici, metaforlar ve  alt metinlerle dolu bir yapım. Yönetmenin bir diğer filmi için Antichrist (2009)' ı inceleyebilirsiniz. 
Kötü; Genel izleyici kitlesine hitap etmiyor. Sanatsal filmlerden, metaforlardan ve düşündürücü diyaloglardan hoşlanmayan kişiler, ağır tempoda ilerleyen sıkıcı ve rahatsız edici bir  film olarak düşünüp pas geçebilir.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 4 Ocak 2019 | Etiketler : | | | | | |

The Thirteenth Floor (1999)

The Thirteenth Floor (1999)
''Düşünüyorum; o halde varım...''
R.Descartes
Yarı iletkenler ve mikroçipler üzerine yaptığı çalışmalar sonrasında büyük ün kazanan ve kendi teknoloji şirketini kuran Hannon Fuller, pek çokları tarafından çağının Einstein' ı olarak adlandırılan bir dahidir. Ömrünün tamamını gelmiş geçmiş en iyi sanal gerçeklik simülatörünü yapmaya adayan Fuller, son altı yıldır birlikte çalıştığı asistanları Hall ve Whitney' ile beraber şirketinin 13. katında araştırmalarını sürdürmektedir. Tamamen gözlerden uzakta yapılan çalışmalar, basından da sır gibi saklanmaktadır...
The Thirteenth Floor (1999)
Genç bir bilgisayar yazılım uzmanı olan Douglas Hall, bir sabah uyandığında işvereni Fuller' in öldürüldüğü haberiyle büyük bir şok yaşar. Dahası polisler tarafından baş şüpheli olarak görülmektedir. Geçen gece neler olup bittiğinden bir haber Fuller' in başına gelenleri sorgulamaya başlar. Hemen şirkete gidip Whitney ile görüşen kahramanımız, simülatör henüz tamamlanmadığı halde Fuller' in risk alarak simülasyona dahil olduğunu öğrenir. Bilinç nakli gibi son derece tehlikeli bir işlemi barındırsa da kendi gençlik dönemini yeniden yarattığı 1937 yılı Los Angeles' ına sık sık ziyaretler yapan ve zamanının çoğunu sanal dünyada geçiren Fuller, görünen o ki bir şekilde Hall' a hissettirmeden bir takım denemeler de yapmıştır. Öte yandan Fuller' in herkesten sakladığı Paris' de yaşayan kızı Jane' in miras davası için ortaya çıkması, Hall cephesinde işleri daha da karmaşık hale getirir. Zira Jane babasının kendisine ulaşıp, simülatörü kapatmak için yardım istediğini söylemektedir. Telefon kayıtlarına göre ölümünden saniyeler önce Fuller' in Hall' u aradığının ortaya çıkması ise polisin elini epeyce güçlendirir. Olay gecesi neler olup bittiğini bir türlü hatırlayamayan ve geceye dair hafızasında derin boşluklar bulunan kahramanımız, bir yandan da deyim yerindeyse dejavular yaşayarak, oldukça hoş ve alımlı bir bayan olan Jane' e ilgi duymaya başlar. Masumiyetini ispat edebilmek için Whitney' nin yardımıyla simülatöre dahil olan ve Fuller' in izini süren Hall, bir şekilde kendi adına bırakılmış bir not ya da mesajın peşine düşer. Bu sayede gerçeği ortaya çıkarabileceğini düşünen kahramanımız, çok geçmeden Fuller' in bilinçaltında yaşattığı saklı dünyasında gezinmeye başlar. Uzun yıllardır üstünde çalıştıkları simülatörün en az kendisi kadar gerçek olduğu fark eden Hall, Fuller' in dehasını karşısında bir kez daha mahcup olur. Fuller' in son zamanlarında yaptığı gibi sık sık simülatöre giriş yapan ve patronunun başına gelenlerle ilgili ipuçları arayan kahramanımız, zamanının giderek daraldığının farkındadır...

İyi: Baştan sona ilgi çekici felsefik konusu ve sürükleyici atmosferiyle, türünde öncü bilim-kurgu, gerilim filmlerinden biri. Oyunculuk ve gizem seviyesi de oldukça başarılı. Yapım yılı itibariyle eXistenZ (1999) ve The Matrix (1999)' in gölgesinde kalsa da bilim- kurgu sevenleri fazlasıyla tatmin edeceği ortada. Öte yandan C. Nolan imzalı gişe rekortmeni Inception (2010) daki 'rüya içinde rüya' konseptinin de fikir babası olduğu söylenebilir. Filmi anlamakta zorlananlar şu çizime göz atabilirler...

Kötü; Ufak mantık hataları yok değil, ancak görmezden gelinebilir seviyede :)
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 17 Temmuz 2017 | Etiketler : | | | | |

The Colony (2015)

The Colony (2015)
'Santiago, Şili. Yıl 1973. Politik ayaklanmalar tüm ülkeyi istikrarsızlaştırdı. Birleşik Devletler' in genç demokrasiye sırtını dönmesiyle Şili, Soğuk Savaş'ın yeni muharebe alanı haline geldi. Bu sırada, Sovyetler Birliği desteğini esirgemiyor. ABD hükümeti, Salvador Allende'nin kovulması gereken bir komünist olduğunu bildirdi. Yüzlerce, binlerce insan Başkan Salvadore Allende'yi desteklemek için Santiago, Şili sokaklarına döküldü. Uzmanlar Şili'yi iç savaşın eşiğinde görüyor. Biz, Şili' deki son gelişmeleri beklerken.dünya da nefesini tutmuş durumda...'
The Colony (2015)
Yaşam dolu, genç bir hostes olan Lena, haftada bir Almanya' dan Santiago' ya düzenlenen uçak seferi sayesinde erkek arkadaşı Daniel ile görüşebilmektedir. Konforuna düşkün, güzel bir bayan olan Lena, yolculuğun yorgunluğunu unutup, erkek arkadaşıyla buluşma anının heyecanını kapılır. Lena' nın aksine toplumsal olaylara daha duyarlı olan ve Allande yanlısı sosyalist bir grupla takılan Daniel, posterler hazırlayarak ideolojisine katkı sağlamayı ummaktadır. Kız arkadaşının gelmesiyle sürekli ayaklanmalar ve protesto gösterilerinin eşiğindeki Santiago' da keyifli birkaç gün geçirme fırsatı bulan Daniel, sabah saatlerinde gelen bir telefon sonrasında büyük bir şok yaşar. Zira General Pinochet kanlı bir darbe sonrası yönetimi devralmış ve sosyalistleri yok etmek için deyim yerindeyse her fare deliğine dahi asker sevk etmiştir. Alman vatandaşı olmalarına rağmen, askerlere yakalanan çiftimiz, bir itirafçının verdiği ifade sonrasında epeyce zor duruma düşerler. Daniel' in, gözlerinin önünde haç işaretli bir minibüsle alıkoyulmasına şahit olan Lena, pes edip ülkeyi terk etmek yerine erkek arkadaşının izini sürmeye karar verir. Daniel' in şehir dışında bulunan 'Colonia Dignidad' adı verilen bir kampa götürüldüğünü öğrenen kahramanımız, araştırmalar yapmaya başlar. Devlet kaynaklarında saygın bir yardım kuruluşu olarak adledilen Colonia Dignidad, kağıt üstünde tamamen yasal evraklara sahip bir kuruluştur. Pius isimli eski bir Alman rahibin 2.Dünya Savaşı sonrasında müritleriyle beraber deyim yerindeyse hiçliğin ortasında bulunan bu araziye, radikal bir tarikat inşa ettiğini öğrenen Lena, tüm riskleri göz ardı ederek Daniel' i bulmak pahasına oraya gitmeye karar verir. Bir şekilde onlardan biri olup, içeriye sızmayı planlayarak, henüz sağ bile olduğundan şüphe duyduğu Daniel' in peşine düşer. Tarikata katılabilmesi için Pius' u etkilemek zorunda olan kahramanımız, çok geçmeden kendisini kuralları Pius' un belirlediği ve geri kalan herkesin kayıtsız şartsız itaat ettiği, kaçışın mümkün olmadığı bir ortamda bulur. Modern dünyadan oldukça farklı ve radikal bir şekilde organize olan Pius ve tarikatı tuhaf rituellere sahiptir. En nihayetinde Daniel' in izini bulan Lena, bir yolunu bulup buradan kaçmayı planlamaktadır. Ancak Colonia Dignidad, Dante' nin İnferno' sunda cehennem kapısındaki yazı misali, 'buradan içeri giren, ümidi geride bıraksın' vari bir yerdir. Dahası tüm gözlerin üstünde olduğunu bilen Lena, akıllıca davranmak zorundadır...

İyi; Gerçek olaylardan uyarlama, oldukça sürükleyici, macera düzeyi yüksek  bir dram- gerilim filmi. Kurgu, oyunculuk, görseller, kamera açıları ve soundtrackler de gayet iyi. Bu filmi sevenler tarz olan yakın olan The Sacrament (2013) yapımına da göz atabilirler.
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Temmuz 2017 | Etiketler : | | | | |

A Cure for Wellness (2016)

A Cure for Wellness (2016)
Borsadaki sert düşüşün ardından, hisselerin giderek değer kaybetmesi ve küresel finans şirketinin büyük bir dar boğaza sürüklenmesi üzerine şirketi kurtarabilmek için icra kurulu toplanır. Son birkaç yıldır başarılarıyla merdivenleri hızlı tırmanan Lockhart' da davetliler arasındadır. Yönetim kurulu, şirket CEO' su Pembroke' un bir an evvel ortaya çıkmasını istemektedir. Zira Pembroke' un sağlığı üzerinden piyasa da manipülasyonlar yapılmakta, şirket zaman ilerledikçe daha da iflasa yaklaşmaktadır. 
A Cure for Wellness (2016)
Pembroke ise hali hazırda her şeyden vazgeçmiş, İsviçre Alpleri' nde tarihi bir tesiste tedavi olmaktadır. Şirket çalışanlarını gerçekleri görememe ve çıkarcılıkla suçlamakta, bir daha ofise geri dönmeyeceğini dillendirmektedir. Şirket yönetim kurulu ise Pembroke' u ikna etmesi için şantaj vari bir yöntemle Lockhart' ı görevlendirir. Teklife başlarda sıcak bakmasa da bir şekilde patronu New York ' a geri getirebileceğini düşünen kahramanımız, vakit kaybetmeden yola koyulur. Uzun bir yolculuğun ardından, sarp ormanlık bir arazinin tepesinde bulunan tedavi merkezine ulaşmak için taksi kiralayan Lockhart, daha kasabayı bile kolaçan edemeden Pembroke' un peşine düşer. Heybetli bir kaleyi andıran ve buram buram tarih kokan mimarisiyle tedavi merkezi, oldukça ihtişamlı bir yapı olarak karşısında belirir. Zaman kaybetmeden Pembroke' un tedavisinden sorumlu olan doktor Volmer ile tanışır. Volmer son derece kendinden emin, işinde oldukça başarılı, meslektaşları tarafından saygıyla anılan bir hekimdir. Uzun yoldan gelen kahramanımıza bol bol su içmesi ve kaplıcaların keyfini çıkarması tavsiyesinde bulunan Volmer, bir yandan da Pembroke' un şu an görüş için uygun olmadığını hatırlatmaktadır. Yönetim kurulunun yoğun ısrarlarından ötürü hızla Pembroke' u görmesi gereken Lockhart, zaman baskısından ve yorgunluktan ötürü bitap düşmeye başlar. Bu sırada yaşadığı bir talihsizlik sonrasında ufak bir kaza atlatan kahramanımız, gözlerini açtığında bacağının alçıya alındığını fark eder.  Acele ettikçe bir şekilde işlerinin ters gittiğine şahit olur. Artık mecburen tedavisi tamamlanıncaya kadar buralarda oyalanmak zorundadır. Daha hızlı iyileşebilmek için Volmer' ın ısrarı üzerine meşhur su tedavisini denemeye karar verir. Öte yandan Hannah isimli gizemli bir kızla tanışan Lockhart, çok geçmeden onun Volmer' ın özel hastası olduğunu keşfeder. Diğer tüm hastaların aksine Hannah' ın sudan içmesi ya da suya girmesi yasaktır. Hannah sayesinde tedavi merkezinin geçmişini araştırmaya koyulan Lockhart, Volmer' in kirli sırları olduğunu düşünmeye başlar...


İyi; Baştan sona gizemli kurgusu ve sürükleyici senaryosuyla başarılı bir gizem-gerilim filmi. Mekan seçimleri, oyunculuk ve soundtrackler oldukça başarılı. Riget (1994) dizisine benzer, kendine has bir atmosfer barındırdığını söyleyebilirim.
Kötü; Filmin süresi daha kısa olabilirdi. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 31 Mayıs 2017 | Etiketler : | | | | |

The Jacket (2005)

The Jacket (2005)
Körfez Savaşı gazisi Jack Starks, dehşet ve gözyaşıyla dolu günlerin ardından ordudan ayrılıp evine döner. Hala yaşadığını travmayı atlatamayan ve gündelik hayata geri dönüp sosyalleşmekte sıkıntılar yaşayan kahramanımız, bir yandan da gözüne uyku girmeyen geceler boyunca giderek depresif bir ruh haline sürüklenmektedir. Sürekli savaşta olan bitenleri düşünen ve bir türlü zihnini rahatlatamayan Jack, soğuk bir kışı günü umarsızca bir yürüyüşe çıkar. 
The Jacket (2005)
Yol üstünde otostop yaparak bir yabancının arabasına binen Jack, her şeyin çok hızlı gelişmesiyle ve şerifin ölmesiyle sona eren bir cinayete karışır. Polisler tarafından tutuklanan ve cinayet zanlısı olarak mahkemeye sevk edilen kahramanımız, olan bitenleri tam olarak hatırlayamadığı ve iyi bir savunma yapamadığı için, mental durumu da göz önüne alınıp akıl hastanesine yollanır. Dr. Becker gözetiminde tedavi alması planlanan Jack, bir dizi deneysel terapiler ve ilaçlarına maruz kalır. Dr. Becker, ilaçlar sayesinde nefret tabakasını soyacağını ve Jack' i yeniden topluma kazandıracağını savunmaktadır. Ancak bilim etiğinden son derece uzak uygulamalar ve kendi doğrularıyla yola çıkması, Dr. Lorenson tarafından sıklıkla eleştirilir. Lorenson, Becker' ın hastaları deney hayvanları gibi kullandığından ve amaçsız ilaç kokteyllerini karıştırarak deneysel çalışmalar yapmasından rahatsızdır. Ailesi- arayıp soranı olmadığı için uygun hasta olarak gördüğü Jack üzerinde farklı uygulamalara ve seanslara devam eden Dr.Becker; tedavinin bir parçası olarak Jack' e deli gömleği giydirip, tabut gibi daracık bir morg çekmecesine kilitlemektedir. Zaman zaman çekmece içerisinde uzun saatler geçirmek zorunda kalan ve flashback sahneler anımsamaya başlayan kahramanımız, bir yandan cinayet gecesi neler olduğunu hatırlamaya çalışırken bir yandan da hastaneden nasıl kaçabileceğinin planlarını yapar. Yine yoğun ilaç tedavisinin ardından kapatıldığı morg çekmecesinde bu sefer gelecekten kesitler gören ve dört gün içerisinde öleceğini öğrenen kahramanımız, ölüm sebebini bulabilirse bir şekilde  kurtulacağını umut eder. Öte yandan rastlantısal olarak Jackie ile tanışan ve düğümü çözebilme konusunda yardım isteyen Jack, her ne kadar ikna etmekte zorlansa da dikkatini çekmeyi başarır. Zamana karşı savaş çoktan başlamıştır bile...

İyi; Jack London' ın 'The Star Rover' isimli romanından uyarlanan yapım, efsane oyuncu kadrosuyla ve sürükleyici kurgunun bileşimiyle beraber son derece başarılı bir psikolojik gerilim filmi. Atmosfer ve gizem seviyesi çok iyi. Korku- gerilim severlerin gözdeleri; zamanda yolculuk ve akıl hastanesi gibi konseptleri de barındırdığını ekleyelim. Bu filmi sevenlerin Jacob's Ladder (1990) yapımına da göz atmalarını tavsiye ediyorum.
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;

Friend Request (2016)

Friend Request (2016)
Üniversite öğrencisi Laura, gerek güzelliği gerekse sempatik tavırlarıyla arkadaş çevresinde son derece popüler bir bayandır. Sosyal medyayı sıklıkla kullanan ve deyim yerindeyse internet bağımlısı bir yaşam süren kahramanımız, günün hemen her saati çevrimiçi olup, yüzlerce takipçisine her geçen gün yenilerini eklemektedir. 
Friend Request (2016)
Günün birinde Marina isimli bazı derslerinden aşina olduğunu tuhaf bir kızın arkadaşlık daveti göndermesi üzerine profilini incelemeye koyulan Laura, nezaketen daveti kabul eder. Her ne kadar Marina' nın profilinde hiç kimse ekli olmayıp, arkadaş sayısı sıfır olmasını garip bulsa da bu durumu pek önemsemez. Öte yandan Laura'nın  ev arkadaşı olan Olivia ise son derece tuhaf görünen ve insanlar kaçarcasına yaşayan Marina' nın tam bir ucube olduğunu dahası olabildiğince  uzak durmaları gerektiğini düşünmektedir. Profil sayfasında korkunç resimler ve çizimlerden başka hiç bir şeyi bulunmaması da gerçektende epey ürpertici görünmektedir.
Marina' yı arkadaş olarak ekledikten sonra sürekli sohbet pencereleri açmasından ve bunaltıcı derecede samimi davranışlarından sıkılmaya başlayan Laura, doğum günü organizasyonu davetli listesinde onu es geçmeye karar verir. Geceye dair fotoğrafların facebook üzerinden paylaşılması üzerine çağrılmadığı için büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Marina soluğu Laura'nın yanında alıp, öfkesini kusar. Laura ise onu arkadaş listesinden çıkarıp bir daha karşılaşmak istemediğini söyler. Bu olayın akabinde bir süre derslerde dahi karşılaşmadığı Marina' ın intihar girişiminde bulunduğu haberini alan ve büyük bir şok yaşayan kahramanımız psikolojik olarak sarsılır. Öte yandan engellemesine rağmen Marina' nın halen facebook üzerinden dehşet verici mesajlar ve videolar yollaması üzerine giderek büyük bir buhrana sürüklenen ve kabus dolu geceler geçiren Laura, çevresinde özellikle yakın arkadaşlarının da benzer yanılsamalar yaşayıp, stresli günler geçirdiklerine şahit olur. Hesabını silmekten, bilgisayarını kapatmaya değin türlü şeyler denese de Marina' nın profilini incelemekten kendisini alı koyamayan kahramanımız şeytani bir gücün varlığını keşfeder...


İyi; Tipik bir grup genç ve başlarından geçen olaylar temalı gerilim filmlerinden biri. Kurgu olarak sürükleyici, türü sevenler için eğlenceli bir film. Gerilim seviyesi tatmin edici. Soundtrack' ler ve görseller başarılı.
Kötü; Klişelerle dolu, başından sonunu tahmin edebileceğiniz, sıradan senaryosu içerisinde zeka parıltıları ya da alt metin barındırmayan vasat bir yapım.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;

A Simple Plan (1998)

A Simple Plan (1998) 
Hank, deli dolu abisi Jacob ve onun kaba, bir o kadar da serseri olan arkadaşı Lou ile beraber yılbaşı arifesinde kasabaya gitmek üzere yola çıkarlar. Kışın en soğuk günlerinden birinde, zemini halı gibi kaplamış kar örtüsünün içinden ansızın beliren tilki kahramanlarımızın kaza yapmasına sebep olur. 
A Simple Plan (1998)
Kamyonetinin epey hasar almasınında etkisiyle, doğal koruma alınında olmalarını hiçe sayıp tilkinin peşine düşen, avlamadan geri dönmeyeceğini söyleyen Lou, ateş püskürtmektedir. Onu ikna edemeyeceğini anlayan Hank ve Jacob da mecburen arkasına takılmak zorunda kalır. Şans eseri ormanın hemen girişinde yere çakılmış vaziyette bulunan ve yüzeyi tamamen karlarla kaplı ufak bir uçak enkazını keşfeden kahramanlarımız meraklarına engel olamayıp, içeriye göz atmaya karar verirler. Muhtemelen kaza anında ölmüş bir pilotun dışında kimsenin bulunmadığı uçaktan büyük bir çanta çıkaran Hank, fermuarları araladığında hayatının en büyük piyangosuyla karşılaşır. Çanta ağzına kadar parayla doludur ve Lou ile Jacob daha şimdiden kutlamalara başlamıştır bile. Kimselere görünmeden şu an için sahipsiz olduğunu umdukları parayı yanlarına alan ve saymaya başlayan kahramanlarımız, rüyalarında bile göremeyecekleri tamı tamına 4.4 milyon doları ne yapacaklarını düşünmeye başlarlar. Aralarında en aklı selim kişi olan Hank, bu paranın kendilerine ait olmadığını ve polislere teslim etmeleri gerektiğini söylese de hal böyleyken kimse oralı bile olmaz. Bunun üzerine parayı kendisinin saklayacağını ve aramaya kimse gelmediği takdirde eşit olarak paylaşacaklarını söyleyen Hank, eğer şartlarını kabul etmezlerse polis gidip her şeyi anlatacağı restinde bulunur. Hayatlarının fırsatı ayaklarına kadar gelmişken geri tepmek istemeyen ve Hank' in önerisini kabul etmek zorunda kalan Lou ve Jacob, bu konu hakkında eşleriyle dahi en ufak bir şey konuşmayacaklarının sözünü verip evlerine dağılırlar. En nihayetinde son derece basit olan plana sadık kalıp, en kısa süre içerisinde parayı paylaşmayı arzulayan kahramanlarımız, günler geçtikçe güvensizlik duygusuna kapılır ve paranın sevdasına düşerler. Birbirlerinin niyetlerini sorgular hale gelemeriyle de sözde basit plan giderek karmaşık bir hale bürünür...

İyi; Sürükleyici kurgusu ve usta oyuncu kadrosuyla göz atılması gereken oldukça başarılı bir yapım. Diyaloglar keyifli, karakter seçimleri ve olay düğümü ilgi çekici. Giderek tırmanan gerilim seviyesi tatmin edici. Scott B. Smith'in romanındna uyarlanan ve sinemalaştırılan 'A Simple Plan' Sam Raimi'nin de yönetmen koltuğuna oturmasıyla üst düzey bir dram-gerilim filmi olarak göze çarpıyor. Romanın pdf versiyonu için buraya tıklayabilirsiniz.Bu arada Scott B. Smith'ın başka bir romanından beyaz perdeye aktarılan bir başka eseri de 'The Ruins (2008)' yapımıyla karşımıza çıkıyor.
Kötü; Final daha farklı olabilirmiş...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 3 Ağustos 2016 | Etiketler : | | | | | |

Masks (2011)

Masks (2011)
1970' li yıllarda kendi adını verdiği bir aktörlük metodu geliştiren Matteusz Gdula, bu yöntem sayesinde oyuncu adaylarını geleceğin yıldızları yapabileceği iddiasındadır. Ancak eğitimler sırasında şiddet ve korku içerikli seanslar düzenlediği basına yansıyan ve öğrencilerinden bazılarının gizemli bir şekilde ortadan kaybolması haberleriyle köşeye sıkışmaya başlayan Gdula, olan bitenlere daha fazla dayanamayıp intihar eder. O günlerden geriye kalansa kendi adını verdiği bir sahne sanatları okuludur.
Masks (2011)
Genç bir bayan olan Stella, oyunculuk eğitimine devam edebilmek ve daha iddialı roller alabilmek için seçmelere katılmaktadır. Bir türlü hakkettiğini düşündüğü ilgiyi göremeyen ve kendi yeteneklerini sorgular hale gelen kahramanımız, başarısız sonuçlanan bir başka mülakatın sonrasında Gdula'nın okulu hakkında bilgi alır. Erkek arkadaşının da desteği ile Gdula'nın okuluna kayıt yaptıran ve bu sayede tekniğini geliştirip, yıldızını parlatmayı uman Stella, kendisi gibi ders alan Cecile ile arkadaşlık kurmaya başlar. Cecile' den okul ve Gdula yöntemi hakkında bilgiler almak isteyen Stella bir türlü istediği cevapları bulamaz. Dahası donuk bakışlı bir bayan olan  ve gözlerinde bir şeyler sakladığı her halinden belli olan Cecile, Gdula yöntemini öğrenmeye çalıştığını ve daha fazla soruya muhattap olmak istemediğini söyler. Okulun halihazırda bir bölümünün halen kapalı olduğunu ve Gdula'ya ait kişisel eşyaların da bulunduğu odalara girişin yasak olduğunu öğrenen Stella, herkesin büyük bir gizemle bahsettiği Gdula yöntemini öğrenmeye karar verir. Öte yandan sahne ışıklarının sürekli üzerinde olduğu bir yıldız olabilmek için tüm hırsıyla hareket eden kahramanımız, Gdula' ya yaklaştıkça arkadaş çevresinden ve sevgilisinden giderek uzaklaşmaya başlar. Okulun karanlık geçmişiyle yüzleşme vakti gelmiştir...

İyi; Mekan ve atmosfer olarak oldukça başarılı bulduğum, gizem seviyesi tatminkar olan korku-gerilim severlerin mutlaka göz atmaları gereken bir yapım. Özgün bir hikaye barındırması ve ilgi çekici kurgu diğer artılar. Bu filmi sevenlerin Starry Eyes (2014) yapımına da göz atmalarını tavsiye ediyorum.
Kötü; Daha iyi oyuncu seçimleriyle daha başarılı olması muhtemel olan, ne yazık ki potansiyelin altında kalmış bir film.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 19 Şubat 2016 | Etiketler : | | |

Rammbock (2010)

Rammbock (2010)
Michael eski kız arkadaşını (Gabi) ziyaret etmek için Berlin'e döner.Eve gittiğinde Gabi'nin orda olmadığını fark eder.Tadilat yapan iki işçiden kız arkadaşının nerde olduğunu öğrenmeye çalışırken,ansızın olanlar olur.Dışarıda büyük bir gürültü kopmuş,insanlar delicesine şiddet eğilimi göstererek etrafa saldırmaktadır.
Rammbock (2010)
Harper isimli genç işçiyle beraber Gabi'nin evinde mahsur kalan Michael,çok geçmeden neler olup bittiğini anlar.Tv yayını bozulsa da radyodan aldıkları bilgiler sonrasında hızla yayılmakta olan bir virüsün insanları zombilere çevirerek saldırganlaştırdığını öğrenir.Öte yandan binanın avlusu onlarca vahşi zombiyle dolmuştur bile.Ne pahasına olursa olsun Gabi'ye ulaşmak isteyen kahramanımız, Harper ve kendisi gibi hayatta kalmayı başarmış birkaç apartman sakiniyle birlikte hareket etmeye karar verir.Salgın vücut sıvılarıyla yayılmaktadır ve dönüşmeden önce kullanılabilecek sakinleştirici maddeler şiddet eğilimi azaltmaktadır.Bunun üzerine madde bağımlısı komşularından birinin evine girerek sakinleştirici madde stoklamak isteyen kahramanlarımız kendilerini tehlikeli bir köşe kapmaca oyununun içerisinde bulurlar.Olay tahmin ettiklerinden çok daha vahimdir.Tüm şehir virüs sonrası istila halindedir ve görünürde bir kurtarma ekibi de yoktur hani...En nihayetinde kazara Gabi ile karşılaşan Michael,kapana kısıldıkları apartmandan kurtuluş için  plan yapmaya başlar.Hayatta kalabilmek için acele etmelidirler...
İyi;Enteresan bir atmosfere sahip,sürükleyici bir salgın-virüs temalı yapım.Oyunculuk ve mekan seçimleri başarılı.Genel olarak daha realistik bir zombi filmi olarak düşünülebilir.
Kötü;Süre olarak çok kısa.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 28 Ağustos 2015 | Etiketler : | | | |

Who Am I (aka Kein System ist sicher) (2014)

'Hack yapmak büyü gibidir.Her ikisi de başkalarını aldatma üzerinedir.14 yaşımdan beri tüm zamanımı bilgisayar önünde geçiriyorum.Programlama dillerini öğrendim.İlk sistemimi hackledim.Sonsuz olasılıklı bir evren...İlk kez bir şeyde iyi olduğumu hissettim.Gerçek hayatta ben birler arasında bir sıfırdım.Bir zavallı,bir ezik,bir ucube...Fakat internette bir aidiyet duygusu hissettim.'
Genç bir hacker olan Benjamin,artık yeteneklerini ispatlayabilmek için büyük oynamaya karar vermiştir.Okulda hoşlandığı kız arkadaşı Marie'nin gözüne girebilmek için ilk büyük hack denemesini planlayan kahramanımız,okulun veri tabanına sızarak sınav sorularını ele geçirme niyetindedir.Ancak her şeyi eksiksiz planladığını düşünse de son anda güvenliğe yakalanmaktan paçayı kurtaramaz.Cezasını toplumsal hizmet adı altında 'temizcilik' yaparak çekmek zorunda kalan Benjamin,kendisiyle benzer kaderi paylaşan Max ile tanışma fırsatı bulur.Max,Benjamin'in bilgisayardan anladığını söylemesi üzerine onu test etmeye karar verir.Yeteneklerini ispatlamakta zorlanmayan kahramanımız Max'in gözüne girmeyi başarır.Yazılım ustası Stephan ve donanım manyağı Paul ile birlikte ufak bir hack timi olan Max,Benjamin'i de aralarına katılması hususunda ikna eder.Çok geçmeden kahramanlarımız beraber çalışmaya ve ses getirir eylemler yapmaya başlamıştır.Öte yandan kendilerine bir isim bulmayı  da ihmal etmezler.Sanal dünyada ve yer altında CLAY adıyla anılan Max ve çetesi kendilerine hedef olarak Fr13nds isimli dünyaca ünlü bir hack topluluğunu seçmiştir.Onların dikkatini çekmek ve becerini ispatlamak isteyen kahramanlarımız işledikleri siber suçlar sonrasında polisin takibine takılırlar.Artık işler çok daha karmaşık bir hale gelmiştir.Zira siber suçlar bürosu yetmezmiş gibi bir de  Fr13nds'in  soluğunu enselerinden hissetmeye başlarlar.Artık CLAY'in varlığı tamamen Benjamin'in omuzlarındadır...
İyi;İnternet ve hack üzerine yapılmış son yılların en iyi gerilim filmlerinden biri.Alman menşeli sıradışı bir yapım.Başarılı oyunculuk ve sürükleyici kurgu başlıca artılar.Ayrıca finalin de filmin kalitesini yakışır şekilde olduğunu ekleyeyim.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 21 Haziran 2015 | Etiketler : | | | |

Fracture (2007)

Ted Crawford kendisine ait bir havacılık şirketinde mühendis olarak çalışan son derece zeki bir adamdır.Karısının genç bir sevgilisi olduğunu öğrendiğinde ise aldatılmayı kabullenemeyip her ikisini de cezalandırmaya karar verir.Öte yandan eşinin aşığının dedektif olması işleri daha da karıştıracaktır.İhanetin bedelini ödetmek isteyen Crawford,saat gibi işleyeceğini umduğu zekice bir plan yapar.
Willy Beachum kariyerinde giderek zirveye tırmanan başarılı bir kamu avukatıdır.Baronun yaptığı teklif sonrasında çok daha iyi imkanlar ve yüksek paralara çalışmaya hazırlanırken,arkadaşlarının basit dava olarak adlandırdığı Crawford cinayeti için görevlendirilir.Ted Crawford,karısını ağır yaralamakla suçlanmaktadır.Zira polisler eve baskın yaptığında ona ait suçun işlendiği silahla yakalanmıştır.Ayrıca Ted'in karısına ateş ettiğini itiraf etmesi davanın kolay lokma olacağını göstermektedir.Beachum ön hazırlık dahi yapmaya gerek duymadan davaya dahil olur.Mahkeme huzuruna çıkan Ted,avukata ihtiyacı olmadığını söyleyerek herkesi şaşırmayı başarır.Beachum ise yeni ofisine taşınma arifesinde son mahkemesinden de galip ayrılacağından emindir.Ne de olsa Ted kendisine ait bir silahle karısını yaralamış ve üstelik olan biteni de itiraf etmiştir.Tek celse de davayı kapatacağını düşünen kahramanımız,balistikten gelen raporlar sonrasında köşeye sıkışır.Ted'e ait olan silah asla ateşlenmemiştir.Peki cinayet silahı şu an nerededir?Dava başka bir seyir kazanmıştır.Kariyerinde mağlubiyet olmayan Beachum ise bu denli kolay alt edilmeye razı olmayacaktır...
İyi;Oyunculuk ve sürükleyici kurgu başlıca artılar.Gizem seviyesi de tatmin edici.
Kötü;Kadroda Anthony Hopkins ve Ryan Gosling gibi iki değerli oyuncu olmasa senaryo olarak vasat kalabilecek,genel olarak sıkıcı bir yapım.Şahsen polisiye-gerilim,suç-gerilim filmlerinde daha fazla zeka parıltısı görebilmek yapımın kalitesinde belirleyici oluyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 5 Ocak 2015 | Etiketler : | | | | |

Lost Place (2013)

Lost Place (2013)
HAARP: Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı.Soğuk Savaş'ın zirve yaptığı 1982 yılında Güneybatı Almanya'da konuşlanan Birleşik Devlet Ordusu yüksek yoğunluktaki elektromanyetik dalgalarla deneyler yapmaya başladı.İddialara göre amaç havayı kontrol altına almaktı.Bölgede art arda yaşanan 28 ölümcül vakadan sonra program iptal edildi ve tüm tesis kapatıldı.Ta ki günümüze dek...
Lost Place (2013)
Gps sayesinde koordinatlarını edindikleri bir noktada hazine avı düzenlemek için internet üzerinden bir araya gelen bir grup genç, Palatinate ormanın derinlerine yolculuk ederler.Eğlenceli başlayan gezi koordinatların peşinden sürüklenen gençleri eski bir askeri üsse götürür.Çevrelerindeki yüksek radyasyon,ölüm tehlikesi vs gibi uyarılara aldırmayarak her halinden terk edilmiş olduğu anlaşılan tesise giren kahramanlarımız etrafı keşfe koyulurlar.Çok geçmeden değerli hazinelerinin civardaki küçük bir gölün içerisinde olduğunu anlayan gençler buldukları kutudan çıkanlar sonrasında epey hayal kırıklığı yaşarlar.Olanları boş verip tesise dönüp eğlence yolları arayan kahramanlarımız Jessica'nın fenalaşması ile bir şeylerin yolunda gitmediğini hissederler.Öncesinde kullandıkları uyuşturucunun yan etkisi olarak düşünseler de bir şeylerin yolunda gitmediği aşikardır.Dahası sanılanın aksine ormanda yalnız olmadıklarını anlarlar.Özel radyasyon koruma kıyafetleri olan bir adam çıkagelmiştir...
İyi;Gizem seviyesi fena olmayan,orta karar bir grup genç temalı gerilim filmi.Aslında filmin ilk çeyreği itibariyle daha fazla şey vaad ettiğini ancak giderek kısırlaştığını eklemeliyim.Bu filmi sevenlerin Chernobyl Diaries (2012) yapımına da göz atmalarını tavsiye ediyorum.
Kötü;Kurgu kademeli olarak sürükleyiciliğini yitiriyor,klişeler de eklenince vasatın üstüne çıkamıyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Temmuz 2014 | Etiketler : | | | |

The Woods (2006)

The Woods (2006)
Ailesiyle yaşadığı problemler sonrasında evinden ayrılmak zorunda kalan Heather,ormanlık bir arazi içerisinde bulunan eski bir yatılı okula gönderilir.Yaklaşık yüz yıllık bir tarihe ve büyük bir geleneğe sahip olan okulda yeni kız olmanın zorluklarını yaşayan kahramanımız adapte olabilmek için yoğun çaba harcamaktadır.Zira annesiyle arasını düzeltip eve dönebilmesinin yolu başarılı bir öğrenci olmaktan geçmektedir.
The Woods (2006)
Sadece özel (seçilmiş) öğrencilere burs sağlayan okulun yöneticisi Ms.Traverse,Heather'in şanslı bir kız olduğunu söyleyerek kurallara uymasını konusunda tembihler.Öte yandan Marcy isminde bir arkadaş edinen kahramanımız zamanının çoğunu onunla geçirmektedir.Akşamları ışıklar kapatıldığında ise yatakhaneye ormandan gelen ürpertici sesler ve fısıltılar en büyük düşmanı olmuştur.Hocalarla anlaşmakta zorluklar yaşayan Heather,okulun popüler kızı Samantha'nın da kendisine tavır yapması sonrasında giderek içine kapanmaya başlar.Geceleri ise gördüğü korku dolu kabuslar,gözüne uyku girmesini engellemektedir.Artık daha fazla dayanamayacağını anlayan kahramanımız çok geçmeden diğer kızların da orman konusunda çeşitli çekinceleri olduğunu anlar.Dahası sınıf arkadaşları birer birer kaybolmaya başlamıştır.Ms.Traverse ise bu durumu hafife almakta,ormanda bir şeylerin yolunda gitmediğini göz ardı etmektedir.Bir an önce ailesine ulaşıp okuldan ayrılmak isteyen Heather,okulun geçmişine ait bir takım karanlık sırlarla yüzleşmek zorunda kalacaktır.Orman nefes almaktadır...


İyi;Gizem yönü tatmin edici.İnsanı geren kasvetli bir atmosfere sahip.Oyunculuk ve mekan seçimleri başarılı. 
Kötü;Büyük bir bölümü durağan ilerleyen yer yer epey sıkıcı bir hale bürünen orta karar bir gizem-gerilim yapımı.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 13 Ekim 2013 | Etiketler : | | | | |

Antichrist (2009)

Antichrist (2009)
Lars von Trier imzalı "Antichrist" filmin giriş bölümünde de bahsi geçtiği gibi Tarkovski sinemasına atıflar içeriyor.Tanıdık olmayanlar için Andrey Tarkovski'nin sinemasını kısaca özetlersek;genel izleyici kitlesini tatmin etmek güdüsü içermeyen,çoğunlukla anlamsız bulabileceğiniz diyaloglarla süslü,final bölümünde iyi-kötü,doğru-yanlış önermeleri içermeyen,genelde buhranlı atmosfere sahip tanıdık kurgu kalıplarından farklılaşan yapımlar barındırır.
Genç bir çift minik oğullarını ihmal ederek diğer odada seks yaparlarken,çocuklarının camdan düşerek ölmesi üzerine büyük bir depresyonun içerisine sürüklenirler.Annenin daha büyük bir yıkım yaşaması üzerine aynı zamanda psikiyatrist olan baba hastane dışında gözlerden uzakta baş başa kalabilecekleri bir yerde terapiyi sürdürmeyi planlar.Daha önce birlikte hoş vakit geçirdikleri sık bir orman ağıyla çevrili kulübenin yolunu tutan kahramanlarımız,ilişkilerine yeni bir şans verme arayışındadır.Ancak sanılanın aksine yalnızlığın kendilerine iyi geleceğini düşünseler de annenin saldırgan doğası işlerin daha da çığrından çıkmasına sebep olacaktır.Dört bölümden oluşan (“Keder“, “Acı“, “Umutsuzluk” ve “Üç Dilenci”) yapım sığ çevreler tarafından erotizmin ağır bastığı belirgin bir finalle sonlanmayan,herhangi bir amaç barındırmayan manasız bir yapım olarak lanse edilse de,yönetmen koltuğunda oturan Lars von Trier her zaman olduğu gibi yine hafızalarda yer edinecek üst düzey bir yapımı sinema tarihine kazandırmış.Genel hatları itibariyle kadın doğası ve yaratılışı üzerine tüm çıplaklığıyla yalın önermeler sunan "Antichrist" muazzam görsel anlatımla birleşerek salt korkunun iliklerde hissedilmesini sağlıyor.Buhranlı atmosfere ek olarak hayvanlar aracılığıyla simgeleştirilen metaforlar ve acı-keder kavramlarının en iyi şekilde hissettirilebileceği arketipler başarıyla yansıtılmış.Tarkovski'nin daha çok yağmurlu atmosferden de destek alarak hüzünlendiren seyirciyi bunaltan,tematik olmayan daha kaotik işleyişi Trier tarafından şiddet ve cinselliğin ön planda tutulması ile sağlanmış.

Özetle;ormanda ıssız bir kulübede teorikte birbirlerine en yakın olan ama doğası gereği yıldızları barışmayan çiftimizin yaşadıkları trajediyi oraya gömerek yeniden eski hayatlarına dönme ümitleri...
İyi;Atmosfer,oyunculuk,lirik anlatım...
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 11 Kasım 2012 | Etiketler : | | | |

Antikörper (aka Antibodies) (2005)

Antikörper (aka Antibodies) (2005)
Uzun süredir Alman polis departmanını peşinden sürükleyen seri katil Gabriel Engel,en sonunda sansasyonel bir baskınla adalete teslim edilmiştir.Kurbanlarını erkek çocuklar arasından seçen sapık katil,yakalanmadan hemen önce Laura isimli küçük bir kızın da günahına girmiştir.Laura'nın katledilmesiyle olaya dahil olan küçük bir kasabanın şerifi Michael şehre davet edilerek araştırmanın odağı haline gelmiştir.Zira Engel diğer polislerle konuşmayı reddederek sadece Michael'ın sorularına cevap vereceğini söylemektedir...
Engel'in diğer cinayetleri itiraf etmesine rağmen minik Laura'ya dokunmadığını ancak onun kim tarafından öldürüldüğünü bildiğini söylemesi soruşturmayı bir başka boyuta taşımıştır.Michael ile ilk karşılaşmasından itibaren sürekli onun üstüne oynayan Engel,masum bir insan olmadığını onun da kendisi kadar günahkar olduğunu düşünmektedir.Michael'la sohbetlerinden arta kalan zamanlarda sürekli bir not defterine boya kalemleri ile bir şeyler karalayan Engel,kırk tilkinin dolaştığı kafasında yeni planlara yoğunlaşmaktadır.Öte yandan Laura'nın iç çamaşırlarında Engel dışında bir başkasının da sperm örneklerinin bulunması kasabadan birilerinin azılı katilin iş birlikçisi olabileceğine işaret etmektedir.Geçmişten beri enset ilişkilerin yaygın olduğu kasabada erkeklerin tamamının dna saptaması için örnek vermesini isteyen Michael bir yandan kariyer olarak zirveye tırmandığını hissetse de öte yandan Engel'ın kafasına soktuğu bazı fikirler adeta bedenini zehirlemektedir.Eşi ve çocuklarına karşı kaba davranışlar sergilemeye başlayan kahramanımız,13 yaşındaki oğlu Christan'ın sorunlu ergenlik döneminde şiddete eğilimli olduğu gerçeğini yeterince önemsememektedir.
Uzun uğraşlara rağmen halen Engel'i konuşturmayı başaramayan Michael,psikolojik avantajını da tamamen kaybetmiştir.En başından beri onun sapkın bir günahkar olduğunu,kendisininse sıradan bir hayat yaşayan ahlaklı,masum bir insan olduğunu düşünen Michael giderek çirkinleşmeye başlayan diyaloglar sonrasında neyin doğru neyin yanlış olduğunu cevabını vermekte zorlanmaya başlar.Dinine bağlı koyu bir katolik olan kahramanımız duygusal gel-gitler içerinde bir an evvel Laura'nın nasıl öldürüldüğünü Engel'in itiraf etmesini sağlamaya odaklanmıştır.


"Kötülük bir virüstür.Bulaşıcı ve yok edici.Sana bulaştı bile."
İyi;Kurgu son derece sürükleyici.Oyunculuk üst düzeyde.Hani bazı filmler damakta ayrı bir tat bırakırya işte onlardan biri.Polisiye-gerilimin yanı sıra dram yönü de ağır basan izlemenizi tavsiye edebileceğim bir gizem filmi.Atmosfer baştan sona etkileyici.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 31 Ekim 2012 | Etiketler : | | | | |

Picco (2010)

Picco (2010)
Almanya menşeli genç mahkumların yaşadığı sıkıntılar ve uyum sürecinin işlendiği yapım,ağır işleyen temposu ile zaman zaman buhranlı bir atmosfere bürünüyor.Geleceğe dair beklentilerin yok olması ve sonrasında güçlülerin dünyası edebiyatı...Esasında hapishanenin nerede olduğunun hiç bir önemi yok.Tipik grup dinamikleri burada da geçerli.(ot dağıtan kuryeler,patronluk taslayan kabadayılar,olan bitenlere göz yuman gardiyanlar vs...)Eğer yolunuz oraya düşmüşse kaybedeceğiniz hiç bir şeyiniz kalmamış demektir.Zamanla dış dünya sizinle ilişkisini keser ve sizin var olduğunuzu dahi belleklerden siler.İşte bu noktadan sonra elinizde pek de bir alternatif kalmaz.Artık hayata tutunmak istiyorsanız sistemin gereklerini yapmanız,güçlülerin yanında yer almanız gerekir.
Kevin ıslahevinin yolunu tutmuş genç bir mahkumdur.Dışarıdaki sorumsuz davranışları sonrasında kendisini bambaşka bir dünyada bulan kahramanımız;Tommy,Andy ve Marc ile beraber aynı hücreyi paylaşmak zorunda kalır.Yeni gelenlere Picco adının takıldığı sürekli aşağılanıp,alay edildiği yeni hayatında ayakta durmaya çalışan Kevin,zamanla hümanist yapısını kaybederek sistemin gereklerini uygulamaya başlamaktan çekinmeyecektir.Gündelik hayatının parçası haline gelen şiddet,baskılar ve zorbalıklar eğer ezenlerin tarafı olmazsa bertaraf olacağını göstermektedir.Yapılan haksızlıklara karşı gardiyanların da kayıtsız kalması ile kendi yolunu çizmek zorunda kalan Kevin'in öncelikli olarak yapması gereken üzerine yapışan Picco unvanından kurtulmaktır.Yaşadığı sıkıntılı dönemde kendisine tavsiyeler veren Tommy'nin fikirlerini başlarda benimseme de diğerlerinin saygısını kazanmak istiyorsa onlar gibi davranmalı,zayıf olanları ezmelidir.İlk adım olarak da böyle bir mekanda asla varlığına yer olmayan "suçluluk" duygusundan kurtulmalıdır.Ancak unutulmaması gereken bir kez kendisini kaybettiği anda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağıdır... 


İyi;Pek çok klişenin yer aldığı sıradan bir hapishane filmi görüntüsünde.Ancak giderek tırmanan gerilimin,işin dram boyutuyla münasebeti başarılı şekilde yansıtılıyor.Değişen şartlar ve karşılaşılan güçlükler sonrasında insan doğasının gereklerinin ortaya çıkması ile neler yapabileceğinin gözlemlendiği,izlemenizi tavsiye edebileceğim iyi bir dram-gerilim filmi olduğunu da ekleyeyim.Bu arada finali de enteresan hani...
Kötü;Bazı sahneler üzerinde anı yansıtabilmek için gereğinden fazla durulmuş.Sonuç olarak bu da kurgunun ağır şekilde ilerlemesine neden oluyor.   
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Eylül 2012 | Etiketler : | | |

Orphan (2009)

Orphan (2009)
Yakın zaman evvel doğmamış çocuklarının ölümü ile büyük sarsıntı yaşayan Kate-John çifti,ilişkilerini normale döndürebilmek için yoğun çaba harcamaktadır.Öz evlatlarının kaybı sonrasında evlat edinme fikrini iyiden iyiye düşünmeye başlayan kahramanlarımız en azından bu şekilde duydukları çocuk özlemini gidermeyi planlamaktadırlar.
Lokal bir yetimhaneyi ziyaret ederek daha çok bir-iki yaşlarında ufak bir bebek evlat edinmeyi tasarlayan çiftimiz,Esther isimli küçük kızı gördükleri anda büyülenirler.Belki düşündükleri yaş aralığında değildir ancak gerek akranlarına göre olgunluğu gerekse zekası ile geleceği parlak bir çocuk izlenimi vermektedir.Görevliden düşünmek için zaman isteyen kahramanlarımız,küçük bir bebek evlat edinip onu büyütmek için pek çok sıkıntı yaşamaktansa Esther gibi okul yaşına gelmiş sevimli bir kız çocuğunu yanlarına almaya karar verirler.
Esther'in aralarına katılması ile lüks malikanelerinin yolunu tutan Coleman ailesi yeni bir başlangıç yapma arifesindedir.Halihazırda her şey yolundadır.Ancak çok geçmeden Esther'in giyim tarzından ve göründüğünden daha farklı meziyetlere sahip olduğundan şüphelenip,bir şeylerin yolunda gitmediğinden endişelenmeye başlayan Kate,yetimhane geçmişini araştırmaya karar verir.Sonuç itibariyle kısa süre önce evlat edindikleri bir kız çocuğunun en azından nerede doğduğu nasıl bir ailenin mensubu olduğu gibi bilgileri öğrenmeleri,sonrası için yardımcı olacaktır.Öte yandan John,onun normal bir çocuk olduğu hususunda ısrarcı olup,eşinin kuşkularının yersiz olduğunu düşünmektedir.Bir bakıma ev içerisinde yalnız kalan Kate ise ne pahasına olursa olsun Esther'in gerçek yüzünü ortaya çıkarmakta kararlıdır.


İyi;Ters köşeye yatıran senaryosu ile mutlaka izlemenizi tavsiye edebileceğim yapımlardan biri.Esasında son yıllarda çok sayıda çocuk kahraman eksenli kötü ruh-şeytani güç temalı filmler mevcut.Case 39 (2009),Whisper (2007) ...Ancak bahsettiğim gibi kurgu olarak benzerliklere rastlansa da seyirciyi şaşırtmayı başaran etkileyici bir gerilim filmi olduğunu düşünüyorum.
Kötü;Bazı mantık hataları yok değil,ancak mevzuyu anlayana dek pek de dikkat çektikleri söylenemez.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 13 Eylül 2012 | Etiketler : | | | | | |

Hell (2011)

Hell (2011)
Uzun süredir hasret kaldığım kıyamet sonrasını kurgulayan bilim-kurgu filmlerinden biri olan "Hell" Almanya menşeli vasatın üstünde bir yapım.Hatta ilk çeyreği itibariyle aynı tempoda devam edebilse bu tarz filmlerden hoşlananların izlemesi için ideal alternatif olabilirmiş...
Konuya gelirsek;küresel ısınmanın giderek şiddetini arttırması ve ozon tabakasının tahrip olması ile solar radyasyon hiç olmadığı seviyelere ulaşmıştır.Doğal olarak denizler ve nehirler kurumuş,bitkiler yok olmaya başlamış,ormanlık alanlar haritalardan silinmiştir.İşte bu ortamla uzun süre başa çıkmayı başaran talihli kişilerden Marie-Leonie kız kardeşler Phillip'in de aralarına katılması ile halen bir yerlerinde su kaynaklarının olduğu bahsi geçen ülkenin kuzeyine doğru yola koyulurlar.Güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmak ve aşırı sıcaklarda yol almak zorunda kalan kahramanlarımız,uzun süredir duraksamadan yollarına devam etmektedirler taa ki yakıtlarının azalmaya başladığı ana dek.
Şans eseri yol kenarında terkedilmiş bir benzin istasyona rastlayan üçlümüz burada Tom isimli bir yabancıyla tanışırlar.İlk karşılaşmaları pek hoş olmasa da yolculuğa beraber devam etmeyi planlayan kahramanlarımız birkaç mil ötede yamaç yolunun kapalı olduğunu fark ederler.Şimdi yapmaları gereken bir çaresini bularak yolu kapayan seti ortadan kaldırmaktır.Tam da bu sırada şarampole yuvarlanmış bir karavan olduğunu fark eden gençler,her şeylerinin içinde bulunduğu arabalarını terk ederek yakıt bulma arayışına girerler.Ne de olsa burada yapa yalnızdırlar.Ancak çok geçmeden planları alt üst edecek olaylar cereyan edecektir...


İyi;Atmosfer,mekan betimlemeleri vs oldukça başarılı.İlk yarısı itibariyle mistik atmosfere sahip bir yol filmini andıran yapım epey ilgi çekici.
Kötü;Senaryonun tanıdık bir kurguya dönmesi ile büyük hayal kırıklığı yaşadım.Tam işin bilim kurgu kısmına yöneleceğini düşündüğüm anlarda,insan doğası önermesi karşıma çıktı. 
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 7 Eylül 2012 | Etiketler : | | | | |

Severance (2006)

Ünlü bir uluslararası silah şirketinin (Palisade Savunma) İngiltere şubesinin çalışanları Doğu Avrupa gezisi ile ödüllendirilirler.Macaristan sınırlarında ormanlık bir alana kampa gönderilen kahramanlarımız,başlarına geleceklerden habersiz yolculuğunun tadını çıkarmaktadır.Patika yolun ulaşımı engellemesi nedeniyle kalacakları otele kadar yürüyerek gitmek zorunda kalan Palisade çalışanları,en nihayetinde meşhur otele ulaşırlar.Ancak sanki bir şeyler yolunda gitmemektedir...
Hayal ettikleri lüks otel yerine köhne,terk edilmiş bir yapıyla karşılaşan kahramanlarımız en azından yorgunluklarını çıkarmak amacıyla içeriye girmeye karar verirler.Herhangi bir resepsiyon görevlisinin bulunmadığı bu otelde her şey akışına bırakılmış gibidir.Dahası ekibin neşe kaynağı Steve ağaçların arasında birilerinin hareket ettiğini iddia etmektedir.Richard'ın arkadaşlarını toplaması ve bütün negatif düşünceleri geri plana atarak buraya gelme amaçlarını olan takım ruhunu yaşatma düşüncesiyle,birlikte paintball oynamaya başlayan kahramanlarımız çok geçmeden uyuşturucu bağımlısı,yarım akıllı gördükleri Steve'in söylemlerinde haksız olmadığını anlayacaklardır.
Paintball oynadıkları ormanda tuhaf aksilikler yaşayan eğlenceli kafilemiz ağaçların arasında gizli bağlantılar sayesinde hareket eden manyak ruhlu katiller tarafından teker teker hedef alınırlar.Kendilerini ormana kadar bırakan otobüsün ise yolun kenarında terk edildiğini fark ettiklerinde artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.Zira önlerinde tek alternatif vardır;aylak aylak dolaşmak yerine takım ruhu ile bir araya gelerek hayatta kalmak için savaşmak...Yeniden otele sığınan kahramanlarımız bir yandan neler olup bittiğini sorgulaya dursunlar diğer yandan da grup dinamiklerinin sarsılması ile başlarına buyruk hareket ederek kolay lokma olacaklardır.Taa ki..

İyi;En sevdiğim korku-komedi yapımlarından biri olduğunu söyleyebilirim.Oyunculuk,atmosfer ve mekan gayet başarılı.Grup dinamiği ve değişen dengeler eğlenceli bir şekilde yansıtılmış.Bu tarz yapımlara çok yakışan sempatik oyuncu Danny Dyer'in(Steve) de kadroda bulunması bir diğer artısı.Bu filmi sevenler Doghouse (2009) yapımına da göz atabilirler.
Kötü;Biraz daha derli toplu bir yapım olsa çok daha başarılı olabilirdi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 3 Temmuz 2012 | Etiketler : | | | |

Creep (2004)

Son zamanlarda sık sık karşımıza çıkmaya başlayan,belki de kendine ait bir tarz oluşturan;metro ya da tren istasyonlarındaki tünellerde karanlıkta yaşayan yaratıkları konu alan filmlerin atası olan “Creep” filmi pek çok kıstas bakımından öncül durumda.Her daim karanlık tünellerin korkutuculuğu ve orada yaşayabileceği düşünülen bazı dünyevi olmayan yaratıklar gibi (belki de şehir efsanesi olarak nitelendirebileceğimiz) fikri bile insanı ürpertmeye yeterli olan bir konsept içeresindeki bu filmi farklı yapımlar seyretmek isteyenlere önerebilirim.
Kate alımlı ve bir o kadar da seksi bir bayandır.Yakın arkadaşlarından birinin düzenlediği partiye katılan kahramanımız,hızlı davranabilirse George Cooney ile tanışma fırsatı yakalayacaktır.Ancak Kate ne yazık ki çıkışta arkadaşının  ekmesi ile taksi de çeviremeyince metroya binmek zorunda kalır.Bu esnada partide kendisine sarkıntılık eden Guy,Kate’in adımlarını izleyerek geceye dair farklı beklentiler içerisindedir.Metroya ulaşan Kate,evsiz bir kadından(Mandy) metro kartı alarak son trene yetişmeye çalışır.İstasyona gelen kahramanımız,koşuşturmacanın verdiği yorgunluk ile uykuya yenik düşer.Gözlerini açtığında peronda tek başınadır ve artık geceye dair planlarını tekrardan gözden geçirmek zorunda kalacaktır.
Metrodan çıkıp evinin yolunu tutmaya karar veren genç bayan,metro alt geçidinin kilitlendiği görür.Dahası etrafta ne bir görevli ne de kendisi ile aynı durumda olan bir yolcu vardır.Peronlar arasında geçiş yapan Kate,en sonunda gelen trene atlar.Kendisinden başka kimsenin olmadığını düşündüğü trene binen kahramanımız,çok geçmeden karanlık bir tünelin içerisinde trenin ansızın stop etmesi ile telaşlanır.Seslenip neler olduğunu anlamaya çalışsa da kimselere ulaşamayan Kate,kendisine sulu bir şaka yapan Guy ile karşı karşıyaya kalır.Bu yalnızlığın ortasında belki de en son karşılaşmak istediği insan ile karşılaşan kahramanımız,Guy’ın niyetini öğrenince iyiden iyiye gerilecektir.
Guy'ın kanlar içerisinde ortadan kaybolması ile bu dehşet verici olaylara anlam veremeyen Kate,trenden atlayarak ışığa doğru koşmaya başlar.En sonunda bir durağa ulaşmıştır.Ancak yine çıkış kapıları kilitlidir ve de yardım alacak hiç kimse yoktur.Koridorlarda çaresizce koşuşturmaya başlayan kahramanımız en sonunda gecenin başlarında kendisine yardımcı olan evsiz kadının köpeğine rastlar.Çok geçmeden köpeği takip ederek,koridordan açılan özel bir bölmede,Mandy ve erkek arkadaşına ait bir oda bulan Kate,sığınacak bir liman bulduğunu düşünmektedir.Kahramanımız başından geçen korku dolu anları ve Guy’a olanları teker teker Mandy ve Jimmy’e anlatır.Jimmy de aynen Mandy gibi gamsız,esrarkeş birisidir ve yalnızca para karşılığında ona yardım edebileceğini söyler.Plan basittir;her durakta gece nöbetçisi görevli vardır ve Jimmy Kate’i oraya götürerek buradan çıkmasını sağlayacaktır.Tabii her şey yolunda giderse...

İyi;Baştan sona oldukça sürükleyici,gerilim yüklü sıkılmadan izleyebileceğiniz bir yapım.
Bu filmi sevenler The Midnight Meat Train (2008) ve Staf Night (2008) yapımlarını da izleyebilirler.
Kötü;Bir noktadan sonra tipik ucube filmine dönüşmesi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 2 Haziran 2012 | Etiketler : | | | | |