Güncel İncelemeler;

Tumbbad (2018)

Tumbbad (2018)
'Dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını sağlar, fakat herkesin hırsını karşılamaya yetecek olanı değil'
Mahatma Gandhi
Mitolojik bir hikaye barındıran 'Tumbbad', adını lanetli bir kasabadan almaktadır. Evreni yaratan tanrıçanın ilk oğlu olan Hastar, açgözlülüğü sebebiyle lanetlenir. O günden sonra hiç kimsenin onun adını dahi anmaması ve unutulması emredilir. Ancak günün birinde insanlar Hastar için bir tapınak yaptırırlar. Bunun üzerine Tumbbad' a tüm tanrıların gazabı yağmaya başlar. Hastar' ın laneti ise insanlar için bir nimettir.
Tumbbad (2018)
1920' li yıllarda annesi ve kardeşiyle beraber Tumbbad' de yaşayan Vinayak, zar zor geçimlerini sağlayabilen bir ailenin büyük oğludur. Kimsenin yaşamadığı Tumbbad' de atadan kalma döküntü bir malikanede yaşayan kahramanlarımız, kendi geçimlerini güç bela karşılamaları yetmezmiş gibi bir de büyükannelerini doyurmaktadırlar. Annesinin her akşam belli bir saatte, zincirli bir odada gözlerden uzakta yaşayan büyükannesini beslemesini uzaktan izleyen Vinayak, köylülerin bahsettiği gibi yaşadıkları malikanenin bir bölümde altınlar olduğunu ve yerini sadece büyükannesinin bildiğini düşünmektedir. Günün birinde büyükannesini besleme görevini üstlenmek zorunda kalan Vinayak, ürkütücü seslerin geldiği, zincirle kapatılmış odaya ilk defa girme fırsatı bulur. Yaşadığı korkunç tecrübeden sonra annesinin de baskısıyla Tumbbad' ı terk etmek zorunda kalan kahramanımız, aradan geçen 15 koca yıl sonrasında, yetişkin bir delikanlı olarak yeniden Tumbbad' e dönmeye karar verir. Bir şekilde altınları ve hazineyi bulup zengin olmayı planlayan Vinayak, çocukken hep mesafeli durduğu büyükannesinin başından neler geçtiğini öğrenmeye kararlıdır. Çok geçmeden şehre hazinenin yerini öğrenerek müthiş bir keyifle dönen kahramanımız, altınlar sayesinde iyi bir malikane satın alır ve iş kurar. Gel zaman git zaman ihtişam ve lüksün esiri olmaya başlayan Vinayak, parası azaldıkça Tumbbad' e dönmekte ve büyükannesi sayesinde keşfettiği karanlık sırrın peşine düşerek, servetine servet eklemektedir. Giderek daha da açgözlü davranmaya başlayan kahramanımız, aradan geçen uzun yıllar sonrasında artık yaşının da ilerlemeye başlamasıyla oğlunu yerine hazırlama ve aile sırlarını paylaşma gereği duyar. Bu sefer baba- oğul Tumbbad' in yolunu tutacaktır...

İyi; Baştan sona mistik atmosferi ve sürükleyici kurgusuyla kesinlikle göz atılması gereken 2018 yılının en iyi korku- gerilim filmlerinden biri. Gizem seviyesinin ve gerilimin giderek tırmanması, başarılı görsel efektlerle birleşerek eşsiz bir seyir zevki sunuyor.
Kötü: -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Aralık 2018 | Etiketler : | | | | |

The Girl with the Dragon Tattoo (2011)

The Girl with the Dragon Tattoo (2011)
Gazeteci - yazar Mikael Blomkvist, ülkenin kalantor isimlerinden Wennerström ile girdiği söz dalaşı sonrasında sıkıntılı günler yaşamaktadır. Wennerström ve kirli iş ortaklarıyla ilgili pek çok yasadışı belgeyi ortaya çıkarsa da mahkeme nezdinde iddialarını kanıtlayamadığı için, kamuoyu desteğini de yitirir. Asparagas haber yapmakla suçlanan ve kariyerinin en buhranlı dönemlerini geçiren kahramanımız, bir yandan da tazminat davalarından ötürü bütün maddi birikimini kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.
The Girl with the Dragon Tattoo (2011)
Tam da böyle kaotik bir zamanda, Modern İsveç' in en köklü şirketlerinden biri olan Vanger Industries' in eski ceosu Henrik Vanger, baş hukuki danışmanı olan Frode vasıtasıyla, her şeyini kaybetmek üzerine olan kahramanımız Mikael ile temas kurar. Bir ayağının çukurda olduğunu söyleyen Henrik, eski hesapları kapatma derdindedir. Yaklaşık kırk yıl önce gizemli bir şekilde ortadan kaybolan yeğeni Harriet' in başına gelenleri, bu diyarları terki diyar etmeden bir şekilde öğrenmek isteyen ve sır perdesini çözmek için her yolu deneyen Henrik, Mikael' ın kendisi için çalışmasını teklif eder. Daha o zamanlarda bile genç yaşına rağmen zekasıyla şirketin veliahtı olarak gösterilen Harriet, deyim yerindeyse ansızın sırra kadem basmıştır. Sadece kendi aile fertlerinin yaşadığı adada, Harriet' ın başına gelenlerden Vangerlerden birilerinin sorumlu olabileceğini düşünen ancak aradan geçen uzun yıllara rağmen bir türlü yeni kanıtlara erişemeyen Henrik, Wennerström davasıyla gündeme gelen ve zekasını takdir ettiği Mikael' i kendisi için son şans olarak görmektedir. Dahası ne kadar sürerse sürsün eğer başarılı olursa, Wennerström davasında aleyhine işleyen süreci tersine çevirebileceğini de vaat eder. Şehirden iyice bunalan ve bu davayı uzaklaşmak için bir fırsat olarak gören Mikael, Harriet ile ilgili tüm dosyaları teker teker incelemeye başlar. Öte yandan Frode' nın nasıl peşine düştüğünü merak eden kahramanımız, Lisbeth ismiyle karşılaşır. Piercingleri, dövmeleri ve tuhaf görüntüsüyle, punk bir bilgisayar korsanı olan Lisbeth; kendisini toplumdan soyutlamış, bir başına yaşayan genç bir bayandır. Görünüşünün aksine son derece zeki ve  meziyetli olan Lisbeth,  yönetilmesi sorunlu biri olsa da davada yardım etmesi için Mikael'ın  asistanı olarak görevlendirilir. Tam da işler yoluna girmişken Henrik' in yoğun bakıma alınmasıyla, Vanger ailesinin desteğini çektiğini Mikael, yeniden kaotik bir dönemece sürüklenir. Harriet' dan arta kalan adres defteri üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıran kahramanımız, çok geçmeden bir şeylerin yolunda gitmediğini anlar. İki koldan ilerleyen araştırmada Lisbeth' de yeni bilgiler keşfetme arefesindedir...


İyi;
İsveçli yazar, Stieg Larsson' un 'Millennium Triology'  adı altında toplanan roman serisindeki eserlerden biri olan 'The Girl with the Dragon Tattoo' , ilk olarak İsveç sinemasınca vizyona girmiş ve epey ses getirmişti. Ardından  usta yönetmen David Fincher tarafından Hollywood sinemasını kazandırılan remake; baştan sona sürükleyici kurgusu ve gizemli atmosferiyle mutlaka göz atılması gereken bir gerilim filmi. Atmosfer, oyunculuk, soundtrackler ve mekan seçimleri hepsi ayrı ayrı gayet başarılı.
Kötü; Uyarı mahiyetinde filmin süresinin biraz uzun olduğunu ve rahatsız edici sahnelerin yer aldığını ekleyeyim.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Eylül 2017 | Etiketler : | | | | |

The Thirteenth Floor (1999)

The Thirteenth Floor (1999)
''Düşünüyorum; o halde varım...''
R.Descartes
Yarı iletkenler ve mikroçipler üzerine yaptığı çalışmalar sonrasında büyük ün kazanan ve kendi teknoloji şirketini kuran Hannon Fuller, pek çokları tarafından çağının Einstein' ı olarak adlandırılan bir dahidir. Ömrünün tamamını gelmiş geçmiş en iyi sanal gerçeklik simülatörünü yapmaya adayan Fuller, son altı yıldır birlikte çalıştığı asistanları Hall ve Whitney' ile beraber şirketinin 13. katında araştırmalarını sürdürmektedir. Tamamen gözlerden uzakta yapılan çalışmalar, basından da sır gibi saklanmaktadır...
The Thirteenth Floor (1999)
Genç bir bilgisayar yazılım uzmanı olan Douglas Hall, bir sabah uyandığında işvereni Fuller' in öldürüldüğü haberiyle büyük bir şok yaşar. Dahası polisler tarafından baş şüpheli olarak görülmektedir. Geçen gece neler olup bittiğinden bir haber Fuller' in başına gelenleri sorgulamaya başlar. Hemen şirkete gidip Whitney ile görüşen kahramanımız, simülatör henüz tamamlanmadığı halde Fuller' in risk alarak simülasyona dahil olduğunu öğrenir. Bilinç nakli gibi son derece tehlikeli bir işlemi barındırsa da kendi gençlik dönemini yeniden yarattığı 1937 yılı Los Angeles' ına sık sık ziyaretler yapan ve zamanının çoğunu sanal dünyada geçiren Fuller, görünen o ki bir şekilde Hall' a hissettirmeden bir takım denemeler de yapmıştır. Öte yandan Fuller' in herkesten sakladığı Paris' de yaşayan kızı Jane' in miras davası için ortaya çıkması, Hall cephesinde işleri daha da karmaşık hale getirir. Zira Jane babasının kendisine ulaşıp, simülatörü kapatmak için yardım istediğini söylemektedir. Telefon kayıtlarına göre ölümünden saniyeler önce Fuller' in Hall' u aradığının ortaya çıkması ise polisin elini epeyce güçlendirir. Olay gecesi neler olup bittiğini bir türlü hatırlayamayan ve geceye dair hafızasında derin boşluklar bulunan kahramanımız, bir yandan da deyim yerindeyse dejavular yaşayarak, oldukça hoş ve alımlı bir bayan olan Jane' e ilgi duymaya başlar. Masumiyetini ispat edebilmek için Whitney' nin yardımıyla simülatöre dahil olan ve Fuller' in izini süren Hall, bir şekilde kendi adına bırakılmış bir not ya da mesajın peşine düşer. Bu sayede gerçeği ortaya çıkarabileceğini düşünen kahramanımız, çok geçmeden Fuller' in bilinçaltında yaşattığı saklı dünyasında gezinmeye başlar. Uzun yıllardır üstünde çalıştıkları simülatörün en az kendisi kadar gerçek olduğu fark eden Hall, Fuller' in dehasını karşısında bir kez daha mahcup olur. Fuller' in son zamanlarında yaptığı gibi sık sık simülatöre giriş yapan ve patronunun başına gelenlerle ilgili ipuçları arayan kahramanımız, zamanının giderek daraldığının farkındadır...

İyi: Baştan sona ilgi çekici felsefik konusu ve sürükleyici atmosferiyle, türünde öncü bilim-kurgu, gerilim filmlerinden biri. Oyunculuk ve gizem seviyesi de oldukça başarılı. Yapım yılı itibariyle eXistenZ (1999) ve The Matrix (1999)' in gölgesinde kalsa da bilim- kurgu sevenleri fazlasıyla tatmin edeceği ortada. Öte yandan C. Nolan imzalı gişe rekortmeni Inception (2010) daki 'rüya içinde rüya' konseptinin de fikir babası olduğu söylenebilir. Filmi anlamakta zorlananlar şu çizime göz atabilirler...

Kötü; Ufak mantık hataları yok değil, ancak görmezden gelinebilir seviyede :)
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 17 Temmuz 2017 | Etiketler : | | | | |

Divines (2016)

Divines (2016)
Paris banliyölerinde yaşayan Dounia, ailesiyle problemler yaşayan ve rutin sefil yaşamın sıkıntılarından muzdarip olan genç bir kızdır. Parasızlık ve sefaletten bıkan Dounia, günün birinde şansının elbet döneceğini ve bu sayede çok zengin olacağının hayaliyle hayata tutunmaktadır.
Divines (2016)
Zamanının çoğunu en yakın arkadaşı ve aynı zamanda sırdaşı olan Maimouna ile geçiren kahramanımız, okuldan ve hocalarından nefret etmektedir. Arkadaşları tarafından çok sevilen, pratik zeka sahibi hayta bir öğrenci olsa da dersleri zaman kaybı olarak görmektedir. Kolay yollardan para kazanmak ve sorumsuz annesinin aksine ailesinin geçimini sağlamak için kollarını sıvazlayan Dounia, mahallenin belalı isimlerini takip edip, nasıl bu kadar zengin olabildiklerini sorgular. Rebecca ve onun ayak işlerini yapan Samir' i gözetlemeye başlayan kahramanımız, belalı işlere bulaşarak kısa zamanda kendini ispat eder. Hırslı ve kararlı yapısı sayesinde çok geçmeden Rebecca' nın gözüne giren ve bu sayede eskiden hayalini kurduğu şeylerin sahibi olan Dounia, rastlantısal olarak Djigui isimli genç bir dansçıyla tanışır. Aynı zamanda markette güvenlik görevlisi olan ve boş zamanlarında dansla ilgilenen Djigui, yeteneği ve duruşuyla Dounia' yı etkilemeyi başarır. Gizli gizli salona giderek Djigui' yu izleyen kahramanımız, bir yandan da Rebecca' nın pis işleriyle uğraşmaktadır. Hayatın getirdikleriyle yoğrulan ve günden güne yeni deneyimler edinen, yeni duygular keşfeden Dounia, Rebecca' nın ısrarları üzerine daha fazlasını kazanmak için büyük oynamaya karar verir. Kahramanımız Maimouna' da peşinde sürükleyerek bilinmez bir serüvene yelken açar...

İyi;
Gerek senaryosu gerekse kurgusuyla içinde bulunduğumuz yılın en iddialı dram- gerilim yapımlarından biri. Oyunculuk ve karakter seçimleri oldukça başarılı. Atmosfer etkileyici. 
Filmin yönetmeni Houda Benyamina' nın bir söyleşi sırasında değindiği üniversite anılarında, 2005 yılındaki banliyö isyanlarına şahit olduğunu vurguluyor. O zamanlar 25 yaşında olan ve bazen her şeyi yakıp kül etmeyi düşündüğünü böylece öfkesini kusmayı istediği halde bunu yapmadığını söyleyen Houda, film yapmanın bomba yapmaktan daha iyi bir fikir olduğuna nasıl karar verdiğine anlatıyor.  
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 12 Aralık 2016 | Etiketler : | | |

La migliore offerta (aka The Best Offer) (2013)

La migliore offerta (aka The Best Offer) (2013) 
- Bir kadınla yaşamak neye benziyor?
- Bir müzayedeye katılmak gibi. En yüksek teklif sizinki mi olacak
asla bilemiyorsunuz.
Virgil Oldman, dünyanın sayılı müzayede sunumcularından biri olup, antika sevgisiyle tanınan ancak ne yazık ki kariyerinin sonlarına yaklaşan, yakın çevresinin deyimiyle tam bir centilmendir. Lüks ve bir o kadar da şaşalı bir yaşam süren Virgil, müzayedelerdeki şöhretinin yanı sıra antika uzmanlığında da otorite olarak kabul edilmektedir. 
La migliore offerta (aka The Best Offer) (2013)
Günün birinde Virgil, Claire Ibbetson isimli gizemli bir bayanın evindeki bir takım kıymetli eşyalar için telefon açmasıyla, her gün ofisine gelen onlarca kıymetsiz ve zamanını çalan aramalardan biri olduğunu düşünüp görüşmeyi sonlandırmaya çalışır. En nihayetinde Claire'in epey dil dökmesi sonrasında bahsi geçen evi ziyaret etmeyi kabul eden kahramanımız, ön görüşme için son derece yoğun olmasına rağmen takvimini ayarlar. Ancak çeşitli aksaklıklar ve bahaneler sonrasında bir türlü Claire ile tanışmayı başaramaz, öyle ki bir şeylerin yolunda gitmediğinden şüphelenmektedir. Claire'in sürekli olarak bir yardımcısı vasıtasıyla kendisiyle temas kurması ve doğrudan ortaya çıkmayıp gizemini koruması hali hazırda epey şaşırtıcıdır. Eve ulaştığında gerçekten de bir çok antika eşya ile karşılaşan ve ekspertizin ardından kataloglama çalışmalarına geçip büyük paralar kazanmayı uman Virgil, Claire'in deyim yerindeyse kendisiyle saklambaç oynamasından sıkılmaya başlar. Öte yandan evi ziyaretlerinde bir takım mekanik aksamlar bulan ve bunları gizliden gizliye toplamaya başlayan kahramanımız, asıl hazinenin bu olacağı hissine kapılmaktadır. Zaman zaman işinin düştüğü ve yardım almaktan çekinmediği, mekanikle oldukça haşır neşir olan yakın dostu olarak gördüğü Robert'ın atölyesine giden Virgil, gizlice topladığı parçaları birleştirmesini ister. Aynı zamanda bayanlarla her daim arası iyi olan Robert'dan Claire hakkında tavsiyeler isteyen kahramanımız, hayatında ilk defa bir bayana ilgi duyup ona nasıl yaklaşması gerektiğini sorgulamaktadır. Zamanla Claire'e duygusal olarak bağlanmaya başlayan Virgil, tavsiyelerin işe yaradığını düşünür ve ömrü boyunca hiç tatmadığı duyguları keşfetmeye koyulur. Hayatı boyunca antikaların gerçek mi sahte mi olduğu hususunda otorite sayılan Virgil, kendisini bambaşka bir sınavın ortasında bulur...


İyi; Oyunculuk, mekan seçimleri ve atmosfer olarak oldukça başarılı bir yapım. Diyaloglar hayata dair sosyal mesajlarla dolu.  Özetle gerek gizem seviyesi gerekse sanatsal kurgusuyla kesinlikle göz atılması gereken bir alternatif. 
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 30 Temmuz 2016 | Etiketler : | | | |

The Game (1997)

The Game (1997)
'Eskiden kördüm, artık görüyorum.'
Nicholas Van Orton, San Francisco'nun en varlıklı bankerlerinden biri olup, istediği hemen her şeye sahip olsa da büyük bir yalnızlığın pençesindedir. Yıllar evvel babasının gözlerinin önünde intihar etmesiyle büyük bir sarsıntı yaşayan ve o günden beri kardeşi Conrad'la dahi oldukça seyrek görüşen kahramanımız, uzun yıllar boyunca hayatını tek başına idame ettirmeye alışmıştır.
The Game (1997)
Kırk sekizinci doğum gününün yaklaşması ile babasının öldüğü yaşa girmeye hazırlanan ve buruk günler günler geçiren Nicholas, Conrad'ın sürprizi sonrasında bir akşam yemeği daveti alır. Abisine yani kendi deyimiyle her şeye sahip olan Nicholas'a farklı bir doğum günü hediyesi hazırlayan Conrad, 'CRS' isimli Tüketici Eğlence Hizmetleri olarak bilinen bir şirketin davetiye kartını takdim eder. Kendisinin de daha önce bu hizmeti satın aldığı söyler ve mutlaka denemesini tembihler. Dahası bunun hayatı boyunca unutamayacağı bir tecrübe olacağı hususunda da iddialıdır. Kardeşinin ısrarcı tavrı ve karşı koyamadığı gizem yüzünden bunu bir meydan okuma olarak algılayan ve dahil olmaya karar veren Nicholas, davetiye kartını aldığı gibi CRS in binasına gider. Yoğun bir iş adamı olduğunu ve kaybedecek en ufak zamanı olmadığını dile getiren Nicholas, bir an önce programın kendisine ne vaad ettiğini öğrenmeye odaklanır. Zira ajandası tamamen doludur ve Conrad'ı dediği gibi sadece buna değecekse zaman ayırabileceğini düşünür. Şirket temsilcilerinden biri ile görüşen kahramanımız, en basit haliyle bunun unutamayacağı bir tatil olacağını ancak tek farkının onun gitmeyip, tatilin kendisine geleceği gizemli bir oyun olarak bilgilendirilir. Bunu bir oyun olarak kabul etmesi istenen Nicholas; merakına yenik düşüp, kaotik ve gizemli atmosferin de etkisiyle katılacağını bildirir. Gün boyu sürecek uzun sağlık testleri ve psikolojik muayenelere tabii tutulur, en nihayetinde yorucu günün ardından evine ulaşır. Kahramanımız dinlenme planları yaparken, çok geçmeden tuhaf olaylar başlar ve kendisini büyük bir puzzle ın içinde bulur...

İyi; Usta oyuncuların yer aldığı (Michael Douglas, Sean Penn, Deborah Kara Unger, Armin Mueller-Stahl...) David Fincher'ın yönetmen koltuğunda oturduğu, bir sinemasever için baştan sona ziyafet olarak adlandırabileceğimiz kusursuz bir yapım. Gizem seviyesinin hat safhada olduğu gerilimin sürekli tırmandığı mutlaka izlenilmesi gereken bir film. Benzer filmler izlemek isteyenler Dark City (1998) ve Jacob's Ladder (1990) alternatiflerine de göz atabilirler.
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 29 Temmuz 2016 | Etiketler : | | | |

Bone Tomahawk (2015)


Bone Tomahawk (2015)
Kasabaya gizemli bir yabancının geldiği haberini alan Şerif Hunt, niyetinin ne olduğunu anlamak için ufak bir yoklama çekmeye gider. Bilge Keçi'nin mekanında içkisini içerken bulduğu yabancıya neden burada olduğunu sorduğunda ise işler çoktan karmaşık bir hale bürünür. 
Bone Tomahawk (2015)
Adamı bacağından yaralayan Şerif, doktor Samantha'nın acilen ofisine gelmesine ister. Öte yandan Samantha, ufak bir kaza sonrasında bacağındaki sakatlık nedeniyle yatağa mahkum kalan kocası Arthur'u yalnız bırakarak yola koyulmak zorunda kalır. Kasabanın bıçkın delikanlısı Booder da olaya dahil olur ve neler olup bittiğini öğrenmeye çalışır. Samantha'yı tedavi için hücrede bırakan ve memurlarından birini de tekinsiz bir duruma karşın nöbette tutan Şerif, kasabadan gelen ihbar üzerine soluklanmadan olay yerine gider. Ofisine geri döndüğünde Samantha ve gizemli yabancının orada olmadığını gören Şerif, duvara saplanmış eski bir oktan yolan çıkarak onları vahşilerin kaçırmış olabileceklerini düşünür.  Kızılderili bir dostu sayesinde vahşilerin nerede yaşadığını öğrenen Şerif, zaman kaybetmeksizin yardımcısı Chicory ve Arthur'a haber vererek Samantha'yı kurtarmak için organize olur. Booder'ın da katılımıyla güneş batmadan iz sürmeye başlarlar. Ölüm vadisine ulaşmak için gece-gündüz aralıksız at süren kahramanlarımız, medeniyetten giderek uzaklaşırken asla güvende olmayacakları yabancı topraklara da ayak basmış olurlar.  Kanibalist vahşilerle karşılaştıklarında ise işler pek de planladıkları gibi gitmeyecektir... 
İyi; Gerek oyuncu kadrosu gerekse özgün tarzıyla (western-korku-gerilim) kesinlikle göz atılması gereken, 2015'in en iddialı yapımlarından biri. Süre anlamında uzun bir yapım olmasına rağmen kesinlikle sıkıcı değil, sürükleyici-maceraperest kurgunun rolü tabii ki yadsınamaz. Keyifli diyaloglar ve üstün oyuncu performanslarından da söz etmeden olmaz. Bütün halinde farklı ve kaliteli bir yapım. Bu filmi sevenler, alternatif olarak Ravenous (1999)' a da göz atabilirler.
Bazı ufak detaylar;
-Oyuncu kadrosunda kimler yok ki; Kurt Russell, Patrick Wilson, Richard Jenkins, Matthew Fox ...
-Kurt Russell, Tombstone (1993) yapımının ardından western filmlere yeniden dönüş yapmış oldu.
-Korku-gerilim türüne en çok yakışan aktörlerden biri olan Sid Haig'in filmin giriş sahnesinde yer alması da hoş bir ironi :)
Kötü: -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 28 Ekim 2015 | Etiketler : | | | |

Gone Girl (2014)

Gone Girl (2014)
'Eşimi düşündüğümde hep onun kafası gözümün önüne gelir.O güzel kafatasını kırıp beynini ortaya dökerek ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştığımı hayal ederim...'
Beşinci evlilik yıl dönümlerinin sabahında eşi Amy'nin gizemli bir şekilde ortadan kaybolması üzerine polisleri olay yerine davet eden Nick,büyük bir şok yaşamaktadır.Normal prosedürler gereği kişinin kayıp olarak ilan edilebilmesi için vakadan yirmi dört saat geçmesi beklenirken,Amy'nin kamuoyu tarafından tanınan ünlü bir yazar olması medyanın da vakit geçirmeden soruşturmaya dahil olmasına sebep olur.Nick'in soğukkanlı tavırları ve yüzünden eksik etmediği tebessümleri medyada geniş yankı bulur.Zira eşinin halen bulunamamasına rağmen umursamaz bir imaj çizen Nick,katil koca olarak görülmeye başlanır.Öte yandan polislerinde yeni deliller bulması ve olay mahalinde kan izleri keşfetmeleri araştırmayı başka bir noktaya taşır.Her fırsatta eşinin bulunması için elinden geleni yaptığını dile getiren ve Amy'nin anne-babasıyla birlikte basın toplantıları yapıp yardım isteyen Nick, kamuoyu tarafından inandırıcı bulunmaz. Zorlu bir dönem geçiren kahramanımız tek sığınağı olarak gördüğü kız kardeşi Margo'nun yanına taşınır.Tabii basında onunla beraber her adımını takip edebilmek için peşine takılır.Saatler ilerledikçe olay ülke çapında yankı bulmaya başlar ve artık ulusal kanaldadırlar...
Gone Girl (2014)
'Muhteşem Amy' isimli çocuk romanlarının yazarı olan Amy,en iyi üniversitelerden diploma sahibi,düzinelerce ödülle onurlandırılmış güzelliğinin yanı sıra zekasıyla her girdiği ortamda dikkat çekmeyi başaran bir iş kadındır.Dışarıdan bakınca pek çoğunun anlam veremediği gibi Nick gibi taşradan şehre yeni yerleşmiş kültürel olarak alt tabaka biriyle evlenmesi tahmin edileceği üzere Amy'nin popülerliğine epey zarar vermiştir.Evliliklerinin sonrasında kısa sürede Nick'in işini kaybetmesi Amy'nin ise kariyerinde durağan bir döneme girmesi ilişkilerinin giderek monotonlaşmasına sebep olur.Dahası yaşadıkları finansal zorluklar yetmezmiş gibi Nick'in annesinin hastalığı üzerine taşraya taşınmak ve ona yakın olma istediği Amy'le arasında yeni bir kriz doğurmaya gebedir.Şehri ve kariyeri geride bırakmak ve sahip olduğu şeylerden sürekli feragat ederek standartlarını düşürmek zorunda kalan Amy'nin,doğal olarak eşinin kendisine olan sevgisine emin olmaktan başka çaresi yoktur.Zira delicesine sevdiği Nick onun için bir tutkudur ve beraberken her şeyin üstesinden gelebileceklerini düşünmektedir...
Eşinin kaybolmasının ardından neredeyse bir hafta geçmesi ve hala soruşturmada mesafe kat edememeleri en çok da Nick'in hayatını alt üst etmektedir.Hemen her kanalda Amy gibi muhteşem bir kadını öldürmekle suçlanan ve medya baskısından ötürü dedektiflerin de özel hayatını allak bullak etmesi giderek yalnızlaşmasına sebep olmaktadır.Eşini öldürmediğini ve onun dışarıda bir yerlerde olduğuna inancı tam olan Nick kimilerini çıldırtacak cinsten sakinliğiyle toplumca nefret edilen birine dönüşmeye başlar.Söylentiler dudaktan dudağa yayılmakta,suçlayıcı bakışların altında ezilmektedir.Artık kız kardeşi Margo bile ona şüpheyle bakar olmuştur.Gerçeği ortaya çıkarabilecek tek kişi Nick'den başkası değildir...
İyi;Usta yönetmen David Fincher imzalı cezbedici bir dram-gerilim filmi.Oyunculuk,kurgu ve gizem üst seviyelerde.Kadın-erkek ilişkisine bakış açısı,keyifli diyaloglar ,ters köşeler ve daha fazlası...Pek çokları gibi ben de Fight Club sonrası Fincher'ın en iyi filmi olarak görüyorum.Fight Club'da olduğu gibi inanılmaz sürükleyiciliğe sahip zekice hazırlanmış kurgu,dahası sansasyonel bir final...Özetle 2014'ün en sıradışı en etkileyici yapımlarından biri.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 24 Aralık 2014 | Etiketler : | | | |

True Detective (2014)

True Detective (2014)
HBO'nun yeni efsanesi True Detective polisiye-gerilim severler için eşi bulunmaz ideal alternatif.Paralel ilerleyen kurgu,müthiş oyunculuk,keyifli diyaloglar ve akıllara zarar soundtrackler sadece iyi bir başlangıç...Çok daha fazlası sadece sekiz bölümden oluşan bir çırpıda izleyip bitirebileceğiniz sezonda saklı.
Marty iri cüsseli,soğuk kanlı görüntüsüne rağmen zaman zaman sinirlerini hakim olamayan agresif bir adamdır.Genel anlamda Amerikan filmlerinde resmedilen tipik dedektifin benzeridir.Evli ve iki kız çocuğu babası olan kahramanımız aynı zamanda mesai arkadaşları tarafından da saygıyla karşılanan biridir.Zira patronlarıyla iyi geçinip,önemli davalarda yer edinmektedir.Marty'nin aksine Rust insani ilişkileri zayıf,sakin bir mizacı olan gerektiğinde yalnız kalmaktan çekinmeyen biridir. Yıllar önce çocuğunu ihmalden kaynaklanan bir kaza sonrası kaybeden kahramanımız evliliğini de sürdüremeyip bir başına kalmıştır.Sorgulayıcı yaratılışından ötürü iş arkadaşları tarafından antipatik bulunmakta ve araştırma sırasında elinden düşürmediği büyük not defterinden ötürü 'vergi memuru' olarak adlandırılıp alay konusu olmaktadır.
True Detective (2014)
Çevresindekileri ve hakkında ne düşündüklerini önemsemeyen Rust kendi bildiğinden şaşmayan,hayata karşı duruşu olan bir karakterdir.1995 yılında bir kaçırılma davası sonrasında Marty ve Rust ortak olarak soruşturmayla görevlendirilir.Daha doğrusu antipatik,burnu havada tavırlarından dolayı geri planda kalan Rust,Marty'nin hatrına davada yer edinmiş olur.Uzun yıllardır görülmemiş şekilde vahşice ve kurnazca işlenen cinayet sonrasında katilin alay eder gibi kurbana poz verdirmesi de eklenince dava bir anda kamuoyu gündemine oturur.Doğal olarak herkesin gözleri üzerlerindeyken Marty ve Rustlin'in soruşturmayı aydınlatabilmek için epey çabalamaları gerekir.İpuçlarını takip ederek virane bir kilise duvarındaki resme odaklanan ikilimiz vakit kaybetmeden var güçleriyle araştırmaya yoğunlaşıp kendilerine zaman kazandıracak yeni bir tanık bulmaya çalışırlar.Zira eyaletten gelen farklı bir tim davayı devralmak istemektedir.Bir an evvel kayda değer bulgularla amirlerinin karşısına çıkmak zorunda olan Marty ve Rust aileleri dahil her şeyi ikinci plana atarak davanın seyrini değiştirebilecek yeni bir delil için gecelerini gündüzlerine katarlar.Tamamen farklı kişilikleri ve iş anlamında da farklı teknikleri olmalarına rağmen davada birbirlerini mükemmel şekilde bütünleyerek katili ortaya çıkarma hususunda epey yol kat eden ikilimiz ahbap olmaya başlarlar.
True Detective (2014)
Marty,eşinin (Maggie) ısrarı üzerine yeni ortağını yakından tanımaya çalışır.Ne de olsa Maggie'nin de dediği gibi Rust yeri geldiğinde canını emanet edeceği güvenilir biri olmalıdır.Bir gün kahramanlarımız ipucu peşinde arabayla ilerlerken Marty,Rust'ı konuşturabilmek için keyifli bir muhabbet başlatır.Ancak Rustin'in insan doğasından tutunda yaratılışa ve sosyal yaşama kadar olan farklı düşünceleri sonrasında dehşete kapılan Marty,öncesinde ağzından laf alabilmek için bin bir dil döktüğü adımın susması için yalvarmaya başlar.Evet Rust son derece zeki ve işinde başarılı bir dedektiftir.Ancak insani olarak sosyopat olduğu düşünülebilir...
Girişte sözünü ettiğim gibi paralel olarak ilerleyen kurgu bizleri 17 yıllık bir serüvene sürüklüyor.Louisiana da seri katil kovalamacası ile başlayan yolculuk Marty ve Rust'ın ortak sevinçleri ve hüzünleri ile yansıtılıyor.2002 de aralarının bozulmasından tutup da yıllar önceki davayı eksik bıraktıklarını düşünüp yeniden iş başı yapmalarına değin sürüyor.Zira eyalet polisinin benzer şekilde işlenen yeni cinayetlerle kapılarına gelmesi ve kahramanlarımızın fikirlerine başvurması uzun zaman evvel ters düşmüş iki dostu yeniden bir araya getiriyor...



Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 29 Eylül 2014 | Etiketler : | | | |

Enemy (2013)

Enemy (2013)
Kaos, henüz anlaşılamamış bir düzendir.
Tarih öğretmeni Adam,eşi Mary ile sorunlar yaşayan,evden işe- işten eve giden asık yüzlü bir adamdır.Hayatı her geçen gün daha da monotonlaşan kahramanımız günün birinde arkadaşının tavsiyesi üzerine eğlenceli olacağını düşündüğü bir filmi izlemeye karar verir.
Enemy (2013)
Filmde bilinçaltına kazınan bir sahne sonrasında devamlı başa sarıp aynı kareyi izleyen Adam,oyunculardan birinin tıpa tıp kendisine benzediğini fark eder.Oyuncunun (Anthony) adını öğrenen kahramanımız diğer tüm filmlerine de izledikten sonra onunla tanışmak için yola koyulur.Öte yandan bir ajansa bağlı olarak çalışan Anthony hamile eşiyle (Helen) beraber nispeten daha huzurlu bir yaşantı sürmektedir.Adam'la telefonda konuşan Anthony,başta dediklerini saçma bulsa da onunla bir otel odasında buluşmayı kabul eder.Anthony ile yolları kesiştiğinde ise ses tonlarına kadar fiziksel olarak tamamen benzer olmaları,hali hazırda buhranlı günler geçiren Adam için gerçeklik kavramının tamamen yok olmasına sebep olur.Annesinin,Mary ve Helen'in de dahil olması ile iyice kapana kısılan Adam'ı zor günler beklemektedir...
İyi;Jose Saramago'nun 2002'de yazdığı The Double romanından sinemaya uyarlanan;Denis Villeneuve yönetiminde Jake Gyllenhaal'in harika oyunculuğu ile son dönemlerin en başarılı gizem-gerilim filmlerinden biri.İkilinin daha önce de beraber çalıştıkları "Prisoners (2013)" yapımında olduğu gibi iddialı atmosfer ve sürükleyici kurgu yine büyüleyici...
Kötü;Genel izleyici kitlesine hitap edebilecek bir yapım değil.Tipik David Lynch sinemasında olduğu  gibi karmaşık ilerleyen senaryo sıkıcı gelebilir.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 10 Mayıs 2014 | Etiketler : | | | |

Kokuhaku (aka Confessions) (2010)

Kokuhaku (aka Confessions)  (2010)
Yuko Moriguchi yakın zaman önce minik kızı Manami'nin ölümüyle sarsılmış genç bir sınıf öğretmendir.Dönem sonu emekliliğe hazırlanan kahramanımız öğrencilerine artık okulu ve mesleği bırakacağını söyleyerek veda mahiyetinde bir konuşmaya yapmaya karar verir.Oldukça sakin bir ses tonunda lakin giderek gerilimi arttıran bir şekilde öğrencilerine son bir ders vermeyi misyon edinen Moriguchi,hayatta her şeyden çok değer verdiği kızı Manami'nin polis raporlarının aksine bir kaza sonrasında ölmediğini anlatır.Kızının ölümünden şu an sınıfta bulunan iki öğrencinin sorumlu olduğunu söyleyerek,onları A ve B öğrencisi şeklinde adlandırır.
Kokuhaku (aka Confessions)  (2010)
A,dersleri baştan sona pekiyi olan bir öğrenci.Şöyle bir baktığınızda,bir sorunu olduğu hiç aklınıza gelmeyecek biri.Ancak zaman zaman hakkında bazı tedirgin edici dedikodular kulağınıza gelir.Sokaktan kedi ve köpekleri toplayıp kendi yaptığı "İnfaz makinası"nda onları öldürüyormuş.B,okula nakil olup spor kulübüne katıldı.Ancak ona sadece sürekli temel antrenmanlar yaptırıldı ve raket tutmasına dahi izin verilmedi.Patlama noktasına kadar gelmişti,ne yazık ki öğretmeniyle konuşacak cesareti yoktu.O yüzden de annesine arattırıp kulüpten çıktı.Daha sonra bir dershaneye yazıldı ancak notlarında her hangi bir değişim olmadı.Durumunda endişe etse de düzeltebilmek için çok tembeldi.
Öğrencilerini deşifre eden Yuko Moriguchi,kızının ölümünün kaza olmadığının bilincindedir.Manami'nin yaşama hakkına saygı göstermeyen bu ikiliye karşı büyük öfke duyan kahramanımız,yasal yollardan çocuk hukuku sebebiyle bir netice alamayacağını öğrenir.Bunun üzerine intikam almaya karar verir.Onların da kendisi gibi en sevdikleri kişiden ayrı düşürülerek en büyük acıyı tatmalarını isteyen Moriguchi,planını hayata geçirir.Öte yandan öğrenci A ve B ise kendi doğruları ve çelişkileri içerisinde derin bir boşluğa sürüklenirler.Dikkat çekmek,farklı olmak isterlerken;gençlikleri ve henüz kontrol etmesini bilmedikleri öfkeleri hedefinden sapmaya yön değiştirmeye başlar.Kendi iç dünyalarında taraf olmak istemeyecekleri bir savaşa girişen A ve B,giderek yalnızlığa mahkum olurlar.İntikamın adaleti olabilir mi?
Bu dünyada kimi insanlar vardır ki her türlü habis suçu....bana göre belli bir seviyenin üstünde işlenen suçlar yeni dünyalar yaratır.Suç ve Ceza'da tefeciyi öldüren Raskolnikov kendisini böyle savunmuştu.Ancak ben inanıyorum ki her bir yaşam kıymetlidir,değerlidir.

İyi;Baştan sona etkileyici bir kurgu üzerine kurulmuş muazzam bir yapım.Konu,giderek tırmanan gerilim,görsel sunumlar,slow motion sahneler,soundtrackler hepsi son derece başarılı.Oldboy sonrası yine bir uzakdoğu dehası güzide bir intikam filmi.Uzun süredir rastlamadığım kadar etkileyici şiirsel bir anlatıma sahip.Ayrıca alt metin ve içerdiği mesajlar bakımından da es geçmemek gerek.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Mart 2014 | Etiketler : | | | | |

Fargo (1996)


Jerry Lundegaard borçlarını kapatmak için yeni bir iş kurmayı planlayan daha önce giriştiği her işi batırmış kaypak bir adamdır.Gerekli sermayeyi kısa sürede bulması gereken kahramanımız eşinin zengin babasından yardım almayı umar.Ancak daha önce aralarında geçen bazı diyaloglar ve girdiği her işte başarısız olması bunun pek de mümkün olmadığını gösterir.Kendi başına kalan Jerry gerekli meblağı bulabilmek için şeytanın aklına gelmeyecek bir planı uygulamaya başlar.
Fargo (1996)
Para karşılığı tuttuğu iki seri katilden karısını kaçırmasını ve fidye talep etmesini isteyen kahramanımız her şeyin yolunda gideceğini düşünerek tereyağından kıl çeker gibi ihyacı olan paranın kendisi zahmet etmeden avucuna geleceğini ummaktadır.Bir aracı vasıtasıyla işi biri ufak tefek komik görünümlü diğeriyse buz gibi olan iri kıyım bir adama veren Jerry artık sadece zamanın işlemesini beklemektedir.Karısının kaçırılmasının ardındansa planlar alt üst olmaya başlar.Brainerd kasabasında biri polis üç kişinin cesedinin bulunması şerifin de devreye girmesi ile amansız bir kovalamacayı başlatır.Öte yandan fidyeci katillerin kendilerine vaad edilenle yetinmemesi işleri çok daha komplike bir hale getirir.Paraya zamanında ulaşabilmek için her şeyi göze alan Jerry ise hiç beklemediği bir takım gelişmeler sonrasında planında yeni rötuşlar yapmakla meşguldür.Lakin hiç bir şeyin plana bağlı gitmemesi kaotik ortamın habercisi olacaktır...

İyi;Coen kardeşlerin büyük ün kazandığı son derece başarılı bir karamizah örneği,gerilim filmi.Gerçek bir olaydan hikayeleştirilen özgül senaryo ve karakter seçimlerindeki ustalık muazzam.Tipik Coen kardeşler kurgusuna sahip (kimseye yar olmayan yüklü miktar para,absurd karakterler vs) kesinlikle izlemeniz gereken baştacı filmlerden.Sonuçta yedi kategoride Oscar'a aday gösterilip iki ödül kazanmış bir yapımdan söz ediyoruz.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Şubat 2014 | Etiketler : | | | | |

Dark City (1998)

Dark City (1998)
1994 yapımı The Crow filmiyle ünlenen sıra dışı yönetmen Alex Proyas'ın yine akluofobi ağırlıklı gizem,bilim-kurgu karışımı eseri "Dark City" övgüyü hak eden son derece başarılı bir yapım.Güçlü oyuncu kadrosunun yanı sıra eşsiz atmosferi ve çağın ilerisindeki vizyonu ile bilim kurguda çığır açan The Matrix'in de akıl hocalığını yapan Dark City,her sinemaseverin mutlaka izlemesi gereken yapımların başında geliyor.
John Murdock karanlık bir banyoda,kirli bir küvetin içerisinde uyanır.Sandalyenin üstüne bırakılan kıyafetlerini giydikten sonra nerede olduğunu keşfe çıkan kahramanımız vahşice işlenen cinayetlerin zanlısı olarak arandığını fark eder.Dedektif Burmstead ensesindedir.Üstelik peşindekiler sadece polisler de değildir...Aniden çalan telefon sonrasında kendisini doktor olarak tanıtan esrarengiz bir adamın bir deney sonrasında işlerin yolunda gitmediğini ve hafızasının silindiğini söylemesi üzerine,tüm bu kargaşanın içerisinde esas sorununa yoğunlaşmak zorunda kalan kahramanımız bir an önce o evi terk etmesi yönünde telkin edilir.Gerçekte nasıl biri olduğunu ya da cinayeti işlemiş olabileceği ihtimalini düşünmek için zamanı dahi kalmayan Murdock peşindeki gizemli yabancıları atlatabilmek için şehrin karanlığında dehşet verici bir yolculuğa zorlanır.Şehirde oradan oraya savruldukça,her gece yarısı saat 12 de zamanın durduğunu,siyahlar içerisinde etrafta dolaşan gizemli yaratıklar olduğunu fark eder.Kendisini büyük bir bulmacanın içerisinde kaybolmuş vaziyette hisseden Murdock,yeraltında yaşayan zamanı durdurabilen,insan beynine hakim olabilen tuhaf yaratıklarla tanışır.Dahası insanların geçmişlerini ve anılarını istedikleri şekilde manipüle edebilmektedirler.Öte yandan zaman durdurulmasından diğer insanlara kıyasla etkilenmediğini keşfeden Murdock,en başından beri tekin görünmeyen Dr. Schreber'ın yardımlarıyla karısıyla ilgili (Emma) bazı anılarını hatırlamaya başlar.Kahramanımız kendisini büyük bir savaşın içerisinde bulacaktır.Şimdi yapması gereken bir an önce neler olduğunu hatırlamak ve geleceğinin belirleyicisi olabilmektir...


İyi;Atmosfer,soundtrackler,oyunculuk,kurgu her şeyiyle mükemmel bir bilim-kurgu,gerilim örneği.Sinemaseverlerin hafızalarına kazınan sahneleri ve insanı derinden etkileyen karanlık,gotik atmosferi ile tam bir baş yapıt.Zekice hazırlanmış diyaloglar ve nokta atışı verilen özenle hazırlanmış mesajlar da unutulmamalı...
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Nisan 2013 | Etiketler : | | | | |

El laberinto del fauno (2006)

El laberinto del fauno (2006)
2.Dünya Savaşının patlak verdiği yıllarda,faşist İspanya'da iç savaş ve kaos hüküm sürmektedir.Statüko gereği ordu ormanda gizlenen komünist gerillaların peşindedir.Komutan Vidal taviz vermeyen sert mizacı ile ormandaki tüm gerillalar öldürülene kadar pes etmemeye kararlıdır.Küçük bir kız olan Ofelia ise terzi olan babasının ölümünün ardından annesinin Vidal ile evlenmesi ile komutanın şatafatlı evine taşınmak zorunda kalır.Üvey babasının güç düşkünü erkek çocuk sevdalısı olması ve annesinin de Vidal'in çocuğunu doğurmaya hazırlanması sebebiyle giderek yalnızlaşmaya başlayan Ofelia,tam da bağımlısı olduğu peri masallarının saçmalık olduğunu düşünmeye başlamışken kendisini fantastik bir dünyanın içerisinde bulur.
Evlerinin orman tarafına bakan arka bölümünde gizli bir labirent keşfeden kahramanımız,Pan isimli tuhaf bir yaratıkla tanışır.Pan,Ofelia'nın yeraltı kralının kızı olduğuna inanmaktadır ancak gerçek bir prenses olabilmesi için üç farklı görevi yerine getirmesi ve bu sayede yeraltı kralının kızı olduğunu ispatlamasını istemektedir.Gece yarısı uyku sersemi fantastik bir serüvene yelken açan,henüz 10 yaşında küçük bir kız olan Ofelia Pan'ın kendisine verdiği tılsımlı defteri alarak görevleri yapmayı kabul eder.Zira yanı başında gerçekleşen kanlı savaştan kendisini ancak bu şekilde soyutlayabilmiştir.Geleceğe dair tüm beklentileri Pan ve onun hizmetine sunduğu üç minik periye bağlayan kahramanımız,iyi yürekliliğini ve sadakatini sınayacak görevleri yerine getirmeye soyunur.Ancak Ofelia'yı son göreve geldiğinde zorlu bir seçim beklemektedir...


İyi;Guillermo del Toro sinemasının tavan yapan eserlerinden biri.Belli bir zaman dilimini yansıtan tipik bir dönem filmi olmasının yanısıra,fantastik gerilimin de son derece başarılı işlendiği sürükleyici bir yapım.İspanyol sinemasından aşina olduğumuz mistik atmosfer ve tatminkar gizem seviyesiyle şiddetli izlemenizi önerdiğim filmlerin başında geliyor.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 2 Nisan 2013 | Etiketler : | | | |

Insensibles (Painless) (2012)

Insensibles (Painless) (2012)
İspanya-Fransa-Portekiz ortak yapımı olan "Insensibles" kesinlikle övgüyü hak eden,fantezi ile dram-gerilimin tam kıvamında birleştiği son dönemlerin en güzide yapımlarından biri.Filmde kurgu iki koldan ilerliyor.İlk olarak İspanya'da iç savaşın ve kaosların hüküm sürdüğü 1930-60 yılları arasında yaşanan bir olaya şahit oluyoruz.Ardındansa günümüze dönerek başarılı bir cerrah olan David'in eşini kaybettiği dramatik bir trafik kazasının sonrasında kemik iliği kanseri olduğunu öğrenmesi ve yıllardır görüşmediği anne-babasının izini sürmesi konu ediliyor.
1930'lu yıllarda toplum tarafından yadırganan bazı tuhaf yetenekleri olan çocuklar garabet bir tepenin zirvesine kurulmuş akıl hastaları ve özel bakım gerektiren mahkumların tutulduğu bir hastaneye sevk edilirler.Aralarında Benigno ve Inés'in de bulunduğu bu çocukların ortak özelliği acıya karşı duyarsız olmalarıdır.Öyle ki yaratılışın getirisi olan acı,onların tabiatında yer almamaktadır.Zaten halihazırda bu yüzden kendilerine ve çevrelerine zararlı olabilecekleri düşüncesiyle her biri ayrı hücrelerde olmak üzere izole edilmiş,24 saat kilit altında tutuldukları odalara yerleştirilirler.
Tüm bunlar yaşanırken iç savaş tüm şiddeti ile İspanya'yı kavurmakta,Avrupa'nın kaderi için büyük tehdit oluşturan Naziler istilacı bir politika izlemektedir.Almanya'nın en tanınmış bilim adamlarından biri olan Dr. Holzmann ise tüm bu kargaşanın içerisinde yahudi olduğu gerekçesiyle vatanını terk etmek zorunda kalmıştır.Uzun zamandır kendisiyle mektuplarla temas kuran ve hastanede tutulan acıya duyarsız çocuklarla ilgili bir hemşireden bilgi alan Holzmann,İspanya'ya iltica etmeye karar verir.Saygınlığından ötürü İspanya'ya gelir gelmez hastanenin baş hekiminden çocukların sorumluluğunu alan kahramanımız,bazı deneysel tetkiklerle onları topluma kazandırmayı amaçlamaktadır...
David yaşaması için gerekli olan kemik iliğini bulabilmek için ailesinin ikamet ettiği ufak bir kasabanın yolunu tutar.Ancak onca zaman anne-baba dediği insanların kendisini evlatlık edindiklerini öğrendiğinde büyük bir şok yaşayacaktır.Şimdi yapması gereken kalan kısa zamanı boyunca biyolojik anne-babasını bularak onlardan donör olmasını istemektir.David geçmişin karanlık sırları ve ibretlik bir dramayla yüzleşmek zorundadır...


İyi;Kesinlikle son yılların en başarılı gizem,dram-gerilim yapımlarından biri.Kurgu,mekan betimlemeleri ve oyunculuk tatmin edici.Sürekli ters köşelerle ilerleyen sıra dışı hikayesi ve soluksuz izlemenizi sağlayacak akıcı senaryosu ile mutlaka göz atmanızı tavsiye ettiğimi yapımlardan biri.
Kötü;Final daha farklı olabilirdi...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 27 Mart 2013 | Etiketler : | | | | | |

The Silence of the Lambs (1991)

The Silence of the Lambs (1991)
Thomas Harris'in kaleminden ustalık eseri olarak dökülen "Kuzuların Sessizliği" Jonathan Demme tarafından 1991 yılında beyazperdeye aktarılmıştır.Yayınlandığı dönemde epey sükse yapan başarılı psikolojik gerilim filmi,kazandığı oscar ödülleriyle de korku-gerilim dalında zirvedeki yerini taçlandıran,sinemaseverlerin mutlaka izlemesi gereken zamana meydan okuyan yapımlar arasında gösterilmektedir.Dahası usta oyuncu kadrosu,anlatılmaz yaşanır senaryosu ve hafızalara kazınan sahneleri ile gerçek bir başyapıt... 
Yeni mezun olmuş FBI Ajanı Clarice Starling, (Jodie Foster) Buffalo Bill adında orta batıdaki genç kadınları
kaçırıp öldüren bir psikopatın katilin davranışları ardında yatan psikolojik nedenlere ait ipucu bulması için 
görevlendirilir. Bunun için aklını yitirmiş bir mahkumla görüşmesi gerekmektedir. 
Mahkum psikiyatr Dr. Hannibal Lecter'dan (Anthony Hopkins) başkası değildir.Çevresindekiler ona akıl hastası gözüyle baksa da aslında gerçek bir dahi olan Lecter,yardımcı olması karşılığında Starling'in kendi karışık yaşamından detayları öğrenmek ister. Bu çarpık ilişki Starling'i yalnızca kötü etkilemekle kalmaz, aynı zamanda deli bir katille yüz yüze gelmesine sebep olur.
Starling, Lecter'ın katili tanıdığından şüphelenmektedir ancak Lecter katilin kim olduğu sorularına kelime oyunları ile karşılık vermektedir. Buffalo Bill'in son ele geçirdiği kurbanı Tennessee Senatörü'nün kızı olunca olay büyür.Senatör Lecter'a bildiklerini anlatması karşılığında aracı vasıtasıyla anlaşma sunar.Lecter bu anlaşmaya uyacağını ancak Senatör'e cevabı kendisinin vermesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine görüşme ayarlanır. Lecter ayrıntılı bir tarih ve adres verir ancak katilin adında gene bir kelime oyunu yaparak yalan söylediğini düşünmelerini sağlar. Bununla yetinmeyip tutulduğu hücreden zekice bir planla kaçmayı başarır.Öte yandan Starling, Lecter'ı çözdüğünü düşünmektedir ve sonunda katilin bulunduğu yeri öğrenir ancak ekip arkadaşları kendisinden 400 mil uzaktadır, kahramanımız tek başına kalmıştır...


İyi:Anthony Hopkins'in 16 dakika gibi kısa bir sürede sergilediği muhteşem performansı. Filmin 1991'de çekilmiş olmasına rağmen zaman kavramını aşarak hala izleyicilerin aklına aynı düşünceleri, aynı soruları getirmesi.Serinin ilk filmi olma özelliğini de taşıyor.Devam filmleri;The Silence of The Lambs(1991), Hannibal(2001), Red Dragon(2002), Hannibal Rising(2007)
Kötü;-
Editör'ün Puanı

(Bu inceleme Can Sarpkaya tarafından After Dark Horror Movies için hazırlanmıştır.)
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 10 Ocak 2013 | Etiketler : | | |

The Call of Cthulhu (2005)

The Call of Cthulhu (2005)
HP Lovecraft'ın en gözde yapıtlarından biri olan "The Call of Cthulhu" Lovercraft'ın diğer kitaplarında da sık sık adı geçen Cthulhu yani "eskiler" olarak adlandırılan dünyada hayat var olmadan önce yıldızlardan yeryüzüne inerek yaşam süren yaratıklara inanan bir mezhebin (bir çeşit yaratılış hikayesi) derinlemesine işlendiği,korku-gerilim severlerin boş geçmemesi gereken bir başucu eseri.2005 yılında sinemalaştırılarak,1920'li hatta öncesi yılları işleyen yapım kesinlikle göz atmanız gereken bir alternatif.Bu arada filmin tamamının siyah-beyaz ve sessiz olarak çekildiğini de ekleyelim.
Profesör olan amcasının ölümünün ardından son nefesinde kendisine emanet ettiği bir anahtar sayesinde eski bir kutuyu açan kahramanımız,amcasına ait daha önce gün yüzüne çıkmamış bir takım çalışmalar olduğunu keşfeder.Kutunun üstünde "Cthulhu kültürü" etiketi bulunmaktadır.Bu aşamadan sonra sevgili amcasından geri kalan çalışmaları kişiselleştirerek büyük bir merakla incelemeye koyulan yeğen,1870 yılına kadar uzanan farklı bilgileri derlemeye koyulur.İlk olarak amcasının sık sık seans yaptığı bir ressamın anlam veremediği ancak her defasında dehşete kapılarak uyandığı korkunç rüyaları sonrasında aklında kalanları not ettiği günlüğü okuyan kahramanımız,ardından1908 yılında arkeologlar toplantısında bir polis dedektifinin bulduğu gizemli bir nesnenin orijini bulma çabalarına şahit olur.Zamanla arta kalan çalışmalara yoğunlaşmaya ve bütün benliğiyle odaklanmaya çalışan kahramanımız olayın sır perdesini aralayabilmek için var gücüyle uğraşır.Öte yandan asıl ipuçlarının yer aldığı bir grup denizcinin macerasına tanıklık ettikten sonra o serüvenden hayatta kalmayı başarmış tek kişi olan Johansen'in izini sürmeye koyulur.Amcasının notları içinden çıkan 1925 yılına ait bir takvim üstünde işaretlemeler yaparak,olaylar arasındaki bağlantıları bulmaya iyiden iyiye yaklaşan kahramanımız,kaçınılmaz sona bir adım mesafededir...

İyi;Kurgu son derece başarılı.Üç kısa hikayenin bileşimi şeklinde ilerleyen yapım pek çok yönden In the Mouth of Madness (1994) yapımını anımsatıyor.
"Dünyadaki en bağışlayıcı şey, sanırım, insan zihninin dünya üzerindeki şeyler arasında 
ilişki kurabilmekteki noksanlığıdır.Günün birinde, bu parçalanmış bilgi biraraya getirildiği zaman, gerçekliğin öyle ürkütücü görüntüleri açığa çıkacak ki, bu gerçeklikteki korkutucu derecede önemsiz konumumuzu fark ettiğimizde, ya bu algılamadan deliye döneceğiz, ya da bu öldürücü ışıktan kaçıp yeni bir karanlık çağın barış ve güvenliğine sığınacağız."
Kötü;Tabii günümüz teknolojisi düşünüldüğünde siyah-beyaz,sessiz bir film izlemek abes gibi görünebilir.Ancak hikayenin merkezine gidebilmemiz ve o şartları algılayabilmemiz açısından oldukça önemli.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 12 Aralık 2012 | Etiketler : | | |

In the Mouth of Madness (1994)

In the Mouth of Madness (1994)
90'lı yılların sükse yapan korku-gerilim filmlerinden biri olan "In the Mouth of Madness" kurgunun gizem seviyesinin de üst düzey olması ile epey ilgi çekici yapımlardan biri.Yönetmen koltuğunda John Carpenter ismini görüyoruz,ki bence korku ustasının en karanlık en muazzam eserlerinden biri olduğunu söyleyebilirim.
Ünlü korku roman yazarı Sutter Cane,son eserinin ardından ortadan kaybolmuştur.Yüzlerce fanı olan ve kitapları basıldığı gün tükenen Cane,esasında diğer korku romanlarında olduğu gibi okuyucusu karanlık ve garip hikayelerle etkilemektedir.Onu farklı kılan başarısının sırrı,kitaplarının okuyucuyu içine çeken gizemli bir atmosfere sahip olmasıdır.Dahası kitaplarının kapaklarının çizimleri de bizzat kendisi yapmakta olup,mekan olarak gerçek yerleri kullansa da bahsi geçen kasaba isimleri  haritalarda bulunmamaktadır."Mutlak Korku" adlı eserinin sonrasında gizemli bir şekilde kayıplara karışan Cane'i araştırma görevi basit bir sigorta müfettişi olan John'a düşmüştür.Cane'in kitaplarını okuyanların gerçeklik kavramını yitirdikleri ve saldırganlaşarak deyim yerindeyse delirdikleri bulgularına rağmen bunun bir aldatmaca olduğunu düşünen kahramanımız,ipuçlarını takip ederek Cane'in kitaplarına konu olmuş meşhur Hobb'un Sonu adlı kasabaya ulaşır.Ona giderek yaklaştığını düşünse de bir şeylerin yolunda gitmediğini anlaması uzun sürmeyecektir.
"Korkunun anatomisinin nasıl ortaya çıkarılacağı hiç bilinmedi.Din disiplini korkuda arar,ama yaratılışın gerçek doğasını anlamaz.Kimse gerçek olmasını sağlayacak kadar inanmadı...Kitaplarımın milyarlarca kopyası satıldı.18 farklı dile çevrildi,benim yazdıklarıma inananlar İncil'e inanlardan daha çok..."

İyi;Oyunculuk ve atmosfer son derece başarılı.Yapım yılını göz önüne alırsak;makyaj ve görsel efektler bakımından da geçer not aldığını söyleyebiliriz.Carpenter kült olma mertebesine ulaşmış bu filminde kan ve şiddeti geri plana atarak cevabını aradığı önermelerle düşünsel yolla karanlık bir korku batağına saplanmamıza sebep oluyor.H.P. Lovecraft kitaplarında olduğu gibi fantastik bir aleme konuk oluyoruz...Bu filmi sevenlerin Nightmares & Dreamscapes: From the Stories of Stephen King Crouch End bölümüne göz atmalarını öneriyorum...
Kötü;Genel izleyici kitlesine hitap etmiyor.Aslında bu bir eksi değil ancak yine de uyarmış olayım.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Aralık 2012 | Etiketler : | | | |

Loft (2008)


Loft (2008)
Kim derdi ki Belçika yapımı bir gerilim filmi seyredipte bu kadar beğeneceğim.Evet kulağa enteresan geldiğinin farkındayım ama "Loft" gerçekten de övgü ile bahsedilmesi gereken yapımlardan biri.Filmin başarısını özetlemek için halihazırda biri Hollanda yapımı olmak üzere bir diğeri de 2013 yılında vizyona girecek olan kurgusal olarak tamamen aynı fakat oyuncu kadrosu bakımından farklı versiyonlara sahip olduğunu da ekleyeyim.
Beş yakın arkadaş ki hepsi de evli,kaçamak zaman geçirebilecekleri,aralarında sır olarak kalacak bir mekanı paylaşırlar.Her biri birer anahtar alarak,zamanı geldiğinde çatı katını kullanmayı planlamaktadır.Amaç gayet basittir;hem gönüllerini eğlendirecekler hem de eşlerinin bundan kesinlikle haberi olmayacaktır.Zira paylaştıkları bu çatı katı sayesinde eşlerinin takip edebileceği ne bir otel faturası ne de kart ekstresi olacaktır.Başarılı bir mimar olan Vincent'ın kendilerine ait özel bir alan oluşturma fikrini açıklaması ile psikiyatrist Chris dışında;Filip,Marnix ve Luc çoktan ikna olmuştur bile.Karısını aldatmayı aklından bile geçirmediği ve böyle bir anahtara ihtiyacı olmadığını söyleyerek,başlarda bu duruma ön yargı ile yaklaşan Chris ise Ann ile tanıştıktan sonra fikrini değiştirecektir.Filip'in düğünün ardından Vincent'ın anahtarı çoğaltarak arkadaşlarına dağıtması ile gözlerden uzakta çatı katı serüvenleri başlayacaktır...
Bir sabah çatı katına giden Luc,yatakta kanlar içerisinde yüzüstü uzanmış bir kadın ceseti ile karşılaşır.Hemen arkadaşlarına haber veren kahramanımız,Filip aralarına biraz geç katılsa da olay patlak vermeden önce buluşmayı başarırlar.İçlerinden birinin cinayetle ilişkisi olduğunu düşünen Chris,odanın alarm sistemi olduğunu ve kapıda herhangi bir zorlama olmamasından ötürü birinin anahtarla içeri girmiş olabileceğini ihtimali üzerinde durur.Esasında şu an için önemli olan katilin kim olduğundan ziyade polis kanalıyla yaşananların ortaya çıkmamasıdır.Çünkü hepsi de zamanında çatı katını kullanmış ve eşlerini aldatmıştır.Yaşanabilecek bir skandal beşinin de sonu olabilir.
Grup dinamikleri içerisinde daha sakin ve lider özellikleri taşıyan Vincent,birinin kendilerine tuzak kurmuş olabileceğini düşünür.Öte yandan Chris'in aynı zamanda üvey kardeşi olan Filip,saldırgan bir tutum sergilemeye başlamıştır.Bakalım sırlar daha ne kadar saklı kalabilecek ?

İyi;Öncelikle Belçika tarihinin en çok izlenen filmi olduğu bilgisini sizlerle paylaşayım.Baştan sona inanılmaz sürükleyici,gerilimin zaman zaman tavan yaptığı mutlaka izlemenizi tavsiye ettiğim yapımlardan biri.Başlarda her şey kaotik gibi görünse de biraz zaman tanıyarak parçalarını yerine oturtabilirsiniz.Kurgu çok iyi,oyunculuk da çok üst düzeyde olmasa da yeterli seviyede.Özetle entrikalarla dolu,filmde gözlediğiniz herkesten suçlu kim olabilir diye şüphe duymanıza sebep olacak başarılı bir gizem-gerilim filmi.
Kötü:-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 18 Kasım 2012 | Etiketler : | | | |

Antikörper (aka Antibodies) (2005)

Antikörper (aka Antibodies) (2005)
Uzun süredir Alman polis departmanını peşinden sürükleyen seri katil Gabriel Engel,en sonunda sansasyonel bir baskınla adalete teslim edilmiştir.Kurbanlarını erkek çocuklar arasından seçen sapık katil,yakalanmadan hemen önce Laura isimli küçük bir kızın da günahına girmiştir.Laura'nın katledilmesiyle olaya dahil olan küçük bir kasabanın şerifi Michael şehre davet edilerek araştırmanın odağı haline gelmiştir.Zira Engel diğer polislerle konuşmayı reddederek sadece Michael'ın sorularına cevap vereceğini söylemektedir...
Engel'in diğer cinayetleri itiraf etmesine rağmen minik Laura'ya dokunmadığını ancak onun kim tarafından öldürüldüğünü bildiğini söylemesi soruşturmayı bir başka boyuta taşımıştır.Michael ile ilk karşılaşmasından itibaren sürekli onun üstüne oynayan Engel,masum bir insan olmadığını onun da kendisi kadar günahkar olduğunu düşünmektedir.Michael'la sohbetlerinden arta kalan zamanlarda sürekli bir not defterine boya kalemleri ile bir şeyler karalayan Engel,kırk tilkinin dolaştığı kafasında yeni planlara yoğunlaşmaktadır.Öte yandan Laura'nın iç çamaşırlarında Engel dışında bir başkasının da sperm örneklerinin bulunması kasabadan birilerinin azılı katilin iş birlikçisi olabileceğine işaret etmektedir.Geçmişten beri enset ilişkilerin yaygın olduğu kasabada erkeklerin tamamının dna saptaması için örnek vermesini isteyen Michael bir yandan kariyer olarak zirveye tırmandığını hissetse de öte yandan Engel'ın kafasına soktuğu bazı fikirler adeta bedenini zehirlemektedir.Eşi ve çocuklarına karşı kaba davranışlar sergilemeye başlayan kahramanımız,13 yaşındaki oğlu Christan'ın sorunlu ergenlik döneminde şiddete eğilimli olduğu gerçeğini yeterince önemsememektedir.
Uzun uğraşlara rağmen halen Engel'i konuşturmayı başaramayan Michael,psikolojik avantajını da tamamen kaybetmiştir.En başından beri onun sapkın bir günahkar olduğunu,kendisininse sıradan bir hayat yaşayan ahlaklı,masum bir insan olduğunu düşünen Michael giderek çirkinleşmeye başlayan diyaloglar sonrasında neyin doğru neyin yanlış olduğunu cevabını vermekte zorlanmaya başlar.Dinine bağlı koyu bir katolik olan kahramanımız duygusal gel-gitler içerinde bir an evvel Laura'nın nasıl öldürüldüğünü Engel'in itiraf etmesini sağlamaya odaklanmıştır.


"Kötülük bir virüstür.Bulaşıcı ve yok edici.Sana bulaştı bile."
İyi;Kurgu son derece sürükleyici.Oyunculuk üst düzeyde.Hani bazı filmler damakta ayrı bir tat bırakırya işte onlardan biri.Polisiye-gerilimin yanı sıra dram yönü de ağır basan izlemenizi tavsiye edebileceğim bir gizem filmi.Atmosfer baştan sona etkileyici.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 31 Ekim 2012 | Etiketler : | | | | |