Güncel İncelemeler;

Rosemary's Baby (1968)

Rosemary's Baby (1968)
Rosemary-Guy çifti yeni bir apartman dairesi kiralamak için arayıştadırlar.Oyunculuk yapan Guy,işi gereği tiyatroya yakın çevrede dairelerle ilgilenmektedir.Günün birinde emlakçının aracı olması ile eski bir binada beklentilerini fazlasıyla karşılayabilecek geniş bir eve taşınırlar.Hutch isimli eski bir dostlarının binanın kötü mazisiyle ilgili söylediklerini ise göz ardı ederler.Pek ahbabı olmayan kahramanlarımız hemen yan dairede yaşayan ihtiyar karı-kocanın (Castevet ailesi) yakın ilgisiyle karşılaşırlar.Castevetler sürekli onları şaşırtmakta,minik sürprizler yapmakta ve hoş sohbetleri ile yaşlı olmalarına karşın kafa dengi insanlar olduklarını göstermektedirler.
Başlarda Castevetlere karşı çeşitli ön yargıları olan Guy,onları tanımaya başladıkça gerçekten de iyi insanlar olduklarını düşünür.Taşınma telaşelerinin bitmesi ile odalardan birini çocuk odası yapmaya karar veren kahramanlarımız yakın zamanda ebeveyn olmanın planlarını yapmaktadırlar.Ancak eve taşındıkları ilk günden beri ezgisel sesler ve konuşmalar duyan Rosemary bir şeylerin ters gittiğinden emindir.Çocuk yapmak için uygun zamanı bekleyen genç çiftimiz çok geçmeden amaçlarına ulaşırlar.Hamile olduğunu öğrendiği günün öncesinde tuhaf bir rüya gören Rosemary,kendisine şeytani bir varlığın tecavüz ettiğini hissetmiştir.Bu gizemli rüyanın arifesinde gebe olduğunun anlaşılması ile gerginlik yaşayan Rosemary'i eşi Guy ve Castevet ailesi her şeyin yolundan gittiği hususunda ikna etmeyi başarırlar.Castevetlerin yardımıyla şehrin en önemli jinekoloğu olan Dr. Sapirstein'ın gözetimine giren Rosemary,tipik vitamin hapları ve mineraller yerine bayan Castevet'in hazırladığı özel bitkisel karışımları içmesi hususunda tembihlenmiştir.Sıkıntılı bir hamilelik dönemi yaşayan kahramanımız kilo alması gerekirken giderek zayıflamakta,psikolojik sorunlarla yüzleşmek zorunda kalmaktadır.Öte yandan eşi Guy'ın işlerinin açılması ve bu hırsla gözünün başka şey görmemesi Rosemary'nin yalnızlaşmasına neden olacaktır.Günün birinde misafirliğe gelen Hutch'un Bay Castevet ile tanışmasının ardından söyledikleri ve Rosemary'nin gebeliğinin normal olmadığı görüşleri daha da tedirginleşmesine yol açacaktır.
İlerleyen günlerde Hutch'un kendisi ile dışarıda görüşmek istemesi üzerine tüm bitkinliğine karşın onu görmeye giden Rosemary,Hutch'un ansızın komaya girdiğini öğrenir.Olan bitene kayıtsız kalan ve kendi işlerine yoğunlaşan Guy,her şeyin çok güzel olacağını vaad etmektedir.Bir süreliğine olsa da ağrıları hafifleyen ve kilo almaya başlayan Rosemary,Hutch'un ölüm haberi ile sarsılır.Ancak onun son nefesinde okuması için işaret ettiği kitap eline geçtiğinde ise artık çevresine bir başka gözle bakmaya başlayacaktır...


İyi;Baştan sona gerilim yüklü kült olma unvanı kazanmış efsane bir yapım.Kurgu ve oyunculuk son derece başarılı.Mekan betimlemeleri,atmosfer ve binanın dokusu halihazırda yeterince buhran yaratıyor.Özellikle ikinci yarısı itibariyle işin gizemli kısmının da belirginleşmesi takdiri hak edecek cinsten.Tabii bir de Roman Polanski ve usta oyuncu kadrosunun da katkısı unutulmamalı.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 24 Ekim 2012 | Etiketler : | | |

Los cronocrímenes (aka Timecrimes) (2007)

Hector eşiyle beraber yeni evlerine taşınan orta yaşlarda bir adamdır.Zamanının çoğunu dinlenerek geçiren kahramanımız,evinin arka bahçesindeki ormanı  seyrederek huzur bulmaktadır.Günün birinde elinde dürbünle çevresini gözlemlerken ağaçların arasında tuhaf cisimler gözüne çarpar.Pür dikkat kesilen Hector,çok geçmeden çıplak bir bayanın görüş açısına girdiğine şahit olur.Karısının evden ayrılması ile merakını daha fazla  bastıramayarak,ormanın yolunu tutmaya karar verir.
Dar bir patika yoldan ormana girerek dürbünde gözüne ilişen bayanın izini süren kahramanımız,kısa süre sonra çalıların arasında gelişi güzel çıkarılıp bir kenara atılmış kıyafetler görür.Sakin adımlarla ilerlemeye devam eden Hector en nihayetinde aradığı bayanın büyük bir kayanın gölgesinde baygın şekilde yattığını görür.Başlarda yanına yaklaşmaya cesaret edemese de ürkek adımlarla yanına sokulmaya başlar.Bu sırada suratı pembe bandajla sarılı bir adamın arkadan kendisine saldırması ile yaralanan Hector,hemen olay yerinden uzaklaşmaya çalışır.Tabii gizemli pembe bandajlı adam da peşine düşmüştür.Uzun soluklu bir kovalamacanın ardından bilimsel araştırmaların yapıldığı gizli bir binaya sığınan kahramanımız,hafta sonu nedeniyle kendisine yardım edebilecek kimseyi bulamayınca rastgele bir kapıyı kırarak içeri girmeye karar verir.Sandığının aksine sürekli kameralarla gözetlenen tesiste yalnız değildir.Telsizle irtibata geçen bir adam kahramanımızdan tepedeki ambara gelmesini istemektedir.Keza suratında bandaj sarılı biri de şu an binaya girmiş ve etrafa dehşet saçmaktadır.
Korku dolu anların sonrasında ambara ulaşmayı başaran Hector telsizde kendisine yardımcı olan görevi ile tanışma fırsatı bulur.Ancak acele etmesi gerekmektedir zira halen yüzü gözü sarılı adam peşindedir.Görevlinin önerisi üzerine içerisi sıvıyla dolu olan büyük bir makinanın içerisine saklanmayı kabul eden Hector,sıra dışı bir deneyim yaşayacaktır.İçine girdiği şeyin bir zaman makinası olduğunu anlayacak olan kahramanımız,aynı günün birkaç saat öncesine gitmiştir.Yaşadıklarına anlam veremeyen Hector,görevlinin direktiflerine uyarak bir kenara çekilip olacakları izlemeye koyulur.Ancak kendisinden bir başkası daha olduğunu anlayınca işler sarpa saracaktır..


İyi;Baştan sona sürükleyici,hoş zaman geçirmenizi sağlayacak bir yapım.Kurgu ve mekan betimlemeleri oldukça başarılı.Zamanda seyahat ve paralel evren konularına meraklıysanız mutlaka göz atmanızı öneriyorum.Bu arada bu filmi sevenler Triangle (2009) yapımını da izlemeli.
Kötü;Hızlı şekilde ilerleyen ilk çeyreğin ardından daha yavaş bir tempo izleyiciyi bekliyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 5 Eylül 2012 | Etiketler : | | | | |

No Country for Old Men (2007)

No Country for Old Men (2007)
Son dönemlerin en başarılı gerilim filmlerinden biri olan "İhtiyarlara Yer Yok",tipik Coen kardeşler kara mizah sinemasının örneklerinden.Kurgu olarak Fargo (1996) ile büyük benzerlik gösteren yapım,final bölümünde değineceğim birçok ortak özellik taşıyor.
Geyik avlamak için Meksika yakınlarında kurak bir alanda gezinen Llewelyn Moss,kanlı bir uyuşturucu ticaretinin ortasında bulur kendisini.Zaten halihazırda "Meksika sınırı" söz öbeğini duyar duymaz pek çoğumuz algıda seçicilik yaparak uyuşturucu ticareti ve kartel cinayetlerini ilişkilendirmiştir bile.İşte bu noktada bol kanlı bir eyleme şahit olan kahramanımızın,cesetlerin arasındaki yüklü miktardaki para gözüne ilişir.Zaman kaybetmeden daha doğrusu birileri paranın peşine düşmeden hemen çantaya aldığı gibi oradan uzaklaşan Moss,artık vicdanı ile baş başadır.Aynı günün gecesinde yaptığının şeyin doğru olmadığı düşüncesi ile yeniden olay yerine dönen kahramanımızın bu sefer ilkinde olduğu gibi şansı yaver gitmeyecektir. Zira öncesinde tahmin ettiği gibi birileri paranın peşine düşmüştür ve panikten kamyonetini oracıkta unutan Moss için tehlike çanları çalmaya başlamıştır.
Para çantasını aldığı gibi ortadan kaybolmaya çalışan Moss,ne yazık ki peşine sıra dışı psikopat bir katili takmıştır.Anton isimli bu seri katil;ilginç saç tıraşı olan ve birbirlerinden tuhaf silahlarıyla doğası gereği etrafa dehşet saçmaya başlamıştır.Çantanın içerisindeki sinyal cihazı sayesinde Moss ne kadar uzaklaşsa da sürekli takibi sürdüren Anton'un durmaya niyeti yoktur.Anlaşılan av ve avcının ses getirecek buluşması kaçınılmaz görünmektedir.Bu arada Anton'un ardında bıraktıklarından izini süren kasabanın şerifi de olaya dahil olmuştur.Henüz kime ait olduğunu dahi bilinmeyen çanta dolusu para bakalım kime yar olacak...
Giriş bölümünde bahsettiğim gibi Coen kardeşlerin kendilerine has sinema kurgularından övgüyle bahsetmek gerektiği yadsınamaz bir gerçek.Öyle ki diğer filmlerinde de olduğu gibi gerek enteresan katil tiplemeleri gerekse kimseye yar olmayan yüksek meblada para esprisi ile işledikleri önermeler oldukça ilgi çekici.Genelde sıradan insanların başına gelen absürt olaylar ana temayı oluştursa da plansız ilerliyor hissi veren kurgu son derece sürükleyici.Tabii usta oyuncu kadrosundan da filmin başarısındaki rolü geri plana atılamaz.Baştan sonra gerilimi hissedebiliyorsunuz.


İyi;Fazla söze gerek yok,gerilim severlerin arşivleyip saklamaları gereken tam bir başyapıt.İzlemeyenlerin vakit kaybetmeden göz atması gerekiyor.
Kötü:Final (?)
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 25 Ağustos 2012 | Etiketler : | | |

Jacob's Ladder (1990)

Jacob's Ladder (1990)
"Eğer ölmekten korkuyorsan ve hayata sarılıyorsan,hayatını almaya çalışan şeytanları görürsün.Ama kendinle barışırsan,o zaman şeytanlar gerçek bir melek olup seni bu dünyadan kurtarırlar.Her şey bakış açına bağlı."
Süper güç Abd'nin onyedi milyonluk küçük bir ülke olan Vietnam'da saplandığı bataklık sonrasında Pentagon ordunun direncini artırmak için yeni metotlar uygulamaya başlamıştır.Pilot uygulama olarak seçilen bir taburda ise Jacob ve arkadaşları büyük bir imtihan vermektedir.Büyük çatışmanın gerçekleştiği olaylı geceden sonra ise artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Vietnam cehenneminden dönen Jacob ruhsal bunalımlar yaşamaktadır.Derin uykulara dalan kahramanımız her defasında farklı düşler ve yanılsamalar ile uyanmaktadır.Gerçek ve hayal arasındaki ince çizgide dolaşan kahramanımız bilinçaltında kabuslarla dolu serüvenler yaşamaktadır.Bu noktada Vietnam savaşı sırasında dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenen Amerikan askerlerinin alt üst olan psikolojisini işleyen yönetmen,ince dokunuşlarla Jacob'un bilinçaltına yolculuğa çıkmamızı sağlıyor.
Gerçekte ait olduğu dünya ve bilinçaltının uyarladığı yanılsımalar ile farklı hikayelerin baş aktörü olan Jacob, ruhsal olarak büyük buhran içerisindedir.Zira bazen hayatının merkezinde çok sevdiği eşi ve çocukları yer alırken kimi zamanda postanede çalışan Jezzie ile sanki başka bir boyutta yaşamını sürdürmektedir.Vietnam'da yaşadıklarını tam olarak hatırlayamasa da ailesini ve çocuklarını onlardan istemeden nasıl uzaklarda olduğunu bu olayla ilişkilendiren Jacob,giderek içe kapanmaktadır.

İyi;Hani bazı filmler vardır anlatılmaz yaşanır cinsten,işte tam da o eksene koyabileceğimiz en iyi psikolojik gerilim yapımlarından biri olduğunu söyleyebilirim.Özellikle ilk çeyrekteki tramvay sahnelerinin Silent Hill 3 oyununa ilham verdiği göze çarpıyor.Bunun yanısıra bilinçaltının gizem dolu derinliklerine uzanan yer yer gerçek ve hayal arasında ayırt edilmesi son derece güç olan bulanık bir atmosfer sizleri bekliyor.Tamamen özgün bir konu ve kurguya sahip bu yapımı beğenenler için Mulholland Dr. (2001) ideal alternatiflerden biri olabilir.
Kötü;Esasında fantastik korku öğelerinin yer aldığı ilk bölümün biraz daha üzerinde durulması daha iyi olabilirdi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Temmuz 2012 | Etiketler : | | |

13 Tzameti (2005)

Sébastien Fransa'ya göç eden Gürcü asıllı genç bir delikanlıdır.Düzenli bir işi olmayan kahramanımız ara sıra edindiği ufak tefek işlerle geçimini sağlamaktadır.Günün birinde yaşlı bir adamın virane evinin çatı inşaatını üstlenen Sébastien,ev sahibinin konuşmalarına kulak misafiri olur.Gizemli bir postadan bahsedilmektedir...
Ertesi gün ev sahibi yaşlı adamın ansızın ölmesi ile yaptığı işin parasını alamayan kahramanımız kızgınlığını çıkaracak yer aramaktadır.Bu sırada eve ulaşan postanın içerisinde değerli bir şeyler olabileceğini düşünerek en azından masraflarının ve emeklerinin karşılığı olarak zarfa el koyar.Yoksul bir ailenin çocuğu olan Sébastien büyük umutlarla zarfı açar.İçinde bir pusula olduğunu öğrendikten sonra umarsızca hayatının serüvenine atılmaya karar verir.Pusuladaki direktifleri uygulayarak tuhaf bir yolculuğa çıkan kahramanımız kendisini nelerin beklediğinden bihaber yeni ufuklara yelken açmıştır.
Ardı arkası kesilmeyen yolculuklar sonrasında tanınmasını sağlayacak 13 işareti ile mafya vari bir adamın arabasına binen Sébastien,işlerin giderek çığrından çıkmaya başladığının farkındadır.Zira başlarda heyecan olarak gördüğü macera giderek bilinmeyenlerle dolu can sıkıcı bir hal almaya başlamıştır.Şehrin epey dışında bahçesinde lüks arabaların olduğu büyük bir çiftlik evine getirilen kahramanımız halen kendisinden ne beklenildiğini bilmemektedir.Dahası bir anda hayatı boyunca hayal bile edemeyeceği tuhaf  bir organizasyonun merkezinde yer edinmiştir.Dizginleyemediği merakının sonrasında başından büyük işlere bulaşan Sébastien bakalım nasıl bir mükafatla ödüllendirilecek.Ah o zarf yok mu :D

İyi;İzleyici daha ilk dakikalardan yakalamayı başaran enteresan kurgusu ile izlemenizi tavsiye ettiğim son derece başarı bir yapım olduğunu söyleyebilirim.(Özellikle bazı sahneleri hafızalara kazınabilecek cinsten)Umarsızca başlayan maceranın pek çok kişinin hayal bile edemeyeceği tuhaf bir hale dönüşmesi en büyük artısı.Özgün tarzı ve gizemli atmosferi de kayda değer.Bu arada filmin siyah beyaz olması,cinsellikle uzak havası,erkek muhabbeti ilerleyişi oldukça ilgi çekici.Son olarak verdiği mesaj muazzam.
Kötü; -
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 29 Haziran 2012 | Etiketler : | | |

The Cabin in the Woods (2011)

The Cabin in the Woods (2011)
Uzun süredir beklediğim filmlerden biri olan The Cabin in the Woods'u en nihayetinde izleme fırsatı buldum.Gerek Imdb puanının yüksek olması  (ki genelde korku-gerilim eksenli yapımlar için yüksek puan almak çok zordur.)gerekse son dönemlerin en popüler korku-gerilim-fantezi filmi olması sebebiyle epey merak edenlerden biri de bendim.Öncelikle filmi tek kategori altında sınıflandıramayacağımı ve her ne kadar pek çok kişinin olumlu yorumlarına rağmen özgün olduğu söylenen senaryonun,çok başarılı olsa da bazı ufak devşirmeler sayesinde yardım aldığını ekleyeyim.
Filmin konusuna gelirsek;Beş üniversiteli genç(Dana,Curt,Jules,Marty ve Holden)hafta sonunu daha eğlenceli geçirmek için gözlerden uzak bir dağ evine gitmeyi planlarlar.Curt,kuzenin yakın zamanda aldığı kulübe hakkında hiç bir bilgiye sahip olmasa da arkadaşlarıyla beraber hoş vakit geçireceğinden şüphesi yoktur.Karavanla yola çıkan gençler sarp kayalıklar ve sık ormanlarla çevrili taşra yollarından geçtikten sonra karanlık tünele girerler.İşte bu andan itibaren hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Tüneli geçtikten kısa süre sonra meşhur kulübeye ulaşan kahramanlarımız daha ilk dakikadan bazı tuhaflıklar hissetmeye başlarlar.Zira odalar arasında bazı saklı geçitler ve duvarlarda hileli aynalar yer almaktadır.Eski ev sahiplerinin tuhaf insanlar olduğunu düşünmeye başlayan kahramanlarımız çok geçmeden rüzgar nedeniyle açıldığını düşündükleri bodrumun kapısı ile irkilirler.Meraklarına yenik düşerek alt kata inen gençler birbirinden ilgi çekici eşyaların bulunduğu esrarengiz bir depo içerisinde bulurlar kendilerini.Dahası her şey o kadar mistik ve cezb edicidir ki ellerine geçirdikleri eşyalarla meşgul olmaya başlayan kahramanlarımız,gün boyu yanında getirdiği esrarlı sigaralarla demlenen Marty'nin yeniden üst kata çıkma fikrini göz ardı ederler.Bu sırada eline geçirdiği mazisi olan eski bir günlüğü okumaya başlayan Dana,karanlık bir hikayenin içerisine dalmış gibidir.
Sonunda bodrumdan çıkmayı başaran gençler sanki bir şekilde yönlendirilmekte ve beyinlerine bazı tercihler empoze edilmektedir.Giderek farklı karakterlere bürünmeye başlayan kahramanlarımız çok geçmeden takım oyunundan uzaklaşıp bireyselleşmeye başlamıştır.Gecenin bir yarısı karanlık ormana giren Curt-Jules çifti ise aradan epey zaman geçmesine rağmen halen geri dönmemiştir.

Filmi izleyenler için;

-The Cabin in the Woods klişe bir grup genç ve başlarından geçen bir takım tuhaf olaylar ekseninden epey farklılaşan,filmin ikinci yarısından itibaren fantezinin ağır bastığı gerilim yüklü bir yapım haline dönüşüyor.Öyle ki Cube (1997) filmine benzer şekilde birilerinin hayatımızı kontrol ettiği ve yaşamak istiyorsak bazı erdemlere sahip olmalıyız fikri,arka planda yükselerek kendisini hissettiren temayı oluşturuyor.
-Kahramanlarımız dev tünele girdikleri andan itibaren dış dünyadan izole dev simülasyon alanına giriş yapıyorlar.Zira elektromanyetik olarak çevrelenen bölgeye dış dünyadan giriş yapmak ya da tam tersi olarak tünelden geri dönebilmek mümkün değildir.Burada az da olsa boyut kavramı akla geliyor.Silent Hill (2006) da olduğu gibi bir kez içeri girerseniz asla çıkamazsınız...
-Gençlerin kurban edildiği,yüzlerce insanın çalıştığı  simülasyon programı içerisinde aynen Cube (1997) yapımında olduğu gibi son teknolojiyi kullanan ve insanları bazı tercihlere zorlayarak ekran başından keyif alan hasta beyinli insanlar var.Satranç oyunundaki piyonlar misali hayatları yönlendirilen kahramanlarımız asla kazanamayacakları bir kumara zorla dahil ediliyor.
-En hoşuma giden noktalardan biri olan mistik eşyalarla dolu bodrum katında giren gençlerin yaptığı tercihlerin sonrasında başlarına bela almaları...O küçük bodrum katında neler yok ki.Her bir eşya farklı bir senaryo ile bağlantılı.Dahası masum eşyaların her biri korkunç kabuslardan çıkma dehşet verici yaratıklarla sembolize ediliyor. Boss canavarlardan tutunda,zombiler,dev yılanlar,garabet ucubeler vs.

İyi;Son çeyrek gerçekten çok başarılı.(güvenlik noktasındaki dar koridorda olanlar...)Nefessiz izleyeceğiniz sürekleyici kurgu benden tam not aldı diyebilirim.
Kötü;Son bölüm aynen Cube Zero (2004) de olduğu gibi dini bir havaya bürünüyor.Kadim yaratıklar,öbür dünya kavramı vs yerine daha farklı alternatif son daha iyi olabilirdi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

Shutter (2004)


Uzak doğu korku sinemasının en başarılı yapımlarından biri olan Shutter,gerek konusuyla gerekse finaliyle gerçekten muhteşem bir film.Son on yıla bakıldığında,belki de "Ringu"(Halka) filmiyle beraber uzak doğu korku-gerilim sinemasının vedai iftiharı olduğunu söylesek abartmış olmayız.
Filmin başları,Tarantino sinemasında görmeye alışık olduğumuz bir grup arkadaşın,masa başı hoş bir o kadar da boş sohbeti ile başlıyor.Yakın arkadaşlarının düğününü kutlamak için toplanan sıkı dostlar,alkollü ve eğlenceli gecenin ardından evlerinin yolunu tutarlar.Muhabbetlerine ara vermeden devam eden Thun ve kız arkadaşı Jane,arabaları ile ilerlerken,ansızın önlerine çıkan bir kıza çarparlar.Ancak yardım etmek bir yana dursun,yaşadıkları olayın şoku ile arabadan dahi inmeyip,gazlayarak oradan uzaklaşırlar.Yaşadıkları bu dramatik olayı unutmak için birbirlerine söz veren kahramanlarımız,en yakın dostları dahil hiç kimseye kazadan bahsetmemeye karar verirler.
Kazanın yaralarını sarmaya çalışan Thun,unutmanın en kısa yolunun gündelik hayata dönmek ve kendisini işe vermek olduğunun bilincindedir.Başarılı bir fotoğrafçı olan Thun,bir lisede yıllık için fotoğraf çekimi işini üstlenir.Çektiği fotoğrafları evine götürüp,banyo yaptırmaya başladığında ise,fotoğraflarda bir terslik olduğunu fark eder.Kahramanımız bu olayları yaşaya dursun,Jane ise kazanın şokunu atlatamamıştır.Yaşadığı travmanın etkisiyle çarptıkları kız ile ilgili kabuslar görmektedir.Birkaç gün görüşmeyen çiftimiz,bu zor dönemi beraber atlatmak adına yeniden bir araya gelirler.Fotoğraflarda tam olarak belli olmayan ancak sis bulutuymuşçasına bir suret olduğunu fark ederler.Başlarda kameralarında veya fotoğraf filminde bir hata olduğunu düşünerekten,bu işlerde bilgili bir arkadaşlarından yardım isterler.Ancak arkadaşlarından duyacakları onları daha da tedirgin edecektir.Fotoğraf filmlerinde ya da kamerada herhangi bir problem yoktur.Dahası arkadaşı bu fotoğrafta gördükleri suretin kesin olarak var olduğu,fotoğrafta bir yanıltmacanın bulunmadığı konusunda görüş belirtir.Bu suret kime aittir?
Çok geçmeden kahramanlarımız için bu gizemli suretin çarptıkları kızın hayaleti olabileceği fikri,her ne kadar inanmak istemeseler de mantıklı gelmeye başlar.Peki bu kız kimdir ve onlardan ne istemektedir.Thun ve Jane son günlerde yaşadıkları gizemli olayların yükünü taşıyamaz olmuşlardır.Psikolojileri alt-üst olan çiftimizin, artık tek derdi ölüme terkettikleri kızın kim olduğunu ve ne istediğini öğrenmektir.Kısa bir süre sonra,yakın zamanda düğünlerine gittikleri arkadaşının ölümü haberi ile daha da sarsılan ikilimiz,manevi olarak tam bir buhran yaşamaktadır.
Yaşadıkları sıkıntıları başlarından geçen trafik kazasını ifşa etmemek adına,arkadaşları ile de paylaşamayan kahramanlarımızın bu sırrı taşıması artık giderek zorlaşmıştır.Tek çıkış yolunun çarptıkları kızı bulmak olduğunun farkına varan çiftimiz,bir takım işaretler yardımıyla kimle karşı karşıya olduklarını anlayacaklardır.Bu sırada geçmişte yaşanan karanlık sırlar da gözler önüne serilmeye başlanmıştır.

"Bazen ruhlar,sevgi duydukları kişilere özlem duyarlar."
İyi;Shutter bazı ufak eksiklikleri olsa da özellikle sonlara doğru tırmanan gerilim,geçmişte yaşanan dramatik bir olayın halen yaralarının sarılamaması gerçeği ve bence müthiş finaliyle oldukça başarılı bulduğum bir yapım.
Kötü;
Gereksiz:
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 27 Şubat 2012 | Etiketler : | | |

Cube (1997)

Hak ettiği ilginin epey altında kalmış,halen o tadı verebilecek başarılı bir yapımın yerini dolduramadığı;şahsi fikrim olarak tarzının en iyi filmi...Cube serisi deyince akla gelen,paranoyalarla dolu bir kapandan,ölesiye bir mücadele ile çıkmaya çalışan;birbirlerini tanımayan insanların zekici hazırlanmış tuzakları alt etmek adına yaşayacağı soluksuz bir gerilim...Bunlar ve hatta çok daha fazlası bu filmde seyirciyi bekliyor.Gerek Saw serisi,gerek Fermat’s Room (2007) ve son olaraktan bu tarz filmlerden vizyona girmiş olan The Collector (2009) gibi yapımlarını beğenenler,kesinlikle bu fimlerin atası olarak kabul etmemiz gereken Cube serisine hayran kalacaklardır.
 Filme gelecek olursak;iç içe geçmiş küp odalardan oluşan devasa bir yapı düşünün.Her odanın dört duvarında birer kapı ve kapıların açıldığı bir başka oda...Tabii anlattığım kadar basit değil odadan odaya atlayarak gezinmek.Belirli odalar farklı renklere sahip ve odanın içinde sizi ne beklediğini asla bilemezsiniz.Birbirinden farklı ve ölümcül tuzaklarla çevrili odalar,adeta kendilerine kurban arıyor.Peki bu devasa sistem kim tarafından kontrol ediliyor ve olayın perde arkasında kimler var?Bütün bu paranoyalarla dolu hayatta kalma savaşının ortasında kalan rastgele seçilmiş 6 kişi...Aralarında ne bir yaşanmışlık ne de bir ortak geçmiş var.Peki bu altı insan ne amaçla dehşet dolu küpün içerisinde yaşam yaşamı vermek üzere seçilmiştir?
Pek çoğu farklı odaların içerisinde uyanan kahramanlarımız,çok geçmeden birbirlerini bulurlar.Zaten burada tutsak olmalarını sağlayan sistem de onların bir araya gelmesini istemektedir.Tabii ki böyle büyük bir eğlence kaçırılamaz..Kendilerine gelmeye başlayan kahramanlarımız her ne kadar buraya nasıl geldikleri konusunda her hangi bir fikre sahip olmasalar da,herkesde benzer kıyafetler olmasından yola çıkarak,burasının kapalı bir üs olduğunu ve olayın arkasında ordunun olabileceğini düşünürler.Farklı mesleklere ve tamamen farklı hayat görüşlerine sahip olan bu altı kişi,kurtulmak istiyorlarsa iş birliği yapmalı ve beraber hareket etmelidirler.
Leaven matematik öğrencisi genç bir bayandır.Quentin ise otoriter  bir polistir.Holloway ise orta yaşlarda eğitimci bir bayandır.Hakkında en az bilgiye sahip oldukları Worth ise içine kapanık,pısırık görünüşlü bir gençtir.Kısa süre sonra aralarına Rennes katılır.Özellikle grubun diğer bireylerinden daha yaşlı olan ve kendisini defalarca hapishaneden firar etmiş bir mahkum olarak tanıtan Rennes,şimdiden odalar arasında hareket etmek adına bir teoriye sahiptir..Rennes botları kullanarak,girmek istediği odalara önce onları fırlatıp,olası bir tehlikeyi önceden fark etmeye çalışmaktadır.Başlarda bu yöntem her ne kadar başarılı gibi görünse de çok geçmeden kahramanlarımız,odalarda tuzakların sadece mekanoreseptörler tarafından tetiklenmediğini,çok farklı almaçların odalarda bulunduklarını anlayacaklardır.Sırayla botlarını odalarda salan ve önden giden kahramanlarımızdan Rennes,bot teorisinin öncüsü olmasına rağmen feci şekilde can verir.Şimdi daha da dikkatli olmak zorunda olan kahramanlarımız yeni bir teori üretmek zorundadır.İlk göze çarpan ise farklı oda renkleridir.
Çok geçmeden oda geçişlerindeki kapılarda sayılar olduğunu fark eden Leaven,sayıların asal olup olmaması ile odaların güvenli olup olmadığı arasında bir ilişki olduğunu fark eder.Zaten garip bir şekilde bütün kahramanlarımızda tek tip kıyafet ve hiç bir aksesuar olmamasına rağmen,Leaven’ın yanında bir gözlük olması,onu hem bir potansiyel şüpheli hem de buradan kurtuluşları sağlayacak tek kişi olarak görmelerine neden olacaktır.Geçen saatlerin ardından yorgun düşen ve açlık nedeniyle iyice halsizleşen kahramanlarımız,olabildiğince ilerleyerek son odaya ulaşıp oradan da çıkışa yaklaşmayı ummaktadırlar.Ancak Leaven’ın asal sayı hipotezi,karşılarına çıkan bir odada başlarına büyük bir bela gelmesine neden olacaktır.Neyse ki bu tehlikeyi edindikleri  tecrübe ile atlatmayı başaran kader ortaklarının,buradan çıkmak için yeni bir fikre ihtiyaçları olduğu aşikardır.
 Quentin ucuz atlattıkları tehlikenin ardından,kaba kuvvete başvurarak ipleri eline almaya ve böylece diğerlerini kaba tabirle yem olarak kullanarak daha fazla yaşamayı planlamaktadır.Quentin’in ilk karşılaştığı andan itibaren,burada olmalarının sorumlusu olarak gördüğü Worth’u oda geçişlerinde bir bot misali kullanarak sürüklemesi,her ne kadar Leaven’ı rahatsız etse de ona dur diyecek cesareti kendisinde bulamaz.Bu sırada karşılarına çıkan 
 yeşil bir odada Kazan isimli garip biriyle tanışmaları işleri iyice karıştıracaktır.Kazan sürekli kafasını duvarlara vurarak mavi odaya dönmek istediği söyleyen garip birisidir.Buraya kadar nasıl gelmiştir ya da sadece şansı ile mi hayatta kalmıştır bilinmez,Quentin tarafından bir zeka özürlü olarak görülür ve onu yanlarına almanın başlarını belaya sokacağını düşünür.Ancak şu an için muhtaç olduğu Leaven’ın onu burada yalnız bırakamayız sözleri ile onu da gruba almak zorunda kalacaktır.


İyi;Tek mekanda geçen en iyi paranoyalarla dolu gerilim filmlerinden biri olduğunu belirteyim.Baştan sonu süper bir yapım.Kurgu bu tarz filmler içerisinde kusursuza yakın olarak düşünülmüş.Atmosfer etkileyici,oyunculuk ve karakter betimlemeleri başarılı.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 21 Şubat 2012 | Etiketler : | | | |

Martyrs (2008)

Yıl 1971,yer Fransa;birkaç ay önce kaybolan küçük kız çocuğu Lucie;bitap,vücudunun çeşitli yerlerinde yara bere izleri ile sokakta deliler gibi koşuştururken bulunmuştur.Sağlık ekiplerinin yaptığı incelemeler sonucunda herhangi bir cinsel taciz izine ya da istismara rastlanmamıştır.Ancak neden aylarca kayıp olduğuna ve kimler tarafından alıkonulduğuna ilişkin hiçbir bilgi elde edilememiştir.Polislerin yaptığı incelemeler sonucunda Lucie'nin nerede tutulduğu saptanmıştır.Gazetecilerin olay yerini çekme talepleri kabul edilmiş ve insanın kanını donduracak cinsten olan suç mekanı yayınlanmıştır.Bu işin faalinin Martyrs tarikatı olduğu düşünülmektedir.
Lucie,yaşadığı bu büyük travmanın ardından rehabilite olması için sosyal hizmetler bünyesine kazandırılır.Ancak Lucie'nin tedavisinde pek fazla yol kat edilememektedir.Özellikle geceleri başkaları tarafından görülemeyen bir şeylerden korkarak kendisine zarar verme eğilimindedir.Derdini kimseye anlatamaz.Zaten sessiz sedasız bir kızdır ve sadece Anna isimli arkadaşı ile diyaloğu vardır.Lucie kabuslarla dolu uzun yılların ardından Anna ile can yoldaşı olur ve onu ailesi yerine koyar.Bu iki yakın arkadaş artık kendi ayaklarının üzerinde duracak yaşa gelmişlerdir.
Bir gün Lucie Anna'ya,kendisini tutsak eden ailenin izini gazete aracılığı ile bulduğunu ve gidip intikamını alacağını söyler.Yıllardır yaşadığı kabuslardan ancak bu yolla kurtulabileceği hususunda Anna'yı da ikna eder.Anna,Lucie'den telefon bekleyecektir ve o aradığında arabayla almaya gidecektir.
Başına neler geleceğinden habersiz,kahvaltılarını yapmakta olan geçmişin kara lekesinden kurtulamayan ailemizin kapısı çalar.Gelen Lucie'dir ve aileyi 2 çocuğuyla beraber katleder.Ona yapılanların hesabını sormuştur ve artık ruhen iyi olacağını düşünmektedir.
Anna'yı bekleyen Lucie evde yalnız değildir.Dahası yaşadığı kişilik korkuları  yeniden kendisine zarar vermesine neden olmuştur.Bir şeyler görmektedir ve gördüğü şeyin hayal mi gerçek mi olduğu konusunda aklı ona oyunlar oynamaktadır.Kısa bir süre sonra Anna eve ulaşır.Lucie'nin yaralarını tedavi etmeye çalışır ve ondan biraz dinlenmesini ister.Anna da bu sırada cesetleri gömüp,evi yakıp olay yerinden Lucie ile beraber uzaklaşmayı planlamaktadır.Lucie uyanmıştır ve yine bağıra çağıra kendisine zarar vermektedir.Anna onu durmaya çalışır ancak sanki karşısında birisi varmışçasına hayatta kalmak için bir şeyle kıyasıya savaşmaktadır.Çok geçmeden Lucie boğazını keserek intihar eder.Peki bütün bu olanların sebebi nedir?Lucie gerçekte olmayan bir şeyden nasıl da bu kadar korkabilmiş ve kendisini öldürerek ondan kurtulma yolunu seçmiştir.
Can yoldaşı arkadaşı Lucie'nin ölümü Anna üzerinde psikolojik olarak ağır hasarlara neden olmuştur.Halen bu kan gölüne dönen evden çıkamamıştır.Ne yapacağını düşünmeye odaklanırken,salondaki vitrinin evde yaşanan arbede sonucunda hasar gördüğünü ve arkasında oda benzeri bir boşluk olduğunu keşfeder.Yaşadıklarından sonra kendisini korkutacak daha büyük bir felaket olamayacağını düşünür ve orayı kontrol etmeye karar verir.Gördükleri tam da Lucie'nin anlattıkları gibidir.Burası türlü işkencelerin yapıldığı zindan benzeri bir yapıdır.Çok geçmeden,seslerden hala canlı olan bir tutsak olduğunu anlar.Bu tutsak yine bir kızdır ve vücudu ağır şekilde tahrip edilmiştir.Kahramanımız zavallı kızı oradan çıkarır.Tam bu sırada evin kapısı açılır ve bir adam kızı vurarak öldürür.Anna şoktadır,karşısında hiç tanımadığı silahlı adamlar vardır.Bunlar da kimdir?
Film buraya kadar bol kanlı ve sadizmin doruklarında gezse de bu aşamadan sonra tam anlamıyla felsefeye kayacak...Anna,Martyrs tarikatı tarafından tutsak edilir ve Madam denilen tarikatın lideri bayanın karşısına geçirilir.Madam Anna'ya Lucie'den başlayıpta,şu an başına geleceklere değin kısa bir konuşma yapar.Martyrs tarikatı ilkin deneysel olarak başladığı,bu işkencelerle dolu sadist eylemleri,arınma ve tanrı katında yer edinme amaçlı yapmaktadır.Onlara göre ancak genç  bir kız bu işleme  uygun  olup yaşayacağı bütün bu acılar sonrasında eğer ki vücut ve beyin olarak daha fazla acı çekemeyecek noktaya gelirse,arınmış olabilecektir.Buna aynı zamanda olağanüstülük mertebesi demektedirler.Bu olayın felsefik yönü ise ancak arınmış bir kızın öbür dünyaya ilişkin gerçekleri görebileceğidir.Martyrs tarikatının uyguladığı işkenceler ise;önce bir şeyle korkutma ardından o korkuyu yenebilme amaçlıdır.Öyle ki Lucie'nin gördüğünü söylediği yanılsamalar ve Anna'nın kurtardığı diğer kızın ise vücudunda bir şeyler yürüdüğünü hissetmesi ile kendisine zarar vermesi gibi...

İyi;Özellikle ikinci yarısı itibariyle son derece başarılı bir yapım.Final de çok iyi. Gereksiz;Filmin büyük bölümü bol kanlı Fransız sineması yapımlarıyla benzer klişe özelliklere sahip. Kötü;
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Şubat 2012 | Etiketler : | | | | |

Misery (1990)

 
Paul Sheldon yüzlerce hayranı olan,ünlü bir yazardır.Son kitabı üzerine yaptığı çalışmalara devam eden Paul,karlı ve fırtınalı bir kış günü,hazırladığı taslağın altına "son" yazısını ekler ve yayıncı şirkete yazılarını yollamak üzere yola çıkar.Fırtınadan dolayı bir hayli güçleşen kara yolculuğunda,arabasının bir anlık kontrolünü yitiren kahramanımız,kaza yaparak şarampole yuvarlanır.Ağır bir şekilde yaralanan meşhur yazar,tam da bilincini kaybetmek üzereyken,hayal meyal o kaza yerinden birisi tarafından kurtarıldığı görür.Bu kurtarıcı da kimdir?

Aradan geçen iki gün boyunca baygın halde yatan kahramanımız,uyandığında kolunda serum ve vücudunun çeşitli yerlerinin bandajlar ile sarılmış olduğunu görür.Acaba nerededir?Bulunduğu yer bir hastane değildir ancak iyi bir şekilde bakımı yapılmış olmasından yola çıkarak,güçlükle anımsadığı kaza yerinde kendisini kurtaran bayanı hatırlar.Tam da bu sırada içeri giren,Annie Wilkes isimli bir bayan kendisini tanıtır,hemşire olduğunu ve ona yardımda bulunmak istediğini söyler.Annie,Paul'un bütün kitaplarını daha satışa sunuldukları ilk için içerisinde okumuş,yazarın son kitabını da merakla bekleyen,Sheldon'ın en büyük hayranlarından biridir.Paul'un kazanın ardından bacakları kırılmıştır ve şu haliyle bir yatalaktan farksızdır.Başlarda kendisine çok yardımları olan bu hayranına büyük bir minnet duysa da,ilerleyen günlerde Annie'nin bir hayranından daha çok,son kitabı herkeslerden önce okuma tutkusu ile yanıp tutuşan,despot bir bayan olduğunu anlayacaktır.
Kahramanımız geçen birkaç saatin ardından,telefonu kullanarak kazayla ilgili kızına ve yayıncı şirketine haber vermek ister.Ancak Annie telefon hatlarının fırtınadan ötürü hasar gördüğünü söyleyerek,fırtınanın dinmesini beklemesini önerir.Bu sırada yayıncı şirket yetkilileri Sheldon'a üç gündür ulaşamamalarının etkisiyle kasabanın şerifi ile temasa geçerler.Ancak şerif yaptığı araştırmaların ardından ne bir iz ne de bir kayda rastlamıştır.Sanki Paul,kitabını yazmak için geldiği bu kasabadan uçup gitmiştir.
Zamanla araştırmalarını sıklaştıran şerif,en sonunda kar fırtınasının altında kalmış olan Sheldon'un arabasına ulaşır.Arazi gereği oraya düşerek kaza yapmış bir arabadan sağ çıkan olamayacağını düşünen şerif,yaptığı incelemelerin ardından onun olası cansız bedenine rastlamaz.Her ne kadar kendisi ve pek çok Sheldon hayranı için bu son derece iyi bir gelişme olsa da;Paul'un nereye kaybolduğu sorusu halen cevapsızdır.Şerif,Paul'un akıbetini öğrenmeye çalışa dursun,bu sırada Annie ise Paul'un kaza sonrası kaybettiği kitabını yazmaya başlaması konusunda telkinlerde bulunur.Paul artık tam anlamıyla esir hayatı yaşamaya başlamıştır.Sonuçta halen yardım olmadan hareket edemeyen malül bir adamdır.
Günler günleri kovalar ve Sheldon'un durumu artık nazaran daha iyidir.En azından tekerlekli sandalye ile evin içerisinde hareket edebilmektedir.Ancak ne bu evdeki telefonlar çalışmaktadır ne de kasabanın bir hayli dışındaki bu eve gelen giden olmaktadır.Yani halen çaresizdir ve Annie'nin istekleri kayıtsız şartsız yerine getirmelidir.Tek umudu ise kitabı bitirdikten sonra,ilk okuyucusu olacak olan Annie'nin insafa gelip onu bırakmasıdır.Bu süreçte yayıncı şirket ve şerif ise artık tamamen Sheldon'un hayatta kaldığına dair umutlarını yitirmeye başlamışlardır.

İyi;Oyunculuk yönünden çok iyi.Ayrıca en başarılı Stephen King uyarlaması olduğunu düşünüyorum.Sheldon'ın kitabının akibeti ise sürpriz olsun. Kötü; Gereksiz;
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Şubat 2012 | Etiketler : | | |

Insidious (2010)

 
Klasik lanetli ev temalı filmlerden biri gibi başlayan yapım,uzun süredir pek rastlamadığımız bir şeyi yaparak bizi şaşırtmayı başarıyor.Öyleki sıkıcı ilk çeyreğin ardından filmin bu kadar hareketlenebileceği düşünmek sanırım zor bir tahmin olsa gerek. 
Filmin konusuna gelirsek;Josh,Renai çifti çocuklarıyla beraber eski bir eve taşınırlar.Her şey olması gerektiği gibidir ancak zamanla çocuklar bir şeylerden rahatsız olmaya başlarlar.Dahası Dalton bir sabah vakti uyanamayıp ailesini epeyce telaşlandırır.Dalton'a yapılan tetkikler sonrasında doktorlar onda her hangi bir beyin hasarı olmadığı teşhisini koyarak,genç çiftimize ne yazık ki olumlu bir haber veremezler.Peki ne olmuştur da bir anda Dalton,koma haline geçerek uykusundan uyanamamaktadır?
Zamanla Josh ve Renai çocuklarının hastanede iyileşememesinden ötürü onu yeninden evlerine getirip kendi odasına yatırırlar.Uzun süre geçmesine rağmen halen Dalton'un başına gelenler konusunda her hangi bir fikri olmayan çiftimiz evde bir takım paranormal olaylar yaşanmaya başlayınca,alternatif yöntemlerle bu çıkmazdan kurtulmayı planlarlar.Evde olan gizemli olaylarla Dalton'un durumu arasında ilişki kuran kahramanlarımız,Renai'nin korkuları sonrasında evden taşınırlar. 
Yeni evlerinde huzur bulmayı uman kahramanlarımız,Renai'nin burada da paranormal olaylar yaşaması üzerine,Elise isimli bir medyumdan yardım isterler.Elise'in işinde uzman garip bir ekibi vardır ve daha eve ayak basar basmaz bu evde negatif bir enerji olduğunu hissederler.Dahası özel yetenekleri olan Elise,Dalton'un büyük bir tehlike altında olduğunu keşfedecektir.Sorun çiftimizin yaşadığı evde değildir.Sanılanılanın aksine taşındıkları bu ev de perili falan değildir.Elise'in teorisine göre problemler Dalton'un ruhunun astral seyahat ile bedeninden ayrılıp,ne yazık ki geri döneceği yola bulamamasından kaynaklanmaktadır.Bundan ötürü de bazı garabet ruhlar ve iblisler onun şu an sahipsiz olan bedenini elde ederek dünya yaşamını kazanmak için musallat olmuşlardır.
Elise,Dalton'un astral seyahat özelliğinin aileden birinden genetik olarak taşındığını düşünmektedir.Keza bunda haksız da değildir hani.Dalton'un babası Josh da zamanında benzer problemler yaşamıştır.Hatta Josh'ın annesi onun bu dönemi atlatabilmesi için epey psikolojik destek de sağlamıştır.Oğlunun ruhunun yeniden bedenine dönebilmesi için astral yolculukla bilinmezler diyarına girmeyi göze alan Josh,bakalım hem kendi bedenini hem de oğlununkini yok oluştan kurtarabilecek mi?

İyi;Son dönemlerin en iyi korku-gerilim filmlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.Sıkıcı geçen ilk çeyreğin ardından süper bir ikinci yarı sizleri bekliyor.Kurgu oldukça iyi.
Kötü;Yapımın ilk çeyreği oldukça vasat görüntüde.
Gereksiz;
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

John Carpenter's Cigarette Burns (2005)

 
Masters of Horror serisinin birinci sezon sekizinci bölümü olan Cigarette Burns;korku filmleri severiyseniz,başyapıt olarak köşeye koyabileceğiniz bir yapım.Defalarca izlememe rağmen doyamadım desem yeridir.Sadece 57 dakika olan Cigarette Burns, henüz başlardan itibaren seyirciye içine çekebilecek potansiyele sahip.Zaten film bittiğinde bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar iyi bir iş çıkarılmış diye,hayrete düşmemek mümkün değil.
Filmin konusuna gelecek olursak;Bellinger isimli zengin bir film koleksiyoncusu La Fin Absolue du Monde isimli geçmişte gişe yaptığı zamanlar fırtınalar koparmış bir filmin orijinalini aramaktadır.Bu film ki zamanında sadece bir defa gösterime girmiştir ve görüntüler perdede akmaya başlar başlamaz,sinema salonu kan gölüne dönüşmüştür.Bu nasıl bir filmdir ki seyirciyi bu kadar etkileyip,onları depresyona sokarak intiharlarına sebep olmuştur?Bellinger zamanında bu yapımı izleme fırsatına sahip olsa da ne yazık ki başka bir filmi izlemeyi tercih ederek hayatının en büyük pişmanlığını yaşar.Belki bu sayede hayatta kalmayı başarmıştır ancak neler kaçırdığının merakı ile yıllarca yanıp tutuşmuştur.La Fin Absolue du Monde filminin bu olaylı gösterimden sonra bilinen tüm kopyaları yok edilmiş ve filme dair her ne varsa ortadan kaldırılmıştır.İşte Bellinger bu noktada yapıma ulaşmak adına Kirby'yi tutar.Kirby,kendine ait bir sinema salonu işleten tam bir sinemakoliktir.Öte yandan borç batağında olduğu için Bellinger'ın cömert teklifi kabul etmek zorundadır.Bellinger filme ulaşma amacı,ölmeden önce izleme hevesidir ayrıca Kirby'ye yüksek meblalı bir çek yazar,filmi kendisi izledikten sonra bir haftalığına vizyona sokması için Kirby'ye vereceğini taahhüt eder.Kahramanımız bu cazip teklifin ardından canını dişine katıp  La Fin Absolue du Monde bulmaya çalışacaktır. 
Bellinger'ın evinde La Fin Absolue du Monde filmine ilişkin pek çok eşya bulunmaktadır.Ancak Bellinger hepsinden daha ilginç bir şeye sahiptir.Elinde ucube görüntüsünde esir tuttuğu bir adam vardır ve onun filmde oynadığını bilmektedir.Belki de filme ait halen hayatta kalan tek şey odur.Kirby gördükleri karşısında hayrete düşmüştür.Zira sırtının her iki yanında bulunan derin yaralar epey dikkatini çeker.Artık Kirby de bu işin içerisine dahil olmuştur ve La Fin Absolue du Monde filmini ele geçirmek için elinden geleni yapacaktır.
Kirby,zamanında filmi izlemiş ve görüşlerini yayınlamış usta bir eleştirmenin (Meyers) halen sağ olduğu bilgisine ulaşır.Bunun üzerine oraya gidip,işine yarayabilecek birkaç detay duymayı umar.Myers,filmi  bilimkurgu fantezi ve korkunun birleşme noktası olarak özetlemektedir.Odasının her yerinde dağınık olarak bulunan binlerce sayfada ise,uzun yıllardır La Fin Absolue du Monde  filminin detaylı bir incelemesi üzerinde çalıştığı anlaşılmaktadır.Uzun uğraşlar sonucunda Meyers'i ikna etmeyi başaran Kirby,filmi bulduğunda ona da yeniden izletme sözü vererek,filmin yönetmeni olan Hans Backovic ile yaptığı röportajlarının ses kayıtlarını elde etmeyi başarır.
Kahramanımız artık tamamen ses kayıtlarından elde edebileceği en ufak bir ipucuna odaklamıştır.Gecesini gündüzüne katarken,Backovic'in felsefelerini anlamaya çalışmaktadır.Myers'in deyimiyle Backovic bir teröristtir,ve onun sinemasındaki gerçekler kanla yazılmıştır.Kirby filme yaklaştığını hissettikçe,kız arkadaşının intiharı olayı gözünün önünden gitmemeye,sürekli rahatsızlık vermeye başlar.Ne zaman ki,La Fin Absolue du Monde hakkında bir şeyler düşünse,yitirdiği kız arkadaşı ile ilgili kabuslar görmekte ve sigara yanıkları (1999 yapımı kült film Fight Club'da Tyler'ın anlattığı şekliyle;filmde makara değişim anlarında oluşan ekranın üst köşesindeki parıltı.) şeklinde anlık yanılmalar yaşayarak aklının kendisine oynadığı oyunlara yenik düşmektedir.
Kirby geçmişte de bazı filmleri bulma konusunda yardım istediği bir arkadaşından(Kaspar) yeniden La Fin Absolue du Monde filmini bulma konusunda yardım umar.Kaspar aynı zamanda La Fin Absolue du Monde filminin gişe yaptığı festivalde filmin makinistidir.Kirby her ne kadar Kaspar'ı sıkıştırsa da ağzından sadece bu filmden uzak durması tembihini alır.Kaspar,Kirby'nin yorgun gözükmesinden yola çıkarak ona yakın zamanda halüsinasyonlar görüp görmediği ve sigara yanığı şeklinde anlık kabuslarla uyanıp uyanmadığını sorar.Kahramanımızın durumunu öğrenince bu işe çoktan bulaştığını ve kurtulamayacağını söyler...
Filmin devamında Bakovic'in karısından filmi almayı başaran Kirby,Bellinger'a filmi vermek üzere yola çıkmıştır.Bu sırada borcunu tahsil edemeyen ve kızının ölümünden de Kirby'yi sorumlu tutan Walter,kahramanımızı öldürmeye karar vermiştir.Bu üçlünün Bellinger'ın evinde neler yaşayacakları ise işin sürprizi olsun.

Filmi izleyenler için;
-La Fin Absolue du Monde filminde Backovic,dünyaya yaratıcı tarafından yollanan bir meleğe,insanların yaptığı zulm sonrasında;duyulan derin pişmanlık ile intihar etmeleri anlatılıyor.Bu yüzdendir ki filmi izleyenler hayatta yaşadıkları en büyük pişmanlığı anımsayarak,aynı mantıkla intihara meyil ediyorlar.
-İncelemenin başında Bellinger'ın evinde sırtında yaralar olan bir yaratıktan bahsetmiştim.Bellinger nasıl yapıp ettiyse,La Fin Absolue du Monde filmindeki melek karakterini tutsak etmeyi başarmış.Meleğin sırtındaki yaralar ise bir üst metinde anlattığım insanların zulmü ile kanatlarının koparılmasından ötürü oluşmuş.Karakterin gerçekten bir melek olup olmadığı ise tartışılır... İyi;Anlatılmaz yaşanır yapımlardan biri.Mutlaka izleyiniz. Kötü;Filmin süresi çok kısa.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

Panic Room (2002)

Meg Altman,eşinden kısa süre evvel boşanmıştır.Eşinden aldığı nafaka sayesinde, kızıyla(Sarah) beraber yaşamak üzere Manhattan’da devasa ,lüks bir ev satın alır.(artık ne miktar bir nafakadır varın siz düşünün :D)Ev biraz bakımsızdır ancak oldukça ilgi çekici özelliklere sahiptir.Bu üç katlı ev;dahili bir asansör ve bir düzine oda içermektedir.Geniş bir güvenlik sistemini de bulunduran malikane, şehrin ortasında müthiş bir mimariye sahiptir. İşin ilginci ise evin eski sahipleri tarafından yaptırılmış bir de panik odası bulunmaktadır.Bu odanın özelliği ise adeta evin içinde kilitli bir kasa havasında olmasıdır.Harici bir telefon hattı,evin dört bir yanını gözetleyen monitörler ve dışarıdan açılması imkansız kilit sistemine sahiptir.Kahrolası zenginler :D İnsan zengin olunca canının da ayrı bir kıymeti oluyor tabii.
Kısa zamanda eve yerleşen Meg ve Sarah evin ufak tefek eksiklerini gidermekle uğraşmaktadırlar.Taşındıkları günün gecesinde ise onları bir sürpriz beklemektedir.Evlerine sempatik görünümlü,acemi üç  hırsız girmiştir ancak hırsızların eve birilerinin taşındığından haberleri yoktur.Emlakçının eve en erken iki hafta içerisinde,bir ev sahibi bulacağı bilgisine sahiptirler.Hırsızların lideri ve onları yönlendiren kişi Junior, evin eski sahibinin mirasçılarındandır.Ancak mirasçı sayısı çok olduğundan ve servet ne kadar fazla olsa da paylaşmayı düşünmemesinden ötürü bu  soygun planını yapmıştır.İşin çetrefilli olan kısmı ise ulaşmaya çalıştıkları kasanın panik odasında olmasıdır.
 
Kısa sürede Meg alt kattan gelen seslerden ve monitördeki görüntülerden evde yabancılar olduğunu anlar.Amacı Sarah’ı da yanına alıp hızlıca panik odasına kaçmaktır.Bu sırada hırsızlarda ev sahiplerinin uyandığını fark eder ve silahlarını çekip onları yakalamak isterler.Kısa süreli bir asansör kovalamacasının ardından Meg ve Sarah panik odasına ulaşıp kendilerini içeri kilitlerler.Junior ve soygun planına sonradan dahil ettiği arkadaşı şaşkındır.Kapıyı ne kadar zorlasalar da sonuç alamazlar,kapı neredeyse kale gibidir.Şişko hırsızımız ise karşılaştıkları tehlikenin farkındadır.Kariyeri boyunca bu tarz güvenlik firmaları için çalışmıştır ve panik odasının dışarıdan açılmasının imkansız olduğunu herkesten daha iyi bilmektedir.
Odanın içerisinde ise,biraz odanın ismiyle ironik olacak ama tam bir panik hakimdir.Bu adamlar da neyin nesidir?Onlardan ne istemektedirler?Monitörler sayesinde kahramanlarımız evlerinde olan biteni izlemeye devam ederler.Bu sırada Meg ve hırsızlar arasında karşılıklı olarak iki tarafın istekleri konuşulur.Meg hırsızların bir an önce evini terk etmesini böylece onları polise şikayet etmeyeceği söyler. Junior ise odadan çıkmalarını,onlara zarar vermeden ufak bir şey alıp evi terk edeceklerini söyler.Ancak Meg kapıyı açacak kadar tedbirsiz değildir.Sonuçta hiç tanımadığı ve içeri izinsiz giren bu adamlara güvenemez.Pazarlıklarının sonuçsuz kalmasının ardından Junior ve ekibi çeşitli yöntemler deneyerek Meg ve kızını panik odasından dışarı çıkarmaya çalışırlar.(Odaya tüp gaz pompalamak,alt kattan tavanı kırıp odaya ulaşmak istemek  vs bayağı eğlenceli sahneler var :D)
Öte yandan Sarah şeker hastasıdır ve durumu saatler ilerledikçe kötüye gitmektedir.Artık roller değişmeye başlar.Meg dışarı çıkmalıdır ve kızı için insulin iğnesini bir an önce getirmek zorundadır.

İyi;Kovalamaca ve gerilim dolu filmi gayet başarılı buldum.Özellikle Jodie Foster döktürmüş.Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.Ufak bir detay:Sinemaseverlerin hatırlayacağı üzere Jodie Foster henüz çocuk denecek yaşlardayken efsane film "Taxi Driver" ile çıkışını yapmıştı.Benzer şekilde bu yapım da Kristen Stewart'ın parlak kariyerinin başlangıcını oluşturuyor.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 25 Ocak 2012 | Etiketler : | | |

Silent Hill (2006)


İşte benim favori korku-gerilim filmim.İlk olarak Ps1 de yollarımızın kesiştiği Silent Hill oyununun ardından;filmi çıksa da izlesek dediğim,bence en iyi video oyunu tabanlı film.Bu konuda kesinlikle özel bir yapım olduğunu düşünüyorum.Silent Hill oyun serisinin tamamını oynamış biri olarak, filmin kurgusunun ilk iki oyuna benzerlikler gösterdiğini ancak senaryo uyarlamasının oyunla bire bir ilişkili olmadığını söylemeliyim.
Filmin incelemesine başlamadan Silent Hill’in neden özel olduğundan biraz bahsedeyim.Her şeyden önce oyunu oynayan herkesin büyük ilgisini kazanan Silent Hill;kendine has sisli atmosfer,değişen boyut kavramı,siren sesi,garabet yaratıklar ve lanetli kasabamızın ta kendisi ile yoğurulmuş müthiş bir kurgudur.İlk oyunun çıktığı dönem sık sık Resident Evil oyununa göndermeler yapılaraktan,Silent Hill’ın onun kopyası olduğu düşüncesi,oyunun kendine has hayran kitlesinin oluşması ile ne kadar saçma bir görüş olduğunu ortaya çıkarmıştır.Öncelikle Resident Evil sadece eğlencelik deyim yerindeyse çerezlik bir oyundur,öte yandan Silent Hill oynayanı da izleyeni de içerisine çeken müthiş bir kurgunun yanı sıra kendine özgü felsefe taşıyan sıra dışı bir bileşimdir.
2006 yılında gelen Silent Hill filmi oyunu daha önce oynamamış kişiler tarafından eleştirilip tam olarak anlaşılamasa da,filmi uzun süredir bekleyenler için oyundan esintiler görmek dahi memnun edici bir gelişme olmuştur.Her ne kadar sinema için ikinci filmin gişeye girmesi 2008 yılından itibaren sürekli ertelense de bunun tek sebebi filmin tam olarak hakkını verecek ve seyirciye oyundaki tadı bire bir aktaracak cesaretin, yapımcılar tarafından gösterilememesidir.Sonuçta kendi içerisinde kompleks bir konu içeren Silent Hill’in,genel izleyici kitlesine hitap etmeyeceği açıktır.Ancak sadece Silent Hill fan kitlesi dahi,gelecek yeni filme yüksek gişe yaptıracak potansiyele sahiptir.Her neyse Silent Hill ile ilgili sayfalarca yazabilirim ancak artık filme geçelim…Filmin konusuna gelecek olursak;mutlu bir şekilde evliliklerini sürdüren Rose ve Christopher çiftinin,gizemli bir hastalığa sahip Sharon isimli küçük bir kızları vardır.Sharon özellikle geceleri kabuslar görmekte ve Silent Hill denilen bir kasabanın adını sayıklayarak,uyurgezer halde evden uzaklaşıp hayatını tehlikeye atmaktadır.Rose,Sharon’ı en iyi doktorlara götürmüş olsa da  hastalığa bir çözüm bulunamaz.Kahramanımız,Christopher’ın aksine artık tıptan medet ummaktadır ve Sharon’ın iyileşmesi için sürekli kabuslarında bahsettiği Silent Hill kasabasına gitmeyi düşünmektedir.Ancak internetten yaptığı araştırmalar sonucunda, kasabanın büyük bir yangın sebebiyle yıllar önce boşaltılmış lanetli bir yer olduğunu öğrenmesi cesaretini kırmaya yetmez.Dahası  kasabanın yeri dahi tam olarak bir muammadır.Pek çok kaynakta kayıp kasaba olarak adlandırılmaktadır.Bütün bunlara rağmen Rose’un geri adım atmaya niyeti yoktur ve Sharon’ın iyileşmesi için oraya gitmenin tek çareleri olduğunu düşünür. Christopher’a haber vermeden Sharon’ı yanına alarak Silent Hill kasabasına doğru yol almaya başlar.
Kahramanımız yolculuk sırasında bir benzinliğe uğrayarak yakıt almak ister.Ancak bu sırada kredi kartının reddedildiği görür.Christopher,Rose’un bilgisayarından ve ona gün boyu ulaşamamasında ötürü onun Sharon ile beraber gizemli Silent Hill kasabasına yola çıktığını anlamıştır.Rose’u durdurmak için banka hesaplarını engellemiştir.Ancak bu hamle onun Silent Hill’e ulaşma konusundaki kararlılığını etkilemeyecektir.Marketteki görevli bayana Silent Hill’e nasıl gidileceğini sorar,aldığı cevap ise artık oraya hiçbir yolun gitmediğidir.Bu sırada arabada yalnız kalan Sharon,bir polis memurunun(Cybil) dikkatini çekmiştir. Cybil,Rose’un Sharon’ı bu ücra,gözlerden uzak yere getirerek  öldüreceğini düşünür.Çünkü geçmiş yıllarda aynı bölgede Cybil’in düşündüğü ihtimali kuvvetlendiren vakalar olmuştur.Bunun üzerine Cybil motosikleti ile Rose’un kullandığı arabanın peşine düşer.Bu sırada arabanın radyosunda benim çok sevdiğim parçalardan biri olan Letter-from the lost days parçası çalmaktadır.Hızını arttıran kahramanımız,zifiri karanlıkta önüne çıkan çocuğa çarpmamak için kaza yapar.
Uyandığında bambaşka bir memleket olan Silent Hill’dedir.Çok geçmeden arabasının kapısının açık olduğunu ve Sharon’ın yanında olmadığını fark eder.Sharon’ın nereye kaybolduğunu anlamaya çalışırken,telefonla Christopher’a ulaşır.Ancak nedendir bilinmez hat kesik kesiktir ve Rose derdini tam olarak anlatamadan telefonu kapanır.Christopher endişelenmiştir zira tedirgin edici telefon konuşması onun Silent Hill hakkındaki tereddütlerini haklıya çıkaracak cinstendir.Bunun üzerine Christopher arabasına atlar ve ailesini kurtarmak için yola çıkar.Telefondan umudunu kesen Rose, arabasından dışarı çıkarak çevreyi incelemeye başlar.Kaza yaptığı yerin hemen ilerisinde “Silent Hill’e hoşgeldiniz” yazısı dikkatini çeker.Bu sırada sesiz sakin gözüken,sislerle kaplı kasabanın tamamen terk edilmiş olduğunu anlar.Etrafı keşfetmeye çalışırken bir anda Sharon’ın koşarak uzaklaştığını görür.Ansızın siren sesleri yankılanmaya başlamıştır.(Siren sesleri Silent Hill’a özgü zaman kavramının değiştiği,farklı bir boyuta sıkışma anının başlangıcıdır.)Ortama karanlığın çökmesi ile şaşkına dönen Rose çakmağını yakarak Sharon’ı en son gördüğü yere doğru tedirgin bir şekilde hareket etmektedir.Sharon’ı ararken karşısına kısa boylu ellerinde bıçak olan garabet yaratıklar çıkar.Onlardan kaçmaya çalışır ancak kapana kısılmıştır ve buradan kurtuluş yok gibidir.(boooom)
Rose kafeterya tarzı bir mekanda uyanır.Sanki az önce yaşadıkları sadece bir kabustur.Yeniden sislerle dolu kasabanın içerisindedir.Peki nasıl olmuştur da buraya sağ salim gelebilmiştir.Sokağa çıkan ve çevreyi incelemeye devam eden kahramanımız,kasabadan çıkış yollarının katlanıp uçuruma dönüştüğünü ve geri dönüşün imkansız olduğunu fark eder.Arabasına geri döndüğünde ise onu bir sürpriz beklemektedir.
Cybil oradadır ve silahını çekerek Rose’u göz altına alır.Cybil da bir trafik kazası geçirmiştir ve Silent Hill'e nasıl geldiği konusunda hiçbir fikri yoktur.Rose,başından geçen gizemli olayları,Sharon’ın kaybolduğunu ve onu bulmaları gerektiğini söylese de Cybil bu tuhaf mekanda ondan başka şüpheli görememiştir.Ardından Sharon’ı bulmak adına etrafı kolaçan etmeye karar verirler.Kısa bir süre sonra karşılarına garabet bir yaratık çıkar.Artık lanetli kasabada kader ortağıdırlar.
İşte filmin girişini pek kısa olmasa da bu şekilde özetleyebildim.Filmin devamında Cybil ve Rose’un,Sharon’a ulaşmak için gizemli kasabada neler yapacakları,olaya sonradan dahil olan Christopher’ın eşi ve kızını kurtarma çabaları,Alessa’nın kim olduğu sorusunun cevabı ve lanetli kasabada halen yaşamakta olan ve kendilerine özgü inanışları ile bu cehennemde hayatta kaldıklarını savunan bir avuç kasabalının,Silent Hill’deki  üç yabancıya karşı nasıl bir tutum sergileyeceği anlatılıyor.Peki finalde iyiler mi kazanacak sorusunun cevabı ise tam olarak net olmasa da,zekice bir önerme ile cevaplanıyor.

Filmi izleyenler için;

-Filmin bir sahnesinde Christopher ile Rose sanki yanyanadır.Hatta Christopher,Rose’un parfüm kokusunu aldığını söyler.Bu sahnenin açıklaması Rose’un artık Silent Hill içerisinde farklı bir boyutta yaşadığı ve eşi Christopher ile yeniden bir araya gelemeyeceği olabilir.
-Finalde,Rose ve Sharon’a Silent Hill’den çıkış kapıları açılır ancak eve döndüklerinde Christopher onların geldiğini anlamaz.Bu da yine benzer şekilde boyut kavramından ötürü kahramanlarımız bir daha asla eskisi gibi aile olamayacağının göstergesi olabilir.
-Alessa’nın neden kasabalının sığındığı kiliseye giremediği sorusunun cevabını bende bilmiyorum.Ancak filmde birkaç kez geçen cümlelerde kasabalının inanışlarının Alessa’yı oradan uzak tuttuğunun altı çiziliyor. 
-Silent Hill filminin ilk 2 oyunun kısmi uyarlaması olduğundan bahsetmiştim.Rose ve Sharon,Silent Hill yolunda arabalarıyla ilerlerken çalan Letter-from the lost days şarkısı serinin üçüncü oyununda,yine benzer bir araba ile seyahat sahnesinde kullanılıyor. 
-Sharon ve Alessa rollerini başarıyla canlandıran Jodelle Ferland,yine blogumda incelemesini paylaştığım Case 39 filminde de gayet başarılı bir performans sergiliyor. 
-Christopher Da Silva rolündeki Sean Bean ise 2006 yılı Silent Hill filminde rol almadan önce,The Dark(2005) (yine blogumda incelemesi olan filmlerden.) filmindeki rolü ile hemen hemen çok benzer bir baba rolünde,Silent Hill filmi ile karşımıza çıkıyor. 
-Filmin sonlarına doğru Alessa’nın ödül olarak Rose’a anlattığı kasabanın asıl gerçeklerini,kısa bir video olarak canlandıran görüntülerde,kasabalının filmin geçtiği günümüz zamanında yaşlanmadıkları bulgusu Silent Hill’e bir kez girenin artık oradan çıkamayacağı deyimini doğruluyor. 
Şimdilik aklıma gelenler bunlar,izleyipte aklınıza takılan yerleri sorarsanız cevaplandırabilirim.  


İyi;Oyunculuk,mekan,kurgu,soundtrackler,atmosfer...Kısaca her şey gayet iyi.Mutlaka izlemenizi tavsiye edebileceğim yapımların başında geliyor.
Kötü;Serinin ilk iki oyununun karışımını andıran yapımda,oyundan daha fazla esintiler görebilseydik çok daha mutlu olabilirdik.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;