The Girl on the Train (2016)

The Girl on the Train (2016)
Eşinden ayrıldıktan sonra sıkıntılı günler geçirmeye başlayan Rachel, alkol problemi sebebiyle de giderek depresif bir hayata sürüklenmektedir. Her sabah New York' a işine gitmek için bindiği tren, eski evinin önünden geçmekte ve hatıralarını depreştirmektedir. Dahası eski eşi Tom, Anna ile evlenmiş ve yeni doğan bebekleriyle mutlu bir yaşam portresi sergilemektedir. Tom' dan bebek sahibi olamadıkları için ayrılan Rachel, her defasında trenle oradan geçeceğini bildiği halde bu alışkanlığından kurtulamamıştır.
The Girl on the Train (2016)
 Öte yandan eski evinin hemen bitişiğinde bulunan malikanede, Scott- Megan çiftinin göz okşayan, mutlu- mesut ilişkileri ise bir nevi Rachel' ın asla yaşayamayacağı mutluluğun vücut bulmuş hali gibi karşısında belirmektedir. Resim çizmekten ve sanattan hoşlanan Rachel, trenle seyahati sırasında hem Tom yüzünden çektiği acıları hem de Megan' ın inanılmaz mesut görünen hayatını gözlemlemekten kendini alıkoyamamaktadır. Kafasında mükemmel çift olarak kurguladığı Megan- Scott çiftine inanılmaz özenen ve ilişkilerine imrenen kahramanımız, evine döndüğünde ise her zamanki alkol problemiyle uğraşmaktadır. Gündüz vakti bile alkol tüketmekten vazgeçemeyen, gittiği seanslara rağmen üzüntüsünü ve kederini unutmak için en yakın dost olarak gördüğü alkolden uzaklaşamayan Rachel, kimi zaman kendisini farklı mekanlarda yarı baygın olarak bulmakta ve neler olup bittiğini hatırlayamamaktadır. Günün birinde vücudunun çeşitli yerlerinde yaralar ve çiziklerle uyanan ve başına darbe aldığını fark eden kahramanımız saldırıya uğradığını düşünmektedir. Polislere giden ve bu konuda ifade veren Rachel, içten içe kötü bir şeylerin olduğunu hissetmekte ancak izah edememektedir. Bu sırada tv de Megan' ın kaydolduğu haberini görünce büyük bir şok yaşayan kahramanımız, olaydan bir gün öncesinde, yine bir tren yolculuğu sırasında Megan' ı başka bir erkekle balkonda görmesinden yola çıkarak hayallerindeki mükemmel çiftin esasında o kadar da mutlu olmadıklarını keşfeder. Görüklerini anlatmak ve yardımcı olmak için Scott' ın evine gitmeye karar verir. Karısını bulmak için her yolu deneyen ve tüm ip uçlarını toplamaya çalışan Scott ise alkol probleminden ötürü mesafeli davrandığı Rachel' a güvenmekten başka şansı olmadığını anlar. Tüm oklar Megan' ın psikiyatrisi Dr. Abdic'i göstermektedir. Öte yandan evinin yakınlarında sık sık Rachel ile karşılaşmaktan dolayı gerilen ve onun kötü niyetli olabileceğini düşünen Anna ise bu konuda Tom' u uyarır. Megan' ı bulmak için kararlı olan Rachel ise bulmacanın eksik parçalarına giderek yaklaşmaktadır...
İyi; Paula Hawkins imzalı 'The Girl on the Train' , ünlü gerilim yazarı Tess Gerritsen (Cerrah ve Çırak kitaplarıyla tanınan) tarafından övgüye mazhar olmuş başarılı bir kitap. Kitabın uyarlaması olarak beyazperdeye aktarılan yapım ise gerçekten de iddialı.Gerek atmosferi gerekse kurgusuyla oldukça dikkat çeken, oyunculuk olarak da epey beğenimi kazanan etkileyici bir dram-gerilim filmi. Gizem seviyesinin de başarılı olması dahası sürpriz finaliyle mutlaka izlenmesi gereken bir yapım. Bu filmi sevenlerin Antichrist (2009)Gothika (2003) ve Gone Girl (2014) yapımlarına da göz atmalarını tavsiye ediyorum. 

Megan' ın hikayesinin Antichrist filmini çağrıştırdığını, benzer şekilde Rachel'ın başından geçenlerin Gothika ' yı anımsattığını söyleyebilirim.
Kötü; İlk yarısı itibariyle yavaş ilerlediği için biraz sıkıcı ve karmaşık gelebilir.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 18 Ocak 2017 | Etiketler : | | | |

+ yorum + 2 yorum

20 Ocak 2017 21:15

incelemelerinle film secmemize yardimci oldugun icin tskler. kodunda blogumda guzel bi yerde. kolay gelsin

21 Ocak 2017 10:06

@Gökhan Ak
Desteğiniz için teşekkürler. Güncel incelemeler için takibe devam edin.

Yorum Gönder