Güncel İncelemeler;

The Silence of the Lambs (1991)

The Silence of the Lambs (1991)
Thomas Harris'in kaleminden ustalık eseri olarak dökülen "Kuzuların Sessizliği" Jonathan Demme tarafından 1991 yılında beyazperdeye aktarılmıştır.Yayınlandığı dönemde epey sükse yapan başarılı psikolojik gerilim filmi,kazandığı oscar ödülleriyle de korku-gerilim dalında zirvedeki yerini taçlandıran,sinemaseverlerin mutlaka izlemesi gereken zamana meydan okuyan yapımlar arasında gösterilmektedir.Dahası usta oyuncu kadrosu,anlatılmaz yaşanır senaryosu ve hafızalara kazınan sahneleri ile gerçek bir başyapıt... 
Yeni mezun olmuş FBI Ajanı Clarice Starling, (Jodie Foster) Buffalo Bill adında orta batıdaki genç kadınları
kaçırıp öldüren bir psikopatın katilin davranışları ardında yatan psikolojik nedenlere ait ipucu bulması için 
görevlendirilir. Bunun için aklını yitirmiş bir mahkumla görüşmesi gerekmektedir. 
Mahkum psikiyatr Dr. Hannibal Lecter'dan (Anthony Hopkins) başkası değildir.Çevresindekiler ona akıl hastası gözüyle baksa da aslında gerçek bir dahi olan Lecter,yardımcı olması karşılığında Starling'in kendi karışık yaşamından detayları öğrenmek ister. Bu çarpık ilişki Starling'i yalnızca kötü etkilemekle kalmaz, aynı zamanda deli bir katille yüz yüze gelmesine sebep olur.
Starling, Lecter'ın katili tanıdığından şüphelenmektedir ancak Lecter katilin kim olduğu sorularına kelime oyunları ile karşılık vermektedir. Buffalo Bill'in son ele geçirdiği kurbanı Tennessee Senatörü'nün kızı olunca olay büyür.Senatör Lecter'a bildiklerini anlatması karşılığında aracı vasıtasıyla anlaşma sunar.Lecter bu anlaşmaya uyacağını ancak Senatör'e cevabı kendisinin vermesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine görüşme ayarlanır. Lecter ayrıntılı bir tarih ve adres verir ancak katilin adında gene bir kelime oyunu yaparak yalan söylediğini düşünmelerini sağlar. Bununla yetinmeyip tutulduğu hücreden zekice bir planla kaçmayı başarır.Öte yandan Starling, Lecter'ı çözdüğünü düşünmektedir ve sonunda katilin bulunduğu yeri öğrenir ancak ekip arkadaşları kendisinden 400 mil uzaktadır, kahramanımız tek başına kalmıştır...


İyi:Anthony Hopkins'in 16 dakika gibi kısa bir sürede sergilediği muhteşem performansı. Filmin 1991'de çekilmiş olmasına rağmen zaman kavramını aşarak hala izleyicilerin aklına aynı düşünceleri, aynı soruları getirmesi.Serinin ilk filmi olma özelliğini de taşıyor.Devam filmleri;The Silence of The Lambs(1991), Hannibal(2001), Red Dragon(2002), Hannibal Rising(2007)
Kötü;-
Editör'ün Puanı

(Bu inceleme Can Sarpkaya tarafından After Dark Horror Movies için hazırlanmıştır.)
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 10 Ocak 2013 | Etiketler : | | |

In the Mouth of Madness (1994)

In the Mouth of Madness (1994)
90'lı yılların sükse yapan korku-gerilim filmlerinden biri olan "In the Mouth of Madness" kurgunun gizem seviyesinin de üst düzey olması ile epey ilgi çekici yapımlardan biri.Yönetmen koltuğunda John Carpenter ismini görüyoruz,ki bence korku ustasının en karanlık en muazzam eserlerinden biri olduğunu söyleyebilirim.
Ünlü korku roman yazarı Sutter Cane,son eserinin ardından ortadan kaybolmuştur.Yüzlerce fanı olan ve kitapları basıldığı gün tükenen Cane,esasında diğer korku romanlarında olduğu gibi okuyucusu karanlık ve garip hikayelerle etkilemektedir.Onu farklı kılan başarısının sırrı,kitaplarının okuyucuyu içine çeken gizemli bir atmosfere sahip olmasıdır.Dahası kitaplarının kapaklarının çizimleri de bizzat kendisi yapmakta olup,mekan olarak gerçek yerleri kullansa da bahsi geçen kasaba isimleri  haritalarda bulunmamaktadır."Mutlak Korku" adlı eserinin sonrasında gizemli bir şekilde kayıplara karışan Cane'i araştırma görevi basit bir sigorta müfettişi olan John'a düşmüştür.Cane'in kitaplarını okuyanların gerçeklik kavramını yitirdikleri ve saldırganlaşarak deyim yerindeyse delirdikleri bulgularına rağmen bunun bir aldatmaca olduğunu düşünen kahramanımız,ipuçlarını takip ederek Cane'in kitaplarına konu olmuş meşhur Hobb'un Sonu adlı kasabaya ulaşır.Ona giderek yaklaştığını düşünse de bir şeylerin yolunda gitmediğini anlaması uzun sürmeyecektir.
"Korkunun anatomisinin nasıl ortaya çıkarılacağı hiç bilinmedi.Din disiplini korkuda arar,ama yaratılışın gerçek doğasını anlamaz.Kimse gerçek olmasını sağlayacak kadar inanmadı...Kitaplarımın milyarlarca kopyası satıldı.18 farklı dile çevrildi,benim yazdıklarıma inananlar İncil'e inanlardan daha çok..."

İyi;Oyunculuk ve atmosfer son derece başarılı.Yapım yılını göz önüne alırsak;makyaj ve görsel efektler bakımından da geçer not aldığını söyleyebiliriz.Carpenter kült olma mertebesine ulaşmış bu filminde kan ve şiddeti geri plana atarak cevabını aradığı önermelerle düşünsel yolla karanlık bir korku batağına saplanmamıza sebep oluyor.H.P. Lovecraft kitaplarında olduğu gibi fantastik bir aleme konuk oluyoruz...Bu filmi sevenlerin Nightmares & Dreamscapes: From the Stories of Stephen King Crouch End bölümüne göz atmalarını öneriyorum...
Kötü;Genel izleyici kitlesine hitap etmiyor.Aslında bu bir eksi değil ancak yine de uyarmış olayım.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Aralık 2012 | Etiketler : | | | |

Ravenous (1999)

Ravenous (1999)
Vizyona girdiği dönem epey ilgi çeken "Ravenous" sıra dışı hikayesi ve izleyicide bıraktığı farklı haz ile ayrı bir yere koymamız gereken filmlerden biri.
1800'lü yıllarda Amerika-Meksika iç savaşında düşman mevzisini tek başına ele geçirmeyi başaran Capt. John Boyd rütbesi yükseltilerek ödüllendirilmiştir.Aslında yaptıkları büyük bir kahramanlık hikayesi gibi gösterilse de hayatta kalmayı cesaretine değil korkaklığına borçlu olan Boyd,savaştan uzaklarda California'da bulunan Spencer kalesinde görevlendirilmiştir.Gözlerden uzaklardaki yeni birimine üçüncü adam olarak katılan kahramanımız,altı kişinin yer aldığı zamanında İspanyollardan kalma kaleye ulaşmıştır.Emir komuta zincirinden sıyrılarak çevresindekilerle daha çok arkadaşlık ilişkileri kuran Boyd,bir gece yarısı gizemli bir yabancının kaleye sığınması ile akıllara durgunluk veren bir hikayenin parçası olacaktır.Açlıktan neredeyse ölmek üzere olan ve adının Colqhoun olduğunu,buraya kadar hayatta kalarak gelebilmiş olmasının tanrının bir lütfu olduğunu düşünen bu adam,derin bir uykuyla geçirdiği gecenin ardından yaşadıklarını anlatmaya hazırdır.

Colqhoun Albay Ives komutasında bir grupla beraber kestirmeden dağları geçebilmek için yola çıkmıştır.Aralarında kızıldereli bir rehberin de bulunduğu kafile,kışın zor şartlarına daha fazla dayanamayıp dere kenarında bulunan bir mağaraya sığınmıştır.Dinmek bilmeyen şiddetli fırtına dışarı çıkmalarına izin vermemektedir.Günlerce besinsiz kalan Ives ve komutasındakiler içlerinden birinin ölmesi üzerine,öncesinde barbarca insanlık dışı olarak gördükleri doğuştan gelen yeme dürtülerini daha faza dizginleyemezler.Özellikle Albay Ives bir türlü doymak bilmemektedir.Sonunda mağarada sadece yaşlı bir kadın,Ives ve  Colqhoun kalmıştır.Olan bitene daha fazla dayanamayan ve bir sonraki kurbanın kendisi olacağından çekinen Colqhoun,bir kadını ölüme terk edip övünebileceği bir davranışta bulunmasa da kendini kurtarmayı başarmıştır.
Colqhoun'un anlattıklarını ibretle dinleyen Albay Hart ve Boyd kadının halen yaşıyor olabileceğini düşünerek bulundukları kaleye yaklaşık 3 günlük uzaklıkta bulunan mağaraya yola koyulurlar.Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından bahsi geçen kovuğa ulaşan kahramanlarımız beklentilerinin ötesinde bir şeyle karşılaşırlar...
"Kuzeylilerin eski bir yerel mitolojisi olan Weendigo,dağlarda dolaşan kötü bir ruhtur.Efsaneye göre kendisine  zayıf bir beden aramaktadır.Sonrasında ise doyumsuz asla kontrol altına alınamayan insan etiyle beslenen bir avcıya dönüşecektir."


İyi;Değerli oyuncuların yer aldığı etkileyici bir yapım.Farklı kurgusu ve sinir bozucu soundtracklerin yer aldığı 
gizemli atmosferi ile son derece başarılı.Bu arada Weendigo temalı başka bir alternatife göz atmak isteyenler 
Fear Itself: Skin and Bones (2008) yapımını izleyebilirler.
Kötü;Büyük bir kısmı durağan şekilde ilerliyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Kasım 2012 | Etiketler : | | | | |

Les rivières pourpres (2000)

Les rivières pourpres (2000)
İş gereği Paris'den taşraya gönderilen deneyimli dedektif Niemans;korkunç işkenceler sonrası öldürülen,Remy isimli üniversitede görevli gencin cinayeti davası ile ilgilenmektedir.Dağın yaklaşık elli metre yüksekliğindeki sarp bir yamaçta bulunan ceset,gerek cinayetin işleniş biçimiyle gerekse kurbanın seçimi ile beraber epey dikkat çekicidir.Olayları soruşturmak için bölgede bulunan,mazisi oldukça eskilere dayanan aynı zamanda Remy'nin de çalıştığı üniversiteden başlayan Niemans,olayı aydınlatabilecek ufak bir ipucu bulmanın peşindedir.
Guernon'da bulunan üniversite Avrupa'nın en eski ilim irfan yuvalarından biri olup,elektrik ve su ihtiyaçlarını kendi imkanları ile karşılayabilen,bünyesinde bir hastaneye de sahip olan tuhaf bir yerleşke içerisinde bulunmaktadır.Bölge içerisinde yıllardır önemli bir yere sahip olan üniversite de seçkin kişilerden oluşan öğretim görevlileri,kendi aralarında evlenerek eski bir geleneği de günümüze değin yaşatmayı başarmıştır.Okulun idari amiri olan rektör aynı zamanda o çevrenin efendisi gibidir.Tamamen kendi kurallarına bağlı olarak var olan üniversitede,geleceği parlak zeki öğrenciler eğitim görmektedir. 
Üniversiteyle ilgili bilgileri edinen Niemans,bir şekilde beraber çalışmak zorunda kaldığı ortağı Max ile beraber cinayetlerin arkasındaki sır perdesini aralamaya çalışır.Öte yandan bölgede yeni ve benzer özellikler taşıyan cinayetlerin de cereyan etmesi yaklaşık yirmi yıl önce ölen Judith isminin ön plana çıkmasına neden olacaktır.Judith'in annesi ile görüşerek bilgi edinmeye çalışan kahramanlarımız,iblislerin kızını aldığı söylemleri ile karşılaşırlar.Peki ama aradan geçen onca zaman sonra ne olmuştur da yıllar öncesine dayanan bir ölüm şimdi yeniden farklı cinayetlerin fitilini ateşlemiştir?Yakın zamanda gerçekleşen kanlı ölümlerin kurbanlarının hepsinin de üniversite ile bağlantısının olması araştırmaların o yöne kaymasına neden olacaktır.Bu arada Fanny isimli genç bir dağcı,Niemans'ın soruşturmasına katkı sağlamaktadır.


İyi;Bir dönemlerin popüler polisiye-gerilim yapımlarından biri.Oyunculuk,mekan betimleri vs başarılı.Kurgu merak uyandıracak şekilde ilerliyor.Jean-Christophe Grangé'ın romanında uyarlama bu filmi beğenenlerin kitabı okumadılarsa mutlaka göz atmalarını öneriyorum.Keza son derece sürükleyici ve detaylı bir anlatım sizi bekliyor olacak.
Kötü;Final beklentilerin altında.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 14 Ağustos 2012 | Etiketler : | | |

Jacob's Ladder (1990)

Jacob's Ladder (1990)
"Eğer ölmekten korkuyorsan ve hayata sarılıyorsan,hayatını almaya çalışan şeytanları görürsün.Ama kendinle barışırsan,o zaman şeytanlar gerçek bir melek olup seni bu dünyadan kurtarırlar.Her şey bakış açına bağlı."
Süper güç Abd'nin onyedi milyonluk küçük bir ülke olan Vietnam'da saplandığı bataklık sonrasında Pentagon ordunun direncini artırmak için yeni metotlar uygulamaya başlamıştır.Pilot uygulama olarak seçilen bir taburda ise Jacob ve arkadaşları büyük bir imtihan vermektedir.Büyük çatışmanın gerçekleştiği olaylı geceden sonra ise artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Vietnam cehenneminden dönen Jacob ruhsal bunalımlar yaşamaktadır.Derin uykulara dalan kahramanımız her defasında farklı düşler ve yanılsamalar ile uyanmaktadır.Gerçek ve hayal arasındaki ince çizgide dolaşan kahramanımız bilinçaltında kabuslarla dolu serüvenler yaşamaktadır.Bu noktada Vietnam savaşı sırasında dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenen Amerikan askerlerinin alt üst olan psikolojisini işleyen yönetmen,ince dokunuşlarla Jacob'un bilinçaltına yolculuğa çıkmamızı sağlıyor.
Gerçekte ait olduğu dünya ve bilinçaltının uyarladığı yanılsımalar ile farklı hikayelerin baş aktörü olan Jacob, ruhsal olarak büyük buhran içerisindedir.Zira bazen hayatının merkezinde çok sevdiği eşi ve çocukları yer alırken kimi zamanda postanede çalışan Jezzie ile sanki başka bir boyutta yaşamını sürdürmektedir.Vietnam'da yaşadıklarını tam olarak hatırlayamasa da ailesini ve çocuklarını onlardan istemeden nasıl uzaklarda olduğunu bu olayla ilişkilendiren Jacob,giderek içe kapanmaktadır.

İyi;Hani bazı filmler vardır anlatılmaz yaşanır cinsten,işte tam da o eksene koyabileceğimiz en iyi psikolojik gerilim yapımlarından biri olduğunu söyleyebilirim.Özellikle ilk çeyrekteki tramvay sahnelerinin Silent Hill 3 oyununa ilham verdiği göze çarpıyor.Bunun yanısıra bilinçaltının gizem dolu derinliklerine uzanan yer yer gerçek ve hayal arasında ayırt edilmesi son derece güç olan bulanık bir atmosfer sizleri bekliyor.Tamamen özgün bir konu ve kurguya sahip bu yapımı beğenenler için Mulholland Dr. (2001) ideal alternatiflerden biri olabilir.
Kötü;Esasında fantastik korku öğelerinin yer aldığı ilk bölümün biraz daha üzerinde durulması daha iyi olabilirdi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Temmuz 2012 | Etiketler : | | |

Sphere (1998)

Pasifik okyanusunun derinliklerinde etrafı mercanlarla kaplı büyük bir uzay gemisi olduğu keşfedilmiştir.Uzaylılara ait olduğu tahmin edilen ve sonar cihazlar ile halen içerisinden bazı sinyallerin alındığı bu devasa gemide,dünyevi olmayan varlıklarla ilk kez temas kurulacağını düşünülmektedir.Uzaylılarla ilk temas hususunda birkaç yıl önce hükümet için derleme bilgilerden oluşan bir rapor hazırlayan psikolog Dr.Norman gizli görev gereği bölgeye çağrılmıştır...
Olay hakkında herhangi bir bilgisi olmayan Norman kendisine söylenen uçak kazası hikayesine inanmamıştır.Bölgeye kendisi dışında alanlarında en iyiler olan astrofizikçi,biyolog ve matematikçinin de geldiğini öğrendiğinde ise büyük bir işin parçası olduğunu fark edecektir.Lakin ekipteki kişiler tanıdık isimler olup yakın zamanda hükümete verdiği savsak rapor doğrultusunda çağrılmışlardır.Yani bir nevi buraya davet edilmelerine Norman sebep olmuştur.Biyolog Beth,astrofizikçi Ted ve matematikçi Harry ile beraber okyanusun derinliklerinde yer alan uzay gemisi hakkında bilgi edinen kahramanlarımız,geminin üzerinde bulunan mercan tabakasından  yaklaşık 300 yıl önce buraya düşmüş olduğu sonucunu çıkarırlar.Ancak atmosferden düşen bu büyüklükteki bir uzay gemisinin okyanusun derinliklerine çakıldığından parçalanmaması ve okyanus tabanındaki basınç ve soğukluğa karşısında tek parça kalabilmesi hususunda henüz açıklayıcı bir teoriye sahip değillerdir.
Denizaltı ile uzay gemisini keşfetmek için kurulan okyanusun derinliklerindeki mini istasyona indirilen kahramanlarımız artık kaderleri ile başbaşadır.Zira Norman liderliğindeki ekip bu aşamadan sonra içerisinde ne olduğunu bilmedikleri uzay gemisine girmek ve sonrasında üslerine rapor vermek durumundadır.Hepsi de alanlarında son derece başarılı kişilerden oluşan ekibimiz bilim litaratürünü baştan aşağı değiştirebilecek olası bir uzaylı ile temas kurma konusunda epey heyecanlıdır.Bir an önce harekete geçen kahramanlarımız gemi ile ilgili beklemedikleri bazı bilgilere ulaşacaktır.Dahası gemide buldukları devasa bir küre son derece ilgi çekicidir...

İyi;Bilim kurgu yanında korku-gerilim öğeleri içeren en başarılı yapımlardan biri olduğunu düşünüyorum.Oyunculuk ve atmosfer son derece başarılı.Event Horizon filmine yakın bir kurguda ilerlese de özellikle ikici yarısı itibariyle farklılaştığını ekleyeyim.
Kötü;Event Horizon'da ki küre objesine benzer misyon yüklemek yapımın özgünlüğüne gölge düşürmüş.Son çeyrek daha değişik kurgulanabilirdi.Bu arada Altitude (2010) filminin hikayesinin bir kısmının da bu yapımdan alıntılanmış olduğunu dikkatlerden kaçmıyor.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 19 Haziran 2012 | Etiketler : | | |

Event Horizon (1997)

Kesinlikle izlediğim en muazzam bilim-kurgu yanında korku öğelerini başarıyla temsil eden yapımlardan biridir.Özetle; 
^Yıl 2047,yedi yıl önce güneş sisteminin dışına araştırma-geliştirme amacıyla yollanan ve kaybolan "Event Horizon" adlı uzay gemisini bulmak için bir kurtarma gemisi uzayın derinliklerine gönderilir. Ancak araştırma ekibi kazazedeleri ararken korkunç sırlarla yüzleşmek zorunda kalacaktır.^
 Kayıp uzay gemisini bulmak üzere profesyonel bir kurtarma ekibi uzayın derinliklerine yollanır.Peki bu kayıp gemide kurtarmaya değer ne vardır?Bu sorunun cevabını arayan kurtarma ekibinin yanı sıra onlara bir bilim adamı da eşlik etmektedir.Öyle ki Dr.W. Weir oldukça soğukkanlı bir kişiliğe sahip olmakla birlikte adeta gemiye tapmaktadır ve ne pahasına olursa olsun bir an önce gemiye ulaşmak gayesindedir.Event Horizon'un gizemini açıklayabilecek tek kişi de hali hazırda ondan başkası değildir,zira bizzat kendisi geliştirilmesine yardımcı olmuştur. Uzay,zaman,ışık hızı gibi günlük hayatta pekte sorgulamadıkları kavramlara uzak olan gemi mürettebatı, doktorun kendilerinden bir şeyler sakladığından  şüphelenmektedir.Öte yandan Dr.W. Weir daha çok kendi işine bakan gemideki diğer elemanları sadece Event Horizon’a ulaşmak için,araç olarak gören birisidir.
Şöyle ki Dr.W. Weir uzay-zaman bağlantısını gemidekilere şu şekilde açıklar;
Eline bir kağıt parçası alır ve üzerinde 2 delik açar;bu delikleri A ve B noktaları olarak tanımlar.Ardından mürettebata bu 2 nokta arasındaki en yakın mesafenin nasıl hesaplanacağını sorar.
-Bunun üzerine mürettebattan bir mühendis A ve B noktaları arasındaki en yakın mesafenin dik bir düz çizgi ile hesaplanacağını söyler.Ancak Dr.W. Weir onu şu şekilde ikna eder;
 -2 nokta arasındaki en kısa mesafenin sıfır olduğunu söyler ve kağıdı katlayarak A ve B noktalarını üst üste getirir.İşte Event Horizondaki gizem de bunun ta kendisidir. Event Horizon uzayı katlayarak mesafe almaktadır ve böylece her 2 noktada aynı zamanda olabilmektedir.Peki  o zaman Event Horizon uzayda ne amaçla bulunmaktadır ve işin daha garibi nasıl olupta kaybolmuştur?Bu arada sinir bozucu,latince bir ses kaydı ortaya çıkar.Ses kaydının önemi ise Event Horizon ile bağlantı kopmadan hemen öncesinde yaşananlara ışık tutmasıdır.^Libarate me^ (Beni kurtarın) ne demektedir?
Kurtarma gemisinde herkesin farklı bulunma gayeleri ve kendilerine özel tutkuları vardır.Ancak kurtarma gemisi Event Horizon’a yaklaştıkça herkes geçmişinde unutamadığı ve esiri olduğu olayları anlık olarak korkunç suretlerle yaşamaya başlar.Herkes tedirgindir.Acaba zaman ve akılları bir olup onlara oyunlar mı oynamaktadır?Kurtarma gemisi Event Horizon’u bulmayı başarır ancak işin kötüsü kendi gemileri ağır hasar almıştır ve onarılması gerekmektedir.Tabii bu fırsatı Dr.W. Weir’in kaçırması söz konusu değildir.Diğer mürettebat gönülsüz olsa da onları başka çareleri olmadığına inandırarak ve onarım için gerekli malzemelere bakmak amacıyla Event  Horizon’a girmeye ikna eder.Çok geçmeden esrarengiz olaylar yaşanmaya başlar.Gemidekiler doktorun bir şeyler sakladığından emindir.Çok geçmeden devasa bir küre mürettebat tarafından keşfedilir,peki bütün bu olanların sorumlusu bu küre olabilir mi?
Bu sırada Event Horizon’daki  bir bilgisayardan erişilen korkunç görüntüler,paniği ve hayatta kalma iç güdüsünü iyiden iyiye tetikler.Artık herkes hem kendi kişilik korkularıyla hem geçmişleriyle hem de olacakların endişesi ile hayatta kalmak için var güçleriyle savaşmalıdır.Görüntüler ise Event Horizon’un boyut değiştirip,uzayı katlayarak  ulaştığı son yerin neresi olduğu hakkında ip uçları vermektedir.


İyi;Event Horizon eski bir film olmasına rağmen halen onun tadında ya da yakın kalitede başka bir bilimkurgu-korku eksenli alternatif bulabilmek ne yazık ki mümkün değil.Bence herkesin izlemesi  hatta arşivlemesi gereken mükemmel bir yapım.Bilim-kurgu ve gerilim ancak bu kadar iyi harmanlanabilirdi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

The Cell (2000)

 Catherine Deane iş hayatında pek popüler olmasa da sıra dışı teknikler deneyen  farklı bir çocuk terapistidir.Onu ayrı kılan en önemli özelliği ise hastasının;yani çocukların zihnine girerek bilinçaltında dolaşmayı becerebilmesini sağlayan,henüz deney aşamasında olan bir uygulamadır.Yakın zamanda sadece Edward  isimli hastası üzerinde yoğunlaşan Catherine ne yazık ki çabalarının karşılığını alamamaktadır...Fbi’nın peşine düştüğü ezber bozan katil,halen yakalanamamıştır.Tipik bir seri katil gibi davranan;kurbanlarını sadece bayanlar arasından seçen,Carl isimli pek de konuşmayı sevmeyen canavarımız kendi dünyasında karışık bir kişiliktir.Neyse ki Fbi’ın izini bulması ile yakalanan Carl,artık insanlara daha fazla zarar veremeyecektir.Ancak diğer taraftan son olarak kaçırdığı bayanın halen ortalarda olmaması ve baskın sırasında da ip ucuna rastlanamaması soru işaretlerini artırmaktadır...
Sorunlu bir çocukluk dönemi geçiren Carl,iç dünyasında yaşattığı tipik bir boss karakterin kontrolü altında baskılanmaktadır.Şizofrenin belirgin olmayan türlerinden biri nedeniyle karakter olarak gel gitler yaşayan kahramanımız,tıbbi teşhis açısından tam olarak bir çıkmazdadır.Fbi her ne kadar uzman doktorlardan vs görüş alsa da Carl’ı konuşturarak kayıp kızın yerini bulabilmesi imkansız gibidir.İşte bu noktada olaylara dahil edilen Catherine ve ekibi,daha öncede vurgulamadığım henüz deney aşamasında olan tedavi yöntemi ile Fbi'a yardım ederek,olayın sorumlusunun en ağır şekilde ceza almasını istedikleri Carl’ı konuşturmak amacındadır.Ancak bu işlem tahmin edeceğiniz üzere hiç de kolay değildir.Her şeyden önce geçmişte sadece çocuk denekler üzerinde çalışma yapan terapistimiz Catherine,yetişkin bir hasta üzerinde deneme yapabilmek için hazır mıdır?
Polis yaptığı çalışmalar sonrasında daha önceki kurbanlarını çeşitli prosedürlerin akabinde katleden Carl’ın,halen ortalarda olmayan bayan üzerinde de aynı şeyleri denediğinin korkusunu yaşamaktadır.Carl’ın meşhur yöntemi ise şudur:Güzel bir bayan seçilir ve kaçırılır.Sonrasında özel olarak hazırlanmış cam bir hücre içerisine alınan kurban,otomatik bir sistem sayesinde belirli bir sürede hücrenin su ile dolmasının ardından ölüme mahkum bırakılır.Bu aşamadan sonra cesedi çamaşır suyu ile yıkayan Carl,porselen barbi bebek edasında hazırladığı cesede tecavüz edecektir.Tabii işi bitince de yeni kurbanlar aramaya yönelecektir.Fbi’ın bütün bu bilgileri Catherine ile paylaşması ve kızın muhtemelen tutulduğu hücrenin kısa bir süre içerisinde sular altında kalacağını bilgisi ile çalışmalarını hızlandıran Catherine,ekibinin de yardımı ile manyak katilimizin bilinçaltına yolculuğa çıkacaktır…
Gerçekten görsel olarak ilgi çekici sahneler ve güzel müzik seçimleri ile bam başka bir dünyaya gezintiye çıkmamızı sağlayacak olan Catherine,ne yazık ki daha önce denemediği son derece riskli bir yolu izlemek zorunda kalacaktır.İşlerin giderek çığırından çıkması ile Carl'ın korku dolu bilinçaltına yolculuk için bir de Fbi ajanının devreye girmesi her şeyi daha da zor hale getirecektir.


İyi;Bilinçaltının gizemli ve bir o kadar da uçsuz bucaksız sınırları içerisindeki fantastik macera soluksuz seyir zevkini de yanında getiriyor.Konu olarak oldukça farklı,sürükleyicilik olarak ise geçer not alabilecek bir yapım.Ayrıca soundtrackler ve görsel öğeler de gayet başarılı.
Gereksiz;-
Kötü;Final biraz daha yaratıcı olabilirmiş.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 10 Ocak 2012 | Etiketler : | | | | |