Güncel İncelemeler;

Lights Out (2016)

Lights Out (2016)
Geçmişte yaptığı kısa gerilim filmleri ile büyük beğeni toplamaya başlayan yönetmen David F. Sandberg, en nihayetinde uzun metraj korku-gerilim filmi ile seyircilerle buluşuyor. James Wan' ın yapımcı desteğini almasıyla beraber, yakın gelecek için umut vadeden yeni bir korku- gerilim yönetmenimiz oldu diyebilirim :) Öyle ki Wan, Sandberg' in tarzının kendisine çok benzediği söyleyip, izleyiciyi korkutmayı çok iyi başardığı iltifatında bulunmuş.
Lights Out (2016)
Babasının gizemli bir şekilde ortadan kaybolması ve terk edildiklerini düşünmeleri sonrasında annesi Sophie ile beraber yaşayan Martin, sıkıntılı günler geçirmektedir. Gerek annesinin şiddetli depresyonu gerekse geceleri uykusunu kaçıran kabuslar giderek çekilmez bir hal almaya başlamıştır. Çareyi uzun süre evvel anneleriyle sorunlar yaşadığı için evi terk edip tek başına yaşamaya başlayan ablası Rebecca' ya gitmekte bulan Martin, annesinin Diana isimli karanlıkta yaşayan korkutucu bir arkadaşı olduğundan bahseder. Dahası sadece geceleri ve karanlıkta ortaya çıkan Diana, bir şekilde annesine fısıldayıp her istediğini yaptırabilmekte aksi takdirde şiddet uygulamaktadır. Martin' in başına gelenleri duyunca yıllar öncesinde yaşadıklarını hatırlayan ve gecelerini zindan eden Diana' ın şimdi de kardeşine musallat olmasından korkan kahramanımız, Martin' e bir daha o eve dönmemesini ve yanından ayrılmamasını tembihler. Öte yandan Sophie ise hem uzun yıllardır göremediği Rebecca' nın hasretini çekerken, diğer yandan da eşinin ayrılmasının ardından yanında kalan tek dayanağı olan Martin' i de kaybetmekten korkmaktadır. Rebecca ise çocukluk kabusu olan ve halen peşini bırakmayan Diane' nin kim olduğunu araştırmaya başlar. Annesinin geçmişle yüzleşmekten çekindiği için asla söz etmek istemeyeceği korku dolu sırlar ortaya dökülmeye başlar...


İyi; Gerilim yönü oldukça ağır basan akluofobik korku içeren temasıyla sürükleyici bir yapım. Esasında gerilim ve atmosfer olarak When a Stranger Calls (2006) ve The Babadook (2014) yapımları arasında bir yerde konumlandırabileceğimi  söyleyebilirim.
Kötü; Sonuç itibariyle farklı bir tarz ve iddialı efektler olsa da aşina bir hikaye olmaktan ve klişe kurgudan uzaklaşmayı başaramıyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Ekim 2016 | Etiketler : | | | |

The Tunnel (2011)

2000'li yıllarla beraber Avustralya yapımı korku-gerilim ağırlıklı yapımların epey ses getirdiğini,şahsi fikrim olarak da Hollywood korku sinemasıyla sırasıyla Uzakdoğu,İspanya,Fransa derken şimdi de onların rekabete başladığını söyleyebilirim."The Tunnel" her ne kadar aynı dönemde vizyona giren Grave Encounters filmine yakın kurgusuyla ilgi çekmeyi başarsa da (tabii bu arada el kamerası çekim teknikleri ve uzun karanlık koridorlarda geçen kovalamacalar ortak nokta) her iki yapımda da hikayenin gerçekte yaşanmış olaylardan esinlenerek oluşturduğu iddiası (?) seyirciyi yakalamak için tasarlanmış klişe bir hile görüntüsünde.
2007 yılında Sydney hükümeti büyük bir proje olarak duyurdukları terk edilmiş tünellerin metro için kullanımı fikrinden ansızın,sebep göstermeksizin vazgeçmiştir.Geçmişten günümüze yer altındaki bu saklı tünellerle ilgili epey şehir efsanesinin kol gezdiği ülkede,hükümetin de sessiz kalarak işin içinden çıkması çeşitli basın yayın organlarının dikkatlerinden kaçmamıştır.Olayı kamuoyunun bilgisine sunmak ve gerçekte neler olup bittiğini ortaya çıkarmak için yola koyulan Warner ve üç gazeteci arkadaşı ise kötü şöhrete sahip dipsiz,karanlık tünellere girmeye karar verir.Yanlarına aldıkları kameralar ve karanlıkta işlerini kolaylaştıracak el fenerleri ile yasadışı yollardan tünele giren kahramanlarımız,başlarına geleceklerden habersiz umarsızca bir yolculuğa çıkarlar...
Ellerindeki harita ile kaybolmadan etrafa göz atmaya çalışan Warner ve ekibi labirenti andıran tüneller içerisinde korku dolu anlar yaşamaya başlarlar.Dahası görüntü almak için mola verdikleri dar bir odada tuhaf olaylar cereyan eder.Aralarından biri gizemli şekilde sırra kadem basmıştır...


İyi;Düşük bütçeli bir yapım olmasına rağmen,gerek el kamerası çekim teknikleri gerek metro (karanlık konsepti) başarıyla yansıtılmış.Oyunculuk fena değil,kurgu akıcı şekilde ilerliyor.
Kötü;Gerçek olaylardan uyarlama teranesi,bazı sahnelerde etkileyicilikten uzak efektler.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 6 Ağustos 2012 | Etiketler : | | | | |

They (2002)

Karanlık temalı filmlerden biri olan “They” çocukluklarında karabasan gören bir grup elemanın,aradan yıllar geçtikten sonra yeniden hayatlarını kabusa dönüştüren karabasan gerçeği ile yüzleşmelerini konu ediniyor.Özete başlamadan önce akluofobik bir film olduğu ipucunu vereyim.
Çocukluğunda babasını kaybeden Julia,bu olayın akabinde gecelerini dar eden karabasanlı kabuslar yaşamaktadır.Çocuklarda çok sık rastlanılan bu durum sonrasında mental olarak bir doktordan destek alan ve gece yaşadığı kabusların üstesinden gelmeyi başaran kahramanımız,geçen on beş yıl sonrasında artık olgun bir bayandır.
Psikoloji öğrencisi olan Julia,master tezini savunmak üzere çalışmalarına devam etmektedir.Julia’nın erkek arkadaşı Paul ise sağlık görevlisidir ve sürekli gece nöbetlerinde çalışmaktadır.Paul ile düzeyli bir birlikteliği olan Julia,gecenin birinde çocukluğundan beri görmediği sorunlu bir arkadaşın(Billy) kendisinden acil yardım istemesine üzerine yola çıkar.Bir kafeteryada buluşan ikilimiz kısa bir sohbete başlarlar.Billy çocukluklarında yaşadıkları karabasan kabuslarıyla ilgili halen paranoyalar yaşamaktadır.Karanlıkta kalmamak için geceleri çalışmayı tercih etmektedir.Ayrıca yılların getirdiği bir tecrübe ile karabasanların kendisini almaya gelecekleri söylemektedir.Psikoloji öğrencisi Julia ise Billy’nin tavırlarından sağlıklı düşünemediğini ve yoğun stres altında saçmaladığını düşünmektedir.İddialarına devam eden Billy ise sadece kendisinin değil karabasanların çocukluklarında seçtikleri Julia’nın da dahil olduğu bir grubun hayatının tehlikede olduğunu düşünmektedir.Son olarak kafeteryadaki elektriklerin hafiften gidip gelmesi ile iyice bunalan kahramanımız kafasına sıkarak intihar eder.Gözleri önünde çocukluk arkadaşı Billy’nin intiharına şahit olan Julia ise yaşadıklarına anlam verememektedir.
Billy’nin cenazesine katılan kahramanımız,Sam ve Terry isimli kendi yaşlarında iki gençle tanışır.Terry ve Sam,Billy’nin üniversiteden arkadaşlarıdır ve ikisi de aynı konudan muzdariptir.Geceleri karanlıktan korkmakta olan ikilimiz,Julia’nın da kendileri ile aynı durumu paylaştığının farkındadır.Julia ise karabasanların çocukluklarında kaldığını söyleyerek bu durumu pek de önemsemez.Zaten ironik olan da budur;bir psikoloji öğrencisi nasıl olur da geçmişte kafasında canlanan bir hayal ürünün halen varsayabilir ki?Aynı günün gecesinde karabasanlarla ilgili dehşet verici bir kabus görecek olan Julia’nın psikolojisi giderek alt üst olmaktadır.Son dönemde yaşadığı ağır stres ve tezini yetişme çalışmalarının kendisinin mahvettiğini düşünmeye başlayan kahramanımız halen bardağı dolu tarafından görmektedir.Peki ama gerçekten de karabasanlar mıdır ve halen Billy’nin dediği gibi onların peşinde olabilirler mi?


İyi;Bu tarz karanlık temalı filmler içerisinde Darkness (2002) ile beraber başı çeken yapım,bunaltıcı gerilim dolu atmosferi ile başarılı alternatiflerden birisi.Bu filmi sevenler Darkness Falls (2003) ve Vanishing on 7th Street (2010) yapımlarını da izleyebilirler.
Kötü;Bazı bölümler kopuk kopuk ilerliyor.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 7 Haziran 2012 | Etiketler : | | |

Darkness Falls (2003)

“150 yılı aşkın bir süre önce Darkness Falls kasabasında,Matilda Dickson'ın tüm çocuklar tarafından çok sevildiği söylenir.Her çocuk dişi düştüğünde ona getirir...ve bir altın para ile değiştirirmiş.Bu yüzden ona "Diş Perisi" denirmiş.Fakat kader Matilda'nın yüzüne gülmemiş.Bir gece Lighthouse Point'teki evini kül eden yangın, yüzünde korkunç yara izleri bırakmış.Matilda'nın yanan cildi ışığa o denli hassasmış ki, yalnız geceleri ve kimse yüzüne bakmasın diye hep porselen bir maske takarak dışarı çıkabiliyormuş.Günün birinde kasabada iki çocuk eve dönmemiş.Kasaba halkı Matilda'yı suçlamış.Maskesini çıkarıp,korkunç yüzünü ışığa çıkararak asmışlar onu.Ve son nefesinde Matilda, Darkness Falls'u lanetlemiş.Ertesi sabah, iki çocuk sağ salim bulunmuş.Kasaba bu sırrını Matilda'nın cesediyle toprağa gömmüş.O günden beri kimileri Matilda'nın Darkness Falls çocuklarını son dişlerini düşürdükleri gece ziyaret ederek,yüzünü görenlerden intikam aldığına, yani lanetini yerine getirdiğine inanırlar.Daha önce iyilikle aldığımı,sonsuza dek intikamla alacağım.”
Korku gerilim filmleri arasında kendine has senaryolar üreten Avustralya menşeli yapımlarından biri olan “Darkness Falls” yine şehir efsanesi olarak bahsedebileceğimiz,bir tabunun perde arkasını aralıyor.Daha önce incelemesini paylaştığım “Wolf Creek” ve “Dying Breed” gibi diğer Avustralya yapımı filmlere benzer bir şekilde,ilgi çekici bir konu ile harmanlanan bu film,her ne kadar oyunculuk ve efektler bakımından vasatı aşamasa da boş zamanınızda izleyebileceğiniz ortalama bir yapım.
Filmin konusuna gelecek olursak;Kyle isimli ergenliğe girmek üzere olan sıkılgan,asosyal kahramanımız,son süt dişini çıkardığı gün diş perisini gördüğünü iddia eder.Dahası diş perisinin porselen kaplı maskesini ve gözlerinin önünde annesini katletmesine şahit olan Kyle,dokuz yıllık akıl hastanesi serüveninden sonra,halen karanlıktan ve diş perisinden korkarak yaşamaya devam eder.Günün birinde eski bir dosttan,daha doğrusu ilk kız arkadaşından telefon alacak olan Kyle,Caitlin’in minik kardeşinin (Michael) de şu an,geçmişte kendisinin yaşadığına benzer bir sendrom geçirdiğini öğrenir.
Michael geceleri on dakika bile kesintisiz uyuyamamaktadır.Odasında ışıkların sönmesinden ve diş perisinin bu vesile ile karanlıkta kendisini öldürmesinden korkmaktadır.Kyle her ne kadar bu olaya karışmak istemese de Caitlin’i kıramayacaktır.El fenerleriyle(diş perisinin gece kendisini ele geçirmesini engellemek için,geliştirdiği bir savunma yolu.) dolu bir valiz ile yola çıkan,yıllar sonra yeniden doğup büyüdüğü kasabaya dönen kahramanımız,annesini öldüren psikopat yaftası ile bir hayli zor anlar yaşayacaktır.Eskiden beri anlattığı katil diş perisi hikayesi ise Caitlin dışında herkesin dalga geçtiği bir uydurma olarak anılacaktır.
Kyle,Micheal’ın son süt dişini dökmek üzere olmasından yola çıkarak,yeniden karanlığın Darkness Falls kasabasına hakim olacağını ve porselen maskeli diş perisinin kasabalıdan intikam hazırlığında olduğunun bilincindedir.Zamanla ortadan kaybolmaların artması ve gizemli cinayetlerin işlenmesi ile çalkalanacak olan Darkness Falls kasabalıları ise,başlarda alay konusu edindikleri Kyle’ın hikayesine sahip çıkacaklardır.Diş perisini ebediyen kendilerinden uzak tutmanın yollarını arayan;Michael,Caitlin ve Kyle,diş perisini yok etmenin tek yolunun parlak bir ışıkla onu gafil avlamak olduğunu öğreneceklerdir.Kasabaya çöken karanlık sonrasında,bir grup hayatta kalan insanla beraber kasabanın biraz dışındaki deniz fenerine sığınacak olan kahramanlarımız,diş perisinin porselen maskesini çıkartmalı ve o iğrenç yüzünü kuvvetli bir ışıkla aydınlatarak yakmalıdırlar.


İyi;Diş perisi efsanesine değişik bir bakış açısı yansıtılmış.Filmin masalsı giriş bölümü başarılı.
Kötü;Oyunculuk ve efektler oldukça vasat.
Gereksiz;El fenerinin kurtarıcı olarak kullanılmasını biraz garipsedim.Ölüm saçan diş perisi modellemesi de zayıf kalmış sanki.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 16 Nisan 2012 | Etiketler : | | | |

Darkness (2002)

Klasikleşen lanetli ev temalı filmlerin arasında;kurgu ve konu olarak bir adım daha ilerde bulduğum “Darkness” Amerika’dan ayrılıp İspanya’da büyük babalarına ait bir eve yerleşen Mark ve ailesinin başından geçen gizemli olayları konu ediniyor.Yeni bir başlangıç için İspanya’yı seçen,bir nevi Mark’ın vatanına dönen ailemiz,her ne kadar çocukları Regina ve Paul bu ülkeden hoşlanmasa da Mark’ın sağlık sorunlarından ötürü onu kıramazlar.Maria ise eşinin burada kendisini daha iyi hissedeceğini düşünmektir.Keza Albert onun sağlık sorunları ile yakından ilgilenebilecek deneyimli bir doktordur.
Yeni evlerine yerleşen kahramanlarımız başlarda her şey normal gitse de Mark'ın ansızın kalp krizi geçirmesi ile sarsılırlar.Büyük baba Albert son krizin 10 yıl önce yaşandığını söyleyerek,bir sonraki seferde bu kadar şanslı olamayabilecekleri hususunda Maria’yı uyarır.Mark ise yeni evlerine taşındıkları günden beri ürpertici kabuslar görmekte,giderek asabileşmektedir.Derdini ailesi ile paylaşamayan kahramanımız,hayali sesler duymakta ve evin kendisinden bir şeyler istediğini hissetmektedir.Maria gün boyu çalıştığı için eşinin durumu ile yakından ilgilenememektedir.Regina ise babasının tuhaflaşmaya başladığının farkındadır ve bu evde bir şeyler ters gittiğini düşünmektedir.Minik Paul ise odasında tek başına karanlıkta kalmaktan korkar hale gelmiştir,yatağının altında bir şeyler olduğunu ve boya kalemlerini çaldığını dillendirmektedir.Eve taşınalı henüz birkaç hafta olmasına rağmen oldukça huzursuz olan Mark ve diğer aile bireyleri,bir yolunu bularak buhranlı dönemden çıkmanın peşindedir.
Regina başlarda sürekli olarak arkadaşı Carlos ile Amerika’ya kaçmayı düşünse de babasının sağlık sorunlarından ve son dönemlerdeki rahatsızlığından ötürü,ailesini yok sayarak gitme kararı alamaz.Geç saatlerde dışarıdan döndüğü günlerin birinde,yoğun yağış altında evlerini seyreden yaşlı bir adamı gören kahramanımız,giderek tedirgin olmaya başlamıştır.Paul’un boynunda meydana gelen çürükler ise,Maria’nın deyimiyle,kendi kendine yapmış olduğu dikkat çekme oyunlarından biridir.Regina ise bu konuda oldukça temkinlidir.Minik Paul’un bahsettiği karanlıkla gelen bazı garabetler buna neden olmuş olabilir mi?
Oturdukları evin içinde merdiven boşluğunda eski bir oda keşfeden Mark ise tamamen ailesinden ve sosyal hayattan kopmaya başlamıştır.Odanın içinde bulduğu bir takım siyah beyaz antika denilebilecek eşyalarla evini süslemeye başlayan kahramanımız,giderek kontrolden çıkmaya başlamıştır.Regina ise evin geçmişte kime ait olduğunu bulmaya ve evdeki negatif enerjinin kaynağını keşfetmeye niyetlidir.Bu uğurda Carlos’dan yardım alan Regina,gece yarısı evlerinin önünde gördüğü gizemli yaşlı adamın şu an oturdukları evin mimarı olduğu öğrenecektir.Villalobos isimli bu eski mimar evlerinin geçmişi ile ilgili pek çok sır bilmektedir.Ancak bunları ifşa etme konusunda bir takım tereddütler yaşayan yaşlı mimar,belli ki bir şeylerden korkmaktadır. 
"Karanlığı dünyaya hakim kılmanın tek yolu güneş tutulmasının olduğu gün,gündüz gece olduğunda yedi çoçuğu keserek kanını akıtmaktır."

İyi;Akluofobi(karanlık korkusu) tetikleyici bir film olduğunu söyleyebilirim.Final sahnesinde Regina'nın arabada tünele giriyor olması ise bir hayli ironik.Güneş tutulması filme ayrı bir anlam yüklemiş.
Kötü; Filmin ilk yarısı oldukça durağan ilerliyor.
Gereksiz;Evin altındaki tapınak masalı biraz askıda kalmış.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 13 Nisan 2012 | Etiketler : | | | |

La Casa Muda (aka The Silent House) (2010)

1940'lı yıllarda Uruguay'da yaşanan gerçek bir olaydan esinlenerek sinemalaştırılan yapım,gizemli tek mekan filmlerinden biri olarak görücüye çıkıyor.Öyle ki Laura ve babası(Wilson) geçmişten dostluk bağları olan Nestor'un evini satma düşüncesi sonrasında,temizlik işlerine yardım etmek için evde birkaç gün geçirmeye karar verirler.Yalnız bu ev yıllardır kullanılmayan köhne,izbe bir mekandır.Eve girdikleri andan itibaren Nestor'un uyarısı ile üst kattan uzak durmaları istenen baba-kızımız,Nestor'un evden ayrılmasının ardından yarın erkenden işe başlamak üzere dinlenmeye çekilirler...
Laura babasının uyumasının akabinde üst kattan gelen seslerden bir hayli tedirgin olmaya başlamıştır.Birkaç kez babasını uyandırmaya çalışsa da,Wilson'ın aşırı yorgun olmasından ötürü ilgisini çekemez.Ancak daha sonra artan gürültünün babası tarafından da duyulması ile feneri kaptığı gibi üst katı kontrol etmeye giden Wilson ne yazık ki trajedik bir hataya imza atmıştır.Babasının üst kata çıkması ve geri dönmemesi üzerine,artan gürültünün de etkisiyle giderek panikleyen Laura;bakalım yapayalnız,çaresiz kaldığı mekanda nasıl hayatta kalacaktır.
Wilson'ı aramak üzere ürkek şekilde evin içerisinde dolaşmaya başlayan kahramanımız,çok geçmeden babasını eli-yüzü kanlar içerisinde bağlanmış olarak bulur.Bu noktadan sonra evin içerisinde anlık olarak belirip kaybolan bir kız çocuğu ve katil izlenimi veren adam suretini görerek giderek köşeye sıkışan Laura,karanlık evin içerisinde feneriyle dolaşmaya devam ederken bazı anılarını depreştiren fotoğraf kareleri bulmaya başlayacaktır.
Son çeyreğe girerken finale ilişkin birkaç alternatif olduğu muhakkak.Üst katta yaşayan manyak bir katil,doğa üstü güçlere sahip cinli-perili bir ev,hayalet konsepti ya da başrol oyuncumuzun kendisinin çalıp oynadığı senaryo...Şahsen ben sonunu tahmin edebildim o nedenle övgü dolu sözlerle bahsedebileceğim bir yapım değil.


İyi;Karanlık atmosfer,çekim teknikleri,son çeyreğe kadar devam eden bulmaca.
Kötü;Finalin bağırarak gelmesi.
Gereksiz;
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 1 Mart 2012 | Etiketler : | | | |

The Dark (2005)

 Hani bazen film seyrederken, hemen başlarında daha önce izlediğiniz ve çok beğendiğiniz bir başka filmden esintiler hissedersiniz ya,bu yapımda beni çeken şey de kesinlikle buydu.Korku ve gizem türünde gayet başarılı bulduğum "The Dark"ı seyrederken,Silent Hill’den izlere rastladım.(Ki bence Silent Hill tarifsiz bir felsefedir;her oyunu oynamış,filmini izlemiş ve  Silent Hill ile ilgili her türlü güncel dokümanı internetten sık sık takip eden biri olarak.)Kısaca filmin konusuna değineyim; Adèlle,kocası James’ten bir süre önce ayrılmıştır ve sonrasında  belki de ilişkilerini tekrar değerlendirmek ve birbirlerine yeni bir şans daha vermek adına küçük kızıyla(Sarah) beraber James’i ziyarete giderler.James yakın zamanda bir çiftlik evine taşınmıştır.Bu çiftlik evi şehirden uzakta,tam kafa dinlenilecek,manzarası insana dinginlik veren bir coğrafyadadır.(Sarp kayalıklarla dolu sıra dışı bir deniz manzarası olan egzotik bir yer.)

James'in yaşadığı yere gelmeleriyle birlikte Adèlle arazide anıt şeklinde bir kayayı keşfeder.Kayanın bulunduğu yer ve geçmişi oldukça manidardır.Dahası içerisinde bir gizem barındırmaktadır.Adèlle zamanla tedirgin edici bir şeyler hissetmeye başlar  ve bu hisler  korkuyla dolu kabuslara dönüşür.Bunun üzerine kahramanımız aklından bir türlü çıkaramadığı mistik kayanın hikayesini öğrenmeye karar verir.Bu noktada olaylara,Dafydd isminde James’e çiftliğin tamirat işlerinde yardım eden geçmişte bu yörede yaşamış biri katılır.Kayanın hikayesini en iyi bilen odur ve bunun eski bir Gal inanışı olduğundan bahseder.Hikaye şöyledir;sıra dışı bir  çobandan ve onun yaptıklarından bahsedilir.Bu çoban aynı zamanda bir rahiptir ve bölge halkına vaazlar vermektedir.Çoban,koyunlarının sarp kayalıklardan denize atlayarak intihar etmelerinden yola çıkarak;o mahalde yaşayan herkesi etki altına alır ve toplu bir şekilde  intihar etmenin  kendilerini dünyanın çilelerinden ve dertlerinden kurtarmanın en iyi yolu olacağını söyler.Ayrıca onlara bunun bir son olmayacağını da vaat eder.Öldükten sonra sular altındaki  Annwn denilen bir yerde,mutlu mesut  yaşamaya devam edeceklerine kasabalıyı inandırır. İşin aslı ise oldukça farklıdır.Peki çobanın asıl amacı ne olabilir?
Sarah annesini,babasını terk ettiğinden dolayı affedememiştir.Anne kızın araları limonidir.Bir gün Sarah kayalıklarda gezinirken  denize düşer ya da deniz onu içerisine çeker(Su da bir şeyler mi vardır?Yoksa sular altındaki Annwn Sarah’ı yanına mı istemektedir?Koyunlardan sonra şimdi de bu intihar gibi düşüş!)Adèlle ve James’in çabaları onu dalgalardan kurtarmaya yetmez.İşte bu noktadan sonra,filmin seyri tamamen değişiyor.
Adèlle kızının ölmüş olabileceği düşüncesini aklına getirmek istemese de arama-kurtarma  ekipleri  Sarah’a ulaşmada olumlu sonuç elde edemez.Ayrıca  kızın cesedini de bulabilmiş değillerdir.İşin dahası James de artık kendisini kızlarının yokluğuna alıştırmaya başlamıştır.Adèlle ise kızlarının halen sağ olabileceğini ve onu kurtarabileceğini düşünür.Bir gece yine Adèlle kabuslar arasında bir sesle uyanır  ve bu sırada odasının camından Sarah’ın koşarak uzaklaştığını  görür.Ona seslenir ancak sesini duyuramaz ve peşine düşer.Takip sonrasında tuhaf bir yere gelinir,belki de çobanın ve kayanın sırrı burada çözülecektir.Adèlle başına gelenler  ve Sarah’ın halen hayatta olduğu konusunda James’i kendisine inandıramaz.Artık yalnız başınadır ve bu eski Gal efsanesini çözmek işi ona kalmıştır.Kafasındaki sorulara cevaplar ararken sürpriz bir isimden Dafydd’den yardım alır.Ne de olsa burayı en iyi bilen odur.

İyi;Çobanın asıl hikayesinin öğrenilmesiyle beraber Adèlle’in Annwn’dan kızını kurtarma çabası ve bu yolda neleri gözden çıkarabileceği sorgulanıyor.Gayet sürükleyici bir film,mekan çok iyi.Gal efsanesi de yerine oturmuş.
Kötü;Kurguda bazı kopukluklar.
Gereksiz;
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

Vanishing on 7th Street (2010)

Karanlık temalı filmlerden biri olan “Vanishing On 7th Street” ,yeryüzüne karanlığın çökmesi ile insanların bir anda ortadan kaybolması ve hayatta kalmayı başarabilen,birbirlerini tanımayan bir grup insanın hikayesini konu ediniyor.Öyle ki ansızın bastıran karanlık sonrasında insanlar bir şekilde ortadan kaybolmaktadır.Aslına bakılırsa buharlaşmaktadır.Yani bir anda yanınızda duran birinin sadece kıyafetlerinin ve üzerindeki objelerinin kaldığını kendisinin ise sırra kadem bastığını düşünün… 
Karanlığın hüküm sürmeye başlaması ile gölgelerin insan avına çıktığı sokaklarda soluk alıp vermeye devam eden sadece birkaç kişi kalmıştır.Luke isimli bir gazeteci,Paul adında sinemada çalışan görevli,çocuğunu bulmak pahasına her şeyi yapmayı göze alan Rosemary ve annesinden ayrı düşen James…Karanlıktan kurtulmak için ışığa sığınan bu insanların kaderleri,yedinci caddede bulunan bir barda kesişecektir.Hepsinin kendisine ait bir yöntemi vardır ve bir şekilde hayatta kalmayı başarabilmişlerdir.Ekmekten sudan daha değerli olan piller ve fenerlerle gölgelerden kurtulmayı başaran kısmen şanlı karakterlerimiz,bir yandan da nasıl kendilerinin halen yaşamayı başardığını sorgulamaktadır.Olayın üzerinden uzunca zaman geçmesine rağmen halen gerçekte ne olduğu gizemini sürdürmektedir.Konuya ilişkin bir teorisi bulunan Paul ise geçmişte bir adaya yerleşen İngiliz kolonisinin aynen şu an yaşandığını gibi karanlığın çökmesi ile gizemli bir şekilde ortadan kaybolduğunu söylemektedir.Gerçekten de bu kitlesel ortadan kaybolma sonrasında ne yaşandığına dair en ufak bir ipucu dahi bulunamamıştır."Carolina açıklarında Roanoke adında bir ada vardır.1587 de ilk İngiliz kolonisi 117 erkek,kadın ve çocukla orada yaşarmış.Bir gün Londra'dan erzak dolu bir gemi gelmiş ancak tedarik edilecek kimseyi bulamamış.Tüm koloni tamamen yok olmuş.Günler süren arama çalışmaları sonrasında sadece bir çite kazınmış Croatoan yazısı bulunmuş."
 

Sıvı yakıt motoru sayesinde halen çalışmakta olan barın elektrikleri,şehrin karanlık sokaklarında bedbaht şekilde dolaşmakta olan kahramanlarımız için ideal bir sığınak olmuştur.Aslen James’in annesinin çalışmakta olduğu bu barda,annesinin yardım aramak amacıyla kiliseye gitmesi sonrasında yalnız kalan James; Luke,Paul ve Rosemary’i iyi bir ev sahipliği yapacaktır.Bu arada fikir alışverişi yaparak karanlıktan gelen asıl tehlikenin gölgelerdeki suretler olduğunun farkına varan kahramanlarımız,sevdikleri ancak malum olay sonrasında kaybetmek zorunda kaldıkları kişilerinin kendilerini de yanlarına çağırdıklarını düşünmektedir.Yani Paul’un görüşleri farklı bir boyuta taşınmıştır.
 

Yakıtın giderek azalması sonrasında voltajı düşürmeye çalışan kahramanlarımız,bir yandan da ışıkların her an gidebileceği korkusu ile yeni bir sığınak bulmanın telaşı içerisine düşmüşlerdir.Sokaklarda geçen buhranlı günlerinde,yedinci caddeye yakın bir sokakta halen çalışan bir kamyonet olduğunu hatırlayan Luke,Rosemary ile beraber kamyoneti çalıştırıp,geri dönerek Paul ve James’i alıp gidebildikleri kadar uzaklara gitmenin peşindedir.Ancak ihmal edilmemesi gereken asıl sorun,karanlıkta oraya kadar nasıl gidebilecekleridir.Daha öncede yaptıkları gibi bir sürü el feneri ve şarjlı lambalarla yola çıkan ikilimiz,bakalım kendilerinin de dahil olduğunu dörtlünün kaderini çizebilecek midir?


İyi;Pek çok türünde içinde bulunduğu (tek mekanda geçen film,kurtuluş filmi,psikolojik gerilim…) hoş bir yapım.
Gereksiz;Fener,ışıldak vs olayı bu tarz karanlık temalı filmlerin ana objesi olmayı sürdürüyor.
Kötü;Final çok fantastik olmuş.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 10 Ocak 2012 | Etiketler : | | | |