Güncel İncelemeler;

Tumbbad (2018)

Tumbbad (2018)
'Dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını sağlar, fakat herkesin hırsını karşılamaya yetecek olanı değil'
Mahatma Gandhi
Mitolojik bir hikaye barındıran 'Tumbbad', adını lanetli bir kasabadan almaktadır. Evreni yaratan tanrıçanın ilk oğlu olan Hastar, açgözlülüğü sebebiyle lanetlenir. O günden sonra hiç kimsenin onun adını dahi anmaması ve unutulması emredilir. Ancak günün birinde insanlar Hastar için bir tapınak yaptırırlar. Bunun üzerine Tumbbad' a tüm tanrıların gazabı yağmaya başlar. Hastar' ın laneti ise insanlar için bir nimettir.
Tumbbad (2018)
1920' li yıllarda annesi ve kardeşiyle beraber Tumbbad' de yaşayan Vinayak, zar zor geçimlerini sağlayabilen bir ailenin büyük oğludur. Kimsenin yaşamadığı Tumbbad' de atadan kalma döküntü bir malikanede yaşayan kahramanlarımız, kendi geçimlerini güç bela karşılamaları yetmezmiş gibi bir de büyükannelerini doyurmaktadırlar. Annesinin her akşam belli bir saatte, zincirli bir odada gözlerden uzakta yaşayan büyükannesini beslemesini uzaktan izleyen Vinayak, köylülerin bahsettiği gibi yaşadıkları malikanenin bir bölümde altınlar olduğunu ve yerini sadece büyükannesinin bildiğini düşünmektedir. Günün birinde büyükannesini besleme görevini üstlenmek zorunda kalan Vinayak, ürkütücü seslerin geldiği, zincirle kapatılmış odaya ilk defa girme fırsatı bulur. Yaşadığı korkunç tecrübeden sonra annesinin de baskısıyla Tumbbad' ı terk etmek zorunda kalan kahramanımız, aradan geçen 15 koca yıl sonrasında, yetişkin bir delikanlı olarak yeniden Tumbbad' e dönmeye karar verir. Bir şekilde altınları ve hazineyi bulup zengin olmayı planlayan Vinayak, çocukken hep mesafeli durduğu büyükannesinin başından neler geçtiğini öğrenmeye kararlıdır. Çok geçmeden şehre hazinenin yerini öğrenerek müthiş bir keyifle dönen kahramanımız, altınlar sayesinde iyi bir malikane satın alır ve iş kurar. Gel zaman git zaman ihtişam ve lüksün esiri olmaya başlayan Vinayak, parası azaldıkça Tumbbad' e dönmekte ve büyükannesi sayesinde keşfettiği karanlık sırrın peşine düşerek, servetine servet eklemektedir. Giderek daha da açgözlü davranmaya başlayan kahramanımız, aradan geçen uzun yıllar sonrasında artık yaşının da ilerlemeye başlamasıyla oğlunu yerine hazırlama ve aile sırlarını paylaşma gereği duyar. Bu sefer baba- oğul Tumbbad' in yolunu tutacaktır...

İyi; Baştan sona mistik atmosferi ve sürükleyici kurgusuyla kesinlikle göz atılması gereken 2018 yılının en iyi korku- gerilim filmlerinden biri. Gizem seviyesinin ve gerilimin giderek tırmanması, başarılı görsel efektlerle birleşerek eşsiz bir seyir zevki sunuyor.
Kötü: -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Aralık 2018 | Etiketler : | | | | |

The Girl with the Dragon Tattoo (2011)

The Girl with the Dragon Tattoo (2011)
Gazeteci - yazar Mikael Blomkvist, ülkenin kalantor isimlerinden Wennerström ile girdiği söz dalaşı sonrasında sıkıntılı günler yaşamaktadır. Wennerström ve kirli iş ortaklarıyla ilgili pek çok yasadışı belgeyi ortaya çıkarsa da mahkeme nezdinde iddialarını kanıtlayamadığı için, kamuoyu desteğini de yitirir. Asparagas haber yapmakla suçlanan ve kariyerinin en buhranlı dönemlerini geçiren kahramanımız, bir yandan da tazminat davalarından ötürü bütün maddi birikimini kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.
The Girl with the Dragon Tattoo (2011)
Tam da böyle kaotik bir zamanda, Modern İsveç' in en köklü şirketlerinden biri olan Vanger Industries' in eski ceosu Henrik Vanger, baş hukuki danışmanı olan Frode vasıtasıyla, her şeyini kaybetmek üzerine olan kahramanımız Mikael ile temas kurar. Bir ayağının çukurda olduğunu söyleyen Henrik, eski hesapları kapatma derdindedir. Yaklaşık kırk yıl önce gizemli bir şekilde ortadan kaybolan yeğeni Harriet' in başına gelenleri, bu diyarları terki diyar etmeden bir şekilde öğrenmek isteyen ve sır perdesini çözmek için her yolu deneyen Henrik, Mikael' ın kendisi için çalışmasını teklif eder. Daha o zamanlarda bile genç yaşına rağmen zekasıyla şirketin veliahtı olarak gösterilen Harriet, deyim yerindeyse ansızın sırra kadem basmıştır. Sadece kendi aile fertlerinin yaşadığı adada, Harriet' ın başına gelenlerden Vangerlerden birilerinin sorumlu olabileceğini düşünen ancak aradan geçen uzun yıllara rağmen bir türlü yeni kanıtlara erişemeyen Henrik, Wennerström davasıyla gündeme gelen ve zekasını takdir ettiği Mikael' i kendisi için son şans olarak görmektedir. Dahası ne kadar sürerse sürsün eğer başarılı olursa, Wennerström davasında aleyhine işleyen süreci tersine çevirebileceğini de vaat eder. Şehirden iyice bunalan ve bu davayı uzaklaşmak için bir fırsat olarak gören Mikael, Harriet ile ilgili tüm dosyaları teker teker incelemeye başlar. Öte yandan Frode' nın nasıl peşine düştüğünü merak eden kahramanımız, Lisbeth ismiyle karşılaşır. Piercingleri, dövmeleri ve tuhaf görüntüsüyle, punk bir bilgisayar korsanı olan Lisbeth; kendisini toplumdan soyutlamış, bir başına yaşayan genç bir bayandır. Görünüşünün aksine son derece zeki ve  meziyetli olan Lisbeth,  yönetilmesi sorunlu biri olsa da davada yardım etmesi için Mikael'ın  asistanı olarak görevlendirilir. Tam da işler yoluna girmişken Henrik' in yoğun bakıma alınmasıyla, Vanger ailesinin desteğini çektiğini Mikael, yeniden kaotik bir dönemece sürüklenir. Harriet' dan arta kalan adres defteri üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıran kahramanımız, çok geçmeden bir şeylerin yolunda gitmediğini anlar. İki koldan ilerleyen araştırmada Lisbeth' de yeni bilgiler keşfetme arefesindedir...


İyi;
İsveçli yazar, Stieg Larsson' un 'Millennium Triology'  adı altında toplanan roman serisindeki eserlerden biri olan 'The Girl with the Dragon Tattoo' , ilk olarak İsveç sinemasınca vizyona girmiş ve epey ses getirmişti. Ardından  usta yönetmen David Fincher tarafından Hollywood sinemasını kazandırılan remake; baştan sona sürükleyici kurgusu ve gizemli atmosferiyle mutlaka göz atılması gereken bir gerilim filmi. Atmosfer, oyunculuk, soundtrackler ve mekan seçimleri hepsi ayrı ayrı gayet başarılı.
Kötü; Uyarı mahiyetinde filmin süresinin biraz uzun olduğunu ve rahatsız edici sahnelerin yer aldığını ekleyeyim.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Eylül 2017 | Etiketler : | | | | |

The Thirteenth Floor (1999)

The Thirteenth Floor (1999)
''Düşünüyorum; o halde varım...''
R.Descartes
Yarı iletkenler ve mikroçipler üzerine yaptığı çalışmalar sonrasında büyük ün kazanan ve kendi teknoloji şirketini kuran Hannon Fuller, pek çokları tarafından çağının Einstein' ı olarak adlandırılan bir dahidir. Ömrünün tamamını gelmiş geçmiş en iyi sanal gerçeklik simülatörünü yapmaya adayan Fuller, son altı yıldır birlikte çalıştığı asistanları Hall ve Whitney' ile beraber şirketinin 13. katında araştırmalarını sürdürmektedir. Tamamen gözlerden uzakta yapılan çalışmalar, basından da sır gibi saklanmaktadır...
The Thirteenth Floor (1999)
Genç bir bilgisayar yazılım uzmanı olan Douglas Hall, bir sabah uyandığında işvereni Fuller' in öldürüldüğü haberiyle büyük bir şok yaşar. Dahası polisler tarafından baş şüpheli olarak görülmektedir. Geçen gece neler olup bittiğinden bir haber Fuller' in başına gelenleri sorgulamaya başlar. Hemen şirkete gidip Whitney ile görüşen kahramanımız, simülatör henüz tamamlanmadığı halde Fuller' in risk alarak simülasyona dahil olduğunu öğrenir. Bilinç nakli gibi son derece tehlikeli bir işlemi barındırsa da kendi gençlik dönemini yeniden yarattığı 1937 yılı Los Angeles' ına sık sık ziyaretler yapan ve zamanının çoğunu sanal dünyada geçiren Fuller, görünen o ki bir şekilde Hall' a hissettirmeden bir takım denemeler de yapmıştır. Öte yandan Fuller' in herkesten sakladığı Paris' de yaşayan kızı Jane' in miras davası için ortaya çıkması, Hall cephesinde işleri daha da karmaşık hale getirir. Zira Jane babasının kendisine ulaşıp, simülatörü kapatmak için yardım istediğini söylemektedir. Telefon kayıtlarına göre ölümünden saniyeler önce Fuller' in Hall' u aradığının ortaya çıkması ise polisin elini epeyce güçlendirir. Olay gecesi neler olup bittiğini bir türlü hatırlayamayan ve geceye dair hafızasında derin boşluklar bulunan kahramanımız, bir yandan da deyim yerindeyse dejavular yaşayarak, oldukça hoş ve alımlı bir bayan olan Jane' e ilgi duymaya başlar. Masumiyetini ispat edebilmek için Whitney' nin yardımıyla simülatöre dahil olan ve Fuller' in izini süren Hall, bir şekilde kendi adına bırakılmış bir not ya da mesajın peşine düşer. Bu sayede gerçeği ortaya çıkarabileceğini düşünen kahramanımız, çok geçmeden Fuller' in bilinçaltında yaşattığı saklı dünyasında gezinmeye başlar. Uzun yıllardır üstünde çalıştıkları simülatörün en az kendisi kadar gerçek olduğu fark eden Hall, Fuller' in dehasını karşısında bir kez daha mahcup olur. Fuller' in son zamanlarında yaptığı gibi sık sık simülatöre giriş yapan ve patronunun başına gelenlerle ilgili ipuçları arayan kahramanımız, zamanının giderek daraldığının farkındadır...

İyi: Baştan sona ilgi çekici felsefik konusu ve sürükleyici atmosferiyle, türünde öncü bilim-kurgu, gerilim filmlerinden biri. Oyunculuk ve gizem seviyesi de oldukça başarılı. Yapım yılı itibariyle eXistenZ (1999) ve The Matrix (1999)' in gölgesinde kalsa da bilim- kurgu sevenleri fazlasıyla tatmin edeceği ortada. Öte yandan C. Nolan imzalı gişe rekortmeni Inception (2010) daki 'rüya içinde rüya' konseptinin de fikir babası olduğu söylenebilir. Filmi anlamakta zorlananlar şu çizime göz atabilirler...

Kötü; Ufak mantık hataları yok değil, ancak görmezden gelinebilir seviyede :)
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 17 Temmuz 2017 | Etiketler : | | | | |

Divines (2016)

Divines (2016)
Paris banliyölerinde yaşayan Dounia, ailesiyle problemler yaşayan ve rutin sefil yaşamın sıkıntılarından muzdarip olan genç bir kızdır. Parasızlık ve sefaletten bıkan Dounia, günün birinde şansının elbet döneceğini ve bu sayede çok zengin olacağının hayaliyle hayata tutunmaktadır.
Divines (2016)
Zamanının çoğunu en yakın arkadaşı ve aynı zamanda sırdaşı olan Maimouna ile geçiren kahramanımız, okuldan ve hocalarından nefret etmektedir. Arkadaşları tarafından çok sevilen, pratik zeka sahibi hayta bir öğrenci olsa da dersleri zaman kaybı olarak görmektedir. Kolay yollardan para kazanmak ve sorumsuz annesinin aksine ailesinin geçimini sağlamak için kollarını sıvazlayan Dounia, mahallenin belalı isimlerini takip edip, nasıl bu kadar zengin olabildiklerini sorgular. Rebecca ve onun ayak işlerini yapan Samir' i gözetlemeye başlayan kahramanımız, belalı işlere bulaşarak kısa zamanda kendini ispat eder. Hırslı ve kararlı yapısı sayesinde çok geçmeden Rebecca' nın gözüne giren ve bu sayede eskiden hayalini kurduğu şeylerin sahibi olan Dounia, rastlantısal olarak Djigui isimli genç bir dansçıyla tanışır. Aynı zamanda markette güvenlik görevlisi olan ve boş zamanlarında dansla ilgilenen Djigui, yeteneği ve duruşuyla Dounia' yı etkilemeyi başarır. Gizli gizli salona giderek Djigui' yu izleyen kahramanımız, bir yandan da Rebecca' nın pis işleriyle uğraşmaktadır. Hayatın getirdikleriyle yoğrulan ve günden güne yeni deneyimler edinen, yeni duygular keşfeden Dounia, Rebecca' nın ısrarları üzerine daha fazlasını kazanmak için büyük oynamaya karar verir. Kahramanımız Maimouna' da peşinde sürükleyerek bilinmez bir serüvene yelken açar...

İyi;
Gerek senaryosu gerekse kurgusuyla içinde bulunduğumuz yılın en iddialı dram- gerilim yapımlarından biri. Oyunculuk ve karakter seçimleri oldukça başarılı. Atmosfer etkileyici. 
Filmin yönetmeni Houda Benyamina' nın bir söyleşi sırasında değindiği üniversite anılarında, 2005 yılındaki banliyö isyanlarına şahit olduğunu vurguluyor. O zamanlar 25 yaşında olan ve bazen her şeyi yakıp kül etmeyi düşündüğünü böylece öfkesini kusmayı istediği halde bunu yapmadığını söyleyen Houda, film yapmanın bomba yapmaktan daha iyi bir fikir olduğuna nasıl karar verdiğine anlatıyor.  
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 12 Aralık 2016 | Etiketler : | | |

La migliore offerta (aka The Best Offer) (2013)

La migliore offerta (aka The Best Offer) (2013) 
- Bir kadınla yaşamak neye benziyor?
- Bir müzayedeye katılmak gibi. En yüksek teklif sizinki mi olacak
asla bilemiyorsunuz.
Virgil Oldman, dünyanın sayılı müzayede sunumcularından biri olup, antika sevgisiyle tanınan ancak ne yazık ki kariyerinin sonlarına yaklaşan, yakın çevresinin deyimiyle tam bir centilmendir. Lüks ve bir o kadar da şaşalı bir yaşam süren Virgil, müzayedelerdeki şöhretinin yanı sıra antika uzmanlığında da otorite olarak kabul edilmektedir. 
La migliore offerta (aka The Best Offer) (2013)
Günün birinde Virgil, Claire Ibbetson isimli gizemli bir bayanın evindeki bir takım kıymetli eşyalar için telefon açmasıyla, her gün ofisine gelen onlarca kıymetsiz ve zamanını çalan aramalardan biri olduğunu düşünüp görüşmeyi sonlandırmaya çalışır. En nihayetinde Claire'in epey dil dökmesi sonrasında bahsi geçen evi ziyaret etmeyi kabul eden kahramanımız, ön görüşme için son derece yoğun olmasına rağmen takvimini ayarlar. Ancak çeşitli aksaklıklar ve bahaneler sonrasında bir türlü Claire ile tanışmayı başaramaz, öyle ki bir şeylerin yolunda gitmediğinden şüphelenmektedir. Claire'in sürekli olarak bir yardımcısı vasıtasıyla kendisiyle temas kurması ve doğrudan ortaya çıkmayıp gizemini koruması hali hazırda epey şaşırtıcıdır. Eve ulaştığında gerçekten de bir çok antika eşya ile karşılaşan ve ekspertizin ardından kataloglama çalışmalarına geçip büyük paralar kazanmayı uman Virgil, Claire'in deyim yerindeyse kendisiyle saklambaç oynamasından sıkılmaya başlar. Öte yandan evi ziyaretlerinde bir takım mekanik aksamlar bulan ve bunları gizliden gizliye toplamaya başlayan kahramanımız, asıl hazinenin bu olacağı hissine kapılmaktadır. Zaman zaman işinin düştüğü ve yardım almaktan çekinmediği, mekanikle oldukça haşır neşir olan yakın dostu olarak gördüğü Robert'ın atölyesine giden Virgil, gizlice topladığı parçaları birleştirmesini ister. Aynı zamanda bayanlarla her daim arası iyi olan Robert'dan Claire hakkında tavsiyeler isteyen kahramanımız, hayatında ilk defa bir bayana ilgi duyup ona nasıl yaklaşması gerektiğini sorgulamaktadır. Zamanla Claire'e duygusal olarak bağlanmaya başlayan Virgil, tavsiyelerin işe yaradığını düşünür ve ömrü boyunca hiç tatmadığı duyguları keşfetmeye koyulur. Hayatı boyunca antikaların gerçek mi sahte mi olduğu hususunda otorite sayılan Virgil, kendisini bambaşka bir sınavın ortasında bulur...


İyi; Oyunculuk, mekan seçimleri ve atmosfer olarak oldukça başarılı bir yapım. Diyaloglar hayata dair sosyal mesajlarla dolu.  Özetle gerek gizem seviyesi gerekse sanatsal kurgusuyla kesinlikle göz atılması gereken bir alternatif. 
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 30 Temmuz 2016 | Etiketler : | | | |

The Game (1997)

The Game (1997)
'Eskiden kördüm, artık görüyorum.'
Nicholas Van Orton, San Francisco'nun en varlıklı bankerlerinden biri olup, istediği hemen her şeye sahip olsa da büyük bir yalnızlığın pençesindedir. Yıllar evvel babasının gözlerinin önünde intihar etmesiyle büyük bir sarsıntı yaşayan ve o günden beri kardeşi Conrad'la dahi oldukça seyrek görüşen kahramanımız, uzun yıllar boyunca hayatını tek başına idame ettirmeye alışmıştır.
The Game (1997)
Kırk sekizinci doğum gününün yaklaşması ile babasının öldüğü yaşa girmeye hazırlanan ve buruk günler günler geçiren Nicholas, Conrad'ın sürprizi sonrasında bir akşam yemeği daveti alır. Abisine yani kendi deyimiyle her şeye sahip olan Nicholas'a farklı bir doğum günü hediyesi hazırlayan Conrad, 'CRS' isimli Tüketici Eğlence Hizmetleri olarak bilinen bir şirketin davetiye kartını takdim eder. Kendisinin de daha önce bu hizmeti satın aldığı söyler ve mutlaka denemesini tembihler. Dahası bunun hayatı boyunca unutamayacağı bir tecrübe olacağı hususunda da iddialıdır. Kardeşinin ısrarcı tavrı ve karşı koyamadığı gizem yüzünden bunu bir meydan okuma olarak algılayan ve dahil olmaya karar veren Nicholas, davetiye kartını aldığı gibi CRS in binasına gider. Yoğun bir iş adamı olduğunu ve kaybedecek en ufak zamanı olmadığını dile getiren Nicholas, bir an önce programın kendisine ne vaad ettiğini öğrenmeye odaklanır. Zira ajandası tamamen doludur ve Conrad'ı dediği gibi sadece buna değecekse zaman ayırabileceğini düşünür. Şirket temsilcilerinden biri ile görüşen kahramanımız, en basit haliyle bunun unutamayacağı bir tatil olacağını ancak tek farkının onun gitmeyip, tatilin kendisine geleceği gizemli bir oyun olarak bilgilendirilir. Bunu bir oyun olarak kabul etmesi istenen Nicholas; merakına yenik düşüp, kaotik ve gizemli atmosferin de etkisiyle katılacağını bildirir. Gün boyu sürecek uzun sağlık testleri ve psikolojik muayenelere tabii tutulur, en nihayetinde yorucu günün ardından evine ulaşır. Kahramanımız dinlenme planları yaparken, çok geçmeden tuhaf olaylar başlar ve kendisini büyük bir puzzle ın içinde bulur...

İyi; Usta oyuncuların yer aldığı (Michael Douglas, Sean Penn, Deborah Kara Unger, Armin Mueller-Stahl...) David Fincher'ın yönetmen koltuğunda oturduğu, bir sinemasever için baştan sona ziyafet olarak adlandırabileceğimiz kusursuz bir yapım. Gizem seviyesinin hat safhada olduğu gerilimin sürekli tırmandığı mutlaka izlenilmesi gereken bir film. Benzer filmler izlemek isteyenler Dark City (1998) ve Jacob's Ladder (1990) alternatiflerine de göz atabilirler.
Kötü; -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 29 Temmuz 2016 | Etiketler : | | | |

Bone Tomahawk (2015)


Bone Tomahawk (2015)
Kasabaya gizemli bir yabancının geldiği haberini alan Şerif Hunt, niyetinin ne olduğunu anlamak için ufak bir yoklama çekmeye gider. Bilge Keçi'nin mekanında içkisini içerken bulduğu yabancıya neden burada olduğunu sorduğunda ise işler çoktan karmaşık bir hale bürünür. 
Bone Tomahawk (2015)
Adamı bacağından yaralayan Şerif, doktor Samantha'nın acilen ofisine gelmesine ister. Öte yandan Samantha, ufak bir kaza sonrasında bacağındaki sakatlık nedeniyle yatağa mahkum kalan kocası Arthur'u yalnız bırakarak yola koyulmak zorunda kalır. Kasabanın bıçkın delikanlısı Booder da olaya dahil olur ve neler olup bittiğini öğrenmeye çalışır. Samantha'yı tedavi için hücrede bırakan ve memurlarından birini de tekinsiz bir duruma karşın nöbette tutan Şerif, kasabadan gelen ihbar üzerine soluklanmadan olay yerine gider. Ofisine geri döndüğünde Samantha ve gizemli yabancının orada olmadığını gören Şerif, duvara saplanmış eski bir oktan yolan çıkarak onları vahşilerin kaçırmış olabileceklerini düşünür.  Kızılderili bir dostu sayesinde vahşilerin nerede yaşadığını öğrenen Şerif, zaman kaybetmeksizin yardımcısı Chicory ve Arthur'a haber vererek Samantha'yı kurtarmak için organize olur. Booder'ın da katılımıyla güneş batmadan iz sürmeye başlarlar. Ölüm vadisine ulaşmak için gece-gündüz aralıksız at süren kahramanlarımız, medeniyetten giderek uzaklaşırken asla güvende olmayacakları yabancı topraklara da ayak basmış olurlar.  Kanibalist vahşilerle karşılaştıklarında ise işler pek de planladıkları gibi gitmeyecektir... 
İyi; Gerek oyuncu kadrosu gerekse özgün tarzıyla (western-korku-gerilim) kesinlikle göz atılması gereken, 2015'in en iddialı yapımlarından biri. Süre anlamında uzun bir yapım olmasına rağmen kesinlikle sıkıcı değil, sürükleyici-maceraperest kurgunun rolü tabii ki yadsınamaz. Keyifli diyaloglar ve üstün oyuncu performanslarından da söz etmeden olmaz. Bütün halinde farklı ve kaliteli bir yapım. Bu filmi sevenler, alternatif olarak Ravenous (1999)' a da göz atabilirler.
Bazı ufak detaylar;
-Oyuncu kadrosunda kimler yok ki; Kurt Russell, Patrick Wilson, Richard Jenkins, Matthew Fox ...
-Kurt Russell, Tombstone (1993) yapımının ardından western filmlere yeniden dönüş yapmış oldu.
-Korku-gerilim türüne en çok yakışan aktörlerden biri olan Sid Haig'in filmin giriş sahnesinde yer alması da hoş bir ironi :)
Kötü: -
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 28 Ekim 2015 | Etiketler : | | | |

Gone Girl (2014)

Gone Girl (2014)
'Eşimi düşündüğümde hep onun kafası gözümün önüne gelir.O güzel kafatasını kırıp beynini ortaya dökerek ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştığımı hayal ederim...'
Beşinci evlilik yıl dönümlerinin sabahında eşi Amy'nin gizemli bir şekilde ortadan kaybolması üzerine polisleri olay yerine davet eden Nick,büyük bir şok yaşamaktadır.Normal prosedürler gereği kişinin kayıp olarak ilan edilebilmesi için vakadan yirmi dört saat geçmesi beklenirken,Amy'nin kamuoyu tarafından tanınan ünlü bir yazar olması medyanın da vakit geçirmeden soruşturmaya dahil olmasına sebep olur.Nick'in soğukkanlı tavırları ve yüzünden eksik etmediği tebessümleri medyada geniş yankı bulur.Zira eşinin halen bulunamamasına rağmen umursamaz bir imaj çizen Nick,katil koca olarak görülmeye başlanır.Öte yandan polislerinde yeni deliller bulması ve olay mahalinde kan izleri keşfetmeleri araştırmayı başka bir noktaya taşır.Her fırsatta eşinin bulunması için elinden geleni yaptığını dile getiren ve Amy'nin anne-babasıyla birlikte basın toplantıları yapıp yardım isteyen Nick, kamuoyu tarafından inandırıcı bulunmaz. Zorlu bir dönem geçiren kahramanımız tek sığınağı olarak gördüğü kız kardeşi Margo'nun yanına taşınır.Tabii basında onunla beraber her adımını takip edebilmek için peşine takılır.Saatler ilerledikçe olay ülke çapında yankı bulmaya başlar ve artık ulusal kanaldadırlar...
Gone Girl (2014)
'Muhteşem Amy' isimli çocuk romanlarının yazarı olan Amy,en iyi üniversitelerden diploma sahibi,düzinelerce ödülle onurlandırılmış güzelliğinin yanı sıra zekasıyla her girdiği ortamda dikkat çekmeyi başaran bir iş kadındır.Dışarıdan bakınca pek çoğunun anlam veremediği gibi Nick gibi taşradan şehre yeni yerleşmiş kültürel olarak alt tabaka biriyle evlenmesi tahmin edileceği üzere Amy'nin popülerliğine epey zarar vermiştir.Evliliklerinin sonrasında kısa sürede Nick'in işini kaybetmesi Amy'nin ise kariyerinde durağan bir döneme girmesi ilişkilerinin giderek monotonlaşmasına sebep olur.Dahası yaşadıkları finansal zorluklar yetmezmiş gibi Nick'in annesinin hastalığı üzerine taşraya taşınmak ve ona yakın olma istediği Amy'le arasında yeni bir kriz doğurmaya gebedir.Şehri ve kariyeri geride bırakmak ve sahip olduğu şeylerden sürekli feragat ederek standartlarını düşürmek zorunda kalan Amy'nin,doğal olarak eşinin kendisine olan sevgisine emin olmaktan başka çaresi yoktur.Zira delicesine sevdiği Nick onun için bir tutkudur ve beraberken her şeyin üstesinden gelebileceklerini düşünmektedir...
Eşinin kaybolmasının ardından neredeyse bir hafta geçmesi ve hala soruşturmada mesafe kat edememeleri en çok da Nick'in hayatını alt üst etmektedir.Hemen her kanalda Amy gibi muhteşem bir kadını öldürmekle suçlanan ve medya baskısından ötürü dedektiflerin de özel hayatını allak bullak etmesi giderek yalnızlaşmasına sebep olmaktadır.Eşini öldürmediğini ve onun dışarıda bir yerlerde olduğuna inancı tam olan Nick kimilerini çıldırtacak cinsten sakinliğiyle toplumca nefret edilen birine dönüşmeye başlar.Söylentiler dudaktan dudağa yayılmakta,suçlayıcı bakışların altında ezilmektedir.Artık kız kardeşi Margo bile ona şüpheyle bakar olmuştur.Gerçeği ortaya çıkarabilecek tek kişi Nick'den başkası değildir...
İyi;Usta yönetmen David Fincher imzalı cezbedici bir dram-gerilim filmi.Oyunculuk,kurgu ve gizem üst seviyelerde.Kadın-erkek ilişkisine bakış açısı,keyifli diyaloglar ,ters köşeler ve daha fazlası...Pek çokları gibi ben de Fight Club sonrası Fincher'ın en iyi filmi olarak görüyorum.Fight Club'da olduğu gibi inanılmaz sürükleyiciliğe sahip zekice hazırlanmış kurgu,dahası sansasyonel bir final...Özetle 2014'ün en sıradışı en etkileyici yapımlarından biri.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 24 Aralık 2014 | Etiketler : | | | |