Güncel İncelemeler;

The Baby's Room (La habitación del niño) (2006)

The Baby's Room (La habitación del niño) (2006)
Mutlu bir birlikteliği olan Juan-Sonia çifti bebeklerinin de doğması ile daha geniş bir eve taşınırlar.Ancak bütçeleri gereği uzun süredir kimsenin ikamet etmediği,gizemli bir mazisi olan eski bir evi kiralayabilmişlerdir.Günün birinde Juan evin tadilat işleri ile uğraşırken kibirli kız kardeşi ve eşinin ziyarete geldiğini görür.Yanlarında bebek için de ufak bir hediye vardır. Bebek telsizi...
Kız kardeşinin kısa ziyareti sonrasında akşamı eden kahramanlarımız,bebek telsizini de minik oğulları Marcos'un odasına kurmayı ihmal etmezler.Geç saatlerinde bebek telsizinden ürpertici sesler duyan genç çiftimiz hemen soluğu Marcos'un odasında alırlar.Lakin etrafta sıradışı olabilecek hiç bir şey yoktur.Telsizde bir şekilde parazit duyduklarını düşünen Juan her ne kadar kafası karışsa da yatağına döner.Benzer olayların her gece tekrar tekrar yaşanması üzerine görüntülü bir bebek telsizi alarak Marcos'un odasında neler olup bittiğini an ve an takip etmeye başlayan Juan,bir şeylerin yolunda gitmediğinden emindir.Aynı zamanda evinin kilitlerini değiştirerek alarm sistemi kurduran kahramanımız,geceleri birilerinin evinin içerisinde dolaştığı hissinden bir türlü kurtulamamaktadır.Yine bir gece monitörde bebeğinin odasında bir adamın gölgesini gördüğünü iddia ederek elinde bıçakla oğlunu korumak için odaya giren Juan,bu kez Sonia'nın sabrını taşıracaktır.Oğlunu aldığı gibi annesinin evine giden Sonia,çok sevdiği eşi Juan'nın da bu süre zarfında kendisini toparlamasını istemiştir.
Psikoloji giderek alt üst olmaya başlayan Juan ise Domingo isimli parapsikoloji konularında bilgili bir yazardan yardım ister.Asıl merak ettiği şey gözlerinin göremediği bir görüntünün kameralar tarafından yakalanıp-yakalanamayacağı sorusunun cevabıdır.Olaya paralel evren kavramı ile açıklama getiren Domingo,kahramanımıza Schrödinger' in kedi paradoksundan bahseder.
"Sağlıklı bir kediyi alıp hava alabilen bir kutunun içerisine hapsedelim.Kutuda kedinin yanında  bir de 1 saat bozunma yarı ömrü olan zehirli bir madde bulunsun.Bir saat sürenin ardında kutuyu açıp bakmadan kediye ne olduğu sorusunun cevabı bilinemez.Zira Schrödinger’in iddiasına göre bir saatlik süreç sonrasında kedinin canlı ya da ölü olma olasılığı eşittir.Bu iki durum paralel olup,biri kutunun kapağını açıp bakmadan gerçekte ne olduğu bilinemez."
İşten izin alarak eve kapanan Juan,kısa süre sonra yaptıklarının saçma olduğunu kabul ederek eşinden özür diler.Sonia'nın kendisini affetmesi ile yeniden beraber olan genç çiftin ne yazık ki mutluluğu uzun sürmeyecektir...


İyi;Tv filmi olarak çekilmesine rağmen gerek kurgusu gerekse psikolojik gerilim seviyesini epey başarılı bulduğum yapımlardan biri olduğunu söyleyebilirim.Zaten '6 Films to Keep You Awake' serisinin (ki bu seri İspanyol korku sinemasının çıkışa geçmesini sağlamıştır.) de en dikkat çeken filmi.
Kötü;Gişe yapabilecek bir yapım.O nedenle tv ile sınırlı kalması yazık olmuş.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;

The Dark Hour (La hora fría) (2006)

Din kaynaklı olarak başlayan savaş,biyolojik silahlar ve sonrasında nükleer saldırılar ile yeryüzünde yaşamı felç etmiştir.Hayatta kalmayı başaran bir grup insan eskiden büyük bir alışveriş merkezi olan binanın yer altı sığınaklarında yaşamlarını sürdürmektedir.Olayın ardından tamı tamına dokuz yıl geçmiştir ve sığınağın ötesinde dış dünya adına hiç bir kalmamıştır.
Kullanılan biyolojik silahlar sebebiyle virüsün enfekte ettiği insanlar zombi vari yaratıkları dönüşmüştür.Ayrıca nükleer saldırının ardındansa dünyevi olmayan sıradışı varlıklar etrafta gezer olmuştur.İşte tüm bu garabet atmosfer içerisinde hayatta kalmayı başaran bir avuç insan (Jesus,grubun lideri Maria ve sevgilisi Pablo,gay çift Lucas ve Mateo,gök bilimci Magdalena ve kızı Ana,eski bir asker Pedro ve yalnız kovboy Judas) yiyeceklerinin ve ilaçlarının bitmeye başlaması ile dışarı çıkıp eksikleri tedarik etmek zorundadır.
Sığınakta elektrik ve su hususunda problem yaşamayan kahramanlarımız ilaç konusunda epey sıkıntılıdır.Zira birkaç gün arayla gerçekleşen 'soğuk saatler' sıcaklığın epey düştüğü,hastalıklara ortam hazırlayan zor zamanlardır.Dış dünyada neler olup bittiğinden bihaber bu sığınakta doğup büyüyen Jesus ise el kamerası ile olan biteni kaydetmektedir.

İyi;Kurgu,mekan başarılı.Sürükleyici bir yapım.
Kötü;Son çeyrek çok vasat.Filmin bir üst seviyeye çıkamamasında en önemli etken.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;

Simon Says (2006)

Beş yakın arkadaş insanların ve kuralların olmadığı hoş vakit geçirebilecekleri ıssız bir nehir kenarına kamp kurmaya karar verirler.Minibüsleri ile Heathers olarak bilinen bölgeye giden gençler,yol üzerinde tuhaf bir adamın sahibi olduğu marketten alış-veriş yaparak yola koyulurlar.Nehir kenarına çadırlarını kuran kahramanlarımız,her şeyden habersiz eğlencenin doruklarındadır.
Zamanla ormanda yalnız olmadıklarını anlayan gençler,Simon ve Stanley isimli ikiz kardeşlerin gazabına uğrarlar.İkizlerin geçmişten kalma tuhaf bir o kadar da dehşet dolu sevimsiz bir mazisi vardır.Ormanın tamamını bubi tuzakları ile çevreleyerek,izinsiz giriş yapanlarını istisnasız avlamaktadırlar.İşlerin giderek çığırından çıkması ile etrafa saçılan kahramanlarımız,arabalarına ulaşarak bu dehşet dolu ormandan kurtulmanın peşindedir.
İkizler arasındaki husumetin istemeyerek de olsa parçası haline dönüşen gençler,ne yazık ki hasta zihniyetli tek yumurta ikizlerinin Simon Dedi Ki oyununa dahil olurlar.Altın kural olan sürüden ayrılmama felsefesini de terkedince,ortalık kan gölüne dönüşecektir.


İyi;Kara mizah ve korkunun beraber işlendiği,klasik bir grup genç ve başlarından geçen olaylar temasından farklılaşan bir yapım.Bu tarz filmlere ilgisi (kara mizah-korku)olanlar çok daha başarılı olan Doghouse (2009) ve  Severance (2006) yapımlarını izleyebilirler...
Kötü;Her yönden vasat bir film.Sürükleyici olsa da mantık hataları ve klişelerin yoğun şekilde göze çarpması can sıkıcı.
Editör'ün Puanı


Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 15 Nisan 2012 | Etiketler : | | |

See No Evil (2006)

Klişe bir grup genç ve başlarından geçen olaylar dizisi temasına ek olarak bir de lanetli-şeytani ev konseptinin eklendiği yapımlardan biri olan See No Evil,eğlenceli başlayan sonlara doğru gerilimin tırmandığı;seyredilebilir,iyi bir alternatif.Hapishanede tutuklu bulunan dördü erkek dördü bayan toplamda sekiz mahkum,cezalarında ufak bir indirim karşılığında mazisi pek de parlak olmayan Blackwell otelinin restorasyon işleriyle görevlendirilmiştir.Üç günlük çalışma periyodu sonrasında cezalarında bir aylık indirim kazanacak olan gençler birbirleriyle didişe dursunlar,otelin asıl sahibi üzerlerinde şeytani planlar yapmaya başlamıştır bile...
Otelde asıl işleri olan çalışmaktadan ziyade etrafı keşfe koyulan kahramanlarımız çok geçmeden gözleri oyulmuş cesetlerle karşılaşırlar.Aralarından birinin de ansızın ortadan kaybolması ile epey panikleyen gençler,artık otelde yalnız olmadıklarının bilincindedirler.Ellerinde zincirler,kafasında ise kurşun deliği olan dev cüsseli bir adam peşlerine düşmüştür.Başlarındaki gardiyan ise eskiden yine aynı otelde gerçekleşen bir alıkoyma olayında kahramanca görev almış eski bir polistir.Zamanında haber bültenlerinde epey sükse yapan kahramanımız,yarım bıraktığı işi tamamlamaya heveslidir.
Teker teker avlanmaya başlayan genç mahkumlar ise bir yolunu bularak lanet otelden çıkmanın peşindedir.Takım ruhundan çok uzak olan kahramanlarımız,bakalım peşlerindeki dev cüsseli adamdan kurtulabilecek midir?


İyi;Eğlenceli,sürekleyici bir yapım.Bir grup genç ve peşlerinde psikopat katil tarzı filmleri sevenler için ideal alternatif olabilir.
Kötü;Bu tarz filmlerin en büyük problemi olan klişeler...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 10 Nisan 2012 | Etiketler : | | | |

The Grudge 2 (2006)

Lanetli eve girerek sağ çıkmayı başaran tek kişi olan Karen,erkek arkadaşını öldürdüğü şüphesi ile gözetim altında tutulmaktadır.Doktorlar genç bayanın anlattıklarından yola çıkarak akli dengesini yitirmiş olabileceği hususunda görüş bildirmiştir.Tüm bu olaylardan günler sonrasında haberdar olan Karen'ın Amerika'da yaşayan kız kardeşi Aubrey ilk uçağa atladığı gibi Tokyo'nun yolunu tutmuştur.Ancak kardeşiyle henüz neler yaşandığı hususunda konuşamadan,Karen'ın çatıdan atlayarak intihar etmesi üzerine büyük bir şok yaşayacaktır.
Hastanede Eason isimli genç bir gazeteci ile tanışan Aubrey'in kardeşinin başına gelenleri tam olarak öğrenmeden Amerikaya dönmeye niyeti yoktur.Eason ile sıkı bir arkadaşlık kuran kahramanımız yaşananların tüm sorumlusu olarak görmeye başladığı lanetli ev konusunda araştırmalar yapmaya başlamıştır.Meraklı gazetecimiz Eason halı hazırda lanetli evde bulunmuştur ve Karen'ın başına gelenlerin kendisi için tekrarlanmaya başladığını düşünmektedir.Zaman zaman Toshio ve Kayako'nun suretlerini gören kahramanımız,evde süregelen lanetin halen devam ettiğinin farkındadır.Zira zamanında Karen evi yakmış olsa da bu laneti durdurmak bir yana dursun daha da tehlikeli bir hale getirmiştir.Kayako artık sadece eve girenlerin peşine düşmemekte,kendi suretini gören kişilerin hayatına girerek etraflarına terör saçmaktadır.
Eason bir arkadaşından yardım alarak Kayako ve hikayesinin bilinmeyen karanlık noktalarını gün ışığına çıkartma  fırsatı bulmuştur.Kayako hayattayken de hiç bir zaman normal bir insan olamamıştır.Zira bir çeşit medyum olan annesi daha kızı küçükken,bazı kötü ruh çıkarma ayinlerinde onu kullanmıştır.Ülkenin dört bir yanından gelen ruh istilasına uğramış kişileri tedavi eden medyum,ayin sırasında çıkardığı kötü ruhları kızı Kayako'ya yedirmiştir.Bu önemli ayrıntının ortaya çıkması ile Aubrey,Eason ikilisi Kayako'nun annesinin peşine düşmüşlerdir.Bakalım Kayako onları da haklamadan laneti sonlandırabilecekler midir?

Serinin diğer filmleri;

The Grudge (2004)
The Grudge 3 (2009)

İyi:Olay örgüsünün üç koldan ilerlemesi oldukça başarılı( bir grup genç kız,babalarının evlenmesi ile üvey anne sendromu yaşayan bir aile ve Aubrey cephesi)İlk yapımda eksik kalan hikaye tatmin edici şekilde doldurulmuş.Zaten kocasının infaz ettiği sıradan bir kadının o hale gelmesi oldukça saçma ve abartılıydı.
Kötü;Abartılı makyajlar.
Gereksiz;
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 7 Mart 2012 | Etiketler : | | | | |

Cold Prey (2006)

Norveç sinemasının belki de son yıllarda ürettiği en iyi korku-gerilim tarzı yapımlardan biri.Oldukça beğenimi kazanan 'Cold Prey (2006)' aynı zamanda serinin başlangıç filmi olma özelliğini taşıyor.Özellikle ucubeli-kovalamacalı bir grup genç ve başlarından geçenler temalı filmlerden hoşlananlar için ideal bir alternatif.
Filmin konusuna gelecek olursak;kış mevsiminin ortasında,maceraperest beş genç snowboard yapmak için bir araya gelirler ve gözlerden uzaktaki Jotunheimen dağının eteklerine ulaşmak için yola çıkarlar.Neşeli yolculuklarının ardından dağa ulaşan gençler oldukça sarp bir rampanın üzerinde yeteneklerini sergilemeye başlarlar.Her şey son dereceli eğlenceli ve adrenalin dolu gitse de bir anda neşelerini kaçıracak bir olay gerçekleşir. Morten Tobias yere çakılıp bacağını sakatlamıştır ve durumu son derece ciddidir.Zira bacağı kırılmıştır ve yardım almadan hareket etmesi imkansızdır.Jannicke’in ilk müdahalesinin ardından,elverişsiz arazi koşullarına bir de fırtınaya çalan hava eklenince kahramanlarımız arabalarına ulaşamayacaklarını anlarlar.Bunun üzerine cep telefonlarını kullanarak yardım çağırmayı umsalar da bulundukları bölgede şebeke yoktur.Bütün bu aksiliklerin ardından etrafta sığınabilecekleri bir yer aramaya başlarlar.
Çok geçmeden kıytı bir köşede,dışarıdan terk edilmiş gibi gözlenen döküntü bir dağ oteli bulurlar.Otel oldukça bakımsızdır ve telefon hattı da kesiktir.Kısa bir süre sonra kahramanlarımız bu otelin bir yangın sonrasında boşaltıldığını anlayacaktır.Yardım çağırma hayalleri suya düşmüştür.Bir nevi dış dünyadan izole olan bu dağ otelinde yapa yalnız kalmışlardır.Morten Tobias’ın daha az acı çekmesi için onu bir yere yatırırlar.Kahramanlarımız,nasıl yardım isteyecekleri ve buradan çıkıp gidecekleri sorunlarını düşünürlerken belki de en çok kaygılanmaları gereken sorunun ıssız dağ otelinde yalnız olmadıklarını öğrenmeleri olacaktır.
Kısa sürede otele yerleşen gençler Morten Tobias’ın da sağlığının biraz düzelmesi ile rahat bir nefes alırlar.Sonuçta terk edilmiş bir otelde kalmaktadırlar ve kendilerini eğlendirecek bir şeyler bulmakta gecikmezler.Buraya geldikleri yol boyunca flört eden Mikal ve Ingunn baş başa vakit geçirebilecekleri üst kattaki bir odaya geçerler.Kendileri açısından pek de iyi geçmeyen birkaç saatin ardından iklimiz ayrılırlar.Mikal aşağıya diğer arkadaşlarının yanına iner.Ingunn ise odada yalnız kalmıştır.İşte bu noktadan sonra oteldeki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Kahramanlarımız ertesi sabah uyandıklarında Ingunn’u bulamazlar.Peki ama nereye gitmiştir.Bu şüpheli ortadan kayboluşun ardından herkes tedirgindir ve üst katta kan izlerini rastlamaları da endişelerini arttırır.Kan izlerini takip ederek Ingunn’un cansız bedenine ulaşmaları ise bu dehşet verici olayın nasıl gerçekleştiğini konusunda fikirler üretmelerine neden olacaktır.Kısa sürede ölümlerin artması ise neyle karşı karşıya olduklarını anlamalarını sağlayacaktır.Artık bu köhne dağ otelinde yalnız olmadıklarının farkındadırlar.Peki bu olayların sorumlusu kimdir?


Serinin diğer filmleri; Cold Prey 2 (2008),Cold Prey 3 (2010) için tıklayınız !
İyi;Gerilim düzeyi tatminkar,kurgu sıkmıyor keyifle zaman geçirebileceğiniz bir yapım. Kötü;Bazı klişeler. Gereksiz;
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 19 Şubat 2012 | Etiketler : | | |

All the Boys Love Mandy Lane (2006)

Okulun açık ara en seksi kızı Mandy Lane,içine kapanık sakin bir yapıya sahiptir.Popülaritesinin getirisi olarak sürekli kendisine asılan delikanlılardan da sıkılmaya başlamıştır hani.Bir yaz günü davet edildiği partide istemeyerek de olsa can sıkıcı bir meselenin parçası olacaktır.Bu olayın ardından uzun bir süre sonra bir grup arkadaşı ile beraber çiftlik evindeki eğlenceye çağrılan kahramanımız,zamanla bir şeylerin ters gittiğini anlayacaktır...
 
Çiftliğe ulaşan gençler eğlencenin doruklarında gezinmeye başlaya dursunlar,karanlığın çökmesi ile kaldıkları evin hemen dışındaki eli kanlı bir tehdit ile yüzleşmek zorunda kalacaklardır.Öyle ki alkolünde etkisi ile bireysel davranmaya başlayan kahramanlarımız,arkadaşlarının birer birer ortadan kaybolması ile dehşete kapılırlar.Dışarıda onları bekleyen şey de neyin nesidir?Yoksa birileri geçmişin intikamını almaya mı gelmiştir?Her ne kadar ürkerek de olsa etrafı kollamaya ve neyle karşı karşıya olduklarını anlamaya çalışan gençler,kaybolan arkadaşlarının cesetleri ile karşılaşırlar...
Bu arada çiftlikte ayak işlerin sorumlusu olan Garth,başlarda gençlerin alaycı tavırları sonrasında,onların yaşadıklarını ve yardım çağrılarını ciddiye almakta gecikince olaylar giderek sarpa sarmaya başlar.Bazı sırların da gün ışığına çıkması ile oluşan kargaşa ortamın her şeye gebe olmasına neden olacaktır.Hayatta kalmayı başaran bir grup kahramanımız ise geceyi eve sığınarak bir şekilde sabahı etmeye çalışmaktadır.Ne de olsa gecenin karanlığında silahlı bir manyak dışarıdayken ortalarda dolaşmak en son istedikleri şey olsa gerek.


İyi;Filmin başları gayet akıcı ve özellikle soundtrackler sayesinde atmosfer başarılı.
Kötü;İlk bölümün ardından klişe döngü ve kurgu.
Gereksiz;Final tam bir hayal kırıklığı.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 13 Şubat 2012 | Etiketler : | | |

Bug (2006)

Eski kocasıyla zor yıllar geçiren, onun cezaevine girmesinden yararlanıp köfne bir motel odası kiralayan Agnes, yaşadıklarından mustarip şekilde hayatına devam etmektedir. Garsonluk yaparak geçimini sağlayan kahramanımız, günün birinde Peter isimli enteresan bir adamla tanışır. Peter tuhaf görünümlü; ürkek, asosyal biridir. Uzun süredir bir erkeğin  arkadaşlığına ihtiyacı olan Agnes ise ona şefkatle yaklaşmaktadır.
 Günler geçtikçe samimiyeti ilerleten kahramanlarımız, bir yandan da evlerini istila eden yaprak bitleri ile uğraşmaya başlarlar. Öncesinde Agnes oldukça ufak boyutlu olan bu böcekleri görmese de sonraları Peter’in bahsettiği yaprak bitlerini fark eder. Zamanla böcekler sadece evin içerisinde değil, aynı zamanda derilerinin içerisinde de dolaşmaya başlar. Kanında böcekler dolaştığından emin olan Peter, bu olayın daha fazla Agnes’e zarar vermemesi için motelden ayrılmayı düşünür. Lakin Agnes’in çok alınması ve üzülmesi üzerine geri dönen kahramanımız, başından geçenleri de bir bir anlatmaya başlar. Peter eski bir askerdir ve askeriyede kendisine doktorların bir şeyler enjekte ettiğini düşünmektedir. Sivil hayata karıştıktan sonra bile halen askerlerin kendisini aradığını iddia eden Peter, burada güvende oldukları konusunda oldukça şüphelidir. Agnes ise Peter’a sonuna kadar güvenmekte, artık ikisinin kader ortağı olduklarından söz etmektedir.
Çok geçmeden daha da paranoyaklaşmaya başlayan Peter-Agnes çifti sosyal hayattan tamamen izole olur. Motel odalarında sabah akşam  böcekleri ilaçlamaya çalışan ikilimiz, bir yandan da her şeyi folyolamaya başlar. Bu arada kasabaya gelen  Dr.Sweet’in, kulaktan kulağa yayılan Peter’ı aradığı haberleri kahramanlarımızı huzursuz etmeye yetmiştir...

İyi; Tek mekanda geçen hoş bir yapım olduğunu söyleyebilirim.
Kötü; Temposu biraz ağır ve bazı sahneler kurgudan kopuk hissiyatlar veriyor.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 20 Ocak 2012 | Etiketler : | | | | |

Silent Hill (2006)


İşte benim favori korku-gerilim filmim.İlk olarak Ps1 de yollarımızın kesiştiği Silent Hill oyununun ardından;filmi çıksa da izlesek dediğim,bence en iyi video oyunu tabanlı film.Bu konuda kesinlikle özel bir yapım olduğunu düşünüyorum.Silent Hill oyun serisinin tamamını oynamış biri olarak, filmin kurgusunun ilk iki oyuna benzerlikler gösterdiğini ancak senaryo uyarlamasının oyunla bire bir ilişkili olmadığını söylemeliyim.
Filmin incelemesine başlamadan Silent Hill’in neden özel olduğundan biraz bahsedeyim.Her şeyden önce oyunu oynayan herkesin büyük ilgisini kazanan Silent Hill;kendine has sisli atmosfer,değişen boyut kavramı,siren sesi,garabet yaratıklar ve lanetli kasabamızın ta kendisi ile yoğurulmuş müthiş bir kurgudur.İlk oyunun çıktığı dönem sık sık Resident Evil oyununa göndermeler yapılaraktan,Silent Hill’ın onun kopyası olduğu düşüncesi,oyunun kendine has hayran kitlesinin oluşması ile ne kadar saçma bir görüş olduğunu ortaya çıkarmıştır.Öncelikle Resident Evil sadece eğlencelik deyim yerindeyse çerezlik bir oyundur,öte yandan Silent Hill oynayanı da izleyeni de içerisine çeken müthiş bir kurgunun yanı sıra kendine özgü felsefe taşıyan sıra dışı bir bileşimdir.
2006 yılında gelen Silent Hill filmi oyunu daha önce oynamamış kişiler tarafından eleştirilip tam olarak anlaşılamasa da,filmi uzun süredir bekleyenler için oyundan esintiler görmek dahi memnun edici bir gelişme olmuştur.Her ne kadar sinema için ikinci filmin gişeye girmesi 2008 yılından itibaren sürekli ertelense de bunun tek sebebi filmin tam olarak hakkını verecek ve seyirciye oyundaki tadı bire bir aktaracak cesaretin, yapımcılar tarafından gösterilememesidir.Sonuçta kendi içerisinde kompleks bir konu içeren Silent Hill’in,genel izleyici kitlesine hitap etmeyeceği açıktır.Ancak sadece Silent Hill fan kitlesi dahi,gelecek yeni filme yüksek gişe yaptıracak potansiyele sahiptir.Her neyse Silent Hill ile ilgili sayfalarca yazabilirim ancak artık filme geçelim…Filmin konusuna gelecek olursak;mutlu bir şekilde evliliklerini sürdüren Rose ve Christopher çiftinin,gizemli bir hastalığa sahip Sharon isimli küçük bir kızları vardır.Sharon özellikle geceleri kabuslar görmekte ve Silent Hill denilen bir kasabanın adını sayıklayarak,uyurgezer halde evden uzaklaşıp hayatını tehlikeye atmaktadır.Rose,Sharon’ı en iyi doktorlara götürmüş olsa da  hastalığa bir çözüm bulunamaz.Kahramanımız,Christopher’ın aksine artık tıptan medet ummaktadır ve Sharon’ın iyileşmesi için sürekli kabuslarında bahsettiği Silent Hill kasabasına gitmeyi düşünmektedir.Ancak internetten yaptığı araştırmalar sonucunda, kasabanın büyük bir yangın sebebiyle yıllar önce boşaltılmış lanetli bir yer olduğunu öğrenmesi cesaretini kırmaya yetmez.Dahası  kasabanın yeri dahi tam olarak bir muammadır.Pek çok kaynakta kayıp kasaba olarak adlandırılmaktadır.Bütün bunlara rağmen Rose’un geri adım atmaya niyeti yoktur ve Sharon’ın iyileşmesi için oraya gitmenin tek çareleri olduğunu düşünür. Christopher’a haber vermeden Sharon’ı yanına alarak Silent Hill kasabasına doğru yol almaya başlar.
Kahramanımız yolculuk sırasında bir benzinliğe uğrayarak yakıt almak ister.Ancak bu sırada kredi kartının reddedildiği görür.Christopher,Rose’un bilgisayarından ve ona gün boyu ulaşamamasında ötürü onun Sharon ile beraber gizemli Silent Hill kasabasına yola çıktığını anlamıştır.Rose’u durdurmak için banka hesaplarını engellemiştir.Ancak bu hamle onun Silent Hill’e ulaşma konusundaki kararlılığını etkilemeyecektir.Marketteki görevli bayana Silent Hill’e nasıl gidileceğini sorar,aldığı cevap ise artık oraya hiçbir yolun gitmediğidir.Bu sırada arabada yalnız kalan Sharon,bir polis memurunun(Cybil) dikkatini çekmiştir. Cybil,Rose’un Sharon’ı bu ücra,gözlerden uzak yere getirerek  öldüreceğini düşünür.Çünkü geçmiş yıllarda aynı bölgede Cybil’in düşündüğü ihtimali kuvvetlendiren vakalar olmuştur.Bunun üzerine Cybil motosikleti ile Rose’un kullandığı arabanın peşine düşer.Bu sırada arabanın radyosunda benim çok sevdiğim parçalardan biri olan Letter-from the lost days parçası çalmaktadır.Hızını arttıran kahramanımız,zifiri karanlıkta önüne çıkan çocuğa çarpmamak için kaza yapar.
Uyandığında bambaşka bir memleket olan Silent Hill’dedir.Çok geçmeden arabasının kapısının açık olduğunu ve Sharon’ın yanında olmadığını fark eder.Sharon’ın nereye kaybolduğunu anlamaya çalışırken,telefonla Christopher’a ulaşır.Ancak nedendir bilinmez hat kesik kesiktir ve Rose derdini tam olarak anlatamadan telefonu kapanır.Christopher endişelenmiştir zira tedirgin edici telefon konuşması onun Silent Hill hakkındaki tereddütlerini haklıya çıkaracak cinstendir.Bunun üzerine Christopher arabasına atlar ve ailesini kurtarmak için yola çıkar.Telefondan umudunu kesen Rose, arabasından dışarı çıkarak çevreyi incelemeye başlar.Kaza yaptığı yerin hemen ilerisinde “Silent Hill’e hoşgeldiniz” yazısı dikkatini çeker.Bu sırada sesiz sakin gözüken,sislerle kaplı kasabanın tamamen terk edilmiş olduğunu anlar.Etrafı keşfetmeye çalışırken bir anda Sharon’ın koşarak uzaklaştığını görür.Ansızın siren sesleri yankılanmaya başlamıştır.(Siren sesleri Silent Hill’a özgü zaman kavramının değiştiği,farklı bir boyuta sıkışma anının başlangıcıdır.)Ortama karanlığın çökmesi ile şaşkına dönen Rose çakmağını yakarak Sharon’ı en son gördüğü yere doğru tedirgin bir şekilde hareket etmektedir.Sharon’ı ararken karşısına kısa boylu ellerinde bıçak olan garabet yaratıklar çıkar.Onlardan kaçmaya çalışır ancak kapana kısılmıştır ve buradan kurtuluş yok gibidir.(boooom)
Rose kafeterya tarzı bir mekanda uyanır.Sanki az önce yaşadıkları sadece bir kabustur.Yeniden sislerle dolu kasabanın içerisindedir.Peki nasıl olmuştur da buraya sağ salim gelebilmiştir.Sokağa çıkan ve çevreyi incelemeye devam eden kahramanımız,kasabadan çıkış yollarının katlanıp uçuruma dönüştüğünü ve geri dönüşün imkansız olduğunu fark eder.Arabasına geri döndüğünde ise onu bir sürpriz beklemektedir.
Cybil oradadır ve silahını çekerek Rose’u göz altına alır.Cybil da bir trafik kazası geçirmiştir ve Silent Hill'e nasıl geldiği konusunda hiçbir fikri yoktur.Rose,başından geçen gizemli olayları,Sharon’ın kaybolduğunu ve onu bulmaları gerektiğini söylese de Cybil bu tuhaf mekanda ondan başka şüpheli görememiştir.Ardından Sharon’ı bulmak adına etrafı kolaçan etmeye karar verirler.Kısa bir süre sonra karşılarına garabet bir yaratık çıkar.Artık lanetli kasabada kader ortağıdırlar.
İşte filmin girişini pek kısa olmasa da bu şekilde özetleyebildim.Filmin devamında Cybil ve Rose’un,Sharon’a ulaşmak için gizemli kasabada neler yapacakları,olaya sonradan dahil olan Christopher’ın eşi ve kızını kurtarma çabaları,Alessa’nın kim olduğu sorusunun cevabı ve lanetli kasabada halen yaşamakta olan ve kendilerine özgü inanışları ile bu cehennemde hayatta kaldıklarını savunan bir avuç kasabalının,Silent Hill’deki  üç yabancıya karşı nasıl bir tutum sergileyeceği anlatılıyor.Peki finalde iyiler mi kazanacak sorusunun cevabı ise tam olarak net olmasa da,zekice bir önerme ile cevaplanıyor.

Filmi izleyenler için;

-Filmin bir sahnesinde Christopher ile Rose sanki yanyanadır.Hatta Christopher,Rose’un parfüm kokusunu aldığını söyler.Bu sahnenin açıklaması Rose’un artık Silent Hill içerisinde farklı bir boyutta yaşadığı ve eşi Christopher ile yeniden bir araya gelemeyeceği olabilir.
-Finalde,Rose ve Sharon’a Silent Hill’den çıkış kapıları açılır ancak eve döndüklerinde Christopher onların geldiğini anlamaz.Bu da yine benzer şekilde boyut kavramından ötürü kahramanlarımız bir daha asla eskisi gibi aile olamayacağının göstergesi olabilir.
-Alessa’nın neden kasabalının sığındığı kiliseye giremediği sorusunun cevabını bende bilmiyorum.Ancak filmde birkaç kez geçen cümlelerde kasabalının inanışlarının Alessa’yı oradan uzak tuttuğunun altı çiziliyor. 
-Silent Hill filminin ilk 2 oyunun kısmi uyarlaması olduğundan bahsetmiştim.Rose ve Sharon,Silent Hill yolunda arabalarıyla ilerlerken çalan Letter-from the lost days şarkısı serinin üçüncü oyununda,yine benzer bir araba ile seyahat sahnesinde kullanılıyor. 
-Sharon ve Alessa rollerini başarıyla canlandıran Jodelle Ferland,yine blogumda incelemesini paylaştığım Case 39 filminde de gayet başarılı bir performans sergiliyor. 
-Christopher Da Silva rolündeki Sean Bean ise 2006 yılı Silent Hill filminde rol almadan önce,The Dark(2005) (yine blogumda incelemesi olan filmlerden.) filmindeki rolü ile hemen hemen çok benzer bir baba rolünde,Silent Hill filmi ile karşımıza çıkıyor. 
-Filmin sonlarına doğru Alessa’nın ödül olarak Rose’a anlattığı kasabanın asıl gerçeklerini,kısa bir video olarak canlandıran görüntülerde,kasabalının filmin geçtiği günümüz zamanında yaşlanmadıkları bulgusu Silent Hill’e bir kez girenin artık oradan çıkamayacağı deyimini doğruluyor. 
Şimdilik aklıma gelenler bunlar,izleyipte aklınıza takılan yerleri sorarsanız cevaplandırabilirim.  


İyi;Oyunculuk,mekan,kurgu,soundtrackler,atmosfer...Kısaca her şey gayet iyi.Mutlaka izlemenizi tavsiye edebileceğim yapımların başında geliyor.
Kötü;Serinin ilk iki oyununun karışımını andıran yapımda,oyundan daha fazla esintiler görebilseydik çok daha mutlu olabilirdik.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;

Wilderness (2006)

Yasadışı olaylara karışmış gençlerin gözetim altında tutulduğu ıslahevinde, hareketli bir günün hazırlığı vardır.Callum isimli genç, bir kişiyi öldürdüğünden ötürü buraya nakledilmiştir.Callum’un gelmesi ile hücredeki güç dengesinin bozulabileceğini düşünen Steve ise sıkı dostu Lewis ile beraber diğer hücre arkadaşlarına kök söktürmeye devam etmektedir.Hücreden bir mahkumun intihar etmesinin ardından,valinin emri ile ağır bir ceza alan gençler ıssız bir adaya sürülmüştür.Başlarında ise bir gardiyan (Jed)bulunacaktır…
Battle Royale filminde olduğu gibi kahramanlarımız ıssız bir adaya sevk edilerek şiddet bağımlısı davranışlarının dizginlenmesi ve yeniden sosyal bir olgu ile hareket etmeleri kazandırılmak istenen başlıca erdemlerdir.Adaya ulaşan kafilemiz Jed’in direktifleri sonrasında uygun bir yerde kamp kurarlar.Her ne kadar burada yapayalnız olduklarını sansalar da çok geçmeden başka bir ıslahevinin kamp noktasını keşfeden gençler,ufak çaplı bir sürprizle de karşılaşırlar hani…Bu ıslahevinin mahkumları bayandır ve gardiyanları da yine aynı şekilde..
Jed’in emri ile adayı ikiye bölerek kullanmayı planlayan gençler,bu şekilde birleriyle karşılaşmayacaklardır.Ancak ansızın yaşlı bir adamın parçalanmış cesedinin bulunması ile beraber hareket etmek durumda kalan kahramanlarımız,adada henüz tanışmadıkları birilerinin daha olabileceği ihtimali üzerinde dururlar.Köpek sürüsü ve onları kontrol eden tuhaf kılıklı birinin saldırısına uğrayan gençler,hayatta kalmak istiyorlarsa görev dağılımı yapmaları gerektiğini anlayacaklardır.Hele ki Jed’in hazin ölümü ile adada yalnız kaldıkları an itibari ile.
Eski bir eve sığınacak olan gençler,Callum’un sahip olduğu bıçaktan ötürü onun koyduğu kurallara uymak zorundadır.Tabii bu durumdan huzursuz olan Steve,Lewis ikilisi ise yeniden kontrolü ele geçirmenin peşindedir.Dışardaki katilimiz ise hız kesmeden gençlerin bulunduğu evi keşfetmiş ve yine o lanet köpeklerini üstlerine salmıştır.Bu saldırıyı da epey kayıplar vererek atlatan kahramanlarımız,adaya gelirken kullandıkları kayığa ulaşarak bir an önce burayı terketmenin peşindedirler.Öte yandan katilin de kim olduğunun ve ne istediğinin ortaya çıkması sonrasında,bakalım kan gölüne dönen adadan sağ salim çıkabilen olacak mı?


İyi;Sıkılmadan izleyebileceğiniz,macera dozu yüksek bir yapım.
Kötü;Battle Royale filminin temasından araklamalar yapılmış gibi.
Gereksiz;Gençlik filmi gibi başlayan yapımın sonlara doğru başka bir havaya bürünmesi ve bazı kanlı sahnelerin abartılı oluşu.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 11 Ocak 2012 | Etiketler : | | | | |

The Hills Have Eyes (2006)

The Hills Have Eyes (2006)
Teen slasher formatı yapımların en başarılılarından biri olarak nitelendirebileceğimiz Tepenin Gözleri; korku ve gerilimin tavan yaptığı, izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağınız sürükleyici bir yapım. Mutlaka göz atmanızı tavsiye ediyorum.
Eski bir polis dedektifi olan Big Bob, emekliliğinin ardından kendi güvenlik şirketini kurar. Big Bob, eşi Ethel ve ailesi ile beraber; evliliklerinin bilmem kaçıncı yıl dönümünde bütün aile beraber olmak amacıyla bir karavan yolculuğu ayarlar. Her ne kadar damadı Doug ve küçük kızı Brenda' nın bu fikre pek rızası olmasa da, sırf Ethel'i mutlu etmek adına bu plana dahil olurlar ve seslerini çıkarmazlar. California' ya doğru yola çıkan Carter ailesi bir benzinlikte yakıt almak üzere duraksar. Bu sırada görünüş olarak pek de tekin olmayan yaşlı bir pompacı onlara otoyoldan daha kısa bir kestirme yol alternatifi sunar. Bunun üzerine medeniyetten uzak bir taşra yolunda seyahatlarına bir kaç mil daha devam eden kahramanlarımız, lastiklerinin patlaması ile bir kaza geçirirler. Uçsuz bucaksız bir çölün ortasında kalan Carter ailesi, buranın Amerikan hükümeti tarafından nükleer denemeler yapılan; yüksek radyasyon içeren, yasak bölge olduğunu çok sonraları anlayacaktır.
The Hills Have Eyes (2006)
Her Hollywood filminde olduğu gibi yine kahramanlarımız kendilerini ülke çapındaki %99'luk gsm kapsama alanının dışında bulurlar. Bunun üzerine kazanın ardından karavanları arızalanan kahramanlarımız, Big Bob'ın önerisi sonrasında damadı Doug ile zıt yönlere doğru olmak üzere onar km açılıp yardım bulmayı planlarlar. Big Bob karısını, 2 kızını ve Doug'un daha kundaktaki bebeğini, oğlu Boby'ye emanet eder ve Boby'ye her hangi bir aksilik durumunda kullanması için bir silah verir. Doug güneye, Big Bob ise kuzeye doğru yola çıkarak, bu ıssız çölde yardım bulmayı umarlar. 
Babası ve Doug'ın karavandan ayrılmasından kısa bir süre sonra; köpeklerinin huysuzlanması ile bir tepeye doğru kaçışmaları üzerine Boby onları geri getirmek için peşlerine düşer. Çok geçmeden köpeklerden sadece biri ile geri dönen Boby, diğer köpeklerine ne olduğu konusunda hiç bir fikri yoktur. Doug bir kaç mil ilerledikten sonra yolun krater benzeri devasa bir çukurla bittiğini görür. Dahası bu çukurun içerisinde azımsanmayacak büyüklükte bir araba mezarlığı vardır. Bu arabalar buraya kim tarafından getirilmiştir? Ayrıca yaşlı pompacı onları neden bu garabet yere yönlendirmiştir. Doug bu soruları düşüne dursun, bu sırada Big Bob ise giderken uğradıkları benzinliğe ulaşmıştır. Etrafı yoklayan Big Bob, yaşlı pompacıya rastlamaz.Tekin olmayan bu mekandan bir an önce uzaklaşıp ailesinin yanına karavana dönmek ister. 
Havanın iyice kararması ve henüz karavana Doug ve Big Bob'un dönmemeleri üzerine iyice telaşlanan Ethel ve kızlara bir kötü haber de Boby'den gelecektir. Boby kayıp köpeklerini hunharca katledilmiş bir şekilde tepelerin arasında bulmuştur. İşlerin yolunda gitmediği kesindir. Boby sorumluluk alarak annesini ve kardeşlerini karavanda kalmaları doğrultusunda ikaz eder ve eli tetikte başlarına gelebilecek bir aksiliğe karşı hazırlıklı olmaya çalışır. Bu sırada dışarıdan gelen ayak sesleri, karavanın içerisindeki gerilimi arttırmıştır. 
The Hills Have Eyes (2006)
Koskoca aileden sadece 3 kişi ve bir köpek kalmıştır.Yaşadıkları bu ağır travmanın ardından; Doug bebeğini kurtarmak adına yanına köpeği alarak yola çıkar. Boby ve Brenda ise artık beraber hareket ederek,kendilerini korumak zorundadırlar.Bu aşamadan sonra Doug'un tepenin altındaki bir madeni keşfetmesi ve o yoldan giderek terk edilmiş lanet bir kasabaya ulaşması ile film yeni bir boyut kazanacaktır. Doug bebeğini kurtarma yolunda mutantlarla ölesiye mücadeleye hazırdır. Boby ise kardeşini korumak için kendi canını feda etmeyi göze almıştır.


Serinin ikinci filmi için tıklayınız !
İyi; Gerilimin tavan yaptığı, türünün en iyi filmlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Bu arada yapımda roller homojen dağılmış, öyle ki bebek ve köpek bile etkin roldeler..
Kötü; Karmaşanın içerisine hapsolan bebek...
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Ocak 2012 | Etiketler : | | | | |

The Breed (2006)


Klişe bir grup genç ve başlarından geçen olaylar dizisi temalı yapımlardan biri olan The Breed,akıcı kurgusu ile izlenmeye değer.Her ne kadar bu tarz filmler hep eğlenceli başlayıp,kulaklara küpe olacak bol kanlı katliam sahneleri ile bitse de,bu tarzdan hoşlananların sayısı hiçte azımsanacak miktarda değil.Öncelikle sıkılmadan izleyeceğiniz bir film olduğu kesin,ancak daha fazlasını beklemeyin...
Bir grup genç,sadece hava yoluyla ulaşılabilinen bir adaya tatillerini geçirmek üzere gelirler.Kahramanlarımızdan kardeş olan John ve Matt'in dedesine ait bir malikanede kalacak olan gençler,her ne kadar çevrede başka sosyal hayat belirtisi olmasa da,birbirlerine yeteceklerini düşünerek eğlenmeye başlarlar.Alkol,seks vs gençler tam da istedikleri ortamdadırlar.Taa ki bir küçük köpek yavrusu karşılarına çıkana dek...Oldukça sevimli görünen bu köpeğin nereden geldiği ve nasıl kendilerini bulduğu konusunda hiçbir fikre sahip olmayan gençler,çok geçmeden etraflarında belirmeye başlayan ve hallerinden hiç de arkadaş canlısı gözükmeyen bir köpek ordusu ile karşılaşırlar.Bu sırada yaşanan karışıklıkta,Sara’nın bir köpek tarafından ısırılması,eğlencenin doruklarına tırmanmayı düşünen kahramanlarımızın,dehşet dolu saatler geçirmesine neden olacaktır.Öyle ki;köpekler evin etrafını sarmıştır ve kimsenin dışarı çıkmasına izin vermemektedirler.Evin için de kapana kısılan gençler,bu medeniyetten uzak coğrafya da yardıma gelecek kimse olmadığının farkına vardıklarında,çaresizce hayatta kalma planları yapmaya başlayacaklardır.Peki ama bu köpekler de neyin nesidir?En sadık dostumuz olarak nitelendirilen köpeklere ne olmuştur da cani,yırtıcı hayvanlara dönüşmüşlerdir?
 
Köpekler tarafından ısırılan Sara,bir virüs tarafından enfekte edilmiştir ve bazı hastalık belirtileri göstermeye başlamıştır.Eğer ki Sara tedavi göremezse,başına gelebilecek olası senaryoları düşünmek bile kahramanlarımız kanını dondurmaktadır.Yapılacak iş basittir;buradan bir çıkış yolu bulunmalı ve gelirken körfeze demirledikleri float uçağa ulaşılmalıdır.Ama nasıl?Çok geçmeden gençlerin aklına evin çatısında bulunan,ev-garaj arasındaki bir teleferik hattını kullanmak gelir.Eğer başarabilirlerse,garajda bulunan dedelerine ait antika bir mercedese ulaşmış ve bu sayede sıkıştıkları evden kurtulmuş olacaklardır.Planlar her ne kadar istedikleri gibi gitmese de en sonunda arabaya ulaşmayı başarabilen kahramanlarımız,şimdi adadan kurtuluş için önemli bir şansa sahiptirler.
 
Parmaklıklarla çevrili eski bir tesise rastlayan gençler;burasının köpek eğitimi için kullanılan bilimsel bir kurum olduğunu ancak sonrasında köpekler üzerinde denenen bir virüsün ortaya çıkardığı yan etkilerin akabinde,laboratuvarın terk edildiği ve ölüm saçan hırçın köpeklerinin adanın etrafına yayıldığını anlayacaklar...

 İyi;Macera düzeyi yüksek,sıkılmadan izlenebilecek,hoş bir yapım.
Kötü;Klişelerle dolu olması.
Gereksiz;Son çeyrek daha yaratıcı düşünülebilirdi.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 6 Ocak 2012 | Etiketler : | | | | |

Altered (2006)

Hazır mıyız?Bu sefer ormanın derinliklerinde uzaylı avına çıkıyoruz.Biraz garip gelebilir uzaylı ne arar ormanda diye...Bakalım hep beraber öğreneceğiz.Ama önce zırhlarımızı ve uzaylıları öldürmede kullanacağımız silahlarımızı yanımıza alalım ve usulca onlar bizi bulmadan biz onları bulalım.Hatta mümkünse bir de tutsak alalım yanımıza ki şanımız yürüsün,satıp para kazanalım... 

İşte bahsettiğim şekilde başlayan üç kafadarın(Cody,Duke ve Otis) gerilim dolu hikayesi,uzaylı avı sırasında bir arkadaşlarının yaralanması sonrasında yardım alabilecekleri tek kişi olarak gördükleri,filmin esas oğlanı olan Wyatt’in evine gelmeleri ile yeni bir boyuta taşınıyor.Peki Wyatt ile beraber dörtlüyü tamamlayan kahramanlarımızı bir araya getiren şeyin ne olduğunu sorarsanız;bir hayli garip egzotik hikaye sizleri bekliyor.1996 yılında uzaylılar tarafından kaçırılan beş arkadaştan,bir tanesi yok edilir.Ancak geriye kalan dört kahramanımız ise kendilerini kaçıran uzaylılardan birini rehin almayı başarır ve neyle savaştıklarını kavrayarak,arkadaşlarının ölümüne neden olan bu garabet yaratıkları teker teker avlamaya çalışırlar.Büyük gün gelmiştir belki de;Cody,Duke ve Otis ele geçirdikleri uzaylıyı tuttukları gibi Wyatt’in evine getirmişlerdir.
 
Wyatt geçmişte yaşadığı travmanın halen etkisi altındadır ve asla yeniden bu gerçekle yüzleşmek istememektedir.Ancak özellikle Cody,uzaylılar tarafından öldürülen ağabeyinin intikamını almak için yemin etmiştir ve bu olaydan Wyatt’i sorumlu tutmaktadır.Duke ve Otis ise Cody’nin bu gayesinde ona kayıtsız şartsız desteklerini sunmuşlardır. Wyatt’ın önünde pek de seçenek yoktur.Arkadaşlarına olan borcunu ödeyebilmek için onlara yardım etmeyi kabul eder.Ancak Cody çoktan niyeti bozmuştur ve rehin aldıkları uzaylı öldürüp öcünü alma hevesindedir.Wyatt ise söz konusu durumun son derece tehlikeli olduğunun farkındadır.Zira eğer bir uzaylıyı öldürürlerse diğer uzaylılarının geri dönerek hepsini öldüreceğinin bilincindedir.
 
Tam da o anda uzaylının bulunduğu yerden,kulakları inleten bir sinyal frekansı salması kahramanlarımız işini iyice zora sokacaktır.Daha önce alıkoyulma olayı yaşayan Wyatt artık daha tecrübelidir ve uzaylının bağırsaklarında UFO’ların onu bulmasını sağlayacak bir alıcı olduğunu söyleyerek,çıkarıp yok eder.(Baya bir iğrenç hani.Uzaylı otopsisi gibi :D)Güçlükle bu beladan sıyrılan gençler,bu seferde Wyatt’in kız arkadaşının gece yarısı evlerine getirilen yüzü gözü bağlı uzaylımızı fark etmesi ve maskesini çözmesi ile yeni bir meşgale ile uğraşmak zorunda kalacaklardır.Eğer ki bir uzaylı sizinle göz göze gelirse,beyninizi kontrol altına alarak istediği her hangi bir şeyi size kolaylıkla yaptırabilir.Genelde bu isteklerde tahmin edeceğiniz üzere pek de hayırlı olmaz.Artık aynı odanın içerisinde kahramanlarımız bekleyen tek tehlikenin tutsak pozisyondaki uzaylı olmadığı kesindir.Zaman ilerledikçe her şeyin kontrolden çıkmaya başlayacağı bu gerilim dolu gecede,sabaha çıkmak belki de bir hayalden farksız olacaktır.Olayların seyrine bir de şerifin eklenmesi ile iyiden iyiye maskeli baloya dönecek olan  tuhaf gecenin,her şeye gebe olabileceği muhakkak.



 İyi;Konu fena değil,bir şekilde izletiyor.
Kötü;Mantık hataları,oyunculuk vasat
Gereksiz;Snuff filmleri aratmayan bazı sahneler.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 26 Aralık 2011 | Etiketler : | | | |

The Host (aka Gwoemul) (2006)

Sağlam korku-gerilim filmlerinin anavatanı olarak ilan edebileceğimiz uzakdoğu yapımlarından biri olan “The Host” filmi,gerek bir ailenin minik yeğenlerini kurtarmak adına giriştikleri devasa bir yaratıkla mücadele olsun,gerekse güldürürken hüzünlendiren garip hikayesiyle,pek çok mizahseli bir araya getiren son derece başarılı bir yapım.Öncelikle uzakdoğu kültürünün bizim kültürümüze çok yakın olduğunu belirterek,filmi izlemeden önce yaşayabileceğiniz ön yargı problemini bir kenara itelemenizi öneriyorum.
Mekan belleyeceğimiz Seol’da,yıllar önce Amerikan ordusuna ait bir üssün tıbbi atıklarının;şehri iki parçaya ayıran Han nehrine verilmesi ile ortaya çıkan devasa yaratığın,kendi içerisinde problemler yaşayan bir ailenin yeğenlerini kaçırması ile,tekrardan bir araya gelecek olan kahramanlarımızın yeniden aile olabilmek adına yaratıkla yapacakları ölesiye mücadele konu ediliyor.Gang-Du geri zekalı olarak tabir edebileceğimiz;aylak,sürekli uyuyan orta yaşlarda bir adamdır.Han nehri kıyısında babasına ait olan bir büfeyi işletmektedir. Hyun-seo ise yitik akıllı babası Gang-Du tarafından çok sevilen ilkokul çağında minik bir kızdır.Yine günlerden birinde Hyun-seo için yeni bir cep telefonu alabilmek için para biriktiren Gang-Du,bu sırada arka fonda kız kardeşi Nam-Joo’nun okçuluk turnuvasındaki performansını izlemektedir.Kısa bir süre sonra nehir kenarındaki insanlardan gelen gürültüler nedeniyle Gang-Du,esneye esneye kıyıya ulaşır.Bir balık mıdır nedir bilinmez oldukça büyük bir canlı,nehirde olabildiğince yükseklere zıplamış ve akabinde yeniden nehre inmiştir.Olayı gören onlarca insan şaşkınlık içerisinde neler olup bittiğini anlamaya çalışırken,pek çoğu bunun bir yunus olabileceğini düşünür.Ancak çok geçmeden yeniden kendisini gösteren devasa boyutlardaki,dev bir balığı andıran görünüşe sahip yaratık yeniden hareket etmeye başlamıştır.Dahası karaya çıkan bu yaratık insanların paniklemeleriyle aralarına karışmıştır.Karada da suda olduğu gibi çevik bir şekilde hareket edebilen yaratık,kıyı şeridi boyunca pek çok insanın yaralanmasına ve ölmesine neden olmuştur.Bu büyük bir felakettir ve yaşanan arbede içerisinde kızı Hyun-seo yerine başka bir çocuğun elini tutarak oradan kurtulmaya çalışan Gang-Du,malesef ki sevimli biricik kızını kalabalığın arasında kaybettiğini çok sonraları anlayacaktır.
    
 Yaşanan derin trajedi nedeniyle Seol’de toplu bir cenaze töreni organize edilmiştir.Askeri karantina altına alınan Han nehri ve kıyısı izole edilmiş,felakete neden olan yaratığın peşine düşülmüştür.Kahramanımız Gang-du ise kızının ölü ilan edildiği bu ortamda,hem babası tarafından hem de kardeşleri olan Nam-Joo(olimpik okçu genç bir bayan,kardeşleri ve babası tarafından yavaş olması nedeniyle eleştiriliyor) ve Nam-il(üniversite mezunu,işsiz,karizmatik genç bir adam) tarafından ağır bir şekilde suçlanmaktadır.Gang-Du her ne kadar yaratığın kızını nehre bir yerlere götürdüğünü gözleri ile görse de,kimsenin Hyun-seo’nun yaşadığına dair umutları kalmamıştır.
 Seol hükümeti tarafından olaya karışan her bireyin teker teker gözetime alındığı  hengamede,yaratığın yaraladığı ya da dokunduğu herkeste,bulaşıcı ölümcül bir virüsün olabileceği lanse edilmiştir.Hastanede Gang-Du’nun tedavisinin bekleyen Park ailesi,hem şüpheli hem de bir o kadar sevindirici bir haber almıştır.Gang-Du kendisini Hyun-seo’nun cep telefonu ile aradığı ve büyük bir lağıma benzettiği bir alanda yaratık tarafından tutulduğunu söylemiştir.Biraz Gang-Du’nun durumu göze alındığında pek de kardeşlerine inanası gelmeyen bu senaryo,bakalım nasıl bir yöne doğru kayacaktır.Gang-du’nun Hyun-seo’nun yaşadığına dair sözleri belki de tutunacak bir dal arayan Park ailesi için,minik yeğenlerini kurtarmak adına bir şans olacaktır.Apar topar hastanedeki gözetimden kaçan Park ailesi,karantina altındaki Han nehri civarındaki büfelerinde, Hyun-seo’u kurtarabilmek için planlar yapacaklardır.Medya tarafından virüsü yayan çılgın aile olarak adlandırılan kahramanlarımız,bakalım minik yeğenlerini,dev yaratığın elinden kurtarabilecek midir? 
İyi;Eğlenceli hoş zaman geçirmenizi sağlayacak bir yapım.
Kötü;Filmde rahatsız edici pek bir şey göremedim.
Gereksiz;Finale doğru artan epik hava,mizahsel ile birleşince kaliteyi azaltıyor.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 24 Aralık 2011 | Etiketler : | | |

Rest Stop (2006)

Rest Stop (2006) 

Uzunca araba sahneleri ile yol filmi gibi başlayan ancak filmin ilk çeyreğinin ardından; daha çok sıkışan bir boyutta gerçekleşen olayları anlatan, sıra dışı bir seri katil filmi olan Rest Stop, pek çok şeyin var olduğu, ancak hiçbir şeyin tam olmadığı bir yapım. Filmin konusuna gelecek olursak; Nicole ve erkek arkadaşı Jess yeni bir hayat kurmak üzere hayallerinin şehri olan Kaliforniya’ya yola çıkarlar. Nicole ailesinin baskısını yıkma çabasında olan, özgüvenini tazelemeye çalışan genç bir bayandır. Jess ise sevgilisi Nicole’ü bir bakıma peşi sıra sürüklemektedir.
Rest Stop (2006)
Eğlenceli başlayan kara yolu yolculuğu, Jess’in kestirme yola saparak eski otoyol adı verilen yola girmesi ile tam bir bilinmeze dönüşecektir. Uzun bir yolculuğun akabinde gördükleri tek sosyal hayat belirtisi olan Rest Stop yaftalı bir tabeladan dönüş yapan gençler, tuvalet ihtiyacını gidermek üzere duraksarlar. Nicole ihtiyacını gidermek üzere lavaboya gidip geldiğinde ise Jess’in ve arabasının ortadan kaybolduğuna şahit olur. Başlarda Jess’in kendisine eşek şakası yaptığını zanneden Nicole, şaşkınlığının korkuya dönüşmesi ile panikler. Bulunduğu coğrafyada ne bir telefon ne de herhangi bir insana rastlamıştır. Dahası bu nasıl bir yerdir ki tamamiyle sosyal hayattan izoledir. Kısa bir süre sonra park halindeki bir karavandan gelen flash ışıkları ile içerisinde birileri olduğunu fark eden kahramanımız, yardım istese de karavandaki olası kişilerden herhangi bir tepki alamaz. Bu sırada çevrede korku salmaya başlayan sarı bir kamyonet,sinsi şekilde dolaşmayı sürdürmektedir. İyice korkmaya başlayan ve etrafı gezinerek Jess’in izini süren Nicole, sit alanının menajerine ait  bir odaya yönelir. Odanın  camını kırarak telsizle yardım aramaya çalışsa da olumlu bir sonuç alamaz. Çekmecelerden birinde bulduğu alkolü tüketmeye başlayan kahramanımız; bir yandan da başından geçenleri sorgulamaktadır. Sarı kamyonetinin sahibinin olası bir sapık olduğunu düşünen Nicole, Jess ortadan kaybolmadan önce yol üzerinde yine aynı sarı kamyonetin tacizine uğradıklarını hatırladığında,tuvaletin duvarlarındaki KLZ 303 plakalı adamla ilgili garip söylentileri de birleştirdiğinde bulmacayı yavaştan çözmeye başlar. Sarı kamyonetin plakası olan KLZ303, 1971 yılından beri pek çok saldırı, taciz ve cinayetin sorumlusu olan bir psikopata aittir. Olası olarak Jess’i de kaçırması söz konusu olan bu adam acaba Nicole’den ne istemektedir?
 Rest Stop (2006)
Gecenin karanlığının çökmeye başlaması ile iyice telaşlanan Nicole, öncesinde içinden gelen ışıklar gördüğü karavanın hareket etmesi ile irkilir. Bu kez şanslıdır ve karavana binebilmiştir. Kahramanımız karavanda son derece garip bir aile ile tanışacaktır. Tamamen kafayı yemiş bu tuhaf insanlar, çok geçmeden Nicole’ün kendisini dışarıda daha güvende hissetmesine neden olacaktır :D
Yeniden ayrıldığı Rest Stop' daki sit alanına dönen kahramanımız,tekrardan tuvaletteki yazıları okumak üzere oraya yönelir. Tuvalette bir takım metafizik olaylar yaşayacak olan Nicole,neyin gerçek neyin hayal olduğu konusunda büyük problemler yaşamaya başlar. Kamyonetli psikopatın tacizleri ve ölüm oyunlarına kaldığı yerden devam etmesi sonrasında Nicole; eğer hayatta kalmak istiyorsa geçmişinin aksine, ayakları üzerinde sapa sağlam yere basmalıdır...

İyi;Filmde pek olumlu diyebileceğimiz şey yok gibi :D Vasat bir yapım. Bu tarz yol gerilim filmleri sevenlerin Joy Ride serisine göz atmalarını tavsiye ediyorum.  Ayrıca dileyen serinin ikinci filmi olan Rest Stop : Don't Look Back (2008) incelemesine de bakabilir.
Kötü;Kurgu çok dağınık ilerliyor.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 16 Aralık 2011 | Etiketler : | | | |