Güncel İncelemeler;

Henjel gwa Geuretel (aka Hansel & Gretel) (2007)

Hansel & Gretel hikayesini eminim çocukluğunuzda çoğunuz okumuştur ya da bir büyüğünden dinlemiştir.Gerçekten de "Alis Harikalar Diyarında" ile beraber bir çocuk için en ideal fantastik kitap alternatiflerden biri olduğu konusunda şüphem yok.Şimdiye dek defalarca sinemaya uyarlanan kült hikaye için Güney Kore yapımı "Henjel gwa Geuretel" filmini,kurguda alışılagelmişin dışında bazı ufak eklemelerle beraber atmosferin başarıyla yansıtılmasından ötürü kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum.
Eun-Soo hamile sevgilisi ile son zamanlarda işi gereği yaptığı uzun ziyaretler sebebiyle sürekli tartışır olmuştur.Bebeğin doğumunu kısa süre kala yine bir iş gezisi sebebiyle arabasıyla yolculuğa çıkan kahramanımız,yolda ansızın önüne çıkan bir cisim sonrasında kaza atlatır.Arabasının şarampole devrilmesi ile yaralanarak ormanda baygınlık geçiren Eun-Soo,saatler sonra havanın da kararması ile ormanın ürkütücü sessizliğinde gözlerini açar.Küçük bir kız çocuğu elindeki fenerle,evinin yakınlarda olduğunu söyleyerek Eun-Soo'nun kendisi ile gelmesini ister.Uzun bir yürüyüşün ardından ormanın derinlerinde masalsı bir eve ulaşan ikilimiz soluklanma fırsatı bulurlar.Eun-Soo ilk bakışta evin kendisine yardımcı olan bu küçük kıza ait olduğuna pek inanmasa da anne-babası ve kardeşleri ile tanışınca rahatlar.Ev ahalisinin yardımsever tavırları dolayısıyla fazlasıyla memnun olan kahramanımız sabah erken kalkıp yola düşebilmek için dinlenmeye çekilir.Evin tamamına hakim olan oyuncaklar ve bir çocuğun ihtiyacı olabilecek her türlü ışıltılı-pırıl pırıl eşyanın arasında sabahı eden Eun-Soo,etrafını daha rahat gözlemlemeye başlar.Gerçekten de her şey masallardaki gibidir,masaların üstünde çeşit çeşit şekerlemeler,pastalar göz alıcı renklerde oyuncaklar,takılar bulunmaktadır.
Ev halkı ile beraber keyifli bir kahvaltının ardından evine dönmek için izin isteyen kahramanımız bir türlü yolu bulamaz.Ormanın derinliklerinde saatlerce gezinmesine rağmen sürekli aynı yerde daireler çizdiğini düşünmeye başlayan Eun-Soo,yorucu günün ardından yine aynı eve sığınmak zorunda kalır.Çocuklar da bu işe epey sevinmiştir hani.Ertesi gün yeniden bu sefer yanında ev ahalisinden birinin de yardımı ile otoyola ulaşmaya planlayan kahramanımız,kaldığı odada bir takım tuhaflıklar olduğunu hisseder.Cep telefonu ile sinyal alamayan Eun-Soo,saatinin de sebepsiz yere bozulması akabinde bir de gelen sesler sonrasında tanışmadığı başka birilerinin de olabileceğini düşünmeye başlar.Günün ilk ışıklarıyla beraber hazırlığını yapıp yola koyulmak için çocuklarla vedalaşmaya gelen Eun-Soo şaşırtıcı bir sürprizle karşılaşacaktır.Zira anne-babaları çocukları kendisine emanet ederek birkaç gün sonra döneceklerini not bırakmışlardır...


İyi;Hikayeyi zaten pek çoğumuz ezbere biliyoruz.Ancak kurgunun genişletilmesi ve zekice yapılan eklemeler ile baştan sona sürükleyici,mistik atmosfere sahip bir yapım ortaya çıkmış.
Kötü;Gerilim ve fantastik öğeler bakımından başarı olsa da biraz daha korku ağırlı sahneler yer alsa daha iyi olabilirdi.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 6 Ekim 2012 | Etiketler : | | |

Batoru rowaiaru (aka Battle Royale) (2000)

Japonya'da gençler arasında şiddetin tırmanması sonrasında hükümet yeni bir strateji uygulamaya karar verir.Deneysel bir çalışma için pilot lise seçilerek 42 öğrenci toplatılıp,zorla ıssız bir adaya gönderilirler.Her birine değişik yaralayıcı-kesici aletlerin bulunduğu çantalar verilerek adada hayatta kalmak istiyorlarsa birbirlerini öldürmeleri telkin edilir.Ancak bu şekilde sona kalan kişinin adadan kurtularak,özgürlüğüne kavuşacağı vaad edilmiştir...
Battle Royale olarak adlandırılan ibretlik projede öğrencilerden hayatta kalma güdüsü en yüksek olanının,üç günlük süreç sonrasında özgürlüğünü kazanmak için diğerleri elemine etmesi amaçlanmaktadır.Rastgele dağıtılan ve her birine farklı nesneler olan çantalarla yola koyulan kahramanlarımızdan kimisi yakın arkadaşlarını bularak birlik olma,kimisi ise bireysel takılarak sonuca ulaşmayı planlamaktadır.Öte yandan üç günlük süreci saklanarak geçirmeyi umanları ise kötü bir sürpriz beklemektedir.Zira 72 saat sonunda adada birden fazla hayatta kalan olursa boyunlarındaki bomba türevi zincir patlayacak,yine ölüme mahkum olacaklardır.Her yerde kameralar bulunması ve ölenlerin ardından sinir bozucu anonsların yapılması ile giderek panikleyen kahramanlarımız,öte yandan rastgele dağıtılan çantalarından orantısız silahların çıkması ile iş birliği yapma eğilimi gösterirler.Halihazırda bazılarında gps,pusula vs gibi yön-konum bulmaya yarayan cihazlar olduğu halde bazılarında da kesici aletler,hatta tüfekler,silahlar bulunmaktadır.Birbirlerini okuldan az çok tanıyan gençler için şimdi önemli olan kimlerin güvenilir olduğudur.En yakın arkadaşını sırtından vurabilir misin?


İyi;Zamanının en özgün yapımlarından biri.İnsan doğası üzerine felsefik bir bakışla yaklaşılan filmde atmosfer ve kurgu son derece başarılı.Hafızalara kazınan bazı enteresan sahnelerin de varlığından söz etmemek olmaz tabii.Bu filmi sevenlerin The Tournament (2009) yapımına da göz atmalarını öneriyorum.
Kötü;-
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 26 Eylül 2012 | Etiketler : | | |

Hoa-cha (aka Helpless) (2012)

Veteriner hekim Moon-ho,kısa süre önce tanıştığı Seon-yeong ile evlilik hazırlığı yapmaktadır.Birbirleri için yaratıldıklarını düşünen genç nişanlılar,Moon-ho'nun ailesini ziyaret etmek için yola çıkarlar.Yol üzerinde mola veren çiftimizden Moon-ho içecek bir şeyler almak için arabadan ayrılır.Döndüğünde sevgilisinin ardında iz bırakmadan ortadan kaybolduğuna şahit olacaktır...
Öncesinde Seon-yeong'ın kaçırılmış olabileceği üzerinde duran Moon-ho,polislerden beklediği ilgiyi göremez.Evlilik arifesinde böyle bir şeyin nasıl başına geldiğine hala anlam veremeyen kahramanımız,yaşadığı şoku bir türlü atlatamamıştır.Kafasını kurcalayan asıl şüphe ise sevgilisinin kendi rızası ile onu bu şekilde terk ettiği fikridir.Zaten halihazırda soluğu onun evinde alsa da,saatler öncesinde boşaltıldığını anlar.Seon-yeong'ın iş yerine giderek herhangi bir ip ucu edinip,yeniden birlikte olmaya ikna etmeye çalışan Moon-ho,kız arkadaşının günlerdir işe gitmediği bilgisine ulaşacaktır.Dahası şirkete bıraktığı öz geçmişi yardımıyla eskiden çalıştığı referans gösterdiği yerleri arayan kahramanımız,her defasında öyle bir çalışanın o dönemlerde orada çalışmadığı cevabını alacaktır.
Sevgilisi bulma konusunda tek başına kalan kahramanımızın aklına geçmişte kıdemli bir polis memuru olan abisi gelecektir.Jong-geun orta yaşlarda,rüşvet aldığı gerekçesiyle kovulan eski bir memurdur.Şimdi ise aylak aylak iş beklemekte olup,özel dedektifliğe soyunmuştur.Yıllardır abisini görmeyen Moon-ho,sadece onun kendisine yardım edebileceğini söyleyerek,arama çalışmalarını beraber sürdürmeye başlarlar.Çok geçmeden Seon-yeong'un kimliğinin sahte olduğu ortaya çıkacaktır.Şimdi öğrenilmesi gereken tek husus,Moon-ho'nun gerçekte kimle evlenmek üzere olduğudur.


İyi;Yine uzakdoğu menşeli özgün bir yapım.Oyunculuk,atmosfer,gizem seviyesi tatmin edici.Sürükleyici kurgu da bunlara eklenince izlemenizi tavsiye edebileceğim bir alternatife dönüşüyor.
Kötü;Esasında son çeyreğe doğru girilirken tipik bir intikam hikayesi beklemeye başlamıştım.Final beni şaşırtmayı başardı,ancak pek de olumlu şekilde olduğunu söyleyemem.
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 20 Ağustos 2012 | Etiketler : | | |

Invitation Only (2009)

Büyük bir şirkette getir-götür işleri yapan,zaman zaman da patronun makam şoförlüğünü üstelenen Wade,günün birinde iş vereninin muazzam teklifi ile yeni bir maceraya atılır.Patronu,Wade'i bizzat kendisinin davet edildiği sosyetik,seçkin konukların yer alacağı büyük bir partiye kendisi yerine gitmesi hususunda cesaretlendirmiştir.Dahası Wade'in şirketi temsil edip,kuzeniymiş gibi davranmasını isteyip cebine yüklü miktarda para da koyar.
Her zaman hayallerini süsleyen yaşamın bir geceliğine olsa da merkezinde yer alan Wade,partide eğlenceli saatler geçirmektedir.Kendisi gibi partiye ilk kez katılan diğer konuklarla takılmayı tercih eden kahramanımız gerçekte hiç bir zaman sahibi olamayacağı kadar çok olan patronunun parası ile keyfini sürmektedir.Lakin çok geçmeden bir şeylerin ters gittiğini hissetmeye başlayan Wade,yeni arkadaşlarıyla beraber karanlık bir koridora hapsedilir.Başlarda bunun şaka olabileceğini düşünseler de etraftaki canice parçalanmış cesetler temkinli davranmalarına sebep olacaktır.
Zamanla kader birliği edecek olan dörtlümüz,neden hedefte olduklarını da anlayacaklardır.Bu sırada işin rengi de değişmeye başlamıştır.Zira ellerinde bıçaklar,yüzlerinde maskeler olan takım elbiseli birileri karanlığın ortasında kol gezmektedir.Bütün çıkış yollarının kapalı olduğu köhne koridorlarda peşlerindeki canilerden kurtulmaya çabalayan kahramanlarımız bakalım partinin sonunu görebilecek mi?


İyi;Bol kanlı dehşet öğeleri ile süslü tipik bir uzakdoğu yapımı olduğunu söyleyebilirim.Ana fikir olarak Hostel ile benzerlik gösteren filmde mekan betimlemeleri de ilgi çekici.
Kötü;Sonuç itibariyle klişe bir kurguya sahip.Oyunculuk vasat,final rahatlıkla tahmin edilebilecek cinsten...
Editör'ün Puanı

Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 24 Temmuz 2012 | Etiketler : | | |

The Grudge 3 (2009)

Seriyi izleyenlerin anımsayacağı üzere lanet Tokyo'da sınırlı kalmayıp,Amerika topraklarına taşınmıştı.Kayako'nun evine girsin girmesin artık herkes büyük bir tehdit altında.Kayako'nun giderek artan öfkesini ise sonsuza dek dindirebilecek tek kişi olan Japon bir bayan,lanetin konuşlandığı Chicago'daki apartmanın yolunu tutmuştur...
Malumunuz apartmandaki ölümlerin ardından binada sadece birkaç aile yaşamaya devam etmektedir.Max ve kız kardeşleri(Lisa ve Rose) hem binanın ufak tefek eksikleriyle ilgilenmekte hem de mal sahiplerinin yeni kiracılar bulmasına aracılık etmektedirler.Abisi Max ve hasta kardeşi Rose'u yarı yolda bırakarak kendi hayallerinin peşinden gitmeyi planlayan Lisa ise ayrılık için uygun zamanı kollamaktadır.Lakin genç ailemizin kendi hallerinde takıla dursunlar,binada yaşayan diğer apartman sakinleride şüpheli şekillerde ölmeye başlamıştır.Minik Rose ise binada dolaşan beyaz tenli asyalı bir çocuktan söz etmektedir.(Toshio)
Kayako'nun lanetini bertaraf etmek için Japonya'dan Max ve ailesinin yaşadığı binaya gelen Naoko (aynı zamanda Kayako'nun kız kardeşi) Lisa'yı başlarına gelecekler konusunda uyarlamaya çalışsa da yeterince ikna edici olamaz.Dahası ölümün kol gezdiği apartmanda eğer tılsım yok edilemez ise lanet daha da güçlenecek ve bölgede yaşayan herkes için tehdit oluşturacaktır.Medyum annesinin ayinlerine benzer şekilde  kötü ruhu defetmek için Lisa ve kardeşi Rose'a ihtiyacı olan Naoko bakalım üstlendiği misyonda başarılı olabilecek midir?
Serinin diğer filmleri ;

İyi;Oldukça vasat,olumlu şeyler söylemek çok zor.
Kötü;Serinin ilk iki filminin ardından ticari kaygılarla çekilmiş vasatı geçemeyen bir yapım olduğunu söylemeliyim.Oyunculuk,makyajlar,kurgu tamamı başarısız.
Gereksiz;
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 8 Mart 2012 | Etiketler : | | | |

The Grudge 2 (2006)

Lanetli eve girerek sağ çıkmayı başaran tek kişi olan Karen,erkek arkadaşını öldürdüğü şüphesi ile gözetim altında tutulmaktadır.Doktorlar genç bayanın anlattıklarından yola çıkarak akli dengesini yitirmiş olabileceği hususunda görüş bildirmiştir.Tüm bu olaylardan günler sonrasında haberdar olan Karen'ın Amerika'da yaşayan kız kardeşi Aubrey ilk uçağa atladığı gibi Tokyo'nun yolunu tutmuştur.Ancak kardeşiyle henüz neler yaşandığı hususunda konuşamadan,Karen'ın çatıdan atlayarak intihar etmesi üzerine büyük bir şok yaşayacaktır.
Hastanede Eason isimli genç bir gazeteci ile tanışan Aubrey'in kardeşinin başına gelenleri tam olarak öğrenmeden Amerikaya dönmeye niyeti yoktur.Eason ile sıkı bir arkadaşlık kuran kahramanımız yaşananların tüm sorumlusu olarak görmeye başladığı lanetli ev konusunda araştırmalar yapmaya başlamıştır.Meraklı gazetecimiz Eason halı hazırda lanetli evde bulunmuştur ve Karen'ın başına gelenlerin kendisi için tekrarlanmaya başladığını düşünmektedir.Zaman zaman Toshio ve Kayako'nun suretlerini gören kahramanımız,evde süregelen lanetin halen devam ettiğinin farkındadır.Zira zamanında Karen evi yakmış olsa da bu laneti durdurmak bir yana dursun daha da tehlikeli bir hale getirmiştir.Kayako artık sadece eve girenlerin peşine düşmemekte,kendi suretini gören kişilerin hayatına girerek etraflarına terör saçmaktadır.
Eason bir arkadaşından yardım alarak Kayako ve hikayesinin bilinmeyen karanlık noktalarını gün ışığına çıkartma  fırsatı bulmuştur.Kayako hayattayken de hiç bir zaman normal bir insan olamamıştır.Zira bir çeşit medyum olan annesi daha kızı küçükken,bazı kötü ruh çıkarma ayinlerinde onu kullanmıştır.Ülkenin dört bir yanından gelen ruh istilasına uğramış kişileri tedavi eden medyum,ayin sırasında çıkardığı kötü ruhları kızı Kayako'ya yedirmiştir.Bu önemli ayrıntının ortaya çıkması ile Aubrey,Eason ikilisi Kayako'nun annesinin peşine düşmüşlerdir.Bakalım Kayako onları da haklamadan laneti sonlandırabilecekler midir?

Serinin diğer filmleri;

The Grudge (2004)
The Grudge 3 (2009)

İyi:Olay örgüsünün üç koldan ilerlemesi oldukça başarılı( bir grup genç kız,babalarının evlenmesi ile üvey anne sendromu yaşayan bir aile ve Aubrey cephesi)İlk yapımda eksik kalan hikaye tatmin edici şekilde doldurulmuş.Zaten kocasının infaz ettiği sıradan bir kadının o hale gelmesi oldukça saçma ve abartılıydı.
Kötü;Abartılı makyajlar.
Gereksiz;
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 7 Mart 2012 | Etiketler : | | | | |

The Grudge (2004)

2002 yapımı Ju-on filminin uyarlaması olarak çekilen yapım,beğeni kazanmasının akabinde üç filmden oluşan bir seriye dönüştü.Özellikle The Ring (2002) ve Shutter (2004) yapımlarının kazandığı başarının sonrasında kurgu olarak bu filmlerin izinden giden seri,sıkılmadan izleyebileceğiniz alternatifler arasında.Filme gelecek olursak:Ailesiyle bazı sorunlar yaşayarak Japonya'ya yerleşen Karen,farklı bir ülkede yaşamanın dezavantajlarının kendisine yardımcı olan erkek arkadaşı ile atlatmaya çalışmaktadır.Değişim öğrencisi olarak Tokyo'da hayatına devam eden Karen,aynı zamanda sosyal hizmetler kurumunda ders kredisi kazanmak üzerine görev almaktadır.Günün birinde yatılı hastalara hizmet eden hemşirelerden birinin ortadan kaybolması ile onun yerine görevlendirilen kahramanımız,hayatını alt-üst edecek lanetli evin kapılarını aralayacaktır.
Karen bahsi geçen eve ulaştıktan sonra yatalak hasta Emma ile ilgilenir.Zira ev berbat haldedir ve büyük bir kargaşa yaşanmış izlenimi vermektedir.Dahası üst kattan gelen rahatsız edici sesler sonrası yukarı çıkan kahramanımız sesin kaynağının bantlarla çevrelenmiş büyük bir gömme dolap olduğunu fark edecektir.Merakına yenilerek dolabın kapağını açtığında ise tozlu bir günlük ve sonrasında ansızın belirip kaybolan küçük bir erkek çocuğu görecektir.Yaşadığı kabus gibi anların etkisinden kurtulamayan kahramanımız kendisini Toshio olarak tanıtan minik çocuğun ansızın kaybolması ile iyice telaşlanmıştır.Lakin asıl sürprizi Emma ile ilgilenirken yaşayacak olan Karen,yüzünün tamamını kapatan siyah saçlı bir ucubenin(namı diğer Kayako) oracıkta yaşlı kadını öldürdüğüne şahit olacaktır.
Olay örgüsüne polislerinde katılması ile evin lanetli geçmişine dair önemli bilgiler edinen Karen,artık nasıl bir bela ile karşı karşıya olduğunun farkındadır.Yıllar önce evin sahibi olan Kayako ailesi ile mutlu mesut yaşarken,gönlünü başka bir adama kaptırması sonrasında günlüğünü okuyarak karısının kendisini aldattığını öğrenen kocası adeta terör saçmıştır.Kayako'yu boynunu kırarak öldürüp,sonrasında oğlu Toshio'yu küvette boğmuştur.Bunla da yetinmeyip Toshio'nun kedisini de öldürüp,karısını bir naylona sararak gömme dolaptan çıkılan tavan arasına bırakıp intihar etmiştir.İşte lanetin başlangıcıda bu olay olmuştur.
Malum olayın sonrasında eve girenlerin teker teker tuhaf şekillerde öldürüldüğünü keşfeden kahramanımız,kendi hayatının da tehdit altında olduğunun bilincindedir.Peki ama bu lanetten bir şekilde korunulabilir mi?
"Biri güçlü bir öfkenin ellerinde can verdiğinde ölüm yerinde bir lanet doğar.Bu lanetle karşılaşanlar onun gazabı ile yok edilirler."
Serinin diğer filmleri;

 İyi;Atmosfer,gerilim düzeyi,mekanlar...
Kötü;Zaman zaman durağanlaşan kurgu,olay örgüsünün çok yüzeysel şekilde açıklanması pek çok sorunun cevapsız kalmasına neden olacak cinsten.
Gereksiz;Abartılı makyajlar...
Editör'ün Puanı
Paylaş ;
Yazar : | Tarih : 6 Mart 2012 | Etiketler : | | | | |

Silent Hill (2006)


İşte benim favori korku-gerilim filmim.İlk olarak Ps1 de yollarımızın kesiştiği Silent Hill oyununun ardından;filmi çıksa da izlesek dediğim,bence en iyi video oyunu tabanlı film.Bu konuda kesinlikle özel bir yapım olduğunu düşünüyorum.Silent Hill oyun serisinin tamamını oynamış biri olarak, filmin kurgusunun ilk iki oyuna benzerlikler gösterdiğini ancak senaryo uyarlamasının oyunla bire bir ilişkili olmadığını söylemeliyim.
Filmin incelemesine başlamadan Silent Hill’in neden özel olduğundan biraz bahsedeyim.Her şeyden önce oyunu oynayan herkesin büyük ilgisini kazanan Silent Hill;kendine has sisli atmosfer,değişen boyut kavramı,siren sesi,garabet yaratıklar ve lanetli kasabamızın ta kendisi ile yoğurulmuş müthiş bir kurgudur.İlk oyunun çıktığı dönem sık sık Resident Evil oyununa göndermeler yapılaraktan,Silent Hill’ın onun kopyası olduğu düşüncesi,oyunun kendine has hayran kitlesinin oluşması ile ne kadar saçma bir görüş olduğunu ortaya çıkarmıştır.Öncelikle Resident Evil sadece eğlencelik deyim yerindeyse çerezlik bir oyundur,öte yandan Silent Hill oynayanı da izleyeni de içerisine çeken müthiş bir kurgunun yanı sıra kendine özgü felsefe taşıyan sıra dışı bir bileşimdir.
2006 yılında gelen Silent Hill filmi oyunu daha önce oynamamış kişiler tarafından eleştirilip tam olarak anlaşılamasa da,filmi uzun süredir bekleyenler için oyundan esintiler görmek dahi memnun edici bir gelişme olmuştur.Her ne kadar sinema için ikinci filmin gişeye girmesi 2008 yılından itibaren sürekli ertelense de bunun tek sebebi filmin tam olarak hakkını verecek ve seyirciye oyundaki tadı bire bir aktaracak cesaretin, yapımcılar tarafından gösterilememesidir.Sonuçta kendi içerisinde kompleks bir konu içeren Silent Hill’in,genel izleyici kitlesine hitap etmeyeceği açıktır.Ancak sadece Silent Hill fan kitlesi dahi,gelecek yeni filme yüksek gişe yaptıracak potansiyele sahiptir.Her neyse Silent Hill ile ilgili sayfalarca yazabilirim ancak artık filme geçelim…Filmin konusuna gelecek olursak;mutlu bir şekilde evliliklerini sürdüren Rose ve Christopher çiftinin,gizemli bir hastalığa sahip Sharon isimli küçük bir kızları vardır.Sharon özellikle geceleri kabuslar görmekte ve Silent Hill denilen bir kasabanın adını sayıklayarak,uyurgezer halde evden uzaklaşıp hayatını tehlikeye atmaktadır.Rose,Sharon’ı en iyi doktorlara götürmüş olsa da  hastalığa bir çözüm bulunamaz.Kahramanımız,Christopher’ın aksine artık tıptan medet ummaktadır ve Sharon’ın iyileşmesi için sürekli kabuslarında bahsettiği Silent Hill kasabasına gitmeyi düşünmektedir.Ancak internetten yaptığı araştırmalar sonucunda, kasabanın büyük bir yangın sebebiyle yıllar önce boşaltılmış lanetli bir yer olduğunu öğrenmesi cesaretini kırmaya yetmez.Dahası  kasabanın yeri dahi tam olarak bir muammadır.Pek çok kaynakta kayıp kasaba olarak adlandırılmaktadır.Bütün bunlara rağmen Rose’un geri adım atmaya niyeti yoktur ve Sharon’ın iyileşmesi için oraya gitmenin tek çareleri olduğunu düşünür. Christopher’a haber vermeden Sharon’ı yanına alarak Silent Hill kasabasına doğru yol almaya başlar.
Kahramanımız yolculuk sırasında bir benzinliğe uğrayarak yakıt almak ister.Ancak bu sırada kredi kartının reddedildiği görür.Christopher,Rose’un bilgisayarından ve ona gün boyu ulaşamamasında ötürü onun Sharon ile beraber gizemli Silent Hill kasabasına yola çıktığını anlamıştır.Rose’u durdurmak için banka hesaplarını engellemiştir.Ancak bu hamle onun Silent Hill’e ulaşma konusundaki kararlılığını etkilemeyecektir.Marketteki görevli bayana Silent Hill’e nasıl gidileceğini sorar,aldığı cevap ise artık oraya hiçbir yolun gitmediğidir.Bu sırada arabada yalnız kalan Sharon,bir polis memurunun(Cybil) dikkatini çekmiştir. Cybil,Rose’un Sharon’ı bu ücra,gözlerden uzak yere getirerek  öldüreceğini düşünür.Çünkü geçmiş yıllarda aynı bölgede Cybil’in düşündüğü ihtimali kuvvetlendiren vakalar olmuştur.Bunun üzerine Cybil motosikleti ile Rose’un kullandığı arabanın peşine düşer.Bu sırada arabanın radyosunda benim çok sevdiğim parçalardan biri olan Letter-from the lost days parçası çalmaktadır.Hızını arttıran kahramanımız,zifiri karanlıkta önüne çıkan çocuğa çarpmamak için kaza yapar.
Uyandığında bambaşka bir memleket olan Silent Hill’dedir.Çok geçmeden arabasının kapısının açık olduğunu ve Sharon’ın yanında olmadığını fark eder.Sharon’ın nereye kaybolduğunu anlamaya çalışırken,telefonla Christopher’a ulaşır.Ancak nedendir bilinmez hat kesik kesiktir ve Rose derdini tam olarak anlatamadan telefonu kapanır.Christopher endişelenmiştir zira tedirgin edici telefon konuşması onun Silent Hill hakkındaki tereddütlerini haklıya çıkaracak cinstendir.Bunun üzerine Christopher arabasına atlar ve ailesini kurtarmak için yola çıkar.Telefondan umudunu kesen Rose, arabasından dışarı çıkarak çevreyi incelemeye başlar.Kaza yaptığı yerin hemen ilerisinde “Silent Hill’e hoşgeldiniz” yazısı dikkatini çeker.Bu sırada sesiz sakin gözüken,sislerle kaplı kasabanın tamamen terk edilmiş olduğunu anlar.Etrafı keşfetmeye çalışırken bir anda Sharon’ın koşarak uzaklaştığını görür.Ansızın siren sesleri yankılanmaya başlamıştır.(Siren sesleri Silent Hill’a özgü zaman kavramının değiştiği,farklı bir boyuta sıkışma anının başlangıcıdır.)Ortama karanlığın çökmesi ile şaşkına dönen Rose çakmağını yakarak Sharon’ı en son gördüğü yere doğru tedirgin bir şekilde hareket etmektedir.Sharon’ı ararken karşısına kısa boylu ellerinde bıçak olan garabet yaratıklar çıkar.Onlardan kaçmaya çalışır ancak kapana kısılmıştır ve buradan kurtuluş yok gibidir.(boooom)
Rose kafeterya tarzı bir mekanda uyanır.Sanki az önce yaşadıkları sadece bir kabustur.Yeniden sislerle dolu kasabanın içerisindedir.Peki nasıl olmuştur da buraya sağ salim gelebilmiştir.Sokağa çıkan ve çevreyi incelemeye devam eden kahramanımız,kasabadan çıkış yollarının katlanıp uçuruma dönüştüğünü ve geri dönüşün imkansız olduğunu fark eder.Arabasına geri döndüğünde ise onu bir sürpriz beklemektedir.
Cybil oradadır ve silahını çekerek Rose’u göz altına alır.Cybil da bir trafik kazası geçirmiştir ve Silent Hill'e nasıl geldiği konusunda hiçbir fikri yoktur.Rose,başından geçen gizemli olayları,Sharon’ın kaybolduğunu ve onu bulmaları gerektiğini söylese de Cybil bu tuhaf mekanda ondan başka şüpheli görememiştir.Ardından Sharon’ı bulmak adına etrafı kolaçan etmeye karar verirler.Kısa bir süre sonra karşılarına garabet bir yaratık çıkar.Artık lanetli kasabada kader ortağıdırlar.
İşte filmin girişini pek kısa olmasa da bu şekilde özetleyebildim.Filmin devamında Cybil ve Rose’un,Sharon’a ulaşmak için gizemli kasabada neler yapacakları,olaya sonradan dahil olan Christopher’ın eşi ve kızını kurtarma çabaları,Alessa’nın kim olduğu sorusunun cevabı ve lanetli kasabada halen yaşamakta olan ve kendilerine özgü inanışları ile bu cehennemde hayatta kaldıklarını savunan bir avuç kasabalının,Silent Hill’deki  üç yabancıya karşı nasıl bir tutum sergileyeceği anlatılıyor.Peki finalde iyiler mi kazanacak sorusunun cevabı ise tam olarak net olmasa da,zekice bir önerme ile cevaplanıyor.

Filmi izleyenler için;

-Filmin bir sahnesinde Christopher ile Rose sanki yanyanadır.Hatta Christopher,Rose’un parfüm kokusunu aldığını söyler.Bu sahnenin açıklaması Rose’un artık Silent Hill içerisinde farklı bir boyutta yaşadığı ve eşi Christopher ile yeniden bir araya gelemeyeceği olabilir.
-Finalde,Rose ve Sharon’a Silent Hill’den çıkış kapıları açılır ancak eve döndüklerinde Christopher onların geldiğini anlamaz.Bu da yine benzer şekilde boyut kavramından ötürü kahramanlarımız bir daha asla eskisi gibi aile olamayacağının göstergesi olabilir.
-Alessa’nın neden kasabalının sığındığı kiliseye giremediği sorusunun cevabını bende bilmiyorum.Ancak filmde birkaç kez geçen cümlelerde kasabalının inanışlarının Alessa’yı oradan uzak tuttuğunun altı çiziliyor. 
-Silent Hill filminin ilk 2 oyunun kısmi uyarlaması olduğundan bahsetmiştim.Rose ve Sharon,Silent Hill yolunda arabalarıyla ilerlerken çalan Letter-from the lost days şarkısı serinin üçüncü oyununda,yine benzer bir araba ile seyahat sahnesinde kullanılıyor. 
-Sharon ve Alessa rollerini başarıyla canlandıran Jodelle Ferland,yine blogumda incelemesini paylaştığım Case 39 filminde de gayet başarılı bir performans sergiliyor. 
-Christopher Da Silva rolündeki Sean Bean ise 2006 yılı Silent Hill filminde rol almadan önce,The Dark(2005) (yine blogumda incelemesi olan filmlerden.) filmindeki rolü ile hemen hemen çok benzer bir baba rolünde,Silent Hill filmi ile karşımıza çıkıyor. 
-Filmin sonlarına doğru Alessa’nın ödül olarak Rose’a anlattığı kasabanın asıl gerçeklerini,kısa bir video olarak canlandıran görüntülerde,kasabalının filmin geçtiği günümüz zamanında yaşlanmadıkları bulgusu Silent Hill’e bir kez girenin artık oradan çıkamayacağı deyimini doğruluyor. 
Şimdilik aklıma gelenler bunlar,izleyipte aklınıza takılan yerleri sorarsanız cevaplandırabilirim.  


İyi;Oyunculuk,mekan,kurgu,soundtrackler,atmosfer...Kısaca her şey gayet iyi.Mutlaka izlemenizi tavsiye edebileceğim yapımların başında geliyor.
Kötü;Serinin ilk iki oyununun karışımını andıran yapımda,oyundan daha fazla esintiler görebilseydik çok daha mutlu olabilirdik.
Editör'ün Puanı
Paylaş ;